33. Bölümden
Korkut dudaklarını araladığı anda sol kulağımda Eyşan'ın sesini duydum.
"Beyefendininkinden."
Elim havayı kesti. Korkut önemli detaylar veriyor olsa da şimdilik önceliğim Eyşan'dı. Müzik boşlukta salındı kısa bir süre ve sonra yabancı erkek sesini duydum. "Cici kızlar için ağır bir içki." Dedi adam.
Cici kızlar?
Dudaklarımı dişledim. Flört ediyordu aşağılık herif!
"Cici olduğumu nereden çıkardın?" Diye sordu Eyşan gırtlaktan gelen çekici bir ses tonuyla. Koltuğun başlığına yasladım kafamı. Ellerimin ayası alnımı bastırırken sakin kalmaya çalışıyordum. Duyguları işin içine katmadığında Eyşan çok iyi oynuyordu; fazla iyi... Bu yüzden adamın şu an onu baştan aşağı süzüp iç geçirdiğini biliyordum.
"Vay vay," Dedi adam beklentiyle. "Demek sarhoş olmak istiyorsun."
Eyşan'ın beynime serotonin salgılatan kahkahasını duydum. "Bu sarhoş olmam için yeterli değil."
"Sert kızım diyorsun."
"Sert içkilerden ve adamlardan korkmam diyorum." Dedi Eyşan giderek kısılan bir sesle. Dişlerimi sıktım. Flörtlerini dinlemek işkenceye maruz kalmak gibiydi! Gibisi fazla hatta!
İş bittikten sonra Sinyor'u gebertecektim ve bunu bana yaptığı gibi işkence çektirerek yapacaktım.
Ve Eyşan'ı da öyle hemen affedecek değildim! Bana bile bir kere böyle içten, böyle davetkar kahkaha atmamıştı. Bunu ödetecektim; gerçekten! Yalvarmaktan fazlasını yapacaktı.
Nikolai'dan sado-mazo ilişkilere olur veren kızıl bir hatun isterken Eyşan'ın aklına dahi gelmeyecek şeyler talep edecektim. Normalde asla yapmayacağı ama yapmak zorunda kalacağı ve sonunda yaptığı için bana yakaracak hale geleceği küçük sürprizler hazırlayacaktım.
Konuşmaları dinlememek için verdiğim mücadele karşısında sinir krizi geçirmek üzereydim! Dinlemek istemiyordum ama Eyşan bir yerde 'Parfe' derse diye pür dikkattim. Ne biçim işkenceydi lan bu?
34. Bölüm
"Her şey yolunda mı?" Korkut'un sorusu beni salladı. Her şey hiç de yolunda değildi! Fısıltılarının eşlik ettiği cümleler kulaklarımı tırmalıyordu. Piç herif! Hemen askıntı olmuştu. Eyşan da aranıyordu doğrusu! Direksiyona yumruğumu geçirirken öfkeden titreyen ellerimi yumruk yaptım.
"Sinyor'u geberteceğim." Dedim. Sessimde hiç ummadığım bir ürkütücülük vardı.
Korkut silahına yeltenirken ona katılmaya karar verdim. Ağzımı açmasaydım basardık da aslında mekanı ama öfkeme yenik düşüyordum. "Eyşan'a askıntı oluyor hayvan herif!"
Bana tuhaf tuhaf baktı. Planın bu olduğunu ben de hatırlıyorum ama bundan haz almak zorunda değildim.
Korkut koltuğundan uzanıp otomatik düğmeye basarak kapıları kilitledi. Bazen insan gerçekten gözlerini devirmek istiyor. Yani, şimdi o düğmeye basıp beni içeri kilitledi diye her şeyi kontrol altına mı almıştı? Sanki o düğmeye ben basamazdım.
Dilimi ısırırken küçümsercesine salladım başımı. Bugün arabaya kilitledi diyelim yarın ne yapacaktı. Rusya'dayken yanımızda olmayacaktı. O zaman ne yapacaktı?
"Cici kıza da bak hele," Dedi Sinyor hince kulağıma. Sesin netliğinden Eyşan'a yaklaştığını varsaydım. Ve sonraki cümlesi net olsa da bir fısıltıydı. Yani, Sinyor'un Eyşan'ın kulağının dibinde olması muhtemeldi. "Şekerini yanında getirmiş."
Gözlerimi kıstım. Emin olamasam da sanırım Eyşan roşu gizlice adamın içkisine atamamıştı.
"Eğlencemden uzak kalmayı sevmem." Dedi biraz sonra Eyşan. İfşa olduğundan emin olamıyordum. Eğer öyleyse şimdiye çoktan Parfe, demiş olmalıydı.
"Güzel bir gece için güzel bir kafa gerek." Eyşan'ın ses tonundaki o baştan çıkarıcı tınıyı dizime yatırıp dövecektim. "Alır mısın?" Diye sordu. "Ex."
"Sen al, güzelim." Cebimden telefonu çıkartıp Natt'i aradım. O henüz açmamıştı ki adam tekrar konuştu. "On dakika içinde tuvalette buluşalım."
Kilitleri açan düğmeye basıp kendimi dışarı attım. Hap dediğine göre Eyşan ekstra ekstra dozu vermeye kalkarken enselenmiş olmalıydı. İlacı yutmamış olmasını umdum. Eyşan ot bile içmiyordu; ilaç diline bile değdiyse tehlikeliydi. Hızlı adımlarla kulübe girerken Natt'i aradım bir kez daha.
"Ne durumdalar?" Diye sordum hiçbir brif vermeden.
"Adam kokteyl ayarlamaya çalışıyor." Dedi Natt. Sesi gürültü yüzünden tam net olmasa da ben pür dikkattim. "Zoe ayrılmaya çalışıyor ama san-"
"Kavga çıkart." Dedim. Eyşan muhtemelen tuvalete gitmeye çalışıyordu ama göz hapsinde olmalıydı. "Hızlı ol." Diyerek telefonu kapattım. Tam da o esnada Eyşan sihirli kelimeleri söyledi.
"Önce senin sert içkin, sonra bu... Ve tuvalet. Bir ara bana güzel bir şeyler de ısmarlar mısın?" Diye sordu Eyşan.
"Biraz sonra ısmarlayacağım." Dedi adam aleni bir iştahla.
Flört ettiklerini bildiğim için Eyşan'ın kıkırdayacağını düşündüm fakat sanıyorum ki roşu yutmak zorunda kalmıştı ve bu yüzden gerginliğini maskeleyemiyordu.
"Demek istediğim, gerçek bir tatlı." Dedi Eyşan. "Parfe mesela."
Bunu tehlikeli olduğunu söylemiştim! Bir kere dinleseydi beni. Sadece bir kere! Burnumdan solurken gürültüleri duydum. Birkaç şişe patlamış, bardak kırılmıştı. Yumruk sesleri yükselmeye başlayınca zaten yakın olduğum kulübe koşarak girdim. Natt kötü bir oyuncu ama iyi bir askerdi. Gördüğüm, dudağının patladığıydı. Havda savrulan yumruğunun boğumlarına kan oturmuş, burnu ezilmişti ama tüm kavga barın önündeydi ve Sinyor dediğimiz piç kavgayı izlemekten Eyşan'ı gözden kaçırmıştı. İç cebime yedeklediğim ilaçlardan iki tanesini elime ayırıp tuvalete koşan kadına baktım. Hemen arkasından inecektim ama adama ilacı yutturabilmek için bundan iyi fırsat bulamazdım. Kavganın arkasından dolaşarak bardan çıkan Sinyor'a yol verdim. Bar tezgahının altında hazırladığı içki bardağının yanında kristal methler vardı. Dudaklarımı ısırdım. Hepimiz av peşindeydik anlaşılan. Sakinleşmeye çalıştım. Eğer Eyşan'ın Rusya'ya giden biletini bu adam ayarlayacak olmasaydı onu kendi kulübünün tuvaletinde altın vuruştan gebertirdim ama her şey Eyşan içindi.
Sabrettim. Roşu tezgahın üzerinde duran bardağına atıp tezgahın altına indirdim. Natt'in başlattığı kavga yüzünden bardağın düşüp kırılmasını istemiyordum.
Hemen oradan çıkıp tuvaletin olduğu kata inerek Eyşan'a bakmaya karar verdim. Rezalet bir yerdi. Chase az bile söylemişti; tuvaletin kesif amonyak kokusundan ve pisliğinden iğrenmiştim. Ayrıca kabinlerden birinden yatak odası sesleri yükseliyordu.
Diğerindeyse Eyşan kusmaya çalışıyordu. Teklifsizce kapıyı açtım ve klozete dökülen saçlarını elimle toplayıp sordum. "Yuttun mu?"
Kusmaya çalıştığı için gözleri dolu doluydu ve kirpikleri ıslanmıştı.
"Evet."
Siktir çektim! Biraz madde kullanan biri olsaydı vücudu hapı tolore edebilirdi ama Eyşan bedenini bir mabet olarak görüyordu; eh... Tapınılası bir vücudu olduğunu ben de kabul ediyordum ama biraz bir şeyler içiyor olsaydı şimdi böyle kusmaya çalışıyor olmazdı. Ki, kusmayı da beceremiyordu.
Burnumu çektim ve ipleri elime aldım. Belinden tutup göğsüme çekerken saçlarını özellikle onun sırtı ve benim göğsüm arasına sıkıştırdım. Tek kolumla onun tüm bedenini sabitlemiştim. "Yapma," Diye çırpındı. Kusmaktan korktuğunu anlayabiliyordum. Kimse kusmayı sevmezdi zaten ama bunun alternatifi yoktu; kusacaktı. Tek korkum, yeni yeni dikiş tutmuş boynunun altındaki kursağının tahriş olmasıydı.
Bu riski almak zorundaydık.
Bedenini sertçe kucağıma çekerken boştaki elimi ağzına götürüp parmaklarımı boğazına ittim. Birkaç kez öğürdü, çırpınmaya ve kendini arkaya atarak kurtulmaya çalıştı. Hepsi öngörülebilir hareketler olduğundan hazırlıklıydım. Boğazına bir şey olmasın diye dikkat ettikçe başını sağa sola atışları artıyordu.
Cidden bir şey olsun istemiyordum ama beni zorluyordu. Parmaklarımı kursağından aşağı itmeye başladım acımadan. Yoksa bu işkenceye maruz kalmaya devam edecekti. Neyse ki bu hamlemle birlikte karın kasları sertleşti ve kolumun altındaki bedeni seyirdi. Elimi ağzından çekip kusmasına izin verdim. Kolumdan kurtulur kurtulmaz klozete tutunup öğürmeye ve öksürmeye başladı. Saçlarını topladım bir kez daha. Geleceğini sanmıyordum ama onu buradan çıkartmayı denemek zorundaydım.
Elinin tersiyle dudaklarını silerken titrek bedeniyle doğrulmaya çalıştı. İçi boşaldığından olsa gerek üşüyor olmalıydı.
"Ne kadar süre içeride kaldı?" Diye sordum.
Islak kirpiklerini silerken düşündü. "On dakika." Dedi emin olamadan. "Belki on beş."
Bu adama bir şey yapmazdı ama Eyşan'ı yere sererdi. "Gidelim."
Tuttuğum kolunu geri çekerken "Olmaz." Dedi inatla. Konuşmuyordu ama içinden geçenleri okuyabiliyordum.
"Eyşan yarım saatten az vaktin var," Dedim ben de ısrarla. Değil yarım saat, on beş dakikası olduğunu sanmıyordum.
"Halledebilirim." Dedi. Gözlerindeki kararlılık yerini hiçbir şeye bırakmayacak gibi görünüyordu. Kısıtlı vakti vardı, o yüzden kulüpte kalmam şartıyla yukarı çıkmasına izin verdim. "Sana meth vermeye çalışacak." Dedim hızlıca. "Vereceği içkiyi içme."
Bana bakıp başıyla onayladı hemencecik. Ağzını çalkaladıktan sonra ise resmen koşturarak yukarı çıktı. Herkes hala kavganın etkisindeydi ama Natt ortalarda görünmüyordu ve yüksek müzik tekrar kulübü doldurmuştu. Sinyor piçi tezgahının arkasındaydı ve Eyşan'ın geldiğini fark eder etmez tezgahın altından bir şeyler halletti. Barmen tezgahının en ucuna oturarak Eyşan'ı izledim uzaktan. Beklediğim gibi, tezgahın altındaki bardağı Eyşan'a uzatıyordu ve kendi bardağını tekte bitirmişti.
Biraz konuştular ama Eyşan'ın bünyesi umduğumdan da dayanıklıydı. Yine de bedeni ayakta durmayı becerse de saçmalayan cümlelerinden bilincinin kaymaya başladığını anlıyordum.
"Ben sanırım oldum." Dedi Eyşan kısa bir süre sonra kısık bir kahkahayla.
"Dedim sana sert içkidir diye."
"Sanırım çarpan şeker." Deyip güldü Eyşan. Adam elini uzatarak kadının yanağını okşayınca dudağımı patlatacak derecede ısırdım.
"Tuvalete in." Dedi Sinyor. Öfkeme hakim olmak git gide zorlaşıyordu.
"Seninle yapmak istediğim şeyler için tuvalet fazla dar." Dedi Eyşan sessizce. Bu dinleme işini Natt'e versem çok daha iyiydi. Çünkü her an Sinyor'u gebertebilir, Eyşan'ı pataklayabilirdim. Oldu olacak pozisyonları konuşsunlar!
Sinyor alayla Eyşan'a doğru eğilirken o tiksinç hesapçı sesiyle fısıldadı. "Yeteneklerim var diyorsun?"
"Ne kadar para verirsen o kadar çok özelliğimin kapıları açılır," Bardağı dudaklarına götürüyordu. Bilinci neredeyse yerde sürünüyordu; içkiyi içmemesini söylediğimi unutmuştu belli ki. Öksürdüm. Dudaklarını bardağın kenarına dokundurup yutkunur gibi yaptı. Ayık kalmak adına verdiği çabayı buradan görebiliyordum. "diyorum." Dedi gülümserken.
Adam anlamıştı. "O zaman otele gidelim." Dedi. Sesindeki sevimli tonun gittiğini duyabiliyordum. Şimdi karşındakinin bir fahişe olduğunu düşünüyor ve aklında yapacaklarını tasarlıyordu muhtemelen.
Chase'in öğrendikleri çok rahatsız ediciydi; adam o kadar sert takılıyordu ki para verdiği kadınların bile bir daha Sinyor'la yatağa girmek istemediklerini duymuştu. Buna kendince bir kılıf da uydurmuştu piç. Adam ona göre sadece tecavüz fantezisi yaşıyordu.
Fantezisine soktuğum!
"Dışarıda bekle beni." Dedi Sinyor Eyşan'ın elindeki bardağı alarak. Sesindeki flört ve sıcaklık tamamiyle kaybolmuştu. Flörtün kesilmesine sevinsem de Sinyor'da ani gelişen bu soğukluğun sebebinin fahişelere karşı genel tavrı olduğunu bilemek rahatsız ediciydi.
Eyşan'dan önce kalkıp çıkışa ilerledim. Adımları sallanıyordu...
İtiraf etmek zor olsa da onun bu savruk tavrı, bedenini sergilediği bu fazla pejmürde ama seksi kıyafeti beni tahrik etmişti. Doğrusu, evden çıkmadan önce de bu hali yüzünden fena tahrik altındaydım zaten ve şimdi işi bittiği ve güvende olduğu için öncelikli sebeplerim aklımdan silinmişti.
Ama ne yazık ki roş içmişti! Onu tahrik edip birlikte olsam bile bunu bilinç halinde yapmış olmayacağı için kendimi tutmak zorundaydım.
Tamam, libidosunun esiri olan adamlardan değildim ama Eyşan'dan kaynaklı ve sürekli gelişen saçma sapan durumlar yüzünde ona dokunamıyordum ya, deli oluyordum! Deli!
Eyşan kapıdan çıkar çıkmaz kolundan yakalayarak arabanın olduğu sokağa götürmeye başladım onu. Arka arkaya votka devirmiş gibi sarhoş görünüyordu; her an olduğu yerde sızıp uyuyacak gibiydi ama iradesinin düşündüğümden sağlam olduğunu itiraf etmeliydim. Arabanın önünde durup biraz ilerimizde sigara içen Natt'e işaret çaktım. Şimdi onun sırasıydı. Sinyor oracıkta sızana kadar adamı oyalayacaktı ve gerisi gerçekten çok daha kolaydı.
Natt yanımdan geçerken Eyşan'ı arabanın arka koltuklarına yerleştirdim. Fazlasıyla devrilip uyuyası vardı; o yüzden ceketimi çıkartıp yumak yaparak başının altına yerleştirdim. "Uyu güzelim." Diye mırıldandım saçlarını yüzünden çekerken.
Korkut çok kısa omzunun üzerinden bakarken sordu. "Halletti mi?"
Kızın şu halini görüp ne olduğunu sormaması sinirimi zıplatıyordu. Başımı sallamakla yetindim.
Kapıyı kapatıp ön koltuğa geçmeden önce birkaç saniye soluklandım. Bu iş bitene kadar delirmezsem iyiydi. Kendimi beklenmedik ve ruhsuz sanırdım; ürkütücüydüm. Duygulara karşılık vermeyerek gaddar bir imaj çizerdim ama aslında bunlar bir resimdi. Bende her insan gibi duygulara sahiptim elbette; sadece onları iyi maskelerdim ama Korkut ve Kenan'ın maske kullanmadıkları ortadaydı. Duyguları değil, eylemleri yaşıyorlardı. Bu aslında beni rahatsız etmezdi ama arada kalıp yıpranan kişi Eyşan oluyordu. Kıza yıllarca ettikleri eziyetlerden sonra artık buna izin veremezdim.
Koltuğa oturup cebimden telefonu çıkartarak Thayer'dan hazır arabalardan birini Natt'e göndermesini istedim. Adamı en yakın otele götürüp biraz tartaklamaları gerekiyordu.
Fantezisi buydu ne de olsa.
Arabayı sokaktan çıkartarak otobana inerken Korkut'un da birilerini aradığını fark ettim. Zaten biraz sonra o da inmek için arabayı durdurmamı istedi. Önümüzde dörtlüleri çakıp söndüren iki aracı fark eder etmez durdum. Önce bana ardından Eyşan'a baktı hızlıca. "Beni bilgilendirirsin."
Arkasından gidişini izliyordum ki. Eyşan saçlarını savurarak kalktı. Susuz kalmış gibi damağını şaklatmıştı. İlacın etkisinden olsa gerek göz kapakları aşağıdaydı ama etrafı izlemek isteyen gözbebekleri kaşlarıyla ittifak halinde, yukarı kalkıyordu.
"Dans etmeye gidelim!" Dedi.
"Uyumadın mı sen?"
Nefes alıp etrafına bakınırken gözlerini kıstı. "Uyudum mu?"
Güldüm. Kafası olmuştu ama uyumaya direniyordu ve bu aslında epey şaşırtıcıydı. Uykuya doyamayan biri olarak şimdiye dokuzuncu rüyasını falan görüyor olmalıydı.
"Eyşan uyu." Dedim. Saçlarını karıştırıp yutkunduktan sonra koltuğumun hemen arkasına yaklaşarak kollarını boynuma doladı. "Dans edelim!"
Arabayı durdurup omzumun üzerinden Eyşan'a baktım. "Dans edelim..." Diye yalvardı.
"Evde ederiz." Dedim. Gidene kadar uyurdu zaten.
Öyle büyük bir hızla attı ki kendini geriye, bir an bir yerine bir şey oldu sandım. "Ev olmaz!" Diye bağırdı. "Orda Maddie var! Jules var!..."
Alt dudağımı okşadım. Dertleşesi mi vardı benle? "Ne olmuş varsa?" Diye sordum.
"Maddie cadının teki!" Diye inledi. "Sevmiyor beni."
Madelyn kimi seviyordu ki? Benden bile bir noktaya kadar hoşlanıyordu.
"Jules?"
Dikiz aynasına yansıyan kıskanç bakışları keyfimi yerine getirdi. "Jules seni seviyor." Dedi utançla.
Bilinci rölantideyken dahi kendini tutmaya çalışması sinir bozucuydu ama hatunu çileden çıkartabilirdim. Hem Eyşan'ın çileden çıkmışı daha cazip oluyordu.
"Nişanlım sonuçta."
Eli kontrolsüz bir şekilde başıma çarpınca şokla arakama döndüm.
"Ne diye benimle uyuyorsun o zaman hayvan herif?!"
Bana vurmaya cüret mi etmişti o?
"Sarılıyorsun bir de!"
Gözleri dolmuştu. Ceketimi üzerine örtüp çaprazıma sinerek bir top gibi büzüşürken şaşkınlıkla izledim onu. "Dokunmayacaksın bir daha bana!"
Gülmemek için dişlerimi sıkıyordum. Eyşan o kadar kontrollü davranıyordu ki şu ana kadar Jules'u bu kadar kıskandığını fark etmemiştim.
Kozasına kapanan bir çiçek gibi ceketin altına saklanırken bağırmaya çalıştı savsak savsak. "Bell'in oteline bırak beni!"
"Dansa gitmeyecek miydik?" Diye sordum hince. Şu an onu çok kolay manipüle ederdim ve bu gece merak ettiklerimi öğrenmeden onu bırakmaya hiç niyetim yoktu doğrusu. Ceketin yaklarını hafifçe indirip masum masum baktı.
"Götürecek misin?"
Bu kılığını kimsenin görmesini istemiyordum. Dolayısıyla direksiyonu eve kırmadan önce kahkahamı bastırmaya çalıştım. Eğer böyle sonuç alacağımı bilseydim roşu Eyşan'a çok daha önce içirirdim.
***
Bölüm bayağı geç geldi, bunun için özür diliyorum ama 16. Bölümün part 2sini okuduğunuzda buna değdiğini göreceksiniz.
Bu arada milli dileğimi yerine getireyim bir de; umarım beğenmişsinizdir :)) Ve sizce Harvey Eyşan'a neler yapacak? Geçen bölüm onu yalvartmaktan bahsetmişti, bu bölüm ise Eyşan'a bir şeyler ödetmekten bahsettiğini okuduk. Bence Moskova hiç de öyle masum geçmeyecek gibi, ne dersiniz?
Var mı fikirleriniz? Yorumlarınızı ve Harvey'nin neler yapacağına dair teorilerinizi bekliyorum Fındık fıstıklar :*
Ve gelelim yabancı kelimelere;
Rohypnol: Kısaca Roş da denilen, Nuri Alço'nun filmlerde içkiye, suya, muhallebiye attığı kokusuz renksiz oldukça etkili uyku hapı. Pek çok ülkede tecavüz öncesi kullanıldığı için yasaklanmıştır. (Açıklama Ekşi Sözlükten alınmıştır.)
Extasy: Metilenedioksi-N-metilamfetamin veya bilinen adlarıyla ekstazi, XTC, X, bir tür psikoaktif madde. Uyuşturucu bir maddedir.
UYUŞTURUCU SİZİ SADECE KISA BİR SÜRE İÇİN MUTLU EDER, UZUN VADEDE İSE AŞILMASI ZOR PSİKOLOJİK, SOSYOLOJİK VE EKONOMİK SORUNLARLA BAŞBAŞA BIRAKIR. BU KÖTÜLÜĞÜ KENDİNİZE YAPMAYIN.