9. Bölüm

3463 Kelimeler
İnsan korkularının hayatını kâbusa çevirmesine izin vermemeli ve geçmişte yaşanılanları unutmak için çabalamalı. Süreç sancılıda olsa başaracağına dair inancını kaybetmemeli... Hakan’ın çatılan kaşlarının gölgesi düştüğü koyu kahveleri destursuz karşısına oturan Nilay'ın doktorunun yeşil gözlerinden ayrılmadı. Çatal ve bıçağı tabağın kenarına bırakıp sırtını sandalyeye yasladı. Yorgun çehresinde belirgin kederle kaplıydı ve yeşil irislerinde uykusuzluk hüküm sürüyordu. İnceleyen bakışlarını doktorda gezdiren Hakan kendi görüntüsünden bir haberdi. Doktor adamın rahatsızlığını belli eden bakışlarıyla izinsiz oturuşunun mahcubiyeti altında ezildi. "Lütfen kusuruma bakmayın Hakan Bey, ” sorun olmadığını belirtir gibi gözlerini yumup açan adamla rahatladı. “Dün Nilay Hanımın muayenesinde saptadıklarım huzursuz bir gece geçirmeme sebep oldu.” Omuzları yük binmişçesine düştü. “Uyku utmayınca gece hastaneye geldim. Dosyasını inceleyip yeniden muayene ettim. Onun için yapabileceğim bir şey olmadığından acilde sabahladım. Sizi fark edince selam vermek istedim.” Kendisini ifade eden doktor adamın kısacık an kıvrılan dudaklarının verdiği cesarete tutundu. “Mesleğe başlayalı çok uzun zaman olmadı bazı şeylere alışamadım.” Sıkıntıyla nefesini verip ellerini masaya koydu. “Misal Nilay Hamım henüz on sekiz yaşına gireli bir kaç ay olmuş. Vücudunun çoğu yerinde morluk ve sigara yanıkları var . Uzun vadede beslenmemesi de cabası.” İki adamın kısa süreli kirpikleri kenetlenirken elleri yumruk oldu. Sıkılı yumruğunu hafifçe masaya vuran doktor isyan edercesine soludu “Olanları aklım almıyor! Bu zamana kadar nasıl dayandı. Yaşaması mucize gibi." Hakan aklından çıkmayan alaşağı olmasına sebebiyet verenlerin yeniden dile gelmesiyle gerildi. Kısa bir es veren doktor Nilay hakkındaki teorilerini sıraladı. "Kıyafetleri temizdi bu yüzden sokakta yaşıyor olamaz. Bazı izler eskiyi işaret ediyor uzun süreli açlık ailecek maddi sıkıntı çektiğinden sanırım. Büyük ihtimalle ailesi dün geceden beri onu ararken perişan olmuştur.” Hakan yüzünde mimik oynatmadan dinlediği doktorun lafını kesti. “Saat kaç gibi uyanır?" Doktor spor saatine göz ucuyla baktı “Muhtemelen bir saat içinde,” Hakan aklından geçen olasılıkla sandalyesini geriye iteleyip ayaklandı. ‘Ya uyandıysa?’ Aralarındaki boşluğa tokalaşmak için uzattığı elini sığdırdı. “Ben yanına çakayım belki uyanmıştır." Doktor ayağa kalkıp uzatılan eli nezaketle sıktı. Hakan'ın dile getirdiği için henüz erkendi. Hakikati bilse de rahat etmek için adamın peşine takıldı. “Bende sizinle gelip muayene etsem iyi olur.” Beyhude yere konuşma çabasına girmeyen ikili Nilay'ın olduğu kata çıktı. Kemirgen hayvanlar misali zihinlerini tırtıklayan soruların muhatabı belliydi. Doktor sisteme giriş yaptığında detaylı inceleme yapmamıştı. Adı ve yaşını bilmek onun için kâfiydi. Hakan’ın ise kimliğin kendisinde olduğu tamamen aklından çıkmıştı. Hâlbuki kız evliydi onu darp etmek için evde dört dönen bir kocası vardı... Doktor imzalaması gereken evrakları anımsayıp Hakan'dan uzaklaştı. Hemşire bankosuna adımlamadan başı hafif yana eğildi. “Birkaç dakika içinde yanınızda olacağım.” Genç adam doktoru başıyla tasdikledi. Sessini çıkartmadan sabahladığı koltuğa yayvanca oturdu. Kahvelerinin adresi hakkında kısıtlı bilgiye sahip olduğu henüz uyunmayan Nilay’dı. Kızla birbirine yakın acıları kenetlenmiş gibi canı iki kat fazla yanıyordu. Tıklatılan kapıyla bakışlarını solgun tenden ayırıp oturuşunu dikleştirdi. Sessizce içeri giren doktorun baş selamına aynı biçimde karşılık verdi. Doktor yatağın ayak ucundaki portatif tekerlekli masadaki dosyaya göz attı. Mimikleri işlenen verilerle değişti zaman zaman çatılan kaşları ara sıra alnına uzandı. Hakan koyu kahvelerini doktorun yan profilinden tek bir saniye ayırmadı. Yakaladığı yüz ifadeleri sükûnetle bekleyişini güçleştirip sabrını zorladı. Dayanma sınırı son demini vuran genç adam soluğu doktorun yanında aldı. Fısıltılı sesinde endişe hakimdi “Durumu nasıl?” Yanıtsız kalınca kaygı hissi zirveye ulaşırken merakı katlanıp çığ gibi büyüdü. Doktor incelemeyi tamamlayınca gözlerini yumup açtı. Bakışlarını yanı başındaki adama çevirdi kendisini “Serum ve ilaç takviyesiyle vitamin değerlerin de olumlu gelişmeler var. Ancak” nefesini sıkıntıyla verdi. “Garip olan vücudunda enfeksiyon olmamasına rağmen ateşinin yüksek olması.” Saatine göz atıp ekledi “Şu sıralar uyanması gerek lâkin hiçbir belirti yok.” Hakan olumlu gelişmelere sevinmiş aksi olmasına ihtimali vermemişti. Olumsuzlukları görünmeyen henüz bilinmeyenlere bağladı. “Çünkü ruhundaki hasar bedeninden daha fazla uykuya sığınıyor.” Doktor aklından geçenleri dillendiren adamı gözleriyle onaylayıp pederle gülümsedi. “Yaşadıkları çok ağır olmalı en iyisi sığınağında kalması için ona yardım etmek.” Nilay'ın dosyasına sakinleştirici ekleyip Hakan'a döndü. “Hasta yarın akşama kadar kesintisiz uyutulacak, burada beklemenizin bir anlamı yok.” Genç adam ikilimde kalıp tereddütle kıza baktı. Mantığı şirkete gidip işlerini aksatmamasını, vicdanı yapacak bir şey olmasada Nilay’ı yalnız bırakmamasın söylüyordu. Duyguları önemseyip ön plana çıkarışına hayret eden Hakan, düştüğü duruma içinden alayla gülümsedi. Hisleri kenara iteleyip mantığının yükselen sesine kulak verip kahvelerini doktora çevirdi. “Bir şey olursa haber vermeyi ihmal etmeyin.” Teminat verircesine gülümseyen doktorun çıkmasıyla kalçasını kolçağa yasladı. Zehir zemberek geçen günü yanına geldiğinde bir tutam huzurla kapatmasına vesile olan kızı seyretti. Onda yaşanmışlıklarını gördüğü için rahatsızdı. Ancak tuhaf biçimde yanında kalmak yaydığı huzurdan kopmak istemiyordu. Devreye giren mantığı yakasına yapışınca temkinli adımlarıyla dışarı çıktı. İlk durağı ev olan genç adam hastane kokusundan arındı. Siyah antrsit kumaş pantolonu üzerine, beyaz kısa kollu polo yaka tişört giydi. Klasik ve spor karışımı görüntüsünü metal saati, beyaz spor ayakkabılarıyla tamamladı. Nemli saçlarını el yordamıyla düzeltip evden ayrıldı. Öğle vakti akıcı trafiğin kolaylığıyla ulaştığı şirketinde işe koyuldu. İlk dakikalar konsantrasyon sorunu yaşamış günü kaplayacak potansiyeldeki yoğunluğu dört saatte tamamlamıştı. İncelenesi gereken dosyaları evrak çantasına koyup akşamüzeri şirketten ayrıldı. Nereye gideceğini bilmeden direksiyona yön veren genç adam sabahtan beri bir şey yemediğini fark etti. Anbean çoğalan açlık hissi yemek hazırlamasına müsaade edecek gibi değildi. Direksiyonu isteksizce ilerlediği güzergâhtaki alışveriş merkezine çevirdi. Zerre haz etmediği kapalı alanın yemek katına çıktı. Hafta içi olması nedeniyle siparişi kısa sürede geldi. Lezzetli kokuları iç içe geçmiş yemeklerle isyan eden midesini susturmak için ılık sıvı yemeğe kaşığını daldırdı. Dudaklarına yaklaştırırken masadaki çeşit çeşit yemeklerin görüntüsü silindi. Zihni kısa süreli aklından çıkan gerçeğe kulaç attı, kahvelerini açlıktan ölmek üzereyken kucağına yığılan Nilay'la kapladı. Hakan gözlerini sımsıkı yumup açarken kaşığı bıraktı. İsyan başlatan midesinin yaygarası bıçak gibi kesildi. Pek sipariş ettiği bir şey yoktu ancak masadaki aperatifler epey yer kaplıyordu. Yeryüzünde parasızlık yüzünden Nilay gibi açlıkla mücadele eden milyonlarca insan vardı. Birde parasıyla itibar görüp sırtı sıvazlananlar. Hakan bakışlarını etrafta gezdirirken çaprazındaki tahmini altmışlı yaşlardaki adam dikkatini çekti. Teni epey solgun adam midesini ovuştururken kaçamak bakışlarını yemek yiyenlerde gezdiriyordu. Giysileri pek temiz sayılmazdı kır saçları biraz fazla uzundu. Adamın vaziyet ve tavırları genç adamın bir şeyleri idrak etmesi için yeterliydi. Biraz ilerisinde el pençe durmuş garsonu yanına çağırdı. Belli etmeden garsona yaşlı adamı işaret etti. Öncelikle masasını donatmasını isteyip etraftan duyulmamasına özen gösterdiği tonlamayla ekleme yaptı. Garson aldığı ilk talimatı yerine getirmek için harekete geçti tepsidekileri yaşlı adamın masasına dizdi. Kendisine engel olmaya çalışan yaşlı adamı yanlışlık olmadığına ikna etti. Ancak şaşkın yaşlı adamın gururu azla yetinmeyi bilen yanı önüne fazla fazla konanlardan şikayetçiydi. İkna kabiliyeti yüksek garson adamı yine manipüle etmeyi başarmıştı. Utana sıkıla azar azar yemekleri yerken senelerin yorgunluğunu mesken edinen siması aydınlandı. Günlerin açlığı hafifledikçe gülümseyen yaşlı adam, pürdikkat kendisini izleyen bir çift koyu kahverengi gözden habersizdi. Yemeği bitince sandalyeye asılı cebi delik ceketini alma gereği duymadı. Nasılsa kimse onun eski ceketini almaya tenezzül etmezdi. Hafif aksayan adımlarla lavaboya yürüdü. Hakan yaşlı adamın uzaklaşmasını fırsat bildi sandalyede asılı yıpranmış ceketin iç cebine hatırı sayılır bir meblağ bıraktı. Yaşlı adamı utandırmamak için hemen uzaklaştı. Bir müddet sonra aksayarak gelen adamla buz kesen sıvı yemeğini kaşıkladı. Bir nebze olsun vicdanı rahatlamıştı ancak kaçan iştahında değişim yoktu. Kaçamak bakışları cebinden çıkanlara ak düşmüş kaşları altından bakan yaşlı adama değdi. Garson ricasına uygun hareket ederken mahcubiyetle dinleyen adamla iç çekti. Giden yaşlı adamın kendisine son nefesine dek edeceği duanın hürmetine değişecek yaşamından habersizdi. “Rabbim sen o gencin elini darda bırakma. İşi gücü rast gitsin yuvasından mutluluğu bereketi sağlığı eksik etme.” Hakan söylediklerini harfiyen uygulayan garsona teşekkür edip hatırı sayılır bahşiş verdi. Restoran müdürüyle görüşüp özel ricasını iletip ilk ödemeyi yaptı. Sonrası için ulaşmaları için şirketin adresini verdi. Hissettiği huzurla biraz olsun vicdanı hafifleyen genç adam kattan ayrıldı. İlgisini çeken ışıltılı vitrinle aklından doğru düzgün çıkmayan Nilay'a, hastanede kullanması için küçük beden eşofman takımı aldı. Gerekli ödemeyi yapıp alışveriş merkezinden ayrıldı. Eve gitmeden evvel hastaneye uğramak için aracı çalıştırdı. Hoş eve gitse bile ferah alana sığacağını sanmıyordu. O kızın yanında küçücük alanda kendisini sebepsizce daha iyi hissediyordu. Hastane otoparkına jeepi park edip evrak çantası ve poşetle Nilay'ın kaldığı odaya çıktı. Var olan yardım etme hissini üst seviyeye taşıyan kız sığındığı uykusunda huzurlu görünüyordu. Elindekileri kenara koyup yayvanca koltuğa oturdu. Başını kolçağa yasladığında dinlendirmek maksadıyla kapattığı gözleri uykuya yenik düştü. Nilay’ın açılmamaya ant içmiş irisleri yılların ve yaşanmışlıkların yükünü vücudundan biraz olsun silmişti. Gevşeyen bedeni çekildiği uykudan uzaklaştığında kıvrımlı kirpikleri aralandı. Gün yüzüne çıkan kömür karaları sisi dağılana dek tavanda oyalandı. Yavaş yavaş açılan bilinciyle olanları sorguladı. Yabancısı olduğu alanı idrak ettiğinde korkuyla sıçradı. Ani hareketiyle oluşan iğne batma hissiyle kenetlediği dudaklarından acı nidası döküldü. İşittiği kıpırdanma sesiyle sertçe yutkundu. Korkuyu sırtlanan benliğiyle göz ucuyla sesin geldiği yöne baktı. Tanımadığı adama değen kara gözleri irileşti, bu yaşına kadar yakından gördüğü erkek sayısı kısıtlıydı. Şimdi yakınındaki yabancının görünümü, bu güne kadar tanıdıklarından daha sert korkutucuydu. Lâkin babası abisi ve Ahmet gibi iğrenilesi değildi. Koltuktan hışımla kalkıp yanına gelen adamla kollarını başına siper etti. Bu yaşına dek yaklaşan erkeklerin ortak amacı onu darp etmek olduğundan, gücünün yettiğince kendisini korumaya mecburdu. Ani refleksiyle iğne batma hissiyatı katlanılmaz boyuta ulaşan genç kız, olacakların endişesiyle kollarını gevşetmeye cesaret edemedi. Hakan uykunun epey huzurlu kollarından duyduğu hışırtılı sesle çıktı. Boynunu çevreleyen sızıya uzanırken kirpiklerini araladı. Ne ara uyuduğunu sorgularken başını dikleştirdi. Kahveleri yanından ayrılsa dahi düşüncelerini işgal eden yatakta oturan kızı buldu. Başına gelenleri merak ettiği Nilay'ın uyanmasıyla ayaklandı. Uyku mahmurluğuyla kıza yaklaşırken atladığı detay, ürkütücü görüntüsü uyku sersemliğiyle birleşince kâbus gibiydi. Kızıl gökyüzünün ışığında bakışları kesişince kızın gözleri irileşti. Mesafeyi kat ederken incecik kollarını başına sarmasıyla afalladı. Nilay'ı böylesi bir tepkiye iten sebebi tahmin ettiğinden sakinliği elden bırakmadı. “Sakin ol Nilay sana zarar vermeyeceğim. Lütfen kollarını başından çek serumun iğnesini kıracaksın.” Genç kızın korkuyla çarpan kalbinin gümbürtüsünü işittiği dingin ses örtbas etti. Tanımadığı korkutucu görünen yabancının adını zikretmesiyle şaşırıp kaldı. Kolları usulca iki yana inerken korkuyu sırtlanan gözleri ardı dönük adama değdi. Biçimli epey heybetli gövdesiyle kapıya adımlayan adama ürkekçe sordu. “Adımı nereden biliyorsunuz?” zihni bomboş olan genç kızın kara gözleri etrafı turladı. Odağına denk düşenlerle içini merak bürüdü, ürkek bakışlarını adamın sırtında gezdirdi. “Neden hastanedeyim, bana ne oldu?" Hakan hemşirelere haber vermek için odadan çıkacakken duyduğu cılız titrek sesle duraksadı. Ardına döndüğü gibi başını öne eğen Nilay'ı, ürkütücü görünüşüne tezat nahif sesiyle yanıtladı. “Hakkında bildiğim tek şey ismin, onu da hastane yetkililerinden öğrendim. Hemşirelere uyandığını haber vermem gerek. Kontrollerin yapılsın buraya nasıl geldiğini konuşuruz.” Hafifçe salladığı başıyla onay veren kızla odadan çıktı. Nilay yalnız kalınca olanları hatırlamaya çalışırken kapı yeniden açıldı. Kirpikleri arasından içeriye giren güler yüzüyle hemşireye baktı. Yabancı adamın yanlarında olmayışıyla rahatladı. Hafif bükülü kolunu düz konuma getiren hemşireyle bakışları koluna indi. İnce şeffaf hortumun kanla kaplı olduğunu fark etti. Merakı katlanırken hemşirenin isteğini gözleriyle onayladı. “Lütfen serum takılı kolunuzu hareket ettirmeyin.” Hor görülüp aşağılanmaya alışkın genç kıza hemşirenin yaklaşımı tuhaf geldi. Tansiyon ve ateşini ölçmek için müsaade isteyen hemşireye utangaçça gülümsedi. Yeşil gözlerine bakarak yanıtladı. “Tabii ölçebilirsiniz.” Yatağa uzanmasına yardım eden hemşire kısa sürede kontrolleri yaptı. Ayak ucundaki masada duran dosyaya bir şeyler yazan hemşire gözlerine bakıp gülümsedi. “Doktorunuz birazdan burada olur, öncelikle hafif bir kahvaltı yapmanız gerek. İhtiyaçlarınız için banyoyu kullanabilirsiniz. İsterseniz kahvaltıdan sonra hasta bakıcıların yardımıyla duş alabilirsiniz.” Nilay’ın utangaç gülüşü silindi karnı açtı ancak yanında beş kuruşu yoktu. Hem bir an evvel hastaneden çıkıp eve gitmeliydi. Ahmet işten dönmeden evde olması gerekti açlığını nasılsa kuru ekmekle bastırırdı. Soluğunu usulca bırakıp kara gözlerini hemşireden kaçırıp düşüncelerini dile getirdi. “Aç değilim benim bir an önce eve gitmem gerek." Hemşirenin itiraz eden hastayla kaşları havalandı. “Nilay Hanım aç olmamanız imkansız. İki gündür serumla besleniyor deliksiz uyuyorsunuz." Nilay'ın sükût tonda işittikleri kulaklarında gök misali gürledi. Şaşkınlık bir yana delicesine korkan kızın her zerresi şiddetli titreme nöbetine tutuldu. Yaşlar kara gözlerinden sağanak yağmur misali süzülürken duyduklarını kabullenmez gibi başını iki yana çevirdi. Hemşire sinir krizi geçiren hastaya yaklaşıp yardım için arkadaşlarına dekinden çağrı bıraktı. Hıçkırarak ağlayıp elleri arasından sabun gibi kayan kızı sabit tutmakta zorlandı. Ani gelişen durumla bir başına mücadele ederken açılan kapıyla ayak seslerini duyunca rahatladı. Meslektaşı ve hasta bakıcının yardımı da yetersiz gelince ek yardım talebi için odadan çıktı. Çatık kaşları altından bakan adamla burun buruna geldi. Erkeğin beden kuvveti baskın olduğundan erkek görevli arayışına girmeyecek olduğuna sevindi. "Hakan Bey hastaya sakinleştirici vurmamız için bize yardım edin.” Hakan koşuşturmalara anlam veremezken aralı kapıdan Nilay'ın hâlini görünce, onu bu raddeye getirenlere lanet etti. Öfkeyle sarmalanan gövdesi katılaşırken yerinden milim kıpırdayamadı. Genç kız bulunduğu ortamdan soyutlanırken algıları kapanmıştı. Ahmet'in kendisine yapacağı zulümleri düşündükçe korkusu dehşet boyutuna ulaştı. Sanki o anı yaşıyormuş gibi kurtulmak için çırpındı. Adamın tepkisizliğiyle görevlilere haber veren hemşire odaya geri döndü. İki hemşire bir hasta bakıcı zayıf bedeniyle direnç gösteren durmaksızın hareket eden hastayı zapt edemedi. Geçirdiği sinir krizi anbean şiddetini artırdıkça işin içinden çıkmak mümkünmüş gibi daha da güçleşti. Nilay'ın kontrolünü yapan hemşire ihtiyacı olan yardımın gelmiş olması umuduyla omzu üzerinden açık kapıya baktı. Gözünü kırpmadan seğiren yüz kaslarıyla ellerini yumruk yapmış olduğu yere mıhlanan Hakan’dan umudunu çoktan kesmişti. Avazı çıktığı kadar yardım çığlıkları atarken nihayet iki hasta bakıcı adamı kenara iteleyip içeriye girdi. Sakinleştirici gecikmeli damardan enjekte edilince çırpınışları kıpırtıya dönen hastayla herkes derin bir nefes aldı. Nilay batma hissini takiben vücudunun karıncalandığını hissetti. Parmağını kıpırdatacak mecali kalmazken bir tek Ahmet'in yapacakları aklından çıkmıyordu. Göz pınarlarından süzülen yaşlar şakaklarından usulca kayıp yastığa düştü. Ruhsuz bakan gözleri kapı aralığına kaydığında göz kapaklarındaki tonlarca ağırlık hissiyle kirpikleri buluştu. Kızın uyumasıyla herkes nefesini sesli verdi, hemşire baş başa kaldığı hastasının serumuna dosyadaki sakinleştiriciyi de ekledi. Az evvel çırpınan hastasının epey terlediğini fark etti. Hasta bakıcıdan üzerini değiştirmesini istemek için odadan ayrıldı. Yüz ifadesinde değişim olmayan bir adım ötesindeki adama seslendi. Rengi sarıya çalan adam donuk gözlerini ardındaki kapıdan ayırmayınca koluna dokundu. En ufak değişim yakalayamayınca kayadan farksız kolunu hafifçe sarstı. “Hakan Bey iyi misiniz?” Adamın kahveleri titreşip gözlerine değince gülümsemeye çalışıp yineledi. “İyi misiniz?" Hakan günler boyu derin bir uykudan uyanır gibi irkildi. Uzaktan tanık olduğu anın dehşetiyle birkaç harfi zorlukla birleştirdi. “O şimdi nasıl?" Hemşirenin omuzları yılgınca düşerken durumu özetledi, “Sakinleştiricinin etkisiyle uyuyor geçirdiği sinir krizi epey şiddetliydi. Direnip karşı koyarken epey terledi üzerini değiştirmelerini isteyeceğim.” Şahit olduğu durumun sancısı ve ateşiyle sarmalanan genç adam sıklaşan nefesleriyle katın ortak lavabosuna girdi. Kilidi çevirip sırtını kapıya yasladı, yumruk yatığı ellerini hafif ritimlerle kapıya vurdu. Hakan'ın bu denli sarsılmasına sebep kızla bağdaştırdığı geçmişiydi. Acı hatıralarını sahnelendiği gözlerinden yaş dökmedi avuçlarına doldurduğu suları tokat misali peş peşe yüzüne çarptı. Yüzeyinden şeritler halinde sular süzülen ayna geçmişine kızgın kırgın adamın yaşayamadığı çocukluğunu yansıtıyordu. Mazisine ait yaraları hâlâ ilk günkü gibi tazeydi. O eriştiği konuma bir başına gelmişti, yanından ayrılmadığı Nilay'ın aynı zorluğa katlanmasını istemediğinden yanındaydı. Yanında olamaya da devam edecekti. Kendi kendisine söz verdi genç adam yemin etti. Nilay toparlanana dek elinden geleni yapacaktı. Sonrasında da yalnız bırakmaya pek niyeti yoktu. Ne olursa olsun şartlar neyi gerektirirse gerektirsin, ihtiyaç duysun veya duymasın yanında yakınında olacaktı. Nilay’a yaşadıklarını unutturmaya gücünün yetmeyeceğinin bilincindeydi. Tek gayesi yeni başlangıç yapmasına ön ayak olmaktı. Kim bilir bu vesileyle belki geçmişinin yaraları kabuk bağlardı. Bir müddet sonra bir nebze ferahlayınca lavabodan ayrıldı. Nilay’ın sinir krizi geçirmesine neyin sebep olduğunu öğrenmek için hemşire bankosuna yöneldi. Nilay'la ilgilenen hemşireyi arkadaşlarıyla sohbet ederken buldu. Hemşire birkaç dakika evvel darmadağın adamla göz göze gelince ayaklandı. Kısa süreçte dünden beri aşina olduğu gibi görünmesine şaşırsa da açık vermeden bankoya yaklaştı. Kamufle eden zırhını kuşanan Hakan sorgulayan gözlerini hemşireye dikti. "Nilay'ın sinir krizi geçirmesini tetikleyen bir şey olduğu muhakkak. Onunla aranızda nasıl bir konuşma geçti ki, öylesi dehşet bir durum meydana geldi.” Hemşire suçlayıcı kelimelerin kaygılı tonla dile gelmesine anlayışla yaklaştı. “Yemek yemesi gerektiğini söylediğimde Nilay Hanım aç olmadığını iddia etti. Takdir edersiniz ki bu imkânsız,” başıyla onay veren adamla olanları anlatmaya devam etti. “Kendisine serumla iki gündür aralıksız uyuduğunu ilettim. Ne olduysa ondan sonra oldu gözbebekleri korkuyla büyüyünce kalkmak için çırpındı.” Hakan aldığı yanıtla en azından bir sonuca ulaşmıştı. Şimdi merak ettiği Nilay'ı kriz geçirtecek kadar kimin korkuttuğuydu. İki gündür uyuduğunu öğrenince korkan kızın tek kelime etmeyeceği aşikârdı. Mutlaka ne yapar ne eder öğrenirdi. Hemşireye teşekkür edip kızın odasına girdi uykusunda epey huzursuz görünüyordu. Aklında sorular silsilesi içindeki öfkeyle koltuğa çöktü. Nilay'ı ne pahasına olursa olsun korktuklarından koruyacaktı. Dünyanın adaletsizliğiyle tek başına karşı durup hükmedemezdi. Bu gerçek küçücük savunmasız bir kızın yaşamında adaleti sağlamayacağı anlamına gelmezdi. Ayaklanıp odanın içinde ileri geri voltalar atarken ensesini sıvazlayıp kısa saçlarını çekiştirdi. Bilinmezlik elini kolunu bağlayan Hakan'ın kulaklarında Nilay'ın canhıraş çığlıkları yankılandı. Ruhu yine bedenine dar gelen genç adam kapana kısılmış gibiydi. Boğulduğunu hisseden Hakan kıza son bir bakış atıp hastaneden ayrıldı. Yüklendiği gaz pedalıyla jeepini ormanlık alana sürdü. İstediği konuma ulaştığı an açık alana çıktı. Nilay'ın açlıktan bayıldığını öğrendiğinden beri içinde kopan feryadı göğe saldı. Acı ve sitemli haykırışı ağaçların gövdesini titretti. Gökte salınan kuşlar uzaklara kanat çırptı. Duygusuz denen adamın acı iliklerine işlemiş paslı çiviyle benliğine kazınmıştı. Göz diplerine mızrak gibi batan yaşlara izin vermedi. Zehirden farksız acısını oluk oluk içine akıttı. Çünkü o geçmişin zehir zemberek acısıyla güçlenmişti. Annesi aile dayatması hatırı sayılır başlık parası karşılığı kendisinden on beş yaş büyük alkolik, kumarbaz sorumsuz şiddet yanlısı babasıyla evlendirilmişti. Onların tek çocuğuydu olanlara küçük yaşında her Allah'ın günü şahitlik etti. Annesinin kendi evlerinde babasını aldattığına tanık olduğunda on yaşındaydı. Annesinin sevgilisi babasını gözünün önünde öldürdüğünde on iki yaşındaydı. Bu kadarıyla kısıtlı değildi yaşanmışlıkları iki yıla yakın babasının katilinin akıl almaz işkencelerine maruz kalmıştı. Göğüs gerdiği acılar yetmez gibi annesi kağıt parçasına bir şeyler karalayarak terk etti. Sekizinci sınıfın ilk dönemin son günleriydi. Okuldan koşarak çıktı işlek caddenin üst geçidinde ayakkabı boyama günüydü. Babasının katili evde kalmasına çalışıp para getirmesi karşılığında izin veriyordu. Üzerini değiştirmek için eve girdiği gibi annesine seslendi. Yanıt alamayan küçük Hakan evin her yerinde annesini aradı. Semt pazarına gitmiş olacağını düşünüp kömürlükten bozma odasına girdi. Eski püskü yer yatağındaki ikiye katlanmış kâğıtla çantasını omzundan bıraktı. Yatağın ucuna oturup kahvelerini eğik karmaşık satırlarda gezdirdi. “Oğlum beni affetmeni isteyecek değilim. Babanın eziyetine sırf senin için katlanırken o çıktı karşıma sevdim. Aynı şekilde de sevildim bizi babandan kurtardığında dünyalar benim oldu. Sonrasında olanlar sana yaptıklarına katlanamıyor karşıda koyamıyordum. Onu çok sevdiğimden karşısında acizdim tatlı diline aldanıyordum. Sen yokken bir güzel lafıyla elimi kolumu bağlıyordu. Sırf sana işkence ederken müdahale etmeyeyim diye hediyeler aldı. Ama son zamanlarda sana yaptıklarını unutturmak için çırpınmaları gözüme görünmedi. Ona olan sevgim zerre eksilmedi, sen dahil kimseyi onun gibi sevmedim sevmeyeceğim. Seni sevmesem bile sana yaptıklarını görmeye katlanamıyor sevdiğim adamı senin için ardımda bırakıp gidiyorum. Kendim bilinmezliğe yürürken buna sebep senken seni yanımda sürüklemem. Gücüm seni kurtarmaya yetmedi bu mektubu okuduğunda kaçıp kendi kurtar. Sevdiğimin başı derde girmesin yokluğumu fark edince beni seven elleri senin kanına bulanmasın. Zaman ne gösterir bilinmez gerçi yüzüne bakmaya yüzüm yok ama belki bir gün karşılaşırız. Sevdiğimden uzakta pek yaşamam gerçi ya senide son bir kez görmeden ölmek istemem...” Hakan’ın akan gözyaşları satırları ıslatmıştı. Sevgisinden mahrum olduğu annesinin olmadığı zindandan, okul eşyalarını yamalı üç beş parça giysisiyle terk etti. Çocuk sayıları yaşta hem öksüz hem yetim kalan Hakan, anne sevgisine nail olamamış olmanın ağırlığıyla bilinmezliğe yürüdü. İstanbul'un sokaklarında kaldığı günlerin haddi hesabı yoktu. Zayıf bedenine bakmadan bulduğu her iste çalıştı. Tuvalette temizledi hamallıkta yaptı asla gocunmadı her şeye rağmen eğitiminden vazgeçmedi. Açta kalsa harama el uzatmadı çevresindekilere rağmen karakteri sağlamdı. Sokakta kimsesiz olduğu fark edilince yasa dışı işlere bulaştırılmak için öldüresiye dayak yedi. Net duruşundan yine de taviz vermedi. Liseyi tam burslu yatılı kazanınca yaşam şartları değişti. Bu durum onu gevşetmedi üniversite hayatı için birikim yapması gerekti. Eğitiminden arda kalan vakitlerde boş durmamak için yarı zamanlı garsonluk yaptı. Üniversite sınavında derece yapıp ileriki yaşamı için sağlam bir zemin oluşturdu. Akranları gibi üniversite eğitimi sürecinde hovardalık yapmadı. Yarı zamanlı işlerde çalışıp üstten dersler aldı, mimarlık bölümünden dereceyle mezun oldu. Nam yapmış firmada gerçek iş hayatına atılıp üstün başarısıyla şirkette ön plana çıktı. Patronu cömert eli kolu uzun çevresi geniş adamdı. Önceliği annesi olan Hakan iş ortamında tanıştığı Gizemle kısa zamanda nişanlandı. Sorumsuz babasıyla yaşayan nişanlısıyla yuva kurma hayâli, en yakın üniversite arkadaşı Enginle aynı yatakta uygunsuz gördüğü gün yerle bir oldu. İnancını kaybeden Hakan olayın şokunu atlatınca para karşılığında ilk birlikteliğini yaşadı. Kendisini terk etmeyen geçmişine dalan genç adam, diz çöktüğü zeminde sitemlerini sıralarken vakit geçmişti. Dolunayı misafir etmeye hazırlanan gök kızıla bürünmüştü. İçinde sönmek bilmeyen ateşin kıvılcımlarını saçmış olmak Hakan'ı bir nebze rahatlatmıştı. Acısından güç alıp küllerinden bilmem kaçıncı kez doğdu. Toprak zeminden destek alıp aracına bindi. Direksiyonu evine çevirip kısa sürede ulaştığı evine girdiği gibi oyalanmadan duşa girdi. Çıplaklığını kamufle ettiğinde ağırlaşan göz kapaklarıyla yatağa uzandı. Uykunun karanlığına esir düşen Hakan, öğle üzeri uyanıkken gördüğü kâbusun uykusuna musallat olmasıyla kan ter içinde uyandı. Koşar adım mutfağa inip cayır cayır yanan içini soğutmak için buz gibi su içti. Gece yarısı ferahlamak bilmeyen içiyle evi dört döndü. Her hangi bildirim simgesi olmayan telefonu ve diğer kişisel aksesuarlarını alıp evden çıktı. Tenha yollar kısa zamanda hastaneye ulaştırdığında merdivenleri ikişer üçer tırmandı. Sessizce araladığı kapıdan içeriye süzüldü, kahvelerine denk düşen görüntüyle bir an bocaladı. Olduğu yerde silkelenip Nilay'ın yanına koştu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE