NİŞANLIM ❤️❤️

1036 Kelimeler
Devrim’in anlatımıyla devam Ben çocukluğumda da İpek’i sevdim, gençliğimde de… Bir tek İpek’i sevdim. İpek , benim için bir istiridye 'nin içindeki inci tane gibiydi. Kırılgan, nadide, değerli bir mücevher gibi. Birçok kez teyzemlere haber gönderip “İstemeye gelelim.” diye ailemin teklifi oldu; ama her seferinde reddedildi. Yine de içimde bir umut vardı. “Belki bir gün…” diyordum, “Belki bir gün İpek, onu ne kadar çok sevdiğimi anlar ve benimle evlenmeyi kabul eder.” Ben, İpek’in kendi isteğiyle benimle evlenmesini istiyordum. Yoksa teyzem defalarca, “Siz gelin, yüzük takın. Mecbur evlenecek.” demişti. Ama benim istediğim bu değildi. Ben onun sevdiği olmak istiyordum, mecburiyetini değil… İbrahim’in aradığı o gece… Sanki canımdan can koptu. İpek birini sevebilirdi, evet… Ama ipe sapa gelmeyen bir insan, benim canımdan çok sevdiğime zarar verirdi. Onun hayatını karartırdı. Buna izin veremezdim. Sabaha kadar gözümü kırpmadım. Ertesi sabah için Zonguldak’tan İstanbul’a giden ilk otobüse bilet aldık. Sessizce hazırlandık. İçimde tuhaf bir sıkıntı vardı, sanki kötü bir şey olacakmış gibi… Ve tam yola çıkmak üzereyken o acı haber geldi. İbrahim ölmüştü… Bir an nefesim kesildi. Duvara yaslandım. Kulaklarım uğuldadı. Daha dün bana, “Sen yeter ki yarın gel, sana çok güzel damat karşılaması yapacağım.” demişti. Şimdi yoktu… İstanbul’a indiğimizde karşılaştığımız manzara… Kime yetişeceğimizi, kimi teselli edeceğimizi şaşırdık. Ev matem yerine dönmüştü. Sessiz çığlıklar, boğuk hıçkırıklar… İpek… Onu o halde görmek… İçimi parçaladı. Yaşadığı o ağır kayıpla öyle çaresiz, öyle yıkık duruyordu ki… Her bakışında içim parçalandı. Keşke onun acısını ben taşıyabilseydim. Keşke o yükü omuzlarından alabilseydim. Usulca yanına yaklaştım. Titreyen omuzlarına baktım, ama dokunmaya bile kıyamadım. “İpek…” dedim kısık bir sesle. Başını kaldırmadı. Sadece sessizce ağladı. Sıkıca sarıldım, burdayım yanındayım der gibi.... Teyzem, oğlunun memleketinde toprağa verilmesini istemişti. “Burada değil… Kendi toprağında yatsın.” dedi. Aynı gün geldiğimiz yolu geri döndük. İpek de o gün bizimleydi. Yol boyunca tek kelime etmedi. Camdan dışarı baktı. Gözleri dolu doluydu ama ağlamıyordu artık. İçine akıtıyordu her şeyi. O an anladım… Ona olan sevgim, aşkım bir yana, şu an o, sadece “kardeşim” dediğim, sırtımı yasladığım adamımın bana emanetiydi. Cenaze kaldırıldıktan sonra işimin başına dönmek için merkeze geçtim. Ama annem, teyzemi yalnız bırakmak istemedi. Annem, teyzemin ellerini tutup, gözlerinin içine bakarak, “Kardeşim… Kendini toparlamalısın.” dedi. “Size önce Allah’a, sonra kendinize emanet ediyorum.” Teyzem sadece başını salladı. Gözleri bomboştu. Bizi öyle uğurladılar… Aradan bir ay geçti. Ama o evde zaman durmuş gibiydi. Herkes bir şey söylüyordu. Herkes bir şeylere karar vermeye çalışıyordu. Bir gün İpek’in amcaları oturmuş eniştem ile konuşmuş annem anlattı. “Artık bizim kardeşimizsin.” demişler “Bir oğlu yok, bir kızı var. O da yabancıya gitmesin…” İçimde fırtınalar koptu. Ellerimi yumruk yaptım. Nefesim daraldı. O an anladım… Onlar İpek’i birine vermeye hazırlanıyordu. Akif dayım bunları öğrenince , “Bu işi ben çözeceğim!” dedi kararlı bir şekilde. “Bir kızı vereceklerse, dayısının rızası olmalı!” diyerek konuşmak için teyzemleri aradı. "Yarın akşam geliyorum. İpek'i devrim 'e vereceksiniz. Devrim iç güveyi olur, sizede İpek ' e de gözü gibi bakar." dayım kesin bir dille konuşmuş banada güven veren bir ifade ile bakmıştı. Akif dayımın teyzemlerin yanına gittiği akşam. Ben evde duramadım. Bir o yana bir bu yana yürüyüp durdum. Ellerimi saçlarıma daldırdım, derin nefesler aldım. “Ya kabul etmezlerse…” dedim kendi kendime. “Ya İpek başkasıyla evlenirse…” Boğazım düğümlendi. “Ya evlendiği kişi onu kırarsa… üzerse…” Bu düşünceler kafamın içinde dönüp durdu. Adeta beynimi kemirdi. Gece boyunca evin içinde dolandım durdum. Her adımımda kalbim biraz daha sıkıştı. Sanki bir karar verilecek… ve benim hayatım o kararla ya başlayacak… ya da tamamen bitecekti. Saatler sanki geçmek bilmiyordu. Babam, "Sakin ol oğlum, Akif dayın halleder. Hem teyzemle enişten de İbrahim'in vasiyeti var," diye amcalarını susturdu. "Yani bu kadar gerilmeni gerektirecek bir durum yok. İpek ile evleneceksin, içini ferah tut. Sonunda gönlündeki Allah sana eş olarak nasip ediyor." Babamın söyledikleri ile içim rahatlasa da bir yanım hala korkuyordu. Belki de yıllardır yaşadığım İpek’i kaybetme korkusuydu; bu içimden bir türlü söküp atamadığım bir duyguydu. Sonunda ev telefonu çaldığında babam açıp konuştu. Söylediklerinden pek bir şey anlamasam da, yüzündeki gülümsemeyi gördüğüm an, “Çok şükür Allah’a, çok şükür!” dedim. Babam telefonu kapatıp omuzlarımdan tutarak, "Hayırlı olsun oğlum. Cuma günü gidip isteyeceğiz, yüzük takılacak, seneye de düğün olacak," dedi. "Sağ ol baba. Ben ne diyeceğimi bilemiyorum. Başka bir aile olsa kabul etmeyeceği şeyleri siz sırf benim için kabul ettiniz," dedim. Babam başını hafifçe aşağı yukarı sallayıp, "Oğlum, sen sevdiğinle yuvanda huzurlu ol. Ha bizimle yaşamışsın, ha başka bir yerde yaşamışsın, ya da gidip kayınvalidenler ile yaşamışsın, bizim için hiç fark etmez. Önemli olan senin mutluluğun. Allah utandırmasın," dedi. Kardeşlerim de sarılıp tebrik ettiklerinde içimde tarifi imkansız bir mutluluk vardı. Balkona çıkıp temiz havayı ciğerlerime çektim. "Oldu, Devrim! Sonunda hayallerin gerçek oldu. Şimdi geriye kalan tek şey, İpek ile birlikte kuracağım hayatımın temellerini atmak," dedim kendi kendime. Cuma gününe kadar yerde mi yaşadım, gökte mi yaşadım belli değildi, ama sonunda bugün gelmişti. Annem yanımıza gelmiş, istemeye de götürülecek bohçaları hazırlamıştı. Evet, hepimizin bir yana İbrahim’den dolayı eksikti, ama İpek’in içinde hiçbir şey kalmasın istiyorduk. Tüm aile toplanıp yola koyulduk. İpek bizi karşılarken durgundu, ama bu normaldi. Daha yeni abisini kaybetmişti; gülmesini kimse beklemedi. Yüzükler takılmadan önce İpek ile konuşmak istedim. Annem, "İpek, mutfakta iken beş dakika konuşun," dedi. Mutfağa girdim. "İpek, biraz konuşalım mı?" dedim. "Dinliyorum, Devrim," dedi, düz bir sesle. "Biliyorum, kızgınsın, ama seni canımdan çok seviyorum, İpek. Bundan sonra tek amacım seni mutlu etmek için uğraşmak olacak," dedim. İpek başını öne eğdi. "Ben bunları şimdi konuşmak istemiyorum. Madem evleneceğiz, senden tek ricam bana zaman ver," dedi. "İpek," dedim titreyen sesimle, "senin için rahat olsun. Sen neyi ne zaman istersen o zaman olur," dedim, güven vermek isteyerek. Annem mutfağa gelip, "Oğlum, sen içeri geç. İpek kızım, sen de kahveleri yap," dedi. Odaya geçtiğimde Akif dayım, "Gel yanıma otur, yeğenim," dedi. Birkaç dakika sonra İpek, elinde kahve fincanları olan tepsi ile odaya girdi. Kahveyi alırken kalbim sanki yerinden çıkacak gibi atıyordu. Akif dayım boğazını temizleyip, "Sebebi ziyaretimiz malum. Allah’ın emri, Peygamber Efendimizin kavli ile kızımız İpek’i oğlumuz Devrim’e istiyoruz," dedi. "Allah tamamına erdirsin," diyen eniştem ile yerimden kalkıp İpek’in yanında durdum. Yüzükler parmağımıza takılırken nefesimi tuttum. Gecenin sonunda, çocukluk aşkım, gençlik sevdam, yaşama sebebim İpek artık nişanlımdı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE