32. Bölüm

3144 Kelimeler
Dayanamadım, hemen paylaştım diğer bölümü de. Çünkü ben sabırsız bir yazarım... Hadi bakalım, keyifli okumalar ??‍♀️ - - - 31. Bölümden Kahvaltı sonrası sigaralarımızı içerken ikimizde sessizdik. Sadece bir an için beni bu işten uzak tutmak adına neler yapacağını tahayyül ederken buldum kendimi. Bir toplama işlemi gibi ona inat yaptıklarım ardı ardına sıralandı aklımda; kaçışımla başlayan serüvenim ona bıçak çekmeme kadar gitmişti. İnatlarım, tekrar kaçışım, onu odaya kilitlemem, tam anlamıyla kaçmam ve gövde gösterisi yapar gibi depo patlatmam... Hepsini alt alta dizip artı işareti koydum ve zihnim hesabı yapıp cevabı verdi dan diye. Açık seçik inat edersem bu kez beni odaya da kelepçelemez direk işkence odalarına kilitlerdi. Sandalyemde kıpırdanarak sesli bir şekilde iç geçirirken dağınık dalgalarımı sağa yatırdım. Dudaklarımı ıslatıp şansımı denedim. Adam zekiydi ve dümeni hepten kırarsam bana inanmayacağını biliyordum. Bana bakması için boğazımı temizledim. "Beni bu işe bulaştırmamak istemeni anlayabiliyorum." Dedim cesur bir hareketle. Korumak istiyordu beni deli gibi! Nitekim ben her halükarda tehlikeye atmaya başarıyordum kendimi ama bu kez inanmalıydı bana. Güç de olsa... Bana bakarken masadaki paketine uzanıp kahvaltı sonrası sigarasını yaktı. "Ama bu iş, dışında kalamayacağım kadar çok ilgilendiriyor beni." "Bunun tek bir yolu var." Dedi. Meraklı bakışlarım üzerindeydi. "Sözümden çıkmaz bana itaat edersin. Ancak o şekilde." Gözlerimi devirmemek için mücadele ettim kendimle. Kapıyı aralamasına sevinsem de insanlara hükmetmek konusundaki takıntısına mana veremiyordum! "Peki." Dedim. Kurallar esnetilebilirdi her daim ve durumların getirdiği şartlar karşısında hangi pozisyonları alacağımız ise meçhuldü. Buna rağmen kapıyı aralamıştı ve ona minnettardım. O ise itaatime dair düpedüz şaşkındı. 32. Bölüm Liana nazik adımlarla terasa girdi. "Misafirleriniz geldi efendim." Diyerek Harvey'nin şaşkınlığını böldü. "Onları arka bahçeye aldık." Liana'nın çoğul konuşmasını düşünerek gelenlerin Yağız ve Korkut olduğunu düşündüm. Harvey'nin muhbiri muhtemel ki peşine kuyruk takıp gelmezdi. İkimiz de ayaklanıp aşağı yöneldik. Güzel ve uzun bir kahvaltının ardından güneş tepemize çıkmıştı ve saat de on ikiyi gösteriyordu zaten. Parfe salondaki koltuklardan birinin üzerinde, tıpkı dün geceki gibi sere serpe uzanıyordu. Bu kez onu geniş geniş sevebilecek olmanın rahatlığıyla kucağıma alarak arka bahçeye geçtim. Bahçe mobilyaları getirilmiş ve üstüne geniş bir tente çekilmişti. Nichole ve Korkut tekli, Yağız ve Jules ikili koltukta yan yana oturuyordu. Sallanan salıncağa geçerken Jules'u inceledim. Memnuniyetsiz yüzü kağıt kadar solgundu. Suçlu hissetmem saçmaydı ama Harvey ömrünce onu sevmeyecek de olsa onun varlığına iknaydı. Ben gelene kadar... Şimdiyse ayrılardı. Benim yüzümden... İstemesem de suçlu hissediyordum. En azından ne yapacağıma karar verseydim o zaman bu kadar suçlu hissetmezdim. Harvey'yi komple sahiplenemiyordum, babam yüzünden... Boş veremiyordum, hislerim yüzümden. İç geçirerek gözlerimi kapadım. Samimiyetle üzgündüm ama ben de ne yapacağımdan emin değildim. Gözlerimi kaçırarak Yağız'a döndüm. Beklenti dolu bakışlarındaki kırgınlık gölgelense de hala oradaydı. Onlara güvenmediğim için mi hala kırgındı? Belki de ama gidemedim işte! Gidemezdim... "Kızlar siz havuza geçin." Dedi Harvey tok sesindeki emirle. Nichole kollarını oturduğu koltuğun yanlarına bastırarak omuzlarını yukarı kaldırdı. Başını sağa çevirip omzuna bakarmış gibi yere eğmişti gözlerini. "Ben alışverişe çıkacağım zaten." Dedi ayağa fırlayarak. Nichole Harvey'nin kodlarını çözmüştü ve hiç kavgacı olmayan tarafı, emirleri nasıl lehine çevireceğini iyi biliyordu. "Jules, gelmek ister misin?" Jules bir süre emin olamayarak düşündükten sonra bakışlarını gözlerime dikti. "Ben evin hanımı olarak misafirlerle ilgileneyim." Dedi otoriter bir tavırla. Bana had bildirmeye çalışıyordu. Sabahki konuşmaya şahit olmasam bile alınmazdım doğrusu; resmiyette bu evin hanımı değildim ne de olsa. "Jules Nichole ile alışverişe çık." Harvey'nin hiç beklemediğim sesi Jules'un otoritesini sarsmıştı. Kızın yüzündeki şaşkınlık an be an kemikleşiyordu ve hiçbir duygu belirtisi yoktu ifadesinde. Hayal kırıklığı bile. Jules bana dönünce kaşlarımı çattım. Benimle ilk defa iletişime geçmek adına hamle yapıyordu. "Sen de bize katıl Amy." Kirpiklerim şaşkınca kırpıldı. Onlarla takılmamdan hoşlanacağını sanmıyordum. Bence tamamen hesapçı bir şekilde hareket ediyordu. Bu teklif üzerine Harvey'nin ne tepki vereceğini ölçüyordu. "Teşekkürler ama onlar benim misafirim." Dedim Yağız ve Korkut'u gösterip. "Benim için geldiler." Jules'un gözleri büyürken Nichole merakla yanındaki adama, Yağız'a baktı. "Sizin Türk olduğunuzu sanıyordum." Dedi küçük bir merakla. "Amy'yi nereden tanıyorsunuz?" Korkut boğazını temizledi. Fazlasıyla net bir tetikçiydi ve konu hakkında hiçbir fikri olmayan insanların boş konuşmalarını dinlemekten hoşlanmazdı. "Hanımlar bizleri rahat bırakırsanız iş konuşacağız." Nichole dudak bükerek Korkut'a baktı. Bakışlarında alaycı bir alınganlık vardı. Saçlarını bile isteye savururken Jules'un koluna girdi ve damağını küçücük şaklatıp "Türklerin misafirperver olduğunu sanırdım." Dedi ukala bir şekilde. Şuursuz çocuksu inadını ortamdaki en tehlikeli adama yaptığının farkında bile değildi. Elbette Korkut bunun üzerine şarjörü Nichole'ün vücuduna boşaltacak değildi ama yine de tehlikeli bir hamleydi. "Misafirim olsaydınız krallar gibi ağırlanırdınız küçük hanım." Diye seslendi Korkut Nichole'ün arkasından ve sonunda bize dönüp çok nadir yaptığı bir şey yaptı. Koltuğunun ucuna kayıp öne eğilerek dedikodu yaptı. "Şu esmer olan biraz şuursuz." Harvey gözlerini kapatarak gülümsemesini ısırdı. "O esmer olan benim kız kardeşim." Yağız'ın beklenmedik kıkırtısı yüzünden kolumu çimdiklemek zorunda kaldım. Korkut kolay kolay dedikodu yapmazdı ve kırk yılda bir yaptığı dedikoduda da piyango Harvey'ye mi denk gelmişti? Harvey'ye baktığımda sorun olmadığını fark ettim. O da gülümsüyordu. Korkut boğazını temizlerken Harvey salıncakta geriye yaslandı. Bu esnada Yağız kıkırtısını susturmuş ve Korkut da ciddiyetini takınmıştı. "Adamın ne anlattı?" Diye sordu bir süre sonra Korkut. Harvey bana anlattıklarını detaylıca açıklarken dikkatle dinledim onu. Bilmediğim tek şey Sinyor'un favori mekanıydı; adam Voleur adlı ikinci sınıf bir gece kulübünde takılmaya bayılıyordu ama henüz Sinyor'un eşkaline dair bir bilgi yoktu elimizde. Onun için şimdi Harvey'nin muhbirinden gelecek haberi bekliyorduk. Derken bahçeye Bellamy ve Juliet girdi. Onların bu işe dahil olacaklarını bilmiyordum. Belli belirsiz silahına davranan Korkut'a bakılacak olursa o da bilmiyordu. Harvey'ye baktım ve meraklı bakışlarımı gözlerine diktim. Sorularımı anlamıştı. Bellamy, Juliet, Korkut ve Yağız'ı birbirleriyle tanıştırmadan önce kulağıma fısıldadı. "Silah tüccarı olarak Bellamy'nin Rusya'da çok sağlam iletişim kanalları var." Dedi. "Rusya'da rahat rahat dolaşabilmemiz için bize bir kılıf uyduracak." Dudaklarımı ıslatıp birbirine bastırdım ve o misafirleri birbirine taktim ederken uslu uslu bekledim. İş büyüyordu. "Sinyor denen adamı bulduğunuzda ne olacak ki?" Diye sordu Juliet dinlediklerinden sonra. "Mevzu ajanstaki bir kadını almaksa müşteri gibi gidip kadını talep edebilirsiniz." "Tamina'yı edemeyiz." Dedi Korkut kendinden emin bir şekilde. "Neden?" Diye sordum merakla. Juliet'in planı sade ve risksizdi. Kolaydı da hem. "Tamina özel bir kadın." Dedi zor bela. Gözleri geçmişe dalmıştı. "Kenan'ın gözünün hala Tamina'nın üzerinde olduğuna eminim." Kadın? Çocuklardan bahsettiğimizi sanıyordum. "Bu sebeple Tamina'yı kaçıramaz ya da kendi arzu ve isteğiyle kaçtığına ikna edemezsiniz." "Ne yapacağız?" Dedim ironiyle. "Kadını şapkaya sokup yok mu edeceğiz?" "Tam anlamıyla evet." Dedi Korkut. Yüzündeki ciddiyet sinirimi bozuyordu. Sihirbazlık numaralarının bile bir illüzyondan ibaret olduğunu biliyordu, değil mi? İlahi bir güç bize el vermedikçe kadını hop diye ortadan kaybedemezdik. "Peki bunu nasıl yapacağımı da söyleyecek misin?" Diye sordum ortamdaki diğer herkesi boş vererek. Benim planım daha çok, içeri girmek, kadını bileğinden yakalayıp kaçırmak gibi klasik detaylar içeriyordu. Gerektiğinde tetiği de çekerdim ama David Copperfield değildim kadını vardan yok edeyim. "Sen yapmayacaksın." Dedi Harvey son noktayı koyarcasına. Bunun kavgasını daha sonra yapabilir miydik? Şu an onu ikna etmekle uğraşmak istemiyordum. "Elbette o yapacak." Dedi Korkut. Bakışlarında çelişki vardı. Ancak sesi kendinden oldukça emindi. "İçeriye savunmasız bir kadını sokmayacağım." "Bir dakika," Juliet'in hayretle soluyan nefesi gergin konuşmayı bölmüştü. "Amy'yi bir fuhuş çetesinin içine fahişe olarak göndermekten mi bahsediyorsunuz?" "Kesinlikle bahsetmiyoruz." Dedi Harvey kararlılıkla. "Bu işi Eyşan'dan başkası yapamaz." "Ayrıca korumasız olmayacak." Diye araya girdi Yağız. "Sen halefini bırakabilecek misin ki?" Vay canına. Harvey Yağız'a hırlamıştı. "Elbette bırakamam." Diye karşılık verdi Yağız dişlerinin arasından "Ama Eyşan'ı kaderine terk edeceğimi de düşünmüş olamazsın. O benim-" "Patronun." Diye noktaladı sözünü Harvey. Bu iyice horoz dövüşüne dönüşmüştü. Elbette tek başıma bu işi beceremezdim ama kavgasını yapmaya gerek yoktu ki! Harvey haklıydı; Yağız Serdar'ı bir başına bıraktığı an- "Eyşan kim?" Yüz seksenle giderken ağaca girmiş de ikiye bölünmüş gibi kalakaldım. Burada hararetle tartışırken en önemli gizlerimden biri ifşa olmuştu ve ben farkında bile değildim. Bellamy'nin sakin sesinden çıkan birkaç sözcük kaskatı etmişti beni. Karşımda açıklanması gereken bir sırrı duymayı bekleyen çifte bakarken yutkundum. Cevap vermeyip sessiz kalsak havadaki oksijen soruyu absorbe eder miydi? "Benim." Dedim kararsızca. Yüzlerindeki beklenti dolu ifadeye bakılacak olursa ikisi de cevabı almadan rahat etmeyecekti. "Gerçek kimliğim Eyşan." Juliet kafasında bir şeyleri tarıyordu ama her neyse bulamamış olmalı ki açık açık sormaya karar verdi. "Jules'un hayatımdaki deprem etkisi derken;" Dedi tane tane. Sözler Harvey'yi meraklandırmıştı. Bedeninin yönü bana dönerken ilgiyle izlemeye koyuldu beni. "Geçmiş hayatında bir tetikçi miydin?" "Eyşan, Kenan Gürsoy'un kayıp kızı." Dedi Korkut cüretkar bir şekilde. Gözlerimi kapattım pişmanlıkla. Juliet ve Bellamy her ne kadar dostum olurlarsa olsunlar onlara gerçek benden bahsetmek istediğimden emin değildim. Eyşan herhangi biri olabilirdi ama Eyşan Gürsoy her zaman için tehlikeli bir isimdi ve bence herkesin bilmesine gerek yoktu. "Kenan Gürs..." Juliet'in kısık sesi hızla solarken Bellamy güçlü bir tonla konuştu. "Ortadoğu'nun sahibi." Dudaklarımı ısırdım. Pek çokları bizi tanımazdı ama neredeyse ismimizi herkes bilirdi. Juliet'in soluğunu kesen ve Bellamy'nin ezberden soluduğu kelimelere bakılacak olursa da babamın namı kendinden önce gidiyordu. "Düğünün basılmıştı sanırım?" Diye sordu Juliet. Sesindeki merak dedikodunun iştahı değildi; emin olmak istiyordu çünkü duydukları mantıklı gelmiyordu belli ki. "Evet, o benim." Diye kestirip attım. Eminim ki daha sonra hakkımda uzun uzun konuşup araştıracaklardı; o yüzden şimdi iştahlı merakını beslememe hiç gerek yoktu. "Ve bu işi yapacağım." Diye konuyu kaldığı yere taşıdım. Harvey'ye bakarken omuzlarım dik, bakışlarım sertti. Niyetim ukalalık falan değildi. Cesaretimi gösteriyordum sadece. "Yapabilirim." "İzin vermiyorum." Dedi sonunda Harvey itiraz kabul etmez bir sesle. Şimdi yaramaz kız çocukları gibi yeri tekmeleyecektim. Buna karışamazdı! Tamina Serdar'a giden tek biletti v- "Kim olarak?" Diye sordu Yağız diklenircesine. Yutkundum. Bunu söylememesini diledim. Söylememesi hayrımıza olurdu. "Kocası olarak." Bakışlarımı yere diktim. Gerçek kimliğim bile değildi ama De La Cour soyadı ikimizin hayatında da saçma depremler yaratıyordu. "Evlendiniz mi bir de?" Hayretle soluyan Juliet hızımıza yetişemiyormuş gibiydi ama son duyduklarının ardından şimdi dudaklarına bir tebessüm konmuştu. Ardından hemen toparlanarak konuştu. "Bu noktada evet," Dedi Harvey'nin yanına geçerek. "İzin vermiyoruz." Korkut koca bir öksürükle koşuşturarak akan muhabbetimizi kesti. "Bulvar komedinize ara verirseniz şu meseleyi halledelim." Dedi ciddiyetle. Yutkunup Korkut'a baktım. Ona katılıyordum. Burada dönüp dolaşıp alakasız yollara sapan mevzular başımı döndürmüştü. Konumuz netti ve Harvey bana yardım etmek istiyorsa konudan sapmamalıydı. Korkut Harvey'ye dönerek sordu. "Planın ne?" Elbette, Harvey Korkut'un maşasıydı ve aslında tüm pislik Harvey'nin üzerine yıkılmış olmalıydı. Harvey isteksiz birkaç soluk aldıktan sonra anlatmaya başladı. "Bellamy uzun süredir Vasili'yle bir ortaklık içerisinde." Dedi. "Yapmayı planladığı toplantıyı erkene çekerek Rusya'ya gidecek ve yanında beni de götürecek." "Senin ne iş-" Kocaman bir nefes alıp kolunu omzumdan dolarken elini ağzıma kapadı sertçe. O an tahammülünün kalmadığını fark ettim. "Vasili bekar ama doyumsuz biri" Diye araya girdi Bell kadife sesiyle. "Yanında her zaman birkaç kadın olur ve hiçbiri sevgilisi değildir." Dudaklarıma basan parmaklarını çekmeye çalışsam da kar etmiyordu. Öfkesi bana mıydı yoksa beni kıskanıyor olmasına mıydı bilmiyorum ama neredeyse katlayıp cebine sokacaktı beni! "Kiminle çalıştığını bilmiyorum ama kızların bir ajanstan geldiğine eminim." Dedi Bellamy net bir ifadeyle. "Nikolai'ın mankenlik ajansının sıkı işler yaptığını biliyorum." Diye toparladı Korkut mevzuyu. "Elinde hem gerçek mankenler hem de eskort kızlar olduğu ortada." "Bu sebeple tedarikçisinin Nikolai olduğunu düşünüyorum. Ondan Tamina'nın tarifine uygun bir kadın talep edebiliriz ama elbette benim için istediğime inanacağını sanmam." "Neden?" Bell parmaklarını Juliet'tin saçlarına gömdü. Kadına bakarken erirmiş gibi bir hali vardı. "Sevgilime aşık olduğumu biliyor." "O yüzden ben gideceğim ve kadını benim için talep edeceğiz." Dedi Harvey. Yağız Harvey'nin açığını bulmuşçasına söze girerken ben de dudaklarımı özgürleştirebilmek adına çırpındım. Nafileydi. "Gelen kadın bir başkası olabilir. Tek sıkımlık kurşununuzu saçma sapan bir ihtimale yatıramazsınız." Mücadeleden vazgeçtim; saldırdım. Dilimle avcunu yalayıp şaşkınlığını elde eder etmez dişlerimi eline geçirdim. Erkekliği inlemesine engel olsa da şaşkınlığı görülmeye değerdi. "Yağız haklı." Dedim. "Gelen kadın Tamina olmayabilir. Bu yüzden içeri birisinin sızması gerekiyor." "Hayır!" "Evet." Diye inledim. Planı mantıklı bulmuştum. Aslında çok mantıklıydı ama benim planımla birleşirse tam anlamıyla kusursuz olabilirdi. "Harvey'nin talep edeceği kadın ben olursam hem içeride adamın olur, Korkut, hem de iş bitip Tamina'yı aldığımızda istediğin gibi iz bırakmadan ortadan kayboluruz." Harvey ağzını açıp itiraz edecek oldu fakat benim için harika bir plan kurmuştu ve buna izin vermemesi gibi bir ihtimal olamazdı. Net bir tavırla bana döndüğünde içtenlikle ona bakıp yalvardım. "Sana güvenmemi istiyordun." Dedim. "Tehlikeli." Diye tısladı. Hala tehlikeden korktuğumu düşünüyor olamazdı. "Saf tutmayalım dedin." Diye ısrar ettim. Bu sefer ilk adımı atan bendim ve beni yönetmesine de izin verecektim. Niye hala inat ediyordu ki? "Riskli!" Sesi bir ton yükselmişti hiç beklemediğim bir şekilde. "Ölmem herhalde!" Gözlerini kapatıp dudakları gerildiğinde "Eyşan!" diye bağırdı. Dişlerimi sıktım. "Oraya Eyşan'dan başkası girmeyecek." Diye girdi Korkut araya. Sesindeki net tonun benim tarafımda olmasına müteşekkirdim. "Yağız haklı; sizin planınızla ancak tek kurşun sıkabilirsiniz ama Eyşan içeride olursa Tamina'yı bulma ihtimaliniz çok daha yüksek olur." "Eyşan benim karım ve hiçbir şekilde oraya girmeyecek!" Diye kükredi Harvey nokta koyarcasına. Topluluğa arkamı dönüp Harvey'nin kulağına eğildim. "Senin karın Amy." Benim de bir sabrım vardı ve Harvey o sınırı gerçekten de çok fazla zorluyordu. "Bense Eyşan'ım." Burun buruna gelene kadar geri çekti kendini. Çatık kaşlarının arasına gömülmüş derin çizgilerden anladığım kadarıyla çok sinirliydi. Ben gibi fısıldadığında dudaklarından dökülen sözcükleri beni şok etmişti. "Çok istiyorsan Eyşan De La Cour da olursun." Sırtımı salıncağa yaslayarak dudaklarımı dişledim. Beni delirtiyordu! DELİ EDİYORDU BENİ! Süregelen kısa sessizliğin ardından Liana tok topuklu seslerinin eşliğinde arka bahçeye çıktı. Yanında Chase vardı. "Efendim, bay Du Pond." Diyerek taktim etti Liana Chase'i. Bay Du Pond? Harvey'nin Du Pond'un içinde adamım var derken Chase'i kast ettiğini biliyordum ama Chase'in soyadının Du Pond olduğu konusunda hiçbir fikrim yoktu. Gerildiğimi hissettim. Ne yani? Chase babasını ortadan kaldırmak için mi Harvey'le işbirliği içerisindeydi? Daha ben zihnimde birbiri ardına akan görüntüleri birbirlerine ulayamamıştım ki Bell konuştu. "Ulu orta görüşecek kadar pervasız mısınız?" Diye soludu Bellamy endişeyle. "Gizli görüşme yerinize ne oldu?" Harvey iç çekti. Konuştuğunda geri zekalılığımın altı çizilmiş gibi hissettim. "Amy patlattı." Dudağımı içeriden ısırıp Harvey'ye döndüm. Başını sallıyordu onaylamaz bir şekilde. "Nasıl yani?" Diye sordum usulca. "Muz seralarının olduğu depo bizim buluşma yerimizdi." Diye açıkladı Chase. Konu hakkında sadece üçümüz bilgi sahibiydik; o yüzden açıklama yapmak istemedim. Ayrıca mantıklı bir izahım da yoktu. Ben sadece, intikam için gözü kararttığında mantıklı hamleler de yapılabileceğini göstermek istemiştim ama tabii... "Du Pond'un depolarını patlatacaktı." Dedim şikayet eden mızmız bir çocuk gibi. "Ve adamları da öldürecekti... Ben sadece-" Korkut'un meraklı sesi açıklamamı böldü. "Ne zaman bu kadar merhametli oldun?" Sorusu kalbime bağlı ana damarları parçaladı. Dudaklarımı hafifçe yalarken yutkunmaya çalıştım. Ceyhun'la tanışmadan önce bildiğim birkaç duygu vardı. Hırs, intikam, korku... Aşk ve sevginin varlığıyla merhameti keşfetmiştim çok sonra ama o zamana kadar çok kişiyi de öldürmüştüm. Ve çoğu cinayetime işkence eşlik etmişti. Belki bu yüzdendi birilerini öldürmemeye dair gayretimin temeli. Belki geçmişimden af diliyordum insanları yaşatmaya çalışarak. Bakışlarımı kaçırıp kirpiklerimden düşen yaşları sakladım. Geçmişteki Eyşan'dan tiksiniyordum! Onlar hatırlattıkça etime gömülü bir diken gibi içten içe kanatıyordu beni... "Geçen beş senenin ardından adam öldürmeden de yaşanabileceğini keşfettim diyelim." Diye mırıldandım. Sesim cılız ve ürkek de olsa manası derindi. En azından benim için çok derindi. Dediğim gibi; kana susadığımda bir sadist olurdum ama içimdeki sadisti uzun süredir beslemiyordum ve evet; kimi duyguları beslemeyince azmıyordu. Ölmese de uykuya yatıyordu. "Üzgünüm Amy ama babam yaşasınlar diye bağlayıp seraya attığın adamları öldürdü." Dedi Chase ortamdaki derin konuşmayı rafa kaldırırcasına. "Üstelik onlar bizim adamımızdı." Özür dilememi mi istiyorlardı? "Onlar için üzgünüm." Dedim ironiyle. "Ama o depodaki uyuşturucular piyasaya sürülüp insanları zehirlemediği için sizden af dilemeyeceğim." Juliet kaşlarını kaldırdı. Bellamy ise şaşkındı. Yağız'ın söylediklerime dair şaşırdığını sanmıyordum. Nitekim kaçakçılık hakkında ne düşündüğümü başından beri biliyordu; Harvey'nin de bildiği gibi... Korkut'sa... O babamın arkadaşıydı; dolayısıyla onun karşısında hiçbir zaman bu kadar şeffaf, bu kadar cesur olmamıştım. "Değişmişsin." Dedi. Değişmemiştim. Ben sadece kendimi keşfetmiştim. Müdahale olmaksızın yaşamak ne demek onu öğrenmiştim. Sevmiştim de bu hayatı. Ve tüm çabam bu hayata devam edebilmekti. Onun için peşimden gelen geçmişin karabasanlarını öldürmek zorundaydım. "Başka bir yer buluruz." Diye kestirip attı Harvey konuyu. Salıncağa dayadığım elimi kavrayıp sımsıkı sarınca ürperdim. Ellerimin buz gibi terleyip titrediğinden habersizdim. Yağız ayağa kalkıp arkasını döndüğünde Harvey avcundaki elimi sıcacık parmaklarıyla seviyordu. Bu hareketin herkesi susturduğunu fark ettim. Harvey konuyu otoriter bir şekilde kapatmıştı. Chase iç geçirip Liana'nın getirdiği sandalyeye oturdu. Deri ceketinin iç cebinden bir fotoğraf çıkartıp koltukların ortasındaki cam sehpaya attı. Sıradan suratı olan bir adamdı. Onu diğer herkesten hatırlanır kılan tek fiziksel özelliği sol gözünün altındaki faça iziydi. Sehpaya uzanıp fotoğrafı aldım. Yuvarlak, kahve gözlü, geniş omuzlu bir adamdı. Hafif eğri burnu ve dar bir çenesi vardı. Neyse ki dolgun dudakları yüzünü iyice küçültmüyordu. "Sinyor, gerçek adı bilinmiyor." Burnunu sertçe çekerken özellikle fotoğraftaki faça izini gösterdi. "Voleur adlı bir mekanın sahibi." Dedi Chase hızla. "Üçüncü sınıf bir gece kulübü. İnsanların, tuvaletinde altın vuruşla intihar ettiği türden bir yer." "Batakhane yani." Dedi Yağız tiksintiyle. "Fahişeler ve ucuz seks peşinde olanların bilindik mekanı." Dedi Chase açıklamak adına. "Kalitesiz uyuşturucu da cabası. İki kere nefes alsan ya kimyasaldan ölürsün ya da zührevi hastalık kaparsın." "Adresi?" Diye sordum. Harvey'nin elimi okşayan parmakları sımsıkı sarıldı. Bir uyarıydı ama umurumda mıydı? Chase elimdeki fotoğrafı alıp ters çevirdi. Adres fotoğrafın arkasına yazılmıştı. Fotoğrafa tekrar uzandığımda Harvey müsaade etmeyerek Chase'ten adresi kaptı. "Bir şey olmayacak!" Diye inledim. "Bana müsaade et. Ben işleri nasıl halledeceğimi bilirim." Harvey olumsuz bir şekilde baktı. En sonunda dayanamadım; patladım! Kimseyi umursamadan tuttuğu elimden çekiştirerek küçük katil grubumuzdan uzaklaştım. "Kök salacak çok daha güzel yerler olduğunu söyledin Harvey." Dedim açık seçik. Arkamızda kalan grubu önemsemeden Harvey'nin göğsüne doğru bir minik adım attım. "Ama biliyorsun, biliyorum." Diye mırıldandım. "Ben mezarların başından ayrılamıyorum." "Dedim sana, bir doktor ayarlayabilirim." "Doktor istemiyorum." Dedim tekrar. "İntikam istiyorum." Gözlerini kaparken karalarının kendi küresinde döndüğünü fark ettim. "Tehlikeli." "Bana tehlikeden bahsetme." Diye inledim. "Bu evde olmam da tehlikeli! Bell ve Juliet'tin esas kimliğimi öğrenmesi de tehlikeli. Korkut, Yağız... Bunların hepsi tehlikeli!" Dudaklarını ıslatarak ufka baktı. "Eğer Tamina'yı getirirsem Korkut bana Serdar'ı verecek." Diye yalvardım. Harvey alayla güldü. "Serdar'ın buradan çıkıp sağ salim Türkiye'ye döneceğini mi sanıyorsun?" Bir minik adımda o yaklaştı bana. "Niyetin sadece Serdar'ı elde etmekse onun cesedini senin önüne sereceğime emin olabilirsin." Onun sağı solu patlattığını biliyor olsam da ya da beni boğazlayan adamı başımın üzerinde boydan boya gırtlakladığını... Yine de birilerini öldürdüğünü hayal etmek istemiyordum. Ellerinin kendi esmerliğinde ve olanca yumuşaklığıyla olduğu yerde durması benim için çok daha çekiciydi. "Onla görülecek bir hesabım var." Dedim. "Benim de!" Dedi. Nasıl benden öfkeli olabilirdi? "Harv..." "Bilmiyordum ama sonrasında çok seveceğim bir kadının canını yaktı o herif." Dedi tane tane. "Onunla tekrar yüzleşmeni istemiyorum." Vay be... Seni seviyorum demenin bin yolunu bilsem de bin birincinin böyle bir cümle olacağını tahayyül edemezdim. Dudaklarımı ısırdım. Bu cümleyi çok yanlış yerde söylemişti aptal. Yalnız olmalıydık. Tüm ahalinin önünde yalvaramaz ve öpemezdim onu... "Çiçeklerim bahçene kök salsın istiyorsan o hesabı kendi ellerimle kapatmak zorundayım." Dedim korkusuzca. Korkusuzdum ama zihnim korkmamı söylüyordu. Korkmayacaktım. Tüm ambargo ve yasaklarıma rağmen engelli parkuru koşan bir atlet gibi beni aşa aşa sevmemiş miydi kalbim bu adamı? Korksam da faydası yoktu zaten. Susmanın manası da yoktu o yüzden... Birkaç derin nefes aldı. Burun kemerini sıktı. Kaşları çatıldı, dudakları gerildi. Başını geriye atıp yutkundu ve hatrı sayılır bir süre sonra diyaframını boşaltarak nefes verdi göğe doğru. "Sözümden çıktığın an seni jetle eve gönderirim." Diye mırıldandı. *** - - - Aksiyon geliyor! Kan geliyor! Dehşet geliyor, vahşet geliyor! :D :D :D Nasıl buldunuz? Beğendiniz mi? Yorumlarınızı merak ve iştahla bekliyorum cancağızlarım. Ve bilmediğiniz Kelimelere gelelim :* Bulvar Komedisi: 19. YY.'ın ilk yarısında Paris'in büyük bulvarlarında melodramlar ve içli komedyalar oynayan tiyatrolara verilen ad.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE