42. Bölüm

4744 Kelimeler
Hoşgeldiniz biriciklerim. Umarım beğeneceğiniz bir bölüm olmuştur. Bu sefer geçen bölüme oranla sadece +2 ile 12 yorum istiyorum. Hadi bakalım kolay gelsin :)) 41. Bölümden "Benimle birlikte gel." Diye inledim. Zevk iniltilerim, haykırışlarım ve çığlıklarım evrene karışıyordu. Tıpkı onun nefesleri ve hırıltıları gibi... Fakat bu kez sürekli deneyimlediği gibi dar olmadığım için biraz geç geleceğe benziyordu ama en başında da söylemiştim; dansı yönlendiren bu kez bendim. Dibime yaslanıp sert sert içimde kayarken dayanamadığını bildiğim her seferinde olduğu gibi içimi kastım ve hareketlerine inat onu içimde tutmaya çalıştım. Bu muazzamdı. Benden kaçmaya çalışıyor, kaçamadıkça hırsını öfkelenerek alıyordu. Birkaç sıkı küfrün ardından beni masaya itip kollarımı iki yana açarak çarmığa gererken hakim olamadığı hırıltıları güçlendi. Yüzü beni yağmura karşı korusa da o sırılsıklamdı ve saçlarından yüzüne yuvarlanan damlalar çenesinden ve burnunun ucundan yüzüme damlıyordu. Titrek birkaç soluk alırken aralık dudaklarımdan çocuksu inlemeler kaçtı. Bedenim altında sarsılıyordu. Ve o da kasılarak içime geliyordu... Ardı ardına ettiği seri hareketlerin sonunda başını omzuma yaslayıp nefes verdi derin derin. Başını kaldırıp yağmurdan ıslanan saçlarımı yüzümden çekerek dudaklarımdan öptü şefkatle. Belime doladığı koluyla beni bedenine yaslayarak masadan kaldırırken arzusu ve şehvetinin, samimiyeti ve şefkati karşısında sindiğini fark ettim. Adım adım odaya taşıyordu beni. "Bir de seni bırakmamı istiyorsun." Diye soludu cümlesinin saçmalığını dile getirircesine. "Eyşan seni bırakırsam öldürsünler beni." Başımı salladım. Ölüm kelimesini duymaya zerre tahammülüm yoktu. Bu ihtimaller dahilinde bile olamazdı. Nefes nefese soludum. "Sözlerini tutuyorsun madem söz ver." Kollarımı boynuna dolayıp şakaklarımızı birbirine yasladım. Dudaklarımız birbirine çapraz duruyor ama konuştukça birbirine sürtünüyordu. "Ölmeyeceksin." Diye fısıldadım. "Ölmeyeceğim." Dedi. Sesindeki inanç ve tutku içimin düğümlerini tek tek açıyordu. "Senin için yaşayacağım Eyşan." 42. Bölüm Bir süre öylece yattık. Tamamiyle birbirimize bulanmış, ıslanmış ve balla kaplanmış bir halde... "O tokmağı içime sokman şart mıydı?" Diye sordum. Yavaş yavaş zevkin pompaladığı adrenalinden sıyrılıyordum ve şuurum yerine geliyordu. Tamam, bana bir şeyler sürüp yalamasını anlardım ama içime bal tokmağını sokmasına gerek yoktu. "İçim yapış yapış olmuştur şimdi." Keyifle güldü. Başımın altındaki koluyla boynumu sıkıştırıp göğsüne çekerken hiç de utanmış görünmüyordu. "Zevkle temizlerim." Bakışları tavanda olduğu için gözlerimi devirdiğimi göremezdi. "Arsızsın." Dedim. "Senin utangaç olduğunu sanıyordum." Donakaldı. Hayret kahkahası göğsünü hoplatırken göğsüne dayadığım dirseklerimden güç alarak doğruldum. "Onu nereden çıkardın?" Diye sordu ciddi bir merakla. "Bu tür konularda epey cüretkarımdır esasen." Ah, evet. Dün gece terasta yaptıklarının başka bir izahı olamazdı zaten ama o zaman neden Bell'in otelindeki gece utangaç davranmıştı. "Oteldeki gece." Dedim. "Birlikte olduktan sonra fısıldayarak konuştun benimle." Diye hatırlattım. "Hatta romantik bile sayılırdın." Gülümsemesini bastırmaya çalıştı. "Hakkımda hiçbir şey bilmiyorsun Lilla kittan." Deyip işaret parmağıyla burnumu dürttü. "Ne yani?" Dedim. "Utangaç mısın? Romantik mi? Yoksa arsız mı?" "Utangaç değilim." Dedi gözlerime bakarak. Parmaklarını dağılmış saçlarımın uçlarına dolarken dudaklarımı ısıran bir minik öpücük bahşetti bana. "Seni utandıracak kadar da arsız bir adamım." Ona alayla baktım; beni seks konusunda utandırmak çok zordu. "Ancak deneyebilirsin." Dedim inatla. "Başarabileceğini sanmıyorum." Göğsündeki dirseklerimi nazikçe itip oturur pozisyona geçerken "Fark ettim onu." Dedi. Kaşları muzipçe çatılmıştı. "Bunca zaman kendini zapt etmene ne demeli bilmem." Dirayet? Karşısında doğrulurken elleri saçlarımı savurdu aniden. Hafifçe küfretti. "Boynun kızarmış." Alayla yere baktım. "Sadece boynum mu?" Derken bileklerimi uzattım ona. Kelepçenin izlerini fark etmesiyle dehşetle açıldı gözleri ve hemen sonra parmaklarının gölgesini gördü. "Eyşan neden durdurmadın beni?" Dalga mı geçiyordu? Sert takılmakla sorunum yoktu ki. Hatta soft takılmakla sorunum vardı. Kendime itiraf ettiğim gibi; seks başta kendimi cezalandırmak için kullandığım bir yöntemdi ama acıdan zevk aldığımı fark etmem o kadar da uzun sürmemişti. "Çünkü sert seksten hoşlanıyorum." Dedim. "Duvardan duvara denilen cinsten." Dişlerinin arasından soluk verdi. Bundan hoşlanmamıştı. Ne var? Her kadın vanilya sevmezdi ki! "Seni duvardan duvara bir pataklarım." Dedi sinirle. "Canını acıttığımda söylemelisin." "Acımadı ki." "Bileklerinde beş parmağımın izi var." Dedi üzerine basa basa. "Kolumu sıktığın hangi seferde, 'Kolumu bırak, canım acıyor?' diye miyavladım sana?" Ukala ukala devam ettim. Jules'un acı eşiğin çok aşağılarda olduğuna emindim. Standart bir kadın muhtemel ki Jules'ten daha dayanıklıydı. Benim gibi düşman karşısında ötmeyeyim diye dört yıl boyunca, her ay, yetmiş iki saatlik periyotlar halinde işkence dersleri almış bir kadın içinse bunlar ideal sertliklerdi. "Harvey, köz tanelerinin üzerinde yürümediğim müddetçe canım acımaz. Buna alışsan iyi edersin." Dedim. Ben standart bir kadın değildim; bunu üstünlük taslamak için falan söylemiyordum ama değildim işte. Jules'u bile kıskanmıyordum- 'Marianne'i kıskandın.' Dedi içimdeki dırdırcı. Evet, yıllar sonra ilk defa dolu dolu hissetmiştim bu duyguyu; ilk de değildi üstelik. Anais'i de kıskanmıştım ama bu ömrümde ilk defa oluyordu. İlk defa bir erkeği kıskanıyordum ve şaşırtıcı bir şekilde en tehlikeli rakibimden kıskanmıyordum. Benimki bir sosyopatın duyguları hissedememesi gibi bir durum değildi. Ben sadece o duyguları tanımıyordum. Kıskanmanın bu kadar boktan bir duygu olduğunu dün geceye kadar bilmiyordum mesela. Ayrıca sevişirken partnerini zevke getirmenin bu kadar tatmin edici bir duygu olduğunu tam olarak az önce keşfetmiştim. Bunlar benim için çok yeniydi. Harvey'nin bana öğretmesi gereken çok şey vardı. Ve hakkımda öğrenmesi gereken bir çok şey... "Sana yapmamdan hoşlanmadığım bir şey olduğunda söyle." Dedi ihtiyatla. Bu cümlenin altında yatanlar benim için çok kıymetliydi esasen... Zekasından mı yoksa psikolojiye olan merakından mı bilmiyorum ama ömrümün ilk yirmi üç yılındaki itaatkarlığımın sebebini çözmüştü. Ben yirmi üç yaşına kadar kaderime razı gelmiştim. İsyan ettiğim çok zaman olmuştu ama bardak taşana kadar gemileri yakmadığım da aşikardı. Bunun farkındaydı ve onunla aramızdaki ilişkide kaderime razı gelmek gibi bir durum yaşamadığımdan emin olmak istiyordu. Ona manasızca ettiğim inatları gözü mü görmüyordu yoksa bunun bir illüzyon olmasından mı korkuyordu? Saçlarımı toplayıp sağ omzumdan sallandırırken dudak büktüm. "Hiçbir şeye razı geldiğim yok, Harvey." Dedim. Parmağımla boynuna uzanırken açtığımı fark etmediği yaraya uzandım. "Ama ben senin canın yakarsam ne olacak?" Tırnaklarımın açtığı şeridi dürttüm hafifçe. Acılı bir inleme ile parmaklarımın üzerine gitti eli. Zevk deryasının içindeyken fark edilmese de, biz sevişmekten ziyade savaşmış gibiydik. Bir de Harvey bu kez seks yapmadığımızı, aksine birbirimizi sevdiğimizi falan söylemişti. İçimden yükselen kıkırtıyı yutmaya çalıştım. "Bunu ne ara yaptın?" Diye sordu kısık gözlerle. Omuzlarım kalkarken dudak büktüm bir çocuk gibi. "Hatırlamıyorum." Dudaklarını ıslatıp gülümsemesini yuttu. "Gördün mü? Tırnakları olan benim." Başını yana eğdi. Onun bir aslan olması benim puma olduğum gerçeğini değiştirmiyordu ki. "Yine de-" "Canımı falan çıkartmaya çalışırsan itiraz edeceğim," Diye kestim sözünü. İçi nasıl rahat edecekse artık. "Eyşan," Kızıyordu. Onun adına seviniyordum. Son üç yılda başına gelenler haricinde travmatik bir çocukluk geçirmiş gibi durmuyordu; özgüvenliydi, başarılı ve zekiydi de. Karizmatik, yakışıklı ve zengindi. Hayata yüz sıfır galip başlamıştı. Annesi hakkında konuştuğunu hiç duymamıştım; babası hakkında ise eser miktarda konuşuyordu ama sesinden, sözünden babasına bir nefret duymadığı ortadaydı. Demek istediğim; iyi bir özgeçmişi vardı ve narsistik, megolomanik kişilik özellikleri haricinde gayet de mental olarak sağlıklı bir adamdı. Fakat tüm bunlara rağmen benim ne olduğumu görmemeye çalışması hiç de sağlıklı değildi. Kabuk tutan yaranın altından kanatları kırık bir kuş mu çıktığını sanıyordu? Eyerlemeye çalıştığım bir midilli değildi. Benim içimdeki yüz kafalı kerberos gibiydi. Benim canımı acıtabilmesi için eski yaralara tuz basması falan gerekiyordu nitekim vücudum, yeni bir yara açılamayacak kadar nasır tutmuştu. "Telefonun çalıyor." Diye konuyu değiştirdim. Zamanlama harikaydı. Onunla duygusal bir konuşma yapmanın yeri değildi burası. Apple watchına bakıp "Nikolai." Diye mırıldandı. Nikolai neden onu arıyordu ki? "Günaydın," Dedi hemen sonra telefonunu açarak. Telefonu hoparlöre almasını işaret ettim ama Harvey beni görmezden gelerek konuşmaya devam etti. Aslında daha çok dinlemeye. "Memnun olurum." Dedi biraz sonra ve telefonunu kapattı. Kısa bir görüşme olmuştu. "Ne için aramış?" Diye sordum. "Bir poker turnuvası olduğunu ve benim sıkı bir oyuncu olduğumu duymuş." Dedi. Toparlanmaya başlamıştı. Saate baktığımda hakkı olduğunu gördüm. Nikolai'ya günaydın, demiş olmasına rağmen saat on ikiyi geçiyordu. "Beni turnuvaya davet etti." Turnuvayı benden önce başkasının söylemiş olması tuhaf olmuştu ama ne önemi vardı ki? "Dün Diana söylemişti." Dedim. "Küresel bir turnuvaymış." Başını salladı. "Her yıl davetiye yollarlardı." Kaşlarım havalandı. Bu illegal organizasyon için bir de davetiye mi basıyorlardı? "Tehlikeli değil mi?" "Davetiyenin üzerinde Poker Gecesi yazmıyor Eyşan." Dedi alayla. "Bir resepsiyon davetiyesi yolluyorlar ama burada kilit nokta resepsiyonun lzhets Nebesa otelinde veriliyor olması ." "Otelin anlamı ne?" "Bir anlamı yok." Dedi. "Önemli olan bu geleneğe ev sahipliği yapıyor olması. lzhets Nebesa iki asırdır ayakta ve Solntsevskaya Bratva'nın kurulmasıyla birlikte her yıl lzhets Nebesa'da bir poker resepsiyonu verilir." Solntsevskaya Bratva. Bu örgütün ölümcül şöhretini duymuştum. Köklü ve korkunç bir şöhrete sahip, ürkütücü bir örgüttü. "Diana bu geceye katılan çoğu adamın Nikolai'dan kız istediğini söyledi." Dedim. "Bu gece Tamina orada olabilir." Başını onayla salladı bir kez. "Nikolai turnuvaya kalıp katılıp katılmayacağımdan emin olmak istedi." Dedi düz bir sesle. "Katılmak zorundasın." Diye karşılık verdim. Bu altın fırsattı. Bir daha ne zaman tüm kızların aynı anda aynı yerde bulabilirdik ki? Bu yüzyılda bir gerçekleşen doğa olayı gibiydi. "Şanslısın ki davet edildin." Bana bakarken kırgın görünüyordu. "Eyşan, ben her sene davet edilirim." Yanımdan kalkıp dün geceden etrafa dağılan kıyafetlerin arasından ceketini buldu. Ceketin iç cebinden bordo renkli bir davetiyeyi çıkartarak bana uzatıyordu. Davetiyeyi alarak inceledim. Bir iskambil kağıdına benziyordu ve üzerinde Xavier Orlov'un Fyador Mihayloviç Dostoyevski anısına düzenlediği resepsiyona katılımlarınızı bekleriz. yazıyordu. Elbette detaylarıyla birlikte. "Vay be." Dedim. Kötü adamların zeki olduğunu kabul etmek zorundaydım. "Giriş bileti de Kumarbaz kitabı mı yoksa?" Güldü. "Sayılır." Derken yüzüme bakıyordu. "İlk defa katılacağım." "Daha önce neden katılmadın?" Derin bir nefes alıp kollarını çıplak göğsünde bir etti. "Poker sanılanın aksine şans oyunu değildir de ondan." Dedi. "Ama çoğu ahmak öyle zanneder." "Kartları sayıp aklında mı tutuyorsun?" Diye sordum. Kaşlarını hızla kaldırıp indirirken dudaklarını bastırdı. Gözlerini terastan görünen manzaraya çevirmişti. "Fark ederlerse sıkıntı çıkabilir." Kahkahamı tutamadım. "Gerçekten kartları sayıp sayıları aklında mı tutuyorsun?" Diye sordum bir kez daha hayretle. "Harvey hayatının herhangi bir anında olayları oluruna bıraktığın oldu mu hiç?" Başını hayır anlamında sallayınca daha beter güldüm. "Kumar ya bu!" Dedim. "Onu da kontrol edemezsin." "Henüz pokerde hiç para kaybetmedim." Diye cevap verdi inadına. "Rulet peki?" Dedim. "Çarkın dönüş hızını da hesaplayamazsın sonuçta." Burnunu kaşıyıp "Evet," dedi. "Dönüş hızını hesaplayamam ama on dönüş seferinden sonra hızlı bir hesaplamayla istatiksel bir veri sunabilirim sana." "Barbut?" "Aynı mantık." Burnumdan nefes aldım. "Madem her şey matematik, neden daha önce hiç katılmadın bu turnuvaya?" "Yaşamayı seviyorum Eyşan." Dedi. "Bratva hile yaptığımı öğrenirse bunu yanıma bırakmaz." Manasızca başımı salladım. "İyi de bu hile değil ki." "Bratva için hile." Dedi kendinden emin bir sesle. Harvey'ye baktım. İyi bir kumarbazdı ve tehlikenin farkındaydı. Buna rağmen mayın tarlasına girecekti. Benim için. "Kaybetmeye çalış." Dedim. Ciddileşen sesimin farkındaydı. Harvey iyi bir girişimciydi; başarılı bir iş adamı1 ve korkusuz bir mafyaydı ama o daha bu yolun başındaydı. Bratva ise köklü bir kardeşlik ve cani bir örgüttü. Yani Harvey onlar için çiğnenmeden yutulacak bir lokma sayılırdı. "Küçük oynayacağım Eyşan." Deyip göz kırparken yatağın başına gelip elime uzandı. Tek bir hamleyle beni kucağına çekmişti. "Ama şimdi seni temizleyelim." Diye fısıldadı. "Pokeri daha sonra düşünürüz." İçimden bir küçük sarsıntı geçti. Sevişmekten falan bahsetmemişti ama nedense sesindeki o intim ton ve beraber yıkanmamıza dair ettiği o cümle içimi gıdıklamıştı. İyice seks meraklısı gibi görünmek istemiyordum ama doymuş hissetmeme rağmen tatlıya her zaman yer vardı. Ve Harvey tatlının ta kendisi gibiydi. Buna rağmen, "Harvey bacaklarım titriyor." Diye fısıldadım. Gülmemeye çalıştı. Ona katılıyordum. Ayrıca bende bu kadar takat kalmamışken ondaki bu arzu şelalesinin kaynağını merak ediyordum ama ah!... Aptallık bende tabii. Ben baraj kapakları açılmış Keban gibi sürekli boşalmış olmama rağmen Harvey sadece iki kere gelmişti. "Ben sadece temizlemekten bahsettim." Dedi sözlerinin aksine arzuyla. Yüzüme sıcak basarken ellerinden kurtulmaya çalıştım. Oynamaya bayılıyordu hain. Minicik boğazımı temizledikten sonra "Peki." dedim düz bir sesle. "Ben de zaten yıkanmak istiyordum." Ellerinden sıyrılıp banyoya geçtim ve arkamdan girecekken ona dönüp adiliğinin karşılığını verdim. Kapı çerçevesine gerilip girmesini engellerken "Tek başıma." dedim. Gözlerini kıstı. "Meydan okumaların sadece içimdeki ateşi körüklüyor Lilla Kittan." Elleri bacaklarımı kavrayıp beni omzuna attığında bunu beklediğimi söyleyemezdim. Baldırımı hafifçe ısırıp ayağıyla kapıyı ittirdi. Beni aynanın önüne indirdikten sonra ise jakuzinin musluklarını açıp üşümüş bedenlerimiz için sıcak su biriktirmeye başladı. Sırtında olduğunu hiç fark etmediğim bir kurşun yarasını gördüm. Kalçasının biraz yukarısında, sol böbreğinin üstünde küçük, yuvarlak bir yaraydı. "Bu ne zaman oldu?" Diye sordum endişeyle. Eli yarasına dokunan parmağıma gitti. "Önemli bir şey değil." Anatomi bilgim o kadar da kötü değildi. Bu yara tam olarak böbreğin içinden geçmiş olmalıydı. "Parçaladı mı?" Diye sordum. Bana dönerken dudaklarını ıslatıyordu. "Evet." Dedi sadece. "Kim yaptı?" "Kimin yaptığını bilmiyorum." Derken beni kucağına çekti. Jakuzi teknesinin kenarına oturmuş, beni de kucağına almıştı. "Ama kimin yaptırdığını biliyorum." "Kim?" "Du Pond." Dedi. Damağımı emerek merakımı dizginlemeye çalışsam da bu imkansızdı. "Neden?" Kaşlarını kaldırıp başını salladığında onun da nedenini bilmediğini anladım. "İttifak evliliği yapacak olan tek De La Cour ben değildim." Derken beraberinde beni de çekerek jakuziye girdi. Jules'la birlikteliğinin bir anlaşmaya dair olduğunu biliyor olmama rağmen onun dudaklarının bu gerçeği itiraf etmesi içimi rahatlatmıştı doğrusu. "Shila, Fas asıllı bir petrol kaçakçısıyla evlenecekti." Kaşlarım istemsizce büzülmüştü. Bana ihanet ettiğini düşündüğüm o andan itibaren düşünmemeye çalışsam da o gün ofisini karıştırıp da ajandasında bulduğum o fotoğrafın altında Shila - Harvey 2019/ St. Tropez Yazıyordu. Shila'nın Jules'u aldattığı bir başka kadın olduğunu sanıyordum. İkizi miydi? "Ne oldu ona?" "Babamı bu işlere girmesi için cesaretlendiren oydu." Dedi dikkatle. Vücutlarımızı saran sıcak suyu parmağıyla ittirirken konuşmak konusunda zorlandığını fark ettim ama susmuyorsa ve konuyu değiştirmiyorsa bu anlatmak istediği içindi. "Gerçi babam pek de masum sayılmazdı. Benjamin'le iş birliği içinde uyuşturucu kaçırıyordu zaten ama-" "Shila ipleri eline almak istedi?" Diye tahmin yürüttüm. Başını salladı. "Yassir diye bir adamla görüşmeye başladı. Aşık olduğunu sanmıyorum ama Yassir'le anlaşıyordu ve önceliği aşk olmayan biri için bu yeterliydi." Suyun altındaki parmaklarım Harvey'nin kollarında dolaşırken jakuzi çalışmaya başladı. Ben gıdıklansam da Harvey fark etmemiş gibiydi. "Babamı Yassir'le tanıştırdı; bir sürü plan yaptılar. Beni ve Nichole'ü bu planların dışında tuttular." Sesi kısılıyordu. İçinden taşmaya çalışan bir pişmanlığı sessizliğinde saklamaya çalışıyordu sanki. "Planları eğer benimle paylaşsalardı işin içindeki bokluğu görür ve engel olurdum." "Ne bokluğu?" "Yassir ajandı." Dedi. Kollarına sürtünen parmaklarımı nihayet fark etmiş ve ellerimi nazikçe boynuna çekmişti. Tüm dikkati yüzümdeydi. "Babamın ve Shila'nın planlarını en ince detayına kadar öğrendi ve tüm çıkışları kapatarak ikisini de öldürdü." Sesindeki tek düzelik canımı yaktı. Artık onu tanıyor sayılırdım. Baş edemediği duygularla savaşmak için hep aynı yöntemi kullanıyordu; korkusunu, öfkesini ve hatta baş edemediği arzusunu o sabit tuttuğu frekansın altına saklıyordu. "O yüzden Eyşan, bir şey olduğunda söyle. Saklama, kendi başına halletmeye çalışma." Bakışlarım yere indi. Hayatımla bildiğim gibi mücadele ediyordum; tek başına. Oysa birilerini tek başına bırakmaktan korkuyordu. Benim için hissettiği endişesini anlıyordum ama şimdilik önceliğim oydu; geçmişin ilk defa anlatıyordu ve iplerini benim etrafıma örsün istemiyordum. "Nasıl öğrendin bunları?" Sustu. O kadar çok sustu ki korktum. Gözlerinin karaları sıcak bir katran gibi akmaya başladı kürelerine. Göz damarları şişmiş, kirpikleri nemlenmişti. "Babam benden kokain temelli ama yepyeni bir şey yapmamı istedi." Dedi uzun bir aradan sonra. "Ben de bilinci açıp enerji veren, serotonin takviyesi yapan ama insan nabzını arttırarak fazla kalp vurumuna sebep olan bir uyaran yaptım." Tüm nefesimi üfledim. Neden ama?... "Bir kere içtin mi geri dönüşü yoktu." Dedi. Sabit tutmaya çalıştığı sesine rağmen acısı kulaklarıma ulaşmıştı. "Neden böyle bir şey yaptın?" "Babama bana sunduğu hayat için minnettardım Eyşan ama asla onun ortağı olmak istemedim." Fısıltısı titriyordu. "Oysa her zaman beni bekledi. Zorlamadı ama bekledi." Dedi açık bir öfkeyle. "Ve en sonunda denedi." Dağınık saçlarını severek arkaya yatıştırırken devam edebilmesi için gereken süreyi verdim ona. Parmaklarımın altında öfkeli nefesler alıyor, titrek dudaklarıyla yeniden konuşmak için cesaret topluyordu. "Babamın bu teklifi ona hayır diyebilmem için bir fırsat gibi gelmişti." İtiraf etmek canını yakıyordu; görebiliyordum. Elinde olsa o ana dönmek ister gibiydi. Pişman gibi. Burnunu sertçe çekip gözlerini kaparken yutkunmaya çalıştığını ama başaramadığını fark ettim. "Ona insanları öldürecek uyuşturucuyu verdiğimde denemeden piyasaya sürmeyeceğini biliyordum." Dedi. Şimdi sesindeki maskelemeyi devam dahi ettiremiyordu. "Ama ilk deneyenin Shila olacağı hiç aklıma gelmedi." Nefes yollarım tıkanmış gibi hissettim. Midem damarlarından çekilip içine büzülmüştü sanki. Ve koca bir yumruk büzgülü mideme sağ kroşe indirmiş gibiydi. "İkimizi ben öldürdüm Eyşan." Titreyen çenesi ve ıslak kirpikleri pişmanlıklarının açık bir ifadesiydi adeta. Fısıltısındaki acının bir tarifi dahi yoktu. "Gittiğimde onu kendi kanı ve kusmuğuna batmış bir halde buldum. Küvette, buz gibi suyun içinde cansız yatıyordu." Yutkunmasıyla adem elmasını sevdim. Vicdan azabı kendini affetmesini engelliyordu besbelli ama benden de iyi oyuncuydu; devam edebilmek için kendine sağlam bahaneler uydurmuş olmalıydı. "Fıstığa ölümcül derecede alerjisi vardı." Derken dişlerinin arasından nefes aldı. "Hızlı nabzı yüzünden bir şekilde fıstık yediğini ve bu sebeple anafilaktik şok yaşadığını düşünüp alerji iğnesi yapmış kendine. Ama benim uyaranım ve onun ilacı iyi bir birleşim değildi. Anafilaktik şokun için en hızlı yardımcısı adrenalindir Eyşan." Kolunu sudan çıkartıp jakuzi teknesinin kenarına yaslarken baş ve işaret parmağıyla gözlerini ovuşturdu. "Benim uyuşturucuyu yaparken hayal ettiğimden de feci öldü Shila." Yüzüne yaklaştım. Gerilmiş dudakları mıh gibi kapalıydı. Gözleri de öyle... Ama bir şekilde pişmanlıkları süzülüyordu kirpiklerinden. Alnımı alnına bastırıp kucağına yerleştiğimde desteğimi hissetmesi için ensesindeki parmaklarımla masaj yapmaya başladım. Süt dökmek, bardak kırmak, soruyu doğru çözüp yanlış şıkkı işaretlemek gibi bir hata değildi bu. Harvey bu kötülüğü yaparken birilerini öldüreceğini en başından biliyordu ama tahmin ettiği bu ölümün, bu kadar yıkıcı bir etkisi olacağını ön görememişti. "Ama sonra ölümünün bu kadar feci olmasının mantıklı olmadığını düşündüm. Alerji iğnesi onu belki kustururdu ama ciğerlerini patlatmazdı." Islak kirpiklerini aralayıp dişlerini sıkarken toparlanmaya çalışıyordu. Son üç yılda ne olduysa Harvey'nin olaylara etkisi bu kadar olmalıydı. Nitekim boşladığı iplerine tutunuyordu yeniden. "Araştırdım." Dedi. "Alerji iğnesinin ambalajı deforme edilmişti." Gözleri hala lambası olmayan ıssız bir sokak gibi karanlıktı. "Eğer Shila o uyuşturucuyu almış olmasaydı bile Yassir fıstıkla Shila'yı boğacak, fıstık işi bitiremezse oksijenle teması yüzünden bozulan alerji iğnesi Shila'yı öldürecekti." Söyledikleri ağır gelmiş olacak ki belime sarılıp alnını omzuma bastırdı; bakışlarını saklıyor, soluklanıyordu. Bunları ilk defa anlattığını düşünüyordum; ruhu nefes nefese kalmıştı, korkuyordu, ağlıyordu. Pişmanlığıyla ilk kez yüzleşiyor gibiydi. Dudaklarımı ısırıyordum. Ne dersem diyeyim mantıklı bir teselli cümlesi olmayacaktı; Shila'nın ölümünde etkisi olmadığını söylemek doğru değildi ama bunu istememişti. Harvey'nin cani bir adam olduğunu biliyordum; yine de bu ölümün karşısında ona katil diyemezdim. Bu kaderdi. Kötü bir kader... "Kurşun peki?" Diye fısıldadım. Başını omzumdan kaldırdı minicik. Bana bakamıyordu hala. "Shila'yı bulduğum gece birisi arkamdan vurdu." Çattığı kaşlarının altındaki gözleri etrafımızda fokurdayan suya dönmüştü. "Kim olduğunu bilmiyorum. Umurumda da değil; beni vuran bir maşaydı. Ben maşanın değil, maşayı tutanın peşindeyim." "Du Pond?" Diye sordum. Başını salladı hafiften. "Nasıl eminsin Du Pond olduğuna?" Çene kasları oynadı. Tekneden sarkan eli fokurdayan baloncukların başına değiyordu. "Chase babam ve Shila'nın hazırladığı ar-ge çalışmalarını getirdi." Dedi. "Altında her ikisinin de ıslak imzası vardı." Göğsündeki kanadın tüylerini okşayarak tenine sokuldum. "Onların Shila'nın kasasında olması gerekiyordu." Dediğinde nihayet bana tekrar bakabilmişti. Islak ellerimle alnına dökülen saçları sevdim. "Bilemezdin." Diye fısıldadım. Tesellimin bir manası olmayacaktı; biliyorum ama bazen kendimizi affedemediğimiz hataların birilerinin tarafından affedildiğini duymak iyi gelirdi. Dudakları kıpırdadı. "Bilmeliydim." Sesini duymadım ama sözleri gözlerimin önündeydi. "Kendin söyledin," Elimle yanağını okşayarak bana bakmasını sağladım. "Yassir zaten-" "Benden korkmasalardı arkamdan iş çevirmeyeceklerdi Eyşan." Sesindeki netlik öfke doluydu. Yumruğu jakuziyi döverken göğüs kasının seyridiğini, dudaklarının gerildiğini fark ettim. "O kadar karşıydım ki, Shila bile işler hakkında fikrimi sormaya dahi gelmedi." Gelseydi bambaşka olacağını düşünüyordu. Şimdi bile düşündükçe aklına milyon tane kurtuluş planı kurduğuna emindim ama işe yaramazdı. Hiçbiri. Shila Harvey'nin ikiziydi; babası ise mayaları. Shila da en az Harvey kadar zeki olmalıydı ve her ikisi de babaları kadar gözü kara. Üç birbirine benzer fırtına çarpışınca güneş açmazdı ki, kasırga kopardı sadece. "Planların ne olduğunu öğrendin mi?" Diye sordum. Başını salladı yavaş bir hareketle. "Artık işe yaramazlar." Elbette. Dosyayı Chase getirdiğine göre Du Pond çoktan planları biliyordu. Yassari de... "Peki neden?..." Dudaklarımı ıslatıp yutkundum. Fazla bencilce olduğunu biliyorum ama sormadan edemeyeceğimi hissediyordum. "Bu kadar istemiyordun, neden-" "İşin içine girdim?" Diye tamamladı soramadığım soruyu. "Benden korkuyor." Gözlerindeki pişmanlık ve intikam mavi bir ateş olup çakmıştı sanki. "Chase elinde dosyalarla karşıma geldiğinde babasının ajandasını da getirdi." Islanmış saçlarımı parmaklarına dolarken bana baktı. Tüm öfkesi ortada olmasına rağmen sakinleşmeye çalışıyordu. Onu taktir ettim. Başıma bunlar gelseydi ben ne yapardım bilemiyordum ama onun penceresinden bakıldığında sabır termometresi adım adım dolmuş görünüyordu. "Babam ve Shila'nın çalışmalarını yakından izliyordu. André denen rezil kimyager ve Yassari piçi zaten Du Pond'a çalışıyorlardı; yani aslında Du Pond istediği an işlerini bozabilirdi ama çalışmalarını zararsız buluyordu. Babam benden yeni bir formül isteyene kadar." "Ama neden senden korkuyor?" Tüm bu süreçte ilk defa gülümsedi. Tam değildi, aslında gülüşünü saklamak istedi. "Fazlasıyla zeki insanların laneti nedir biliyor musun?" Diye sordu. Anlamadığımı göstermek için gözlerimi kısıp başımı eğdim. "Zeki insanlar meraklıdır." Dedi. "Ve merakları hiçbir zaman masum değildir." Fark etmediğim bir anda konu mu değişmişti? "Harvey anlamıyorum." Diye mırıldandım mahcup bir ifadeyle. "Seri katillerin pek çoğu fazlasıyla zeki insanlardı." Diye mırıldanırken bir eli boynuma gitti. O başımı omzuna çekerken ben de elimi kalbinin üzerine koydum. Kalp atışları güçlü ve hızlıydı. Dışından kendine hakim olsa da içinden hala kendine dair öfkesinin fokurdadığını düşünüyordum. "Beni onlardan ayıran tek şey sosyopat olmamam." "Onu öldüreceğinden mi korkuyordu?" "Patlatacağımdan." Dedi hemencecik. "Ayrıca André'den iyi bir kimyager olduğumu da biliyordu." "İyi ama bu işlere başlamadan önce bomba yapıyor muydun ki?" "Sadece bir kere." Elimin altındaki kalbi yavaş da olsa sakinleşiyordu; belimdeki ve saçlarımdaki parmaklarının gezintisinin onu sakinleştirdiğini düşündüm. "Yedinci sınıftayken." Üzerinden kalktım. Nasıl yedinci sınıftayken? Ben yedinci sınıfta anca klasikleri okumaya başlamıştım. Adam yedinci sınıfta bomba mı yapmıştı? Elimin tersiyle yüzüne doğru su sıçrattım. "Yedinci sınıfta?" Diye sordum hayretle. Tepkim onu güldürdü. "Eğer öğretmenim fark etmeseydi bugün ne halde olurdum bilmiyorum." Diye itiraf etti. "Annem o gün psikiyatriste götürdü beni." "Korkmuş olmalı." Başını omzuna eğerken gülümsüyordu. "Evlerinde küçük bir psikopat vardı; nasıl korkmasın?" Bu ilişkideki psikopatın ben olacağını sanıyordum oysa. "Gerçek bir psikopat mısın?" Kirpiklerinin altından bakarak yutkundu. Adem elması kayarken inanılmaz seksi görünüyordu. "Sen çöz." Gözlerimi devirdim. Bu kez o su sıçrattı yüzüme. "Bana gözlerini devirme." İç geçirdim. "Psikopatsın Harvey," Dedim bir kez daha gözlerimi devirirken. "Sadece fazladan duyguların var, onun dışında tam bir psikopatsın!" Bileğimi yakalayıp beni üzerine çekti ama bu esnada beni kaldırmış, göğsüne düşmemi değil ama omzundan sarkmamı sağlamıştı. Aynı anda popoma bir şaplak da atınca "Hey!" diye bağırdım. Yatakta efendi olabilirdi ama yatakta değildik ve beni fantezi dışında her şaplakladığında... İşler yersiz erotik olurdu. Öyle mi dersin? Belimdeki elleri beni aşağı çekerken dilinin iş başına geçtiğini fark ettim. Bal sürdüğü göğsümü ve degajemi emerek beni kucağına indiriyordu. "Hala çok tatlısın." Diye fısıldadı beni kasıklarına indirdiğinde. "Hani sadece yıkanmaktan bahsediyordun." Dedim meydan okurcasına. Uçları ıslak saçlarımın altına giren eli ensemden yakalayıp çekerken dudakları boynuma saklandı. "Ben sadece temizlemekten bahsettim Eyşan." Diye fısıldadı. "Yıkanmaktan bahseden sendin." Gözlerimi kapatıp boynumu onun için açarken eylemlerimin aksine bir cümle mırıldandım. "Bu gece bacaklarıma ihtiyacım var Harvey." Dedim ve duymaktan memnun olacağı o cümleyi söyledim. "Beni daha fazla boşaltırsan yürüyecek halim kalmaz." Boynuma doğru nefes verdi. Gıdıklanarak omuzlarımabsaklanmaya çalışsam da bundan daha çok zevk alır gibi altımdaki erkekliği hareketlendi. "Halbuki ayna istemiştim özellikle." Dedi kışkırtıcı bir sesle. "Seni sikerken beni izlemeni istiyordum." Kahretsin. Bacaklarımı birbirine bastırmak istedim. Sözleriyle içimin karıncalanmasını nasıl beceriyordu? "Beni azdırma." Dedim kesin bir dille. Başını saklandığı yerden çıkartıp tatminkar gülümsemesini bahşetti meraklı gözlerime. "Bacaklarını kasmanı hissedebiliyorum." Dedi. "Çoktan azmışsın zaten Lilla Kittan." Bakışlarımı kaçırıp "Akşama işlerimiz var." diyerek üzerinden arkamızda duran raflara uzandım. Duş köpüğü ve okyanus esansını alarak geri geldiğimde ise altımdaki erkekliğinin daha da sertleştiğini hissettim. "İşlerimiz gece." "Beni o vakte kadar beceremezsin." Dedim sertçe. Aslında beni o vakte kadar becermesini çok isterdim ama bacaklarıma gerçekten ihtiyacım vardı ve bacaklarımın zaten dün geceden ve biraz önceden dolayı şiddetle titrediği de bir gerçekti. "Bu bir meydan okumaya benziyor." Derken belimdeki elleri ben abdominallerine yasladı. Jakuzinin fokurdayan baloncukları boynuma masaj yaparken erkekliğinin kasıklarımın arasına yerleştiğini fark ettim. "Bu bir yakarma." Boştaki ellerim omuzlarına tutundu. Göğsüne yasladığım dirseklerimden güç alırken "Hem daha birkaç saat önce kahvaltı ma-" "Hızlı şarj oldum." Diye kesti beni. Hayretle soludum ama içimdeki fingirdek soluklarıma minik bir gülümseme iliştirdi. "Bu kez yavaş olacak," dedi gülüşümü yakalar yakalamaz. "Sadece bir kere geleceksin." Yavaş olacak ve beni sadece bir kere boşaltacaktı. Yalanın da bu kadar büyüğü! b**m seven birinin yavaş ve yumuşak davranabilmesi tıbben mümkün değildi bir kere. "Sen o vaziyette gelebilecek misin?" Diye dalga geçtim. İşaret parmağı boydan boya burnumu okşadıktan sonra diliyle burnumun ucunu yaladı. "Boşalmakla ilgilenmiyorum." Dedi kışkırtıcı bir tonda. "Şu an seni sikme fikri beni daha çok cezbediyor." Aldığım nefesin ortasında kalakaldım. "Hem" Derken başını geriye atıp tam arkamızda kalan aynaya baktı. "Aynaya da yazık olur." Kirpiklerimi kırpıştırarak üzerinden kalkmayı tercih ettim. Onun bilmem ama ben başlarsam yavaş falan olamazdım. İnadıma koşar gibi yavaş davrandığı her seferinde erkekliğinin üzerinde bir dansöz gibi kıvrandığımı ne çabuk unutmuştu? Bu bacaklara bu gece ihtiyacım vardı! "Ne ara bu kadar edepsiz oldun?" Diye lafı çevirmeye karar verdim. Dün gece beni becermekten bahsediyordu şimdiyse sikmekten. Hoşuma gitmediğinden değil ama ne olmuştu da mevzu sevişmekten çıkıp am, göt, meme, sikiş, sokuşa dönüşmüştü? 'Yuh Eyşan, adam sadece sikmekten bahsetti. Sana bar orospusu gibi davranmadı,' diye azarladı içimdeki küçük fingirdek. Ve sonra beni çileden çıkartacak o cümleyi fısıldadı zihnime. 'Hem, bar tuvaletinde sikişmekten ne kadar zevk aldığını da biliyorum sahibem.' 'Tamam, sus!' Diye azarladım fingirdeğimi. Ne var yani? O oyuncaklarla oynamayı seviyordu, benim de tehlikeli zevklerim vardı. Public kalbimi hızlandırıyordu, teşhir etmek de öyle. 'İtiraf etmeni bekliyorum.' Yemin ederim içimdeki orospunun cismani bir hali olsa tam da şimdi kinky bir tiple ellerini beline koyup ayağıyla yeri pışpışlayan, fazlasıyla seksi ve bir o kadar da şeytani bir sucubbus olurdu. 'Hadi!' Diye azarladı bir de. Kaltak. 'Evet, tamam. Ben de seviyordum sevişirken ağzımdan çıkanı kulağımın duymamasını. Pek çok defa da erkekleri ağzımdan çıkan kelimelerle boşalttığım da olmuştu ama Harvey'ye on ikiden vurdun be adamım, fahişe dürtüleri olan bir kadınım, denmezdi ki!' "Az önce," Dedi Harvey birden. İçimdeki kaltakla oturup beş çayı içmiş olsam da aslında o kadar da vakit geçmemişti ve Harvey'nin arsız dudakları azgın azgın cevap veriyordu iştahla. "Sen gökyüzünün altında benimle sevişirken." 'Demene gerek yok. Harvey seni çözmüş zaten!' Diye kahkaha attı orospu. 'Moskova'ya doğru dönüp kendini parmaklatırken adamın seni bir ev kedisi sanmasını mı bekliyordun?' Dedi doğrucu orospu. 'Salıver sahibem. Harvey bundan rahatsız değil ki.' Yüzüme su sıçratırken gülüyordu. "Kızardın." Dedi eğlenceli bir sesle. Hangisine daha çok utandığımı bilemedim. İçeride beni haşlayan orospunun kendim olduğunu biliyor olmama rağmen utanmıştım. Çok mu hastalıklı zevklerim vardı? İzlenmekten hoşlanmıyordum ama yakalanma ihtimali kanımı coşturuyordu. Sanki damarlarımda drift atan onlarca araba kalbime koşuyordu. Daha da ahlaksız olanı, bar tuvaletinde seviştikten sonra çıkarken kabin önünde birilerinin olmasıydı. Elbette sürekli barlarda sevişmiyordum ama bir keresinde olmuştu ve olduğunda damarlarımda drift atan o yarışçı arabaların kalp kapakçıklarıma son sürat çarptığını hissetmiştim. Barın bodyguardıyla unisex bir tuvalette iş pişirdikten sonra çıktığımızda iki adamın tuvalet sırası beklediğini görmüştüm. Fazlasıyla utanç verici ve tarifi imkansız derecede tahrik ediciydi. Elleri aşağı kaydığında nefesimi tuttum ama düşündüğüm şeyi yapmadı. Ellerimden alıp jakuzinin içine bıraktığı duş jeli ve köpüğünü alıp jakuziye dökmeye başladı. Jakuzinin fokurdayan baloncuklarına mis kokulu köpükler eşlik etmeye başladığında ona bakmak için cesaret toplamakla meşguldüm daha ancak o daha fazla dayanamadı. Suyun altından belime uzanıp beni göğsüne çekti. Saçlarımı toplayıp sağ omzumdan aşağı bırakırken başını jakuzi küvetinden aşağı sallandırmış ve gözlerini kapatmıştı. "İstemiyorsan olmaz Eyşan." Dedi sıcak bir sesle. Elimin altındaki kalbi sözlerinin altını çizercesine sakindi. "Ama bil ki bu ret edişin rövanşı olur." *** - - - Nasıldı bakalım, beğendiniz mi bölümü? Harvey'nin yaşadığı krizi yazarken kalbim kırılmadı desem yalan olur... Her neyse aksiyona hala giremedik ama ben bu bölümü çok sevdim, beğendim :* Yorum tahmin, teori ve önerilerinizi merak ve ısrarla bekliyorum Fındık fıstıklar :)) - Gelelim yabancı kelimelere: Vanilya Seks: Geleneksel seks veya vanilya seks; genel toplum düzeyinde kabul görmüş ve yapılması normal karşılanan uygulamalar çerçevesinde gerçekleştirilen bir seks çeşididir. Böylesi bir sekste genel olarak herhangi bir b**m aktivitesine, kinke veya fetişe yer verilmez. Kerberos: Yunan mitolojisinde Hades'in yönettiği ölülerin bulunduğu yeraltının kapısında bekçilik yapan üç başlı bir köpek. Kuyruğu bir yılan olan ve sırtında sayısız yılanbaşı bulunan, ısırıkları zehirli bu köpek Herakles'in 12 görevi arasında yer alır. Kerberos Yunanca 'çukur iblisi' demektir. lzhets Nebesa: Tümce karşılığı Yalancı Cennet'tir. Hikayede bir otel ismi olarak kullanılmıştır ve TAMAMEN KURGUSAL bir yapıdır. Solntsevskaya Bratva: Organize Suç Grubu, bir Rus suç örgütüdür. Adın diğer basitleştirilmiş versiyonları Solntsevskaya Brotherhood ve Solntsevskaya çetesidir. Grup, sıradan bir çete değil, iyi organize edilmiş bir suç örgütüdür. (İnş başıma bir şey gelmez.) Xavier Orlov'un davetiyesi ve Dostoyevski: Davetiye Kumar bağımlılığı yüzünden borçlanıp yazdığı ve yazacağı tüm eserleri haciz ettirme pahasına tanımadığı bir adama kitap yazma karşılığında borçlarını ödeten Dostevski'ye bir övgü şeklinde olması açısından Kupa Kızı şeklinde dizayn edilmiştir. Dosteyevski borçlarına karşılık ödeme yapan adama borcunu, Kumarbaz adlı kitabıyla ödemiş; bu sayede Rus ve Dünya edebiyatı Kumarbaz eserine kavuşmuştur. Anafilaktik Şok: Anafilaksi çeşitli zehir, besin maddesi ya da ilaçların kullanımı sonrasında meydana gelen ağır bir alerjik reaksiyon tablosudur. Bu vakaların çoğunda arı sokması ya da fıstık gibi besin alerjileri tespit edilir. Anafilaksi gelişimi sonrasında kişilerde cilt döküntüsü, düşük nabız ve şok durumu meydana gelebilir. Public Seks: Kamusal seks, kamusal bir bağlamda gerçekleşen cinsel aktivitedir. Halka açık bir yerde veya halka açık bir yerden görülebilen özel bir yerde bir veya daha fazla kişinin seks yapması anlamına gelir. Böyle özel bir yer arka bahçe, ahır, balkon veya perdeleri açık bir yatak odası olabilir. Kinky Tarz: Kırbaç , deri aksesuvarlar ve fetiş derecesinde bilimum fantezi sınırlarını zorlayan seksi kıyafetler anlamında kullanılan bir laf.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE