4. BÖLÜM

824 Kelimeler
Sarayın devasa kapıları gıcırdayarak açıldığında, nöbetçiler gördükleri manzara karşısında donakaldılar. Cihan padişahı Sultan Murad, üzerinde toz toprak içinde basit bir av elbisesiyle, önünde ise kaftanına sarılmış, saçları gün batımı gibi parlayan yaralı bir kadınla dönüyordu. Hiç kimse tek bir soru sormaya cesaret edemedi; Murad’ın gözlerindeki o hırçın ama kararlı parıltı, en küçük imayı bile kılıçla kesecek kadar keskindi. Murad, Sâre'yi attan indirdiğinde kızın bilinci, acı ve yorgunluktan dolayı bulanıklaşmıştı. Onu kucağına alıp Has Oda’ya doğru yöneldiğinde, harem ağaları ve cariyeler fısıldaşarak geri çekildiler. Padişah, töreleri ve usulü bir kenara itmiş, yabancı bir kadını doğrudan kendi mahremine taşıyordu. Onu kucağına alıp kendi mahremi olan Has Oda’ya yöneldi. Sâre'yi ipek çarşaflı yatağına yatırırken, kapıdaki ağalara kükredi: "Hekimbaşı tez elden buraya gelsin! Eğer bu hatunun canı yanmaya devam ederse, onun canını ben alırım!" Sâre, gözlerini hafifçe aralayıp etrafındaki altın varaklı süslemelere ve tepesinde duran devasa adama baktı. "Sen... Kimsin?" diye fısıldadı sesi titreyerek. Murad, kızın alnına düşen kızıl bir tutamı sert parmaklarıyla geriye itti. Sesi, bir emir kadar ağır ve derindi: "Ben bu mülkün sahibi, yedi iklimin hakanı Sultan Murad'ım Sâre. Ve sen artık benim himayemdesin." Sâre işittiği isimle sarsıldı. Karşısındaki adam, adına fermanlar yazılan, orduları titreten padişahın ta kendisiydi. Hekimbaşı gelip Sâre’nin bacağındaki yarayı temizleyip sardıktan sonra Murad, kızın yüzündeki is ve toz tabakasını fark etti. Sâre, yaşadığı şoktan ve üzerinden atamadığı kirden kurtulmak istiyordu. "Hünkarım..." dedi Sâre, bakışlarını kaçırarak. "Üzerimdeki bu kir... Müsaade edin, arınmak isterim." Murad’ın dudaklarında karanlık bir gülümseme belirdi. "Arınacaksın Sâre. Hamam hazırlansın! Kimse içeri girmeyecek, hatun benim özel emrimdedir!" Sarayın taş duvarları, Murad’ın ormandan getirdiği o kızıl afetin fısıltılarıyla sarsılıyordu. Sâre, hünkarın özel emriyle "arınması" için Hamam’a götürüldüğünde, aslında bir temizliğe değil, kurtlar sofrasına davet edildiğinden habersizdi. Hamamın kubbesinden süzülen loş ışık, içerideki yoğun buharla birleşince her şeyi puslu ve tekinsiz kılıyordu. Sıcak taşların üzerine uzanan Sâre, yaralı bacağının sızısını suyun buharıyla dindirmeye çalışırken, kapının sertçe açılmasıyla irkildi. İçeri giren sadece hizmetliler değildi; sarayın en kudretli kadını Valide Kösem Sultan ve hünkarın gözdesi, çocuklarının anası Ayşe Sultan, tüm ihtişamlarıyla buharın içinden birer hayalet gibi belirdiler. Ayşe Sultan, elindeki ipek mendili hırsla sıkarak Sâre’nin oturduğu kurnaya yaklaştı. Gözleri, kızın bembeyaz tenine zıtlık oluşturan o vahşi kızıl saçlarda gezindi. İçindeki kıskançlık, hamamın sıcağından daha yakıcıydı. "Demek o uğursuz mahluk sensin," dedi Ayşe, sesi mermer duvarlarda yankılanırken. "Hünkarımızı efsunlayıp aklını çelen, sarayımıza bir av hayvanı gibi giren o köylü..." Sâre doğrulmaya çalıştı ama Valide Sultan’ın buz gibi sesi onu olduğu yere çiviledi. Kösem, elindeki altın tasla suyu karıştırırken Sâre’yi süzüyordu. "Bak hele Ayşe... Rengi kan gibi, bakışları ise bir ifritin öfkesini taşıyor. Murad rüyasında gördüğünü söyler ama ben sadece felaket görüyorum." Kösem Sultan, yanındaki cariyeye bir işaret verdi. İki güçlü kadın Sâre’yi kollarından tutup zorla sıcak göbek taşına yatırdılar. Ayşe Sultan, Sâre’nin üzerine eğildi; aralarındaki mesafe kapandığında, Ayşe’nin hırs dolu nefesi Sâre’nin yüzüne çarpıyordu. "Senin o saçlarını tek tek yolar, bu hamamın suyuna kanını katarım da kimse ruhu duymaz," diye fısıldadı Ayşe. Elindeki gümüş tası hırsla soğuk suya daldırıp Sâre’nin çıplak omuzlarına aniden boşalttı. Sâre, şokla irkilerek nefesini dışarı verdi, göğsü hızla inip kalkıyordu. "Ben bir şey yapmadım! Beni buraya hünkarınız getirdi!" diye haykırdı asice. Bu başkaldırı Ayşe’yi daha da çileden çıkardı. Ayşe, Sâre’nin yaralı bacağına parmağını sertçe bastırdı. "Hünkarın adını o kirli ağzına alma! Sen sadece geçici bir heves, bir av ganimetisin!" Tam o sırada, hamamın ağır tunç kapısı gümleyerek açıldı. İçeri giren ne bir cariye ne de bir hadımdı. Murad, üzerinde sadece ince bir şalvarla, göğsü çıplak, öfkeden gözü dönmüş bir halde içeri daldı. Buharın içinden bir dev gibi belirdiğinde, Valide ve Ayşe Sultan dehşetle geri çekildiler. Murad’ın ıslak vücudundan süzülen su damlaları, mermer zemine damlıyordu. Murad, Sâre’nin titrediğini ve Ayşe’nin elinin hala kızın yarasının üzerinde olduğunu gördüğünde kükredi: "Burası benim mahremimdir! Valide... Ayşe! Siz ne cüretle benim korumam altındaki birine el kaldırırsınız?" Ayşe Sultan kekeleyerek geri çekildi: "Hünkarım, biz sadece..." "Kes sesini!" Murad, Ayşe’nin üzerine yürüyünce kadın korkuyla duvara yaslandı. Murad, Ayşe’nin boğazına sarılmamak için kendini zor tutuyordu ama gözleri kadını diri diri yakacak kadar öfkeliydi. Ardından annesine döndü. "Valide, hürmetim sabrımın sınırındadır. Bu hatunun kılına zarar gelirse, bu sarayı başınıza yıkarım!" Murad, yerdeki Sâre’ye doğru eğildi. Herkesin gözü önünde, onu ıslak ve titrer halde kucağına aldı. Sâre’nin çıplak teni, Murad’ın sıcak ve kaslı göğsüne değdiğinde hamamdaki tansiyon doruk noktasına ulaştı. Murad’ın sert göğüs kafesi kızın hızla çarpan kalbinin üzerindeydi. Sâre, utanç ve korkuyla başını Murad’ın boyun çukuruna sakladı. Murad, kucağındaki kızı sıkıca sararak, annesinin ve karısının nefret dolu bakışları arasından ağır adımlarla çıktı. Hamamın sıcaklığı, yerini koridorların tekinsiz serinliğine bırakırken, Murad kulağına doğru fısıldadı: "Korkma kızıl hatun... Seni benden başka kimse yakamaz." Sâre, o an anlamıştı; dışarıdaki eşkıyalar bu saraydaki kadınlardan daha az tehlikeliydi ama kucağında olduğu bu adam, hepsinden daha büyük bir fırtınaydı. Murad onu doğrudan kendi yatağına, Has Oda’ya taşıdı. Kapıları arkasından kilitlediğinde, dışarıdaki kaos bitmiş, odanın içindeki o ağır, sessiz ve gerilim dolu bekleyiş başlamıştı. Murad, Sâre’yi yatağa bırakmadı; onu hala kucağında tutarken gözlerinin en derinlerine baktı. "Şimdi," dedi boğuk bir sesle, "Sadece sen ve ben varız."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE