4.Bölüm (İlk Karşılaşma)

1557 Kelimeler
Gözlerimi kapattım. Derin bir nefes aldım. Açtım. Hâlâ orada. “Tamam Eliza,” dedim kendi kendime. “Panik yok. Sadece… kabullen.” “Geç oldu ama doğru yoldasın,” dedi kedi. “Sus bir dakika ya!” diye çıkıştım. “Düşünmeye çalışıyorum!” "İnşallah mantıklı bir cevap verirsin.." Yemin ederim şu an elimde bir şey olsa fırlatırdım. Dizlerimi kırıp onunla aynı hizaya indim. “Sen… gerçekten konuşuyorsun.” “Hayır, içinden sesleniyorum. Sen de deli gibi cevap veriyorsun,” dedi. Gözlerimi devirdim. “Adın ne?” “İnsanlar bana ‘Sarı’ diyor.” “Şaka mı bu?” “Keşke.” Bir an ona baktım. Sonra kendime baktım. Çöpten çıkmışım, üstüm başım perişan, Türkiye’deyim ve yanımda adı Sarı olan konuşan bir kedi var. “Hayatım… gerçekten düşüşte,” diye mırıldandım. “Dipten dönüş hikâyeleri daha etkileyici olur,” dedi Sarı. “Sen motivasyon konuşmacısı mısın?” “İstersem olurum.” İçimden “Hera senin ben…” diye başladım ama devamını getirmedim. Şimdilik. “Ben Eliza,” dedim. “Ve hiçbir fikrim yok burada ne yaptığım hakkında.” Hayır hiç tanımadığım bir kediye hayat hikayemi anlatacak kadar delirmedim.. Ayağa kalktım ne yapacağımı bilmez halde bir kaç adım atmıştım ki hızla gelen arabanın fren sesiyle gözlerimi kapattım.. Sanırım ilk dakikada ölmeyi becerdim.. Elim istemsizce annemin verdiği kolyeye gitti.. Ama tabiki de bu kıçımın üstüne düşmeme engel olmadı. Gözlerimi sımsıkı kapatmıştım. Çarpma anını bekledim. Ama gelmedi. Onun yerine… bir sarsıntı. Ve kendimi bir anda yerde buldum. “Lan! Önüne baksana!” diye sert bir ses yankılandı üstümde. Gözlerimi açtım. İlk gördüğüm şey… siyah bir ayakkabıydı. Sonra yavaş yavaş başımı kaldırdım. Uzun boylu, sinirle bakan bir adam… bana bakıyordu. “İyi misin?” dedi bu sefer daha kontrollü ama hâlâ gergin bir sesle. Bir an donup kaldım. Sonra ağzımdan ilk çıkan şey: “Ben… yaşıyorum.” Adam kaşlarını çattı. “Onu ben de fark ettim.. Zaten fark etmemiş olsaydım yaşamıyor olacaktın..” Adam derin bir nefes aldı, ellerini beline koydu. "Son anda fark etmeseydim az kalsın arabanın altına giriyordun.” dedi.. Halime şöyle bir bakıp “Teknik olarak… girdim sayılır,” diye mırıldandım. “Ciddi misin ya sen? Hem önüne bakmadan yola çık.. Sonrada teknik olarak arabanın altında kalmış mış..” dedi gözlerini devirdi. Tam o an ayağa kalkmaya çalıştım ama dizlerim beni yarı yolda bıraktı. Sendeleyince adam refleksle kolumdan tuttu. “Yavaş! Düşeceksin.” Elim onun koluna sıkıca tutundu. Bir anlık sessizlik oldu. Göz göze geldik. Garip bir andı.. "İyi misin? Hastaneye gidelim mi?" diye sorunca kendimi baştan aşağı süzdüm iyiydim galiba.. "İyiyim.." dediğim anda kolunu yavaşça çekip "Madem iyisin, bir şeyin yok ben gidiyorum.." diyerek arabasının kapısını doğru yürümeye başladı. "Salak gidecek yerin yok.. Yapış adama.." diyen Sarı'nın sesiyle aklım başıma geldi.. Bir anda "Ayy dizim kanıyor.." diyerek küçük bir çığlık attım.. Anında dönüp dizime bakıp sonrada yüzüme tuhaf bir şekilde bakarak "Küçük bir çizik, bu kadar abartmasan mı?" "Sana göre küçük olabilir ama canım acıyor.. Yürüyemiyorum bile.." derken yüzümü yapabildiğim kadar buruşturdum.. Canımın yandığına inansın diye.. "Tamam.. En azından evine bırakayım seni.." dediğinde hemen kabul ettim. Gidecek bir evim yoktu.. Ama olsun yolda birşeyler bulurdum.. Arabanın kapısını açıp anında içeri geçtim.. Tuhaf tuhaf bakıp "Valizini ve çantanı almayı düşünmüyorsun galiba.." dediğin de bu kez şaşkınlıkla gösterdiği yere baktım.. Kocaman pembe bir valiz ve çanta çöpün hemen yanında duruyordu... "Akıl mı kaldı bende.. Bir zahmet sen arabaya koyarsın.." deyip kapıyı çektim.. Daha önce onlar orada mıydı? Bilmesem de önemli değildi.. Arabaya geçtiğinde ilk soru "hastaneye gitmek istediğine eminsin değil mi? Vücudunda bir şey yok gibi.. Ama kafandan emin değilim.." deyince elimle kafamı kontrol etmeye başladım.. Acaba kafam da kan falan mı var... "Ayna var mı?" diye sormam gayet normal olsada, yüzüme bakışı hiç normal değildi.. Sanki anormal bir şey sordum altı üstü ayna var mı dedim.. "Kafanı azıcık kaldırırsan aynayı görürsün.. Aç bak orada.." dediği yeri kaldırdığımda gözlerim fal taşı gibi açıldı.. Hayır... Hayır.. Bu ben değilim... Aynada ki görülen suret kesinlikle bana ait değildi.. "Saçlarım.." diyerek elimi saçlarıma götürdüm, kısacıktı... "Saçlarına ne olmuş" sorusunu es geçip kendimi incelemeye başladım.. Ten rengim tamamen değişmiş.. Açık renkli tenim esmer olmuş.. Uzun sarı saçlarımın yerine kısa siyah saçlar gelmiş... Yuh gözlerimin rengi bile değişmiş.. Mavi.. Hatta açık mavi olan göz rengim yeşil olmuş... "Hera..." diye sinirle bağırdığımda yanımda ki adamla göz göze geldim.. Deli görmüş gibi bakıyordu.. "Hera?? O da kim? İyi misin sen?" "Hera??.. Hera mı dedim ben? Şey öyle bir an ne söylediğimi fark etmedim.." “Bak,” dedi ciddi ciddi. “İstersen seni gerçekten hastaneye götürebilirim. Hatta bence götürmeliyim.” “Hayır!” dedim anında. “Gerek yok. Ben gayet iyiyim. Sadece… biraz stres.” Aynaya baktıkça Hera'ya olan sinirim çoğaldı.. Tamam dünyaya gönderdin.. Ama bu kadar değişikliğe gerek varmıydı? "Sormayı unuttum adın ne senin?" dediğinde ağzımdan bir anda "Peri" çıktı.. "Yani ben periyim.." diyerek iyice saçmaladım.. Adam birkaç saniye bana boş boş baktı. Cidden boş boş. Hani insan bir noktada “şaka yapıyor herhalde” diye güler ya… yok. Bu adamın yüzünde gram mizah yoktu. Sadece… sorgulama. Derin sorgulama. “Peri misin?” dedi sonunda, kaşlarından biri hafif kalkarak. “Evet,” dedim hiç düşünmeden. “Full paket. Kanatlar falan var.. Yani vardı.. Dünyaya gelmeden önce.." diyerek bir de açıklama yaptım.. Adam başını iki yana salladı, “Harika,” dedi “Ben de Barış. Öyle düz Barış.. Benim de kızım varmış bugün öğrendim.” dediğin de bu kez şaşkınlıkla bakan brn oldum.. "Nasıl yani kızın olduğunu bugün mü öğrendin?" "Evet tuhaf demi? Bir kızım varmış ve ben bugün öğrendim.. Annesi bu çocuk senin deyip bırakıp gitti.." Dünya dedikleri yer gerçekten de çok ilginçmiş.. Hiç tanımadığım bir insana peri olduğumu söyledim ve hiç yadırgamadı.. Üstüne üstelik bana bugün yaşadığı şeyleri anlatmaya başladı.. Bebeği annesine bırakıp buda kaçmış.. Anlaşılan bebeği gören bir yerlere kaçıyor.. "Seni nereye bırakacağım Peri? Evin nerede?" sorusuna kesinlikle hazırlıklı değildim.. Ama ağzımı açtığımda kelimeler sanki kendiliğinden dökülüyormuş gibiydi.. "Yurtdışından bugün geldim.. Otele gidemeden gasp edildim. Tüm param çalındı, kimliğim, pasaportum her şeyim kayıp.. Kalacak bir yerim yok.." Lan.. tüm bunlar nasıl aklıma geldi benim.. Ben kendimle gurur duyarken Barış “Yani…” dedi sonunda, sesi bu sefer daha yumuşaktı. “Yurtdışından geldin, gasp edildin, kimliğin yok, paran yok… ve şu an ortada kaldın.” "Evet, aynen öyle oldu.." neresini anlamadın? Tabi bu kısmını içimden demiş olabilirim.. "Sende kalabilir miyim?" dediğim de kaşlarını kaldırıp yüzüme baktı.. "Yok, yok.. Sen kesin kafanı vurdun.. Kızım sen manyak mısın? Hayatında ilk kez gördüğün birinin evine gitmek nedir? Hırlı mıyım, hırsız mıyım bilmiyorsun... Belki katil, belki tecavüzcü caniyim.." dediğin de gülümseyerek "Olsun.. Ben de periyim.. Bana bir şey olmaz ki" diye cevap verdiğim de yine kızgın bir şekilde baktı.. "Tövbe tövbe.. Çattık..." "Miyav..." diye ses duymamla arkaya baktım.. "Aaa Sarı???" "Bir şey mi dedin?" kafamı hayır anlamında sallasam da Sarı'nın sesi kulaklarımda çınladı.. "Biraz ağla, duygusallaş.. Böyle salak salak konuşursan seni evine götürmez.." Derin bir nefes aldım. Gözlerimi kırptım. Bir iki... Hadi be Eliza, azıcık oyunculuk? Alt dudağımı hafif titrettim. “Ben…” dedim, sesimi incecik yaparak. “Gerçekten… ne yapacağımı bilmiyorum.” Barış’ın yüzündeki o “bu kesin deli” ifadesi… milim oynadı. Devam. Baskı kur kızım.. “Yani… burada kimsem yok… param yok… kimliğim yok… ve…” gözlerimi yere indirdim, “çok korkuyorum. Kimseyi tanımıyorum.. Sen iyi birine benziyorsun.. Dışarıda kalıp kurda kuşa yem mi olayım..” Sessizlik oldu.. Nerden geliyor lan bunlar benim aklıma? En azından zekamdan bir şey eksilmemiş.. Kafamı yavaşça kaldırdım. Göz ucuyla ona baktım. Yumuşadı mı? Yumuşadı gibi sanki.. HA! İşte bu! Ama tabii içimden zafer dansı yaparken dışarıdan hâlâ dram kraliçesi gibi görünmem gerekiyordu. Barış eliyle ensesini ovuşturdu. “Bak…” dedi, derin bir nefes alarak. “Normalde… Asla böyle bir şey yapmam.” İçimden: Yapacaksın. Yapacaksın Barış. Hadi koçum. “ama seni bu halde bırakmak da içime sinmedi.” Oley be.... Sakin ol Eliza. Sakin kızım.. “Bir gece,” dedi parmağını kaldırarak. “Sadece bir gece. Yarın bir çözüm buluruz. Hem sen karakola gitttin mi?” Gözlerimi kocaman açtım. “Gerçekten mi?” dedim, sanki az önce manipülasyonun kitabını yazmamışım gibi. “Evet ama” Adamın “ama” demesine fırsat vermeden öne atıldım. Zaten diğer sorusunu da duymamazlıktan geldim.. “Sen harika bir insansın Barış.” “Dur...” “Gerçekten. Çok iyi kalplisin. Bak yanlış anlama ama sana içim ısındı.. İnsanlık ölmemiş demek ki.” Barış gözlerini kapattı. “Keşke ölseydi,” diye mırıldandı. Yok canım dur sende niye ölüyor.. Daha dünyaya geleli bir saat bile olmadan insanlığın yok olması hiç işime gelmez.. Daha ben insanlara keşfedip, yeni bir hayat kuracağım.. Periler alemi çok sıkıcı, insanlar alemine bakacağım.. Camdan dışarı baktım. Sokaklar… insanlar… arabalar… Her şey o kadar normaldi ki. Ve ben… hiç normal değildim. Yani her yer Hem çok tanıdık, hem de çok yabancı gibiydi.. Sanki yıllardır burada yaşıyormuşum gibi hissetmem normal değil.. Ama ben gördüğüm hiç bir şeye şaşırmıyorum da “Adres mi vereceksin yoksa navigasyona ‘kayıp peri evi’ mi yazayım?” dedi Barış, gözünü yoldan ayırmadan. Ha hahaa... Buda komik çıktı.. Hafifçe öksürdüm. “Şey… senin eve gidiyoruz ya zaten.” Kafasını yavaşça bana çevirdi. “Evet,” dedi yavaşça. “Ama yine de… bir teyit almak istedim. Belki son anda ‘beni saraya bırak’ falan dersin diye.” “Yok yok,” dedim hızlıca. “Saray işini sonra hallederiz.” Barış derin bir nefes aldı. “Allah’ım sabır ver…” Allahım o ne istiyorsa ondan bana da ver.. Dünyalı sonuçta ne istenileceğini biliyordur demi??
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE