33. Bölüm

3155 Kelimeler
33. Bölüm Oldukça pespaye bir şekilde hazırlanmaya çalıştım. Harvey'le uzlaşmaya vardıktan sonra planı detaylandırmamız çok daha hızlı olmuştu. Elbette plan detaylandıkça Harvey huysuzlaşıyordu ama ikimizin de imalar dolu itirafı yüzünden sabretmeye çalışıyordu. İlk adım şuydu; Sinyor'u baştan çıkartacaktım. Sevişmek ihtimal dahilinde değildi elbette ama o öyle olduğunu sanacaktı. Çünkü adamın uç cinsel fantezileri vardı ve Harvey de ajanstan benzer cinsel fantezilere açık, kızıl bir hatun isteyecekti. Yani seçenekleri daraltacaktık. Peki adam sırf Harvey için beni neden Rusya'ya göndersindi ki? Adamı uçuracaktım da ondan. "Roş hazırlayabilir misin?" Diye sordum Harvey'ye. İçinden deli gibi beni odaya kapatmak geçtiğine yemin edebilirdim ama sabrediyordu. "Abella;" Diye seslendi Harvey içeriye doğru. Abella saniyeler içinde odadaydı. Halimi görünce duraksadı ve memnuniyetsiz bir şekilde süzdü beni. Gözlerimin altını morartmış, saçlarımı dağıtmıştım. Geniş dekolteli dar badim ve iddiasız ama mismini eteğimle gerçekten de ucuz fahişelere benziyordum. "Rohypnol getir." Dedi Harvey Bana ilacın etkilerini açıklamaya başladı ama ilaca roş diyordum; ilacın etkilerini bilmiyor olabilir miydim? "Tecavüz hapı." Dedim bilmiş bilmiş. Çok tehlikeli bir ilaçtı; kırmızı reçeteyle satılıyordu ve ağır uykusuzluk hastalıklarının tedavisinde kullanılıyordu. Kimyager olduğu için Harvey'den bu ilacı hazırlamasını rica etmiştim ama sonuçta Harvey insomnia hastasıydı; eczaneden almıyor olsa bile kendine bu ilaçtan hazırlıyor olması oldukça olasıydı. "İlacı aldıktan sonra kafaya balyoz yemiş gibi bayılır ve altı, yedi saatlik bu baygınlık anında ne yaşadığını hatırlamazsın." Adama bundan yapacaktım. İçkisine roş atıp adamı bayıltacak ve gece beni duvardan duvara vurmuş gibi seviştiğimizi iddia edecektim. Ve bundan deli gibi keyif aldığımı. "Bundan hoşlanmıyorum." Dedi Harvey huysuzca. Badimin ensesine yerleştirdiği küçük kamerayı gösterdim. Kamerayı koyulabilecek en saçma yere iliştirmişti ama hakkı da vardı. Adam üzerimi araştıracak olsa bile sıra enseme gelmeden adamı yatağa iterdim. "Kayıt kesilmeyecek Eyşan." Dedi dikte edercesine. Neden korkuyordu? Dayanamayıp adamın koynuna mı girecektim sanki? "Sakinleş." Diye mırıldandım. Plan efsane iyiydi ama beni gererse hata yapmaktan korkuyordum. Abella elinde küçük bir ilaç şişesiyle geldi. "Uzun zamandır kullanmıyordunuz efendim." Dedi çekingen bir sesle. Abella'nın bu evdeki en cesur ve sevimli çalışan olduğuna karar verdim. Cadı iki yüzlüydü ve Liana ise tam bir çalışandı. Evdeki hiyerarşiyi bozmuyordu ama Abella santim santim arkadaşlık çemberine girmeyi beceriyordu sanki. "Evet, artık uyuyabiliyorum." Dedi Harvey şişeden iki tane çıkartıp. Bu kırmızı reçeteli bir ilaçtı! Adamı öldürmeyecektik! "Teşekkürler Abella." Dedi Harvey kızı nazikçe kovarak. Abella'nın gidişini izler izlemez kapıyı arkasından kapatıp "Bir tane yeter!" Dedim. "Adam uyuşturucu bağımlısı." Diye karşılık verdi. "Bir tanesi onu bayıltır mı sanıyorsun?" Haklıydı. Vücudu çoktan uyuşturucuya bağışıklık kazanmış olmalıydı. Harvey iki tanesini havanda ezip tozları dörde katladığı bir kağıdın içine koydu. Bir tanesini ise yine başka bir kağıda sarıp bana verdi. "Bu ekstra." Dedi özellikle. "İlacı aldıktan on dakika sonra gözkapakları ağırlaşmaya başlar ama olmazsa o zaman ekstrayı da içir adama." Kağıdı sutyenimin içine iliştirirken yumruklarımı sıkarak sakinleşmeye çalıştım. Korkmamam gergin olmadığım anlamına gelmiyordu. "Bir kod belirleyelim." Dedi Harvey gerginliğimi fark ederek. Düşündüm. "Parfe?" Başını salladı. Uzun uzadıya kod düşünecek vaktimiz yoktu. "Kulübün karşısında, arabada bekliyor olacağım seni." Dedi. "Bir sorun olursa Parfe demen yeterli." Son bir kez aynaya bakıp saçlarımı kabarttıktan sonra dudaklarımı ıslatıp gözlerimi kapadım. "Sakin olur musun Harvey?" Diye nefes aldım. Onun her zamanki profesyonel tavrı tam da şu an ihtiyacım olan şeydi; bu denli gergin olmamalıydı. Yanından geçip kapıya ulaşırken hızla kolunu tutup destek verircesine sıktım. Bana güvenmeliydi. Elimi koyduğum kolunu haşin bir tavırla kendine çekip yanaklarımdan yakaladı; hamlesinin gelişini görememiş ve dolayısıyla donakalmıştım. Gökten yağan bir yağmur gibi ıslattı dudaklarımı. Sıcak ve ıslaktı; sertti ama muhtaçlıkla kapanmıştı. Dili dudaklarımdan içeri kayıp dişlerime dokunduğunda onun dudaklarından bana bulaşan bir tutam açlıkla boynuna doladım ellerimi. Nefes almama müsaade etmeyen temposu yüzünden tüpsüz on beş metre dalış yapmış gibi nefessiz kalarak debelendim. Çok minik bir an kendimi geri çekip ciğerlerimi doldurduktan sonra parmaklarımı ensesinden başına doğru kaydırarak kucağına yerleştim. "Bir şey olmayacak." Diye fısıldadım dudaklarına sürtünerek. Parmakları çenemden göğsüme oradan belime kaydı. "Zaten olursa, bu o mekandaki herkesin sonu olur." Öldürmekten bahsetmesini sevmiyordum. Sevmiyordum! Onu susturmak adına dudaklarını örttüm yumuşakça. Karşılığı usul da olsa iştahlıydı; birden belimi kendine çekip ayaklarımı yerden kestiğnde üzerime gelircesine dudaklarımda kaydı. Bu hareket içimdeki helyum dolu balonları salıvermişim gibi hafif hissettirdi kendimi. Sanki balonlar kalbimin altına toplaşmıştı da uçsun diye kalbimi zorluyordu. Kalbime çanak tutan nefeslerimin ise iştahı öngörülemez bir şekilde açılmıştı. Bedenimi onunkine bastırıyor, parmaklarımı saçlarından kulaklarının arkasına oradan da masaj yaparak ensesine indiriyordum. Beni yatağa götürmeye kalkınca kendimi kollarından kopardım. "Dur." "Yapma Eyşan," Sesindeki sızlanma, istediğini yaptıramamış bir çocuk gibiydi. Ben de durmak istemiyordum ama işimiz vardı. "Hani ben istemeden bana dokunmayacaktın?" Diye sordum. Çünkü hala vazgeçmiş değildi; fark ettirmemeye çalıştığı minik adımlarının istikameti dosdoğru yataktı. Belimi azat etmese de başını benimkinden uzaklaştırırken sinirle gülüyordu. "İstemiyorsun yani?" Sesindeki ironinin cismani bir hissi vardı resmen. Ayrıca istemediğimi söylememiştim. Sadece şu an doğru bir zaman değildi. "Vaktimiz yok." Dedim profesyonel bir edayla. İki elimle belime dolanan kollarını açarak ayaklarımın üzerine indim ve kapının yanındaki topuklu botları ayaklarıma geçirerek kapıya yöneldim. "Eyşan!" Burnundan soluyordu. "Hareketlerinle cümlelerin hiç de senkron değil güzelim!" Dedi öfkeyle. Hiçbir zaman en doğru kişi olduğumu söylememiştim. Ayrıca dengesizlik benim markam sayılırdı. "Silahını aldın mı?" Ona alınmış gibi baktım. Memnuniyetsiz nefesleri arasında arkamdan uzanarak kapıyı açtı ve bizi bekleyen Korkut'un yanına çıktı. Yağız uzun uzadıya Serdar'dan ayrı kalamayacağı için elbette gitmişti. Bellamy ise Juliet'i bu tehlikeden uzak tutabilmek adına özellikle bir meşgale bulup çıkartmıştı kızı aradan. Fakat operasyonu tehlikeye atmamak için bu geceye dahil olmasa da birkaç adamını çoktan Voleur'a konuşlandırmıştı. Bana yakın olup dikkat çekmeyecek tek adam ise Korkut'un karşısında beni bekliyordu. Natt gelişimle beraber ayaklanırken Nichole şaşkınca ve Jules da küçümsercesine beni süzdü. İçinde olduğum en kötü kılık değildi ama onlara hak veriyordum; fazlasıyla pespaye görünüyordum. Saate baktım; on ikiye geliyordu. Voleur sabah dörtte kapanıyordu. Bu kadar geç gitmemizin sebebi tamamen buydu. Adamı akşamın onunda tavlayıp eve atsam işini görür görmez geceye tekrar dalmak isteyecekti. Elbette ilaca karşı direnemezdi ama akşamın dokuzunda, adam hala ayıkken kimseye çaktırmadan ilacı içkisine karıştırmam oldukça zor olurdu. Saati de bu denli bir stratejiyle seçmiştim fakat Harvey bundan da memnun değildi. Harvey genel olarak durumdan memnun değildi zaten. "Bu kılıkta mı gideceksin?" Diye sordu Korkut. Uzun bacaklarıma, kızıl buklelerime ve yuvarlak çıkıntılarıma rağmen beni bir erkek olarak görmeye alıştığından şimdi fazlasıyla davetkar kıyafetler içinde olmam onu rahatsız etmişe benziyordu. "Evet." Dedim sadece. Beni işe çıkmış bir fahişe olarak düşünmesi gerektiğini söyleyecektim ama hiçbir şeyden haberi olmayan kızlar yanı başımızdaydı. Kafamla çıkışı göstererek kapıya ilerledim. "Geç kalmayalım." *** - Harvey - Natt ve Eyşan motorla önümüzden gidiyorlardı. Huzursuzdum. İşler bir noktada rayından çıkacak gibi hissediyordum. Ne kadar iyi bir asker olursa olsun Eyşan bir kadındı. Yeteneklerini küçümsemiyordum fakat kas gücü hiçbir zaman bir erkeğin oranına yaklaşamazdı. Üstelik Korkut'un konuşmalarından anladığım; Eyşan beş yıldır tüm eğitim ve yeteneklerine sırt dönmüştü. İlk tanıştığımız günleri hatırladım. Şimdiki Eyşan'la o zamanlardaki Zoe arasından dağlar kadar fark vardı. Korulukta basıldığımız zaman titreyen bedeni ve ıslanan kirpikleri geldi de aklıma; kesinlikle dün gece bana bıçak çeken kadınla aynı kişi değildi. Ama yine de!.. Tek başına bir kadın taciriyle baş başa kalmasını istemiyordum! Bu hem tehlikeli hem de sinir bozucuydu! Sinyor'un Eyşan'ı görür görmez aklına doluşacak görüntüler sinirimi bozuyordu! Ona dokunamayacağını bilsem de düşünmesini dahi istemiyordum! "Ne zaman tanıştınız Eyşan'la?" Düşüncelerimden sıyrıldım. Korkut'a karşı bir sempati beslemiyordum; nefret de. Nötrdüm. Fakat zaman zaman Eyşan'a hayal kırıklığıyla bakıyordu ve bundan hoşlanmıyordum. Aralarındaki bağın hangi noktada olduğunu bilmesem de Korkut ve Kenan'ın yakın dost olduklarını biliyordum. Bu da demek oluyordu ki Korkut Eyşan'ın komutanlarından biriydi ve şimdi onu gördüğünde eski Eyşan'ın kızın içinde olmadığını fark etmişti. Bu farkındalığın onu memnun etmediği ortadaydı ama Eyşan'a bunu hissettirmesini sevmiyordum. Eyşan'ın eskiden kim olduğunu bilmiyordum ama şimdiki haliyle dünyaya kafa tutuyorsa eskiden nasıl olduğunu hayal dahi edemiyordum. "Birkaç ay önce." Dedim. Sessizliğini üzerime döküyordu. Belli ki detay istiyordu. Doğrusunu anlatabilirdim ama her nedense ona güvenemedim. Alakasızken Yağız'ı yanında getirmesi ona karşı olan tavrımı etkiliyordu ister istemez. O adamdan hoşlanmıyordum. Eyşan'a aşık olduğu gün kadar ortadaydı ve şaşkındım! Eyşan'ın bunu fark edemiyor olmasına da şaşkındım! Daha benim kim olduğumu dahi bilmezken karşımda Eyşan için çığlık atıyordu Yağız. Dudakları değil ama vücut dili Eyşan için çıldırıyordu resmen! Evime gelip kadınımı gördüğü an yüzüne çöreklenen rahatlama ifadesi, dudaklarına konan gülümseme ve kaşlarını çatmasına sebep endişe... Ve daha sayamadığım pek çok duygu bu tezimi doğruluyordu. Ama aşkının en bariz ifadesi evli olduğumuzu söylediğimde içinden geçen elektrik akımıydı. Uçurumdan kayalıklara çakılmış gibi bir hali vardı. Dişlerim gıcırdadı. Bu adama Eyşan'la değil de Amy ile evli olduğumu söylersem gidip Yağız'a anlatacağını düşünüyordum. Büyük bir ihtimal değildi ama ihtimaldi. Büyük, küçük; kumar matematik işiydi ve ben matematiği doğru kurduysam Eyşan'la aramda geçen sahte, gerçek her şey bize özel kalmalıydı. "Onun çalıştığı kafede öğle yemeğimi yerken tanıştık ve daha sonra birkaç kez tesadüfen rastlaştık." Korkut anlattıklarımı ifadesiz bir şekilde dinledi. "Seni araştırırken nişanlı olduğunu öğrenmiştim." Dudaklarımı birbirine bastırdım. İnsomnia hastası olduğum için geceleri büyük çoğunlukla ayaktaydım ve bu da bir sürü zaman demekti. Zamanımı yeni diller öğrenerek değerlendirirdim ve Eyşan eve geldiğinde Türkçe de ilgimi çekmeye başlamıştı. Onun mana veremediğim kimi hal ve tavırları başlarda bana tuhaf geldiğinde ise dilinden ziyade Türk kültürünü araştırdım ve bu sayede şimdi Korkut'un ne yaptığını anlayabiliyordum. Benim Eyşan'a layık olup olmadığımı tartıyordu. Üç yıl önceki Harvey Eyşan'a layıktı. Şimdiki Harvey'se... Ben de bilmiyordum. "Mantık evliliği olacaktı." Dedim. Kendimi beyefendi gibi göstermeme gerek var mıydı? Eyşan için Korkut'u da tavlamalı mıydım? Eyşan geçmişini sevmiyordu; öyle ki geçmişinden korkuyordu. Bu adama sempati gösterip sınırlarıma dahil etmeli miydim o halde? Çok kısa düşündüm bu soruyu içimde. Cevap hayırdı. "Peki kadın neden hala senin evinde?" Kaşlarım hafifçe havaya kalktı. Güzel yerden yakalamıştı. "Henüz önüne bakabilecek kadar toparlanmadı." Dedim. Başından beri finalin bu olacağını biliyordum. Ya da en azından umuyordum... Ama umuduma dair ümitsiz olduğumu da itiraf etmeliyim. Doğrusu her şey tepetaklak olduğunda pes etmiştim. İkizlerin kalplerinden birbirlerine bağlı olduğunu söylerler. Öyledir. Öyleydi... Shila'nın öldüğünü görmedim. Ben Shila'nın öldüğünü hissettim... Uykumda yakaladı beni onun azraili; tırnakları ciğerlerime batan bir şahin hem içimi didikliyor hem de pençeleriyle organlarımı oyuyordu. Daha önce hiç böyle bir şey hissetmemiştim o yüzden aklıma Shila gelmedi. Apandist gibi aniden ortaya çıkıp alarm veren bir iç hastalık olduğunu düşündüm. Oysa Shila'nın ruhu içimden sökülüyormuş... Farkında değildim. O gitti. Ve sonra nereden çıktıysa bu evlilik işi ortaya döküldü. Baş ederdim. Çok kolay olurdu hatta ama Almira beni hayal kırıklığına uğrattı. Beni terk etmesinin sebebinin Jules olduğunu sanmıyorum ama bahanesi o oldu. Belki bir yıkıntıyı toparlamak istemedi. Belki bu ilişki onun için sadece bir eğlenceydi ve bu yas süreci ilişkimizi ciddileştirir diye korktu. Belki başka birisi vardı. Belkiler çoğaltılabilir ama cevap karşımdaydı; Almira yanımda olmak istememişti. Yeni yetme bir çocuk olmama rağmen bu terk edişler bana bile fazla geldi; dört tekerli bisikletle rahat rahat giderken dayanaklarım ayaklarımın altından çekilmiş, bir de arkama korkak bir kadın bindirilmişti. Ona fatura kesmedim. Kesemezdim ama onu sevemezdim de. O hayatımı tepetaklak eden her şeyin bir belgesi gibiydi ve bunu ona söyledim. En başından beri onu sevmeyeceğimi biliyordu. Planımızı yapmıştık. Babamın öldüğü hafta evlenecektik; çok hızlı bir şekilde bir bebek yapacak ve aynı hızla boşanacaktık. Evliliğini yürütememiş iki ebeveyn gibi üstümüze ne düşüyorsa onu yapacak ama asla birbirimize ait olmayacaktık. Bebekse her iki aileyi birbirine bağlayan bir gönül bağı olacaktı ve bu sayede biz resmen birbirimize mecbur olmayacaktık. Bunu gönül rahatlığıyla tasarlamış ve sıfır vicdan yüküyle teklif etmiştim Jules'a. Vicdanım rahattı çünkü bir önceki teklifimi kabul etmemişti. Chase ve Jules için babalarımızın karşısına dikilmeyi teklif etmiştim. Korktu; kabul edemedi. Üzgündüm ama benim de merhametim bir yere kadardı. Hem eğer aşkının arkasında duramıyorsa aşkı ne kadar gerçek olabilirdi ki? Bu noktada ne sevgilisinden ayrılmasına üzülebildim ne de istemediği bir ilişkiye mecbur bırakılmasına. Bu benim için işti. Sırasıyla evlenip bebek yapacak ve ayrılacaktık. Kabul etmiştim çünkü ne ikizimin açtığı yarayı ne de bu yaraya merhem olacak sevgiliyi bulabileceğimi sanmıyordum bir daha. Ama Eyşan planlarımı kökünden sarstı. O yüzden Eyşan'a daha fazla kırgınlık yaratmadan Jules'u gönderecektim. Jules hala korkuyordu ama birilerinin eteklerine saklanarak hayatına devam edemezdi; onun adına kararlar alınmasından bıkmamış mıydı? "Soruma cevap vermedin?" Diye sordu Korkut. Belli ki dalmıştım. "Ne zaman evlendiniz?" Burnumu çektim sertçe "15 Mayıs." Dedim. Ilık bir bahar akşamı düğün için güzel bir tarihti bence. "İyi." Korkut bana dönünce silkelendim. Çok fazla içime gömülmüştüm. "Evlenmeniz çok iyi olmuş." Bunu bir tebrik gibi söylememişti. Kaşlarım çatıldı. Bu tavrın sebebi Türklerin, evlenmeden birlikte yaşamaya karşı olan düşüncesinin bir karşılığı mıydı yoksa başka bir sebebi var mıydı? "Bir sorun mu var?" Diye sordum. Ses tonunun garipliği ikimiz tarafından da fark edilmişti. "Planların gideceği yolu düşünüyorum." Dedi. "Eyşan Serdar'ı öldürdüğünde kopacak kıyamet hoş olmayacak." Şöyle bir düşündüm. Yaşanacak bürokratik krizler umurumda değildi doğrusu ama ucu bize dokunacak bir şeyler varsa öğrenmek zorundaydım. "Eyşan'ı bulacaklarını mı düşünüyorsun?" "Muhakkak bulurlar." Dedi. "Hükümetleri hafife alma gafletine düşme, Harvey." Derken bakışlarını üzerime çevirmişti. "Türk iş adamı yabancı bir ülkede öldürülüyor. Bu küresel bir krize bile sebep olabilir." Dediğim gibi, umurumda değildi. "Hem Serdar'ın Eyşan'ı vurduğunu tüm Türkiye biliyor." Israrlı bekleyişine hesapçı bakışları eşlik ediyordu. Olanları bilip bilmediğimi tartıyordu. Tepkisiz kaldım; Korkut'a güvenebileceğimden emin olamıyordum; bu sebeple detaylarımı açıklamak istemedim. "Serdar'ın Fransa'da öldürülmesi, haklı olarak tüm okları Eyşan'a çevirir." Doğru bir noktaya parmak basıyordu. Dişlerimi sıktım. Bunun çözümünü bulmak zorundaydım. "Ama senle evli olduğuna göre Eyşan'ın çifte vatandaşlığı olmalı. Fail, suçlu ya da masum olduğunun ispatı esnasında bürokratik sebeplerle kolaylıkla vakit kazanabiliriz." "Delil yaratmak ya da karartmak için." Diye tamamladım Korkut'un sözünü. Parmaklarım ritmik bir şekilde direksiyonu dövdü. Eyşan De La Cour ismine belge hazırlamam işe yaramazdı. Bu bir cinayet soruşturması olacaktı ve bu kez tüm belgeleri dikkatlice inceleyeceklerine emindim. Ciddi ciddi evlenmemiz gerekiyordu. "Ya da Eyşan'ın Serdar'ı öldürmesine izin vermeyeceğim." Diye mırıldandı usulca. Eğer Korkut bunu ciddi bir şekilde yapmayı düşünüyor olsaydı Eyşan'ın kocası olarak benim yanımda yüksek sesle söylemezdi diye düşünüyordum. Usul ama net bir fısıltıyla söylemesi ise tek bir sebepten olabilirdi. Beni yemliyordu. Arabayı Voleur'un bir alt sokağına çekerken duyduklarımdan emin olmak istercesine dikkat kesildim. Bu bir yemse konuşmaya devam edecekti ama konuşmadı. Başımı çevirmeden gözümün ucuyla hareketlerini izledim. Kaskatı bedeni seramik bir bibloya benziyordu; yem mi atmıştı yoksa ciddi miydi belli olmuyordu. Dudaklarımı ıslatıp Eyşan ve Natt'in kasklarını çıkarmasını izledim. Aynı anda sol kulağıma takılı kulaklıktan hızlı bir cızırtı yükseldi. Eyşan kayıt cihazını açmıştı. Adım adım yükselen müzik mekana giriş yaptıklarının göstergesiydi. Dikkatimi ikiye bölerek bakışlarımı aleni bir biçimde Korkut'a çevirdim. Ne ihaneti yaptığını bilmesem de Eyşan dün gece Korkut'un ona bir kez ihanet ettiğini söylemişti. Bana kalırsa kırgınlığının en büyük sebeplerinden biri de ihanete uğramaktı ve bunu Korkut görmüştü. Buna rağmen kızı ikinci defa kandırmayı mı planlıyordu? Hiçbir şekilde renk vermeden bakmaya devam ettim. Doğrusu beni yemlemiş olsun ya da doğruyu söylemiş, her iki durumda da Eyşan'a ihanet etmesine izin verecek değildim ama buna izin vermeyeceğimi söyleyip adama kendi planını yapması için fırsat yaratmayacaktım. "En doğrusu olur." Diye onayladım onu. Mermer ifadesi kırıldı. "Eyşan'a bir şey olmasından korkuyorsun." Bu bir soru cümlesi olmamasına rağmen sesindeki merakı duymuştum. Bu soruyu sormasına gerek var mıydı? Sevdiklerimi kaybetmek konusunda epey şanslı biri olarak ona zarar gelmesinden, üzülmesinden, kaybetmekten korkuyordum elbette. "O benim sevgilim." Dedim. Bu üç kelime paragraf paragraf açıklamaların özeti sayılırdı. Kim sevgilisine zarar gelmesinden korkmazdı ki? Elimde olsa parmak bir kız çocuğu gibi iç cebime sokar, saklardım bile onu ama Eyşan o tür kadınlardan değildi. Hatunu insan gibi evde durmaya ancak alıştırmıştım. Kaçış serüvenlerine son verip vermediğinden emin bile sayılmazdım. Dili konusunda yapılabilecek hiçbir şey olmadığını kabul etmem ise biraz sürmüştü. Gözlerimi kapayıp başımı salladım belli belirsiz. Sabit fikirli bir adamımdır aslında; ona zarar gelmesinden korkuyorsam... Onu eve kilitlemeliydim. Hatta odaya kelepçelemeli! Birkaç sözüne kanmak... Hiç benlik değildi. Kapıya uzanıp inecekken Korkut'un sesi sebebiyle durdum. İlgimi çekecek bir şey söylemişti. "Kenan Eyşan'ı aramayı hiç bırakmadı." Dedi. Kenan'ı araştırmış olmamın yanı sıra yeraltında dönen dedikoduları da iyi biliyordum. Bu piyasada takılan kimsenin iyi insan olduğunu söyleyemem ama bazı insanların ruhu kötüdür ve bunun sebebi asla yaşadıkları değildir. Onlar kötü doğar; karanlık doğar. Kenan öyle bir insandı; kötü, karanlık bir ruhtu ve Eyşan'ı yıllar sonra bile arıyorsa maksadının iyi olduğunu hiç sanmıyordum. "Neden?" Diye sordum. Korkut penceresini açıp sokağa döndüğünde dişlerimi sıktım. Konuşmanın kontrolünü elinde tutmak onu rahat hissettiriyora benzese de ben bu tür konularda sabırlı bir adam değildim. "Korkut?" "Kenan Eyşan'ı doğduğu günden itibaren şekillendirdi ve istediği kıvama getirdi." Dedi. "Eyşan Kenan için kaşıkçı elması kadar nadide bir mücevher." Diri diri bataklığa ittiği kızını geri mi istiyordu manyak herif? Güldüm hiç de neşeli olmayan bir şekilde. Eyşan'ı alıp kafesine kapatmak için benim cesedimi parçalaması gerekiyordu. "Onu hiçbir yere götüremez." Dedim emin bir sesle. Gerekirse insan avı bile başlatırdım uğrunda. Zaten alınması gereken bir ton intikam vardı; babam için Benji'yi, Shila için Andre ve Du Pond'u gebertecektim. Eyşan içinse Serdar'ı gözden çıkartmıştım ama Kenan Eyşan'ın hakkıydı. Korkut ne kadar Kenan'ı öldürmekten bahsetse de Eyşan'ın geçmişini unutabilmesi için Kenan'ı kendi elleriyle öldürmesi şarttı! Fakat buna cesaret edemeyeceğini biliyordum. Bu yüzden işler öngörülemez rotalara sapacak olursa Eyşan için Ortadoğu'nun kralını bizzat çıplak ellerimle boğabilirdim. "Kenan bir şeyi isterse alır." Benim kim olduğumun bilinmemesi her zaman için lehime olacaktı; mafya dünyası için tam bir gizemdim. Öngörülemezdim. Mesela ben bir şeyi istediğim zaman almaktan fazlasını yapardım. Aldığım şey her neyse, bir insan ya da bir iş; onu kendime bağımlı hale getirirdim ya da muhtaç. Geçen gece bunun çok açık bir örneğiydi mesela. Kaçmak için fırsat kollayan kadın açık seçik kalmak; kollarımda uyumak istemişti. Andre'nin kimyagerlerine yaptıklarım; Chase'i parmağımın ucunda çevirmem, onların beni kullandığını sandıkları zaman bile esasında benim onları kullanıyor olmam. Tüm bunlar asıl onlar adına tehlikeliydi ama henüz farkında değillerdi. Onların bu körlüğü sayesinde hepsini orta yerlerinden delik deşik edecektim; haberleri yoktu. Korkut dudaklarını araladığı anda sol kulağımda Eyşan'ın sesini duydum. "Beyefendininkinden." Elim havayı kesti. Korkut önemli detaylar veriyor olsa da şimdilik önceliğim Eyşan'dı. Müzik boşlukta salındı kısa bir süre ve sonra yabancı erkek sesini duydum. "Cici kızlar için ağır bir içki." Dedi adam. Cici kızlar? Dudaklarımı dişledim. Flört ediyordu aşağılık herif! "Cici olduğumu nereden çıkardın?" Diye sordu Eyşan gırtlaktan gelen çekici bir ses tonuyla. Koltuğun başlığına yasladım kafamı. Ellerimin ayası alnımı bastırırken sakin kalmaya çalışıyordum. Duyguları işin içine katmadığında Eyşan çok iyi oynuyordu; fazla iyi... Bu yüzden adamın şu an onu baştan aşağı süzüp iç geçirdiğini biliyordum. "Vay vay," Dedi adam beklentiyle. "Demek sarhoş olmak istiyorsun." Eyşan'ın beynime serotonin salgılatan kahkahasını duydum. "Bu sarhoş olmam için yeterli değil." "Sert kızım diyorsun." "Sert içkilerden ve adamlardan korkmam diyorum." Dedi Eyşan giderek kısılan bir sesle. Dişlerimi sıktım. Flörtlerini dinlemek işkenceye maruz kalmak gibiydi! Gibisi fazla hatta! İş bittikten sonra Sinyor'u gebertecektim ve bunu bana yaptığı gibi işkence çektirerek yapacaktım. Ve Eyşan'ı da öyle hemen affedecek değildim! Bana bile bir kere böyle içten, böyle davetkar kahkaha atmamıştı. Bunu ödetecektim; gerçekten! Yalvarmaktan fazlasını yapacaktı. Nikolai'dan sado-mazo ilişkilere olur veren kızıl bir hatun isterken Eyşan'ın aklına dahi gelmeyecek şeyler talep edecektim. Normalde asla yapmayacağı ama yapmak zorunda kalacağı ve sonunda yaptığı için bana yakaracak hale geleceği küçük sürprizler hazırlayacaktım. Konuşmaları dinlememek için verdiğim mücadele karşısında sinir krizi geçirmek üzereydim! Dinlemek istemiyordum ama Eyşan bir yerde 'Parfe' derse diye pür dikkattim. Ne biçim işkenceydi lan bu? - - - Çok merak ediyordunuz, Harvey'nin ağzından bir bölüm yazdım. Umarım eğlendirici ve tatmin edici bir bölüm olmuştur ? Rohypnol: Kısaca Roş da denilen, Nuri Alço'nun filmlerde içkiye, suya, muhallebiye attığı kokusuz renksiz oldukça etkili uyku hapı. Pek çok ülkede tecavüz öncesi kullanıldığı için yasaklanmıştır. (Açıklama Ekşi Sözlükten alınmıştır.)
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE