Attığı mesaja bakarken içimi bir titreme sardı. Benden bir şans istiyordu. Ne yapmalıydım? En iyisi, bilmemezlikten gelmekti.
Hüma: Ne şansı?
055********: Benimle konuş, benimle dertleş, yüzümü görmeden bana inan, güven, bana seni sor..
055********: Sana beni sev demiyorum. Ama sana olan özlemimi gidermeme izin ver. Kokunu solumama izin ver. Saçlarını okşamama izin ver. Ama beni görme. Çok mu?
Hayâli birinin varlığına inan diyordu resmen bana. Vereceğim cevap ne olacaksa, heyecan sarmıştı şimdiden beni. Benim kötülüğümü isteyen biri olsaydı, böyle şeyler der miydi ki?
Demezdi değil mi? Ama çok garipti. Ben güvenemezdim ki ona.
Hüma: Bilmiyorum.
055********: Lütfen
055********: Zamana bırakalım en azından?
Derin bir nefes aldım.
Hüma: Pekâlâ.
***
"Hüma!"
Koridorda bana seslenen Aynur Hoca'nın yanına gittim.
"Buyurun hocam?"
"Dersim size, değil mi?"
Kafamı salladım. Aynur Hoca elindeki kitapları bana uzatıp gülümsedi.
"Şunları sınıfa bırakır mısın Hümacım?"
Gülümseyerek elindeki kitapları aldım. "Tabi ki"
Sınıfıma girip kitapları öğretmen masasına koydum. Arkamı dönmemle sert bir bedene çarpmam bir oldu. Kafamı kaldırdığımda Baran'ın gözleriyle karşı karşıyaydım.
"İyi misin?"
Başımı salladım. Bakışlarım yere indi. Aynı sınıfta olmamıza rağmen onunla pek bir diyaloğumuz olmamıştı. Gerçi sınıfın çoğuyla pek bir diyaloğum yoktu.
Baran'ın yanından geçecekken kolumu tuttu. Anlamaz gözlerle ona bakarken, yavaşça bıraktı kolumu.
"Kusura bakma. Kantine inelim mi beraber diyecektim. Sana çay ısmarlarım?"
Yüzümde küçük bir tebessüm oluştu. Onu da genelde yalnız görüyordum ve sanırım konuşacak birilerine ihtiyacı vardı.
"Olur" dedim kısık çıkan sesimle.
Beraber aşağıya indik. Kantin masalarından birine oturup Baran'ı beklemeye başladım. Çok geçmeden elinde çaylarla Baran göründü. Masaya oturup benim çayımı önüme koydu. Elimle kavradığım küçük karton bardak içimi de ısıtmıştı.
"Teşekkür ederim."
Gülümseyerek başını salladı.
"Havalar da ısınmaya başladı. Gerçi hâlâ soğuk ama.." dedi. Sessizce kıkırdadım. Gözlerimin içine bakarken utançla bakışlarımı çayıma çevirdim.
"Ne güz-"
Cümlesi yarıda kesilmişti. Çünkü kantinde kavga çıkmıştı. Çocuğun biri bizim masamıza düşerken korkudan çığlık attım. Baran ayağa kalkıp beni arkasına alırken masanın devrilme sesini işittim. Şok içinde Baran'ın omzunun arkasından kavga edenlere bakıyordum. Masada ki çaylarımız da yeri boylamıştı. Yerde yatan çocuğa bir diğeri yumruklarını geçirip küfürler yağdırıyordu. Kızlar da çığlık atarken bir kaç çocuk kavga eden iki çocuğu ayırmaya çalışıyordu.
Baran elimden tutup beni kantinden çıkarırken sınıfa doğru adımladık. "İyi misin?"
Bugün aynı soruyu ikinci soruşuydu. Tekrar başımı salladım. Gözlerim hâlâ elimi tutan Baran'ın ellerine kaydı. Elimi çektim hızla. Sınıfa girip sırama oturdum. Baran'da yanımdan geçip en arkada ki sırasına oturdu. Yanımdan geçerken göz mü kırpmıştı bana o?
***
055********: Günün nasıldı?
Hüma: Aksiyonlu
Hüma: Kantinde büyük bir kavga çıktı.
055********: Biliyorum.
Hüma: Sende orada mıydın?
055********: Oradaydım.
055********: Baran olmasaydı ben tutup çıkaracaktım seni oradan.
055********: Baran'ı da bir gün dövmek farz olmaya başladı yavaştan
Hüma: Nasıl?
Hüma: Baran seni tanıyor mu?
055********: Tabii ki de tanıyor. Merak etme, senin elini tuttuğu eli kıracağım.
***
Hüma: Saçmalama!
Hüma: Baran isteyerek elimi tutmadı.
Hüma: Salakça bir şey yapma sakın!
055********: Sana kimse dokunamaz!
055********: Yaz bunu bir kenara.
Hüma: Boşuna bu tavırlara bürünme.
Hüma: Sana ne benim elimi tutuyorsa hem?
055********: Sen beni fazlasıyla ilgilendiriyorsun çünkü.
Hüma: Tamam.
Hüma: Sen bilirsin!
055********: Hüma, tamam.
(İletilemedi)
055********: Beni engelledin mi?
(İletilemedi)
055********: Hüma?
(İletilemedi)
055********: Maviş'im
(İletilemedi)
055********: Tamam. Senin dediğin gibi olsun.
(İletilemedi)
055********: Karışmayacağım Baran'a.
(İletilemedi)
***
Sabah erkenden kalkıp hazırlandım. Okula erken gitmek istiyordum bugün. İkinci ders sınavımız vardı ve kantinde de çalışabilirdim.
Otobüse binip boş bir yer bulamayınca ayakta kaldım. Şu gizli şahıs aklımdan çıkmıyordu. Baran'ın bir suçu yoktu. Öyle davranması çok saçmaydı. Fark ettim de, ben onu hâlâ rehberime kaydetmemiştim. Zaten engelledim. Kaydetmeme gerek yoktu. Kaydetmek istesem de, daha adını bilmiyordum bile.
Okula vardığımda hemen kantine girdim. Limonlu sodamı alıp boş bir masaya kuruldum. Hava hâlâ karanlıktı. İlk derse yarım saat vardı.
Çantamdan kitaplarımı ve defterimi çıkardım. Dün akşam hazırladığım özet kağıdını da masanın üzerine koydum.
***
Zil çalmasaydı kendime gelemeyecektim. Hemen kitaplarımı çantama yerleştirdim. Boş soda şişesini çöpe atıp sınıfa çıktım. Baran bugün yoktu. Devamsızlık yapan biri de değildi ki. Hem bana ne ya? Sırama oturup hocanın gelmesini bekledim. Hoca gelip hemen derse başladı.
Ders sıkıcı ilerlerken telefonumu çıkardım. İnstagramda dolaşırken başımın üzerinde bir gölge fark ettim. Kafamı yavaşça kaldırdım ve Derya hocayla göz göze geldim.
"Hüma?"
Şirince sırıttım.
"Hocam?"
Tek kaşını kaldırıp elini uzattı. Telefonumu istiyordu.
"Çıkışta alırsın."
Lanet!
İkinci ders sınava girdiğimizde pek de zorlanmamıştım. Dün akşam ve bu sabah baya çalışmıştım çünkü. Teneffüste bahçeye çıkıp biraz hava almıştım. Zil çalınca tekrar sınıfa adımladım.
Sırama oturup çantamdan kitabımı ve defterimi çıkardım. Hoca sınıfa girdiğinde ben kalemliğimi arıyordum. Sıranın altına bakınca küçük bir şok dalgası yaşadım. Sıramın altında not vardı. Kim koymuştu bunu buraya?
Notu elime aldım. El yazısı tanıdık gelmişti nedense.
Senin istediğin gibi olsun. Baran'a karışmayacağım. Ama senden bir ricam var Maviş'im. Lütfen engeli kaldır. Daha önceden de söylediğim gibi; sen yoksan, ben de yokum!
SENİ SEVİYORUM
Ah, hayır! Sınıfıma gelmiş olamaz değil mi?
Deli!
Gerçekten deli bu!
Çıkışta telefonumu aldığım zaman halledecektim bu konuyu. Ya da bir şekilde kim olduğunu bulmam gerekiyordu.
Bu kafayla nasıl ders dinleyecektim şimdi?
Bir saniye. Notta 'seni seviyorum' mu yazıyordu?
Notu elime alıp son cümleyi tekrar okudum.
SENİ SEVİYORUM
Beni sevdiğini söylüyordu. Biri gerçekten beni seviyordu. Neden karşıma çıkmıyordu o hâlde?
***
O nottan sonra çıkışta Derya hocadan telefonumu aldım ve gizli şahsın engelini kaldırdım. Telefona ne diye kaydedeceğimi bilmiyordum. Bu yüzden bana yazmasını bekledim.
Hâlâ daha bekliyordum.
Sabırsızca saate bakıyor, bir yandan da yemeğimi yiyordum. Saat 20:38'di. Teyzemin bana attığı bakışları umursamıyor, masanın üzerindeki telefona elimi atıp bakıp bakıp duruyordum. Belki mesaj atmıştır diye.
İlk defa biri bana beni sevdiğini söylüyordu. Bu yaşıma kadar bu duyguyu hiç tatmamıştım. Önemsenmek insanı gerçekten de mutlu ediyordu.
Belki zamanla ona alışırdım?
"Hüma, tatlım telefonun çalıyor."
Teyzemin seslenmesi üzerine bakışlarımı saatten telefonuma indirdim.
055******** arıyor...
Gözlerim şaşkınlıkla kocaman olurken elimdeki çatal yere düştü. Telefonu hızla elime alıp,
"Bunu açmam gerek teyze." dedim.
Koşarak merdivenleri çıkıp odama girdim. Kapıyı kapatıp telefonu yatağıma fırlattım. Açmalı mıydım?
Derin bir nefes alıp yatağımın üzerindeki telefonu yavaşça elime aldım. Titreyen ellerimle aramayı yanıtladım ve telefonu kulağıma dayadım.
Fazla heyecan yapmıştım. Nefesimi tutmuş karşıdan bir ses bekliyordum.
"Maviş?"
Gelen bir kız çocuğu sesiydi. Gerçekten bir kız sesiydi.
"Maviş sen misin?"
Dilimi kaçtığı yerden kurtarıp tuttuğum nefesimi özgür bıraktım. Neler olduğunu anlamak adına dudaklarımı aralayıp sonunda konuşabildim.
"Sen kimsin?
Karşı taraftan bir kıkırdama geldi.
"Benim adım İlayda." dedi. "Bu abimin telefonu. Abim şu an banyoda Maviş abla."
Nasıl yani? Gizli şahısın kız kardeşi miydi bu?
"Beni neden aradın?"
Ellerim terlemeye başlamıştı.
"Abim sürekli biriyle mesajlaşıyor ve gülüp duruyor. Başkasının telefonu karıştırılmaz biliyorum. Ama merak ettim Maviş abla. Bu arada ismin güzelmiş. Abim seni böyle kaydetmiş."
Beni Maviş diye kaydetmiş...
"Benim adım Maviş değil ama. Adım Hüma. Abin bana Maviş der hep."
"Hmm" Tarzında bir ses çıkardı.
"Abini tanımıyorum ama." dedim.
"Nasıl yani?"
"Canım sen kaç yaşındasın?" diye sordum.
"9"
Karşı taraftan takırtılı bir ses geldi.
"Abim geliyor Hüma abla. Kapatmalıyım!"
"İlayda dur! Bana abinin adını söyler misin?"
"Abimin adı A-"
"İlayda?"
Bu abisinin sesi miydi? Gizli şahıs? Bu o muydu?
"Abi merak ettim ya!"
"Ver bakalım o telefonu bana!"
Telefon yüzüme kapanırken benim aklım sesindeydi. Ses tonu... nasıl tarif edebilirim?
"Hüma?"
Yerimden sıçrayıp hızla arkama döndüm. Semra teyzem kapıda şaşkınca bana bakıyordu. Duymuş muydu?
"Hüma kızım niye dikiliyorsun orada? Bir sorun mu var?"
Bir oh çekip teyzemin yanına gittim. Yeni gelmiş olmalıydı. Gülümseyerek yanaklarından öptüm.
"Bir sorun yok teyze. Bir anlığına daldım gittim."
Pek inanmasa da üstelemedi. "Peki. Aşağıdayım ben. Gelmek ister misin?"
"Yok benim ödevlerim var."
"Peki." dedi. Yanağımı öpüp uzaklaştı. "Sana süt ısıtır odana getiririm."
Gözlerimi devirdim.
"Ben küçük değilim teyze!" diye isyan ettim. "Ne sütü?"
Kaşlarını çatıp popoma vurdu. "Hadi oradan! Sen hâlâ benim küçük Hüma'msın."
Elim ile popomu ovuşturup teyzeme baktım. Acımıştı!
"Teyze ya!"
"Çok konuşma. Ödevlerine başla sen. Ben sütünü getiririm."
Teyzem odayı terk ettiğinde çalışma masama oturdum. Telefonumu elime alıp kilidi açtım. İlayda adını söyleyememişti belki ama, baş harfini söyleyebilmişti. Rehbere girip onu 'A' diye kaydettim. Gülümseyerek sandalyeme yaslandım. Adı neydi acaba?
Ali?
Ahmet?
Aras?
Ayaz?
Alaz?
Abdurrezzak?
Son düşüncem beni kahkahalara boğarken telefonumun bildirim sesini işittim. Gülmekten kısılan gözlerimi açmaya çalışıp mesajı okudum.
A: İlayda ile ne konuştunuz?
***
S.D.