SÖZ 💔

1578 Kelimeler
İpek’in anlatımıyla devam İnsan, çok sevdiği birini kaybedince yüreğinde kırk mum yanarmış. Her gün bir tanesi sönermiş, ama kırkıncı mum, yüreğinde bir ömür boyu yanmaya devam edermiş. Biz de tam şu an o noktadaydık. Abim gideli kırk koca gün olmuştu. Hala Zonguldak’taydık. Annem ve babam, “Bir daha İstanbul’a dönmeyelim, bize hayır getirmedi,” diyorlardı. Ama benim dönmek için bir sebebim vardı, çünkü sevdiğim insan İstanbul’daydı. Onun yanında olmak, acımı biraz olsun hafifletsin istiyordum. Habibe teyzem, annemi yalnız bırakmamak için evine gitmemişti. Amcamlar, halamlar, hepsi evlerine, işlerine, hayatlarına geri dönmüştü. Sabah uyandığımda evdeki herkesin bugün biraz daha sessiz olduğunu fark ettim. Başlarda önemsemedim. Ama annem, “Akif dayın gelecek, yemek yap kızım,” dediğinde bir şeylerin ters gittiğini anladım. Kaşlarımı çatarak anneme döndüm. “Akif dayım neden geliyor, anne?” Annem gözlerini benden kaçırdı. “Beni merak etmiş kızım, hem de konuşacaklarımız var, yüz yüze konuşalım dedi.” Şüpheyle ona biraz daha yaklaştım. “Anne, o gözlerinden belli. Bir şey var ve benden saklıyorsun.” Annem başını iki yana sallayıp derin bir nefes aldı. “İpek kızım, yorma beni olur mu? Zaten gücüm yok,” dedi bıkkın bir sesle. İçimde büyüyen huzursuzluğu bastırmaya çalışarak mutfağa geçtim. Yemek yapmak için hazırlık yapmaya başladım. Ellerim iş yapıyordu ama aklım annemin sözlerindeydi. Bir süre sonra Habibe teyzem yanıma geldi. Sessizce tezgâhın diğer tarafına geçti, bana yardım etmeye başladı. Ama gözleri sürekli benim üzerimdeydi. Bir şey söylemek istiyordu, belliydi. En sonunda dayanamadı. “İpek,” dedi yavaşça. “Elbette biliyorsun, artık annenle babanın bir tek evladı sensin.” Elimdeki bıçağı tezgâha bıraktım, ona döndüm. “Amcanlar, senin Şahin’le evlenip bu evde kalmanı, annenle babana bakmanı istiyorlar. Ama Akif dayın karşı çıktı. Bilirsin, bir kıza dayısı isterse hayır denmez. Akif dayın seni Devrim’e istemeye geliyor.” Sanki biri başımdan aşağı kaynar su döktü. Kulaklarım uğuldadı. Bir an ne dediğini bile tam anlayamadım. Gözlerimi kocaman açıp ona baktım. “Siz gerçekten bunları mı düşündünüz?” dedim titreyen bir sesle. “Hadi sizi geçtim, annem, babam nasıl kabul eder?” Teyzem bana doğru bir adım atıp sarılmak istedi. “Kızım, bunda kötülük yok. Hem senin hem de annenle babanın geleceğini düşünüyoruz. Hem, bunu en çok İbrahim istiyordu. Devrim’le evlenip abinin vasiyetini yerine getirmek zorundasın.” Teyzemi sertçe kendimden uzaklaştırdım. “Size gerçekten inanamıyorum!” dedim, sesim yükselmişti. “Ama asla! Anladınız mı? Asla Devrim’le evlenmem!” Daha fazla kalamadım. Nefesim daralıyordu. Mutfaktan çıkıp kendimi evin dışına, bahçeye attım. Dut ağacının altına gidip çöktüm. Sırtımı ağaca yasladım. Gözlerim doluydu ama ağlayamıyordum bile. Benim sırtımı yaslayabileceğim kimse yoktu, bir tek dilsiz, ruhsuz ağaçlar vardı, o kadar. Derin bir nefes aldım. Bir şekilde Yasin’e ulaşmam gerekiyordu. Ama cep telefonum yoktu. Köydeki evde telefon da yoktu. Yasin’i aramak için elimdeki tek imkân, annemde duran abimin telefonuydu. Bir anda yerimden kalktım. Kararlı adımlarla eve doğru yürüdüm. Kapıdan içeri girdiğimde annem büyük odada oturmuş, camdan dışarıyı seyrediyordu. Günün büyük bir kısmını böyle, sessizce geçiriyordu zaten. Yavaşça yanına yaklaştım. Dizlerinin dibine oturup başımı kucağına koydum. Annem refleksle saçlarımı okşamaya başladı. Gözlerimi ona diktim. “Hep burada mı yaşayacağız, annem?” dedim usulca. “Peki İstanbul’daki evimiz, eşyalarımız? Onları getirmeyecek miyiz?” Annem derin bir iç çekti. “Amcanlar toplayıp yollayacak kızım. Biz bir daha gitmeyeceğiz.” Hemen doğrulup ona baktım. “Anne, öyle olmaz ki. Bir evin toparlanması başkasına emanet edilir mi? Hem özel eşyalarımız da var. Ben İstanbul’a gitsem, yengemlerle birlikte toplarız, kamyonla göndeririz,” dedim, gözlerinin içine bakarak. Annem başını salladı. “Yok kızım, yengenler halleder.” Bir adım daha yaklaştım, sesim yumuşamıştı ama kararlıydı. “Anne, lütfen, hem bak, çeyiz için aldığım eşyaların taksiti var. Onları kapatırım. İş yerinden alacağım param var, onu alırım. Lütfen anne…” Gözlerim dolmuştu. Ellerini tuttum. Annem uzun süre sustu. Sonunda pes eder gibi başını eğdi. “Tamam, haftaya gidersin,” dedi yorgun bir sesle. O an içimde bir şey aydınlandı. Sevinçle yerimden kalkıp ona sarıldım. “Sağ ol annem, canım annem benim,” dedim, sıkıca sarılırken. Belki ailem bana çok kızacaktı, ama ben kendim için bir adım atmak zorundaydım. Korkarak istediklerimi elde edemezdim. “Annem, ben teyzeme yardım edeyim.” “Tamam, kızım.” Teyzemle birlikte mutfakta yemek yapmaya devam ettik. Tencerenin içinden yükselen buhar yüzüme vururken, kaşığı yavaşça karıştırıyor, aklımı başka yerlere kaçırmamaya çalışıyordum. Teyzem arada bana bakıp hafifçe gülümsüyor, ben de karşılık vermeye çalışıyordum ama içimdeki sıkıntı bir türlü dağılmıyordu. Tam o sırada annemin, “Kardeşim…” diyen o ağlamaklı sesi kulaklarıma çalındı. Sesindeki titremeden, dayımın geldiğini anlamam zor olmadı. Elimdeki kaşığı tezgaha bırakıp teyzemle birlikte hemen salona yöneldik. “Hoş geldin, dayım,” dedim, yanına yaklaşırken. “Hoş buldum, güzel kızım,” dedi, kollarını açarak beni kendine çekti. Sarılışı her zamanki gibi sıcaktı ama bu sefer içinde bir hüzün vardı. Babam da ayağa kalkıp elini uzattı. “Hoş geldin, Akif. Buyur, geç,” diyerek yer gösterdi. Dayım başını sallayıp içeri geçti. Annem hala gözlerini silerken onun peşinden yürüdü. Teyzem bana dönüp hafifçe omzuma dokundu. “İpek, sen yemeklere bak. Ben de yanlarına geçeyim.” “Tamam, teyze,” dedim usulca. Tekrar mutfağa döndüm. Yemekler pişmişti. Altlarını kapatıp tencereleri kenara aldım. Bir yandan tabakları diziyor, bir yandan da içimdeki o tuhaf hissi bastırmaya çalışıyordum. Sofrayı kurmak için odaya geçtiğimde, babamın bana bakıp hemen gözlerini kaçırdığını fark ettim. İçimde bir şey cız etti. Annem ise teyzemin yanında oturmuş, sanki biraz olsun toparlanmış gibi görünüyordu. Ama gözlerinin içindeki kızarıklık her şeyi ele veriyordu. Odanın ortasına sofra bezini serdim. Dizlerimin üzerine çöküp dikkatlice düzeltirken kimse konuşmuyordu. Sofrayı yuvarlayıp yerleştirdim. Tabakları tek tek dizdim. Yemekleri ortaya koyarken teyzem hafifçe, “Ellerine sağlık, kızım,” dedi. Başımı kaldırmadan, “Afiyet olsun,” diyebildim sadece. Babam derin bir nefes alıp, “Buyurun,” dedi ve sofraya oturdu. Peşinden dayım, annem ve teyzem de yerlerine geçti. Dayım bir an bana bakıp, “Sen de otursana, İpek,” dedi. “Birazdan, dayım,” dedim. “Siz başlayın.” Çorbalar içilmeye başlanmıştı ama benim aklımdaki düşünceler bir türlü susmuyordu. Gözlerim sofradaydı, ama zihnim çok başka bir yerdeydi. Hepimiz, her zamanki gibi davranmaya çalışıyorduk, ama kimse gerçekten “normal” değildi. “Şu bitmiş, ben getireyim,” deyip mutfağa gider gibi odadan çıktım. Ama yönümü mutfağa değil, annemin odasına çevirdim. Kapıyı sessizce aralayıp içeri girdim. Kalbim hızla çarpıyordu. “Nerede olabilir acaba, telefon?” diye fısıldadım kendi kendime. Gözlerim odanın içinde telaşla dolaştı. Duvarın içine gömülü dolaplara yöneldim. “Buralarda olmalı.” Zamanım yoktu. Hızlı olmalıydım. Bir kapağı açtım, yoktu. Diğerini açtım, yine yoktu. Nefesim daralmaya başlamıştı. Yatağın başucuna yakın küçük dolaba uzandım. Kapağını açtığım anda gözlerim parladı. “İşte burada.” Telefonu bulmuştum. Hiç vakit kaybetmeden alıp pantolonumun cebine attım. Şifresini biliyordum. Tek sorun şarjdı. “Şarj cihazı yok, Allah kahretsin, inşallah şarjı vardır.” Derin bir nefes alıp odadan çıktım ve sofraya geri döndüm. Kimse bir şey anlamamıştı. Yerime oturup yemeğimi yemeye devam ettim. Yemek bittikten sonra mutfakta bulaşıkları toplarken herkesin içeride olmasını fırsat bildim. Ellerim hafif titreyerek telefonu açtım. Polisler telefonu bize kapalı vermişti, ya açılmazsa? Ekran yandı. İki diş şarj vardı. İçimde bir umut kıvılcımı yandı. Hemen Yasin’in ezbere bildiğim numarasını tuşladım. Telefon kulağımda, kalbim ağzımda atıyordu. Ve sonunda açıldı. “Alo?” “Yasin, benim, İpek.” “İpek, nasılsın? Seni çok merak ettim.” “İyiyim, merak etme, ama kötü şeyler oldu burada.” Sesim titriyordu. “Ne oldu İpek? Anlat.” “Beni, kuzenimle evlendirmek istiyorlar.” Kısa bir sessizlik oldu. Ardından Yasin’in sesi sertleşti. “Olmaz. Seni bırakmam. Sen benimsin, İpek.” Gözlerim doldu. “Söz yapacaklar, Yasin. Köye yerleşecekmişiz. Belki bir daha gelemem. Sadece eşyaları toplamak için gönderecek annem.” “Ne zaman geleceksin, İpek?” “Haftaya.” “Tamam,” dedi kararlı bir sesle. “Haftaya geleceksin ve evleneceğiz. Seni kimseye bırakmam.” Kalbim yerinden çıkacak gibiydi. “Yasin, seni çok seviyorum.” “Ben de seni çok seviyorum, İpek. Geldiğinde beni ara. Sözlün falan, kimsenin sana dokunmasına izin verme.” Yüzüm kızardı. İçimde tuhaf bir sıcaklık yayıldı. Beni o kadar çok seviyordu ki, kimsenin bana dokunmasını bile istemiyordu. “Tamam sevgilim, kapatmam gerekiyor.” “Görüşürüz, İpek.” “Görüşürüz.” Telefonu kapattım ve göğsüme bastırdım. Gözlerimi kapadım. “Asla benden vazgeçmez,” diye fısıldadım. “Biliyorum, çok mutlu olacağız. Ailem de affeder.” Kendi kendime verdiğim bu umut, ayakta durabilmem için tek dayanağımdı. Mutfaktaki işimi bitirdim. Sonra telefonu aldığım yere dikkatlice geri koydum. Hiçbir şey olmamış gibi annemlerin yanına geçip oturdum. Bir süre sonra Akif dayım, gür ama sevecen sesiyle konuşmaya başladı. “İpek kızım, artık annenle babanın tek dayanağı sensin.” Başımı kaldırmadan dinliyordum. “Büyükler olarak bir karar verdik. Devrim’le evleneceksin. Hem senin iyiliğin için, hem de annenle baban için. Devrim iç güveyi olmayı kabul etti. Burada, ailenle birlikte yaşayacaksınız.” Dudaklarımı dişledim. Başımı önüme eğdim. Her şeyi konuşmuş, anlaşmışlardı. Ben ne desem boştu. Karar çoktan verilmişti. Sessiz kaldım. Teyzem sevinçle yanıma gelip bana sarıldı. “Güzel kızım, senin gelinim olmanı hep istedim. Oğlum sana gözü gibi bakar. Sakın korkma. İki aile için de böylesi hayırlı. Sen oğlumla mutlu ol, bana yeter.” Kelimeler boğazımda düğümlendi. Babam ise Akif dayıma dönerek konuştu, “Akif, malum cuma akşamı olur kız isteme. Bu cuma olsun. Gelsinler, yüzük takalım. Eğlence yapacak halimiz yok zaten. Seneye düğün olur.” “Tamam enişte, sen nasıl dersen,” dedi Akif dayım. “Hem Devrim’le konuşacağım. Evi elden geçirmek gerekir. Bir düzen kurulacak.” “Tamam Akif, konuşuruz, yaparız.” Onlar konuşurken ben içimde yavaş yavaş yok oluyordum. Bu bir evlilik konuşması değildi. Bu bir pazarlıktı. Ve o pazarlığın ortasında, fikrinin hiçbir önemi olmayan biri vardı. Ben. Sadece susmak zorunda kalan bir İpek.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE