Sarılma faslından sonra akşam yemeği olarak makarnalarımızı da yiyip televizyon başına geçmiştik çoktan. Benim ise aklımda tek bir soru vardı? O patatesli böreği nasıl yapmıştı? Hayır, hazır böreğe de benzemiyordu yani. Bunu da şimdi mi düşünüyordum ben? Neyse. Ayak bileğim daha iyiydi artık. O krem iyi gelmişti. Anıl yarına bir şey kalmaz diyordu ve sanırım haklıydı da, üzerine basabiliyordum. Bakışlarımı televizyondan çekip yanımda oturan Anıl'a çevirdim. Telefonuyla ilgileniyordu. Bir dakika, telefon?! Hayır Hüma! Sakın aklından bile geçirme! Üzme benim Anıl'ımı lan şerro. Gözlerimi yumdum. Geri zekâlı iç ses. Bari teyzem hangi alemde onu öğreneyim. Ya ben nasıl senin gibi salak birinin iç sesi oldum ya? Cidden aklım almıyor! Kes sesini! Gözlerimi açıp Anıl'a baktım. Hâlâ tele

