YOLCULUK

2938 Kelimeler
Hayat her defasında neden yere düşene bir tekme daha atardı? Bütün kötüler mutluyken neden biz mutlu olamazdık? Yıkılmak dağılmak birer alışkanlık oluyordu insanoğlunda. Bende bu gece o yıkımı tekrardan yaşayanlardan biriydim sadece. Biz masada otururken Arın halâ karşı masaya bakıyordu. Halâ sebebini anlayamamıştım. Alptuğ'a neden bu kadar öfkeli bakıyordu? Evet yanlış duymadınız Alptuğ. Bir anda karşımıza çıkıp yerle yeksan etti beni. Eski anılarımız mutlu olduğumuz günler canlandı gözümün önünde. Alptuğ arada Bedir ile Sevdaya da tiksinç bir insanlarmış gibi bakıyordu onunda sebebini anlayamamıştım. Bana yarı öfke yarı özlem duygusu ile bakıyordu. Alptuğ karşı masamızda otururken yanına sarışın bir bayan gelip oturdu, sarılıp gülüşmeye başladılar, bayana dikkatli baktığımda resimde gördüğüm kız olduğunu fark etmiştim. Daha sonra bizim masaya bakıp oda öfke saçan gözleriyle tehdit eder gibi bakmaya başlamıştı, başımı Arına çevirdiğimde, Arının öfkesinin iki katı olduğunu gördüm. Gözlerinden alev atıyordu karşı masaya ama ulaşamadan sönüyordu alevleri. Karşı taraftan bir atak bekliyor gibiydi. Beklediği atak gelse her yere alevler fışkırtacaktı. Sonra bana dönüp benimle ilgilenmeye başladı birden saçlarımı düzeltti önce, sonra kulağıma sadece benim duyabileceğim bir şeyler fısıldadı "daha iyi misin?" deyip geri çekildi ve vazgeçip tekrar kulağıma eğildi "yürüyebilecek durumdaysan beraber bir şarkı daha söyler miyiz?" yüzümde şaşkın bir ifade Arına bakıyordum. "Bence yeterli değil mi?" dedim tek kaşımı havaya kaldırarak. "Değil çünkü sesin, sesimle çok uyumlu oldu" dedi tamamiyle sakin bir ses tonuyla. "Ne söyleyeceğiz peki?" diye sordum merak etmedim değildi hani. "Ahmet kaya olsun bu sefer sözün şiirlerin mükemmelidir şarkısı biliyor musun?" Evet anlamında başımı salladım, bar club'ta Ahmet Kaya şarkısı söylemedim demem. Ayağa kalkıp bana elini uzattı masadakilere sahneyi gösterdi. Gülçin bana kaş göz işareti yapsa da bende boşver hareketi yaptım anlaması için. Bana uzatılan eli tuttum ve sahneye el ele yürüdük. Bu sefer de mikrofonu elime alıp ben konuşma yapmak istedim "Tekrardan merhaba arkadaşlar nasıl eğleniyor muyuz?" diye sorar sormaz koptu yine çığlıklar, alkışlar. Bir tek Alptuğ hareketsiz duruyordu öylece. Göz ucuyla Taha'ya baktım ne yapıyor diye bir bizim bir Alptuğ arasında mekik dokuyordu. "Biz bir şarkı daha söylemek istedik müsaadeniz varsa?" diye yeniden bir soru yönelttim, herkes anlaşıp sözleşmiş gibi aynı anda "Evet" diye bağırmaya başladılar. Arın orkestraya şarkıyı söyledikten sonra çalmaya başladı. Ben bu sefer sadece nakaratta eşlik etmeye karar vermiştim. Arın şarkıyı söylerken mest olmuşum gibi ona bakıyordum. Hareketlerine, mimiklerine, bana bakışına. Bana bakışına.. Sıra nakarata geldiğinde bağıra bağıra söylemeye başladık birdenbire "Sözün şiirlerin mükemmelidir" "Senden başkasını seven delidir" "Yüzün çiçeklerin en güzelidir" "Gözlerin bilinmez bir diyar gibi.." "Başını göğsüme sakla sevgilim" "Güzel saçlarında dolaşsın elim" "Bir gün ağlayalım bir gün gülelim" "Sevişen yaramaz çocuklar gibi.." güzel saçlarında dolaşsın elim" sözlerini söylerken yanıma gelip saçlarıma bir öpücük kondurmuştu bunun üzerine herkes yeniden çığlık atmaya ve alkışlamaya başlamıştı. Utanmıştım bu hareketinden. Ne yapmaya çalışıyordu? Beni kendine aşık etmeye mi? Başarıyordu. Aşık oluyordum galiba. Hemen kendime gelip şarkıya bende giriş yaptım ve şarkıyı tamamen birlikte bitirdik. Kısa bir baş selamı verdikten sonra Alptuğ'ların masaya bakmadan bizim masaya yürümeye başladık. Masaya yaklaştığımızda Sevda hemen konuşmaya başladı, korkmuş bir hali vardı, yüzündeki endişe o kadar barizdi ki "abi gidelim artık saatte geç oldu hani" dedi kaş göz işaretleriyle. Arın olur anlamında başını sallayıp hesabı istedi ama garson yanımıza gelip "hesabınız ödendi efendim bir borcunuz yok" dediği an şimşekler çakmıştı beynimde. Kafamı hemen Alptuğ'a çevirdiğimde bana kısa bir baş selamı verdiğinde anlamıştım hesabı ödetmediğini bu durum her ne kadar hoşuma gitmese de beni ilgilendirmiyordu. Yeniden önüme dönüp toparlanmaya başladığım sırada kolumdan biri tutup beni çekiştirmeye başladı. Alptuğ beni kolumdan çekmiş sürüklüyordu. "Alptuğ bırak ne yapıyorsun" "Bırak canım acıyor Alptuğ" hiç oralı olmamıştı koştura koştura yürüyordu. Arkama baktığımda Arının peşimizden koştuğunu gördüm. Öyle hırsla gidiyordu ki Alptuğ korkmaya başlamıştım ve Arının çabuk gelmesini diledim. Beni kapıya çıkarttı ve iki eliyle kollarımı sıkıp beni sarsmaya başladı "Sen ne yapıyorsun ha ne yaptığını sanıyorsun" beni öyle bir sarsıyordu ki çok korkmuştum. Alptuğ'uyu ilk defa böyle görüyordum, böyle öfkeli, böyle vicdansız biri değildi. Tam bir şeyler söyleyecektim ki, bir şeyler söylemek yerine çığlık atmıştım. Arın yanımıza gelip aniden bir yumruk atmıştı Alptuğ'a ve kavgaya başlamışlardı. "Yardım edin" kesik kesik konuşabiliyordum, o kadar çok korkmuştum ki konuşamıyordum bile. Herkes durmuş öylece kavgayı izliyorlardı. "Arın dur" "Arın" ikisini ayırmaya gücüm yetmiyordu. Bedirle Emre ayırmaya çalıştılar ama başaramadılar öyle delicesine kavga ediyorlardı. Yanıma Alptuğ'un yanında oturan kız gelmişti oda Alptuğ'a sesleniyordu "Alptuğ dur yapma dur" diye söyleyip duruyordu. Taha da gelmişti sonunda Taha Alptuğ'uyu, Emre ve Bedirde Arını almayı başarmışlardı. Hemen Arının yanına koşup "Arın iyi misin?" diye sordum. Yüzü kanlar içinde kalmıştı. "Akgül hesaplaşıcaz" dediği an Arın yeniden hareketlendi ama hemen engel olduk. Sevdalarda yanımıza gelince tam bir orduya dönüşmüştük Arını tutabilmek için. Taha da durumun şokunu yaşasa da Alptuğ'uyu alıp gitmeye başladı. "Bu burada kalmayacak" diye bağırıyordu giderken bile. Tekrar Arına dönüp iyi olup olmadığını sordum "Hastaneye gidelim hadi gel" dedim ama istemedi hastaneye gitmeyi. Bana sarıldı bir kaç dakika. Bu şekilde araba kullanmasını istemediğimiz için Emre teklif etti bize arabayı kullanmak için ama "Olmaz ben bırakacağım Akgül'ü, Bedir Emre sen Sevda ve arkadaşını bırakırsın değil mi?" diye sordu, onlarda "tamam" anlamında baş salladıklarında valeye işaret edip arabaları istediler. Ben halâ Arına ısrar ediyordum hastaneye gitmek için ama beni dinlemiyordu "pansuman yapmasını biliyor musun, biliyorsan sen yaparsın arabada ilk yardım çantası var şimdi hastane polis işlerine karışmaya gerek yok" diye tane tane konuştu. Başka bir şey demeye gerek kalmadığından susmayı tercih ettim. Vale arabayı getirir getirmez bindik ve anahtarı teslim alıp sürmeye başladı, öyle hızlı sürüyordu ki kaza yapacak diye korkmuştum bir ara ama öyle olmadı. Mekana yakın bir sahil kenarı vardı arabayı kenara çekip indik arabadan. İlk yardım çantasını aldıktan sonrada bir banka oturmaya doğru yöneldik. Banka oturur oturmaz hemen ilk yardım çantasını açıp kanı temizleyecek malzemeleri çıkarttım "canın acırsa söyle olur mu?" diye ikaz ettim. Canı yandığı çok belliydi ama hiç oralıymış gibi durmuyordu, sabit durmuş öylece bana bakıyordu, bir ara gözlerini kapatıp başını elimin hizasına getirip öylece durmuştu. Pansumanı bitirdiğimde bant sarıp bıraktım. "İşte bitti" dedim yüzüne gülümseyerek. "Teşekkür ederim ellerine sağlık" diye söyledi minnetterca. Çaycı yanımızdan geçerken bağırıyordu "çay var...çay isteyen" sürekli etrafına bakarak bağırıyordu. Arın tekrardan bana dönüp "çay içer misin?" diye sordu, başımı evet anlamında hafifçe sallayıp çayın gelmesini bekledim. Acaba bana Alptuğ'u sorcak mıydı? Ne diyecektim? Eski sevgilim olduğu için eski sevgilim derim ne diyecektim başka. Ben merakla bana sorulacak soruları kafamda tartıp biçiyordum ve o sorulara da birer cevap hazırlıyordum. Çünkü direk sorsa saçmalayabilirdim. Potansiyelim yüksekti bu gece. Etrafıma bakınıp duruyordum Arını beklerken, birden yanımdan siluetini hiç görmediğim simsiyah biri geçti yanımdan, geçerken de bir not bırakıp gitti geçti "pansuman yapıyorsun ama o yaralar asla kapanmayacak :)" yazıyordu notta. Hemen arkamı döndüm ama kimseleri görememiştim. Tedirgin olmuştum. Her yaptığımızı izliyordu, sürekli takip ediyordu. Notu katlayıp attım çantama. Yine Arına bir şey söylemedim. Hiç bir şeyi söylememiştim bunu da söylemeyecektim. Gereksiz yere ortam germeye gerek olmadığını düşünüyordum. Çaylar geldiğinde elindeki iki şekeri gösterdi, başımı hafif salladığımda ise şekeri atıp karıştırdı, en son çayı uzatırken "teşekkür ederim" dedim gülümseyerek. Rica ederim anlamında gözlerini kapatıp hafif gülümsediğinde yeniden sessizleştik. Denizin sesini dinliyorduk, kıyıya vuran dalgalarıyla bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. "Neden?" diye sorarken buldum kendimi birden, aslında bunu içimde telaffuz etmiştim dilime nasıl değdi bu kelimeye anlayamamıştım. "Anlayamadım?" dedi haliyle. Gözlerimle baştan aşağı süzdüğümde Arının bilmediğim bir sırrı varmış gibi hissettim. Konuşup konuşmamak arasında gidip gelirken, yine konuşurken buldum kendimi. "Neden kavga ettiniz Alptuğ'la?" diye sorup, bilmediğim bir sorunun cevabını arıyordum gözlerinin içinde. İlk bir kaç dakika sustuktan sonra pes ediyordum ki konuşmaya başlamıştı. "Hiç, seni öyle zorla götürünce, sende elinden kurtulmaya çalışınca bir sorun var sandım o yüzden daldım herife" dedi gözlerini benden çekmeden. Sanki başka şeyler söyleyecekmiş te söyleyemiyormuş gibi. "Anladım" dedim, başka ne diyebilirdim ki? Diyecek bir şeyim yoktu, susmayı tercih ettim bende. Aklımda ki az önce hazırladığım soruları sormadı, onu nerden tanıyorsun demedi. Düşüncelerimi kovalamaya çalışırken o sırada çayımı yudumlamaya devam ettim. Bir süre sonra sessizliği bozan taraf ben oldum "kalkalım mı artık?" diye sordum, ellerimle kollarımı sıvazlarken. Yaz sıcak olsa da akşamları yine de soğuk oluyordu. "Olur hadi kalkalım" dedi ve arabaya doğru yürümeye başladı, arkasından doğru giderken istemsizce yürüyüşüne baktım ayakta duracak hali yoktu, yürümeye dermanı yoktu, bitik bir durumdaydı sanki. Bir an içim arkasından koşup sarılma isteği ile doldu. Geldiğimizden beri Arınla o kadar çok vakit geçirmiştim ki, bana iyi geliyordu. Arabada yine korkutulacak bir sessizlik vardı, bu sefer elimi radyoya götürmedim, Arında hiç açmadı. Elimi yine tutmaktan mı korkuyordu ? Ben bunları düşünürken Arın birden radyoyu açtı. Ve radyoda gece beraber söylediğimiz şarkı çalıyordu. Sezen aksu ben sende tutuklu kaldım, diyordu. Birden Arın'ın şarkıyı mırıldanırken duydum, sesli bir şekilde söylemese bile anlaşılıyordu müziğe ayak uydurduğu. Bir süre sonra kendimi bende şarkıyı mırıldanırken buldum. Arın bir anda bana dönüp dizimin üstünde olan elimin üzerine koyup, gözlerini kırpıp dudaklarını kıvırdı yana doğru, bende ona karşılıklı olarak aynı hareketi yaptım. Sessiz sakin yolculuğumuzun katili çalan telefon bozdu. Telefonu çantamdan çıkartıp arayanın kim olduğuna baktım, sonra Arına dönüp "Biraz kısabilir miyim?" diye sordum. Gözleriyle onayladığını söyledikten sonra "Efendim Rena" dedim karşıdan cevap gelmesini beklerken. "Alo Akgül?" diye konuşmaya başladığında bir sorun olduğunu anlamıştım, sesi çok endişeli geliyordu ama fazla üstünde durmadım her zaman ki Rena diyerek. "Efendim gülüm söyle" dedim onun sesine karşılık gayet sakin bir sesle. "Eve hırsız girmiş her yeri dağıtmış, bir tane de not buldum ama okumadım, polisleri çağırdım seni sordular ondan aradım acil gelmen lazım" diye söylerken sesi sadece uğultudan ibaretti. "Ne" dedim kendime hakim olamayarak, aklıma direk bana not bırakanlar geldi iyi de neden? Sorguladım sebepsizce. Ben büyük bir şaşkınlık içerisinde ağzım açık etrafa bakarken Arın arabayı durdurdu birden. "Tamam ilk otobüsle geliyorum" deyip kapattım telefonu. Arın "ne olmuş" dercesine suratıma bakarken "eve hırsız girmiş, Rena çok korkmuş ve evde ben oturduğum için polisler beni çağırıyormuş, acilen otogara gitmemiz lazım" dedim tane tane açıklarken, ama aklımda halâ not vardı. "Tamam birlikte gidelim" diye bir teklif sundu. "Olmaz öyle şey, yormayayım seni oralara kadar" derken dua ediyordum gelmesin diye. Eve hırsız girmemişti çünkü, o notları bıraktıran insan bana gözdağı vermek istemişti, yani en azından ben öyle düşünüyordum "Araba kullanmasını biliyor musun, yani ehliyetin var mı?" diye bir soru yöneltti birden. Evet anlamında hafifçe başımı salladım. "O zaman eve gidelim önemli bir eşyan varsa al yoksa gitmeden evdekilere haber ver ara yani" diye söylerken ben halâ kara kara düşünüyordum ne diyeceğimi. "Ama..." derken sözümü kesti. "İtiraz istemiyorum" deyip önüne döndü, tekrardan konuşmak için bana hafif bir dönüş sağladı gözlerini yoldan ayırmadan "Şimdi eve mi gidiyoruz" dediğinde sadece başımı sallamakla yetindim. "Tamam gidelim ben yarısına kadar kullanırım sende arkada uyursun, sonra sen kalkarsın beraber gideriz" diye söylediğinde uyuyup uyumayacağını düşündüm birden, düşüncem dile vurmuş olacak ki "sen uyumayacak mısın?" diye sorarken buldum kendimi. Hangi ara bu düşünce dilimin ucuna gelmişti anlayamamıştım. "Ben uykusuzluğa alışığım ama sen uyu, dinlen öyle kullan arabayı şu an araba kullanabilecek potansiyeldeyim" deyip tekrardan önüne döndü. Eve gidene kadar hiç konuşmamıştık, hatta radyonun sesini bile açmamıştık, sadece camlar açık rüzgarın sesini dinliyorduk. Sessizliği, huzuru dinliyorduk. Hayatımda olmayan huzurun sesini dinliyordum, bir şeyler anlatmaya çalışsa da anlamamazlık yapıyordum halen. Ne işim vardı benim bu adamla? Neden buradaydım? Eski sakin gürültüsüz huzur dolu hayatıma ne zaman dönecektim? Eskiden ne kadar şikayet ettiğim durum varsa hepsini özler olmuştum. Rena'yı. Beni zorla dışarı çıkartmasını, beni delirtmesini her şeyi özlemiştim. Eve geldiğimizde gerçeği söylemiştim annemgile "Ama yavrum olmaz ki öyle bizde gelelim" diye söyleniyordu annem. "Bir şey olmaz annem Arınla gideceğim zaten, gitmişken de dönmem zaten az bir vaktim kalmıştı vedalaşalım lütfen" dedim gözlerim dolarak. Valimizi alıp herkesle vedalaştıktan sonra çıktım evden. Arın arabaya yaslanmış kollarını bağdaş yapmış bir şekilde beni bekliyordu, beni görür görmez duruşunu düzeltti, ağzı açık bir şekilde bana bakıyordu öylece. Şaşkın gibiydi, gözlerinden okunuyordu şaşkınlığı. "Se.. sen temelli mi gidiyorsun?" dedi kekeleyerek. "Evet zaten az bir zamanım vardı geri dönmeyi düşünmedim, o yüzden dedim olmaz diye ama sen ısrar edince.." dedim cümlemi tamamlayamadan, o sırada valizi yerleştirmeye çalışmakla meşguldüm. Arın şaşırmakla uğraştığı için valizi aklına getirememişti bir an. Sonradan idrak etmiş olacak ki "bırak ben hallederim" diye söyleyip yanıma geldi. Arabaya yaklaşırken Bedir seslenip koşarak geldi yanımıza "bekleyin bende geliyorum" gelmesini istemiyordum. Orada nelerle karşılaşacağımı bilmiyordum sevdiklerimin canını tehlikeye atamazdım. Bedir koştur koştur yanımıza geldiğinde biraz bekledim nefes alışverişleri düzene girsin diye. Bir iki dakika bekledikten sonra konuşmaya başladım "olmaz afacan gelemezsin, alt tarafı hırsız sadece o kadar hem zaten geride dönmeyeceğim boştan yere gelmeni istemem" dediğim an dudağını büzdü Bedir. Üzülmüştü. Bende üzülüyordum hem erken ayrılmanın verdiği acı, hem de... Bedir biraz daha ısrar ettikten sonra en son onu ikna edip eve gönderdim. Arka koltuğa geçip yerimi aldım. Uyumak istiyordum. Uyumak ve bütün bu olanların bir rüyadan ibaret olmasını diliyordum. Ama ne yazık ki öyle değildi. Şu son günlerde her şeyi yaşamıştım. Huzurlu mutlu geldiğim İstanbul'a, şimdi içimde şüphelerle, huzursuzlukta geri İzmir'e dönüyordum. Uyumak istedim ama onu da yapamamıştım. Kalkıp bir sigara yaktım, Arın da beni görünce oda bir tane sigara aldı dudaklarının arasına, sigara yanmayı beklerken alev alev Arın sigarasını dudağının kenarına alıp benimle konuşmaya başladı. "Açsın değil mi?" diye sordu. Açtım evet ama canım hiçbir şey istemiyordu ama yine de "Evet sen?" diye bir soru yönelttim bende. "Evet" dedi gözlerini gözlerime sabitlerken, bakmaya devam ederken konuşmaya başladı tekrar "Otobana çıkmadan bir şeyler yiyelim, gece tekrar durur öyle devam ederiz bir kez durmamız yeterli, ama sen istediğin zaman durdurabilirsin" deyip önüne döndü tekrar. "Teşekkür ederim" dedim kendimin bile duyamayacağı kısık ve ağlamaklı bir sesle. Arın duymuş olacak ki hafif başını salladı rica ederim anlamında. Yemeğe kadar uyumadım, uyumak istemedim sadece yattım öylece. Arının beni görmeyeceğini fırsat bildiğimden bir iki damla yaş akıtıp geçtim, görseydi eğer kırk saat sorardı ne oldu diye. Ama ben deli gibi ağlamak istiyordum. Bağıra çağıra kırıp dökmek. O kadar yorgundum ki bedenimi taşıyamaz haldeydim. Her şeyin bir sonu vardı elbet bununda bir sonu olacaktı. Ya iyi bir son ya da kötü bir son olacaktı. Ben derin derin düşüncelere dalmış dururken, Arının arabayı yavaşlattığını fark ettim, hafif başımı kaldırıp baktığımda cafe'leri gördüğümde anlamıştım yemek için duracağını. Kalkıp oturdum, üstümü başımı düzelttim, uyumasam da uzanmıştım oda saçımın dağılmasına sebep olmuştu. Saçlarımı akşam ki gibi açık bırakmıştım, eve girdiğimde üzerimi değiştirmeyi bile akıl edememiştim ki annem uyarmıştı "üzerini değiştirmeden mi gideceksin Akgül" diye seslenmişti ben o sıra odama doğru çıkarken. Bir an gözlerimi çevirip üzerime baktım "değiştircem" diyerek odama giriş yapmıştım. O kadar dalgındım, Renanın "bir tane de not buldum" demesi benim dalgınlığıma sebep olmuştu. Aklıma birden tekrardan not gelince Arına baktım göz ucuyla park edecek bir yer arıyordu, onu fırsat bilerek Rena'ya hemen kısa bir mesaj yazdım "Arınla geliyorum nottan sakın bahsetme gizli ver, gelince müsait bir zamanda her şeyi anlatırım" deyip gönderdim. Göz ucuyla tekrar Arına baktığımda arabayı park edecek bir yer bulmuş, yanaşmaya çalışıyordu. Çantamı yanıma alıp hazırladım inmek için. Arabayı park eder etmez indim, o kadar bunalmıştım ki içerde nefesim kesilmişti. Cafeye girer girmez Arına seslendim "Sen bir yere otur benim lavaboya gitmem gerek" deyip hiçbir şey söylemesini beklemeden arkamı dönüp uzaklaştım ondan. Lavaboya doğru giderken çantamın titrediğini hissettim, muhtemelen Rena mesaj atmıştı. Kesilmeyen titremeler sonucu en sonunda telefonu elime almama sebeb oldu. "Neden?.. Okumadım da zaten.. ama merak ediyorum.. polise de bir şey söylemedim korkumdan.. daha doğrusu onlar varken not aklıma gelmedi" Renan'ın mesajlarını okurken, notu polise vermediği iyi olmuştu, notta ne yazıyordu merak ediyordum ve Rena'nın notu neden okumadığını da ve aslında asıl merak ettiğim Rena benim eve niye gitmişti? Bu süreç baya uzayabilirdi. Uzamasını istemiyordum. En kısa zamanda bunu Arınla paylaşacak ve bir yol bakmayı düşünecektim. Ellimi yüzümü yıkayıp Rena'ya mesaj attım "Tamam gelince her şeyi anlatıcam merak etme" yazıp gönderdikten sonra geri Arının yanına döndüm. Siparişler çoktan gelmişti, sadece "Afiyet olsun" deyip masaya oturdum. Kısa bir baş sallamasıyla teşekkür etti. Yemeklerimizi yerken hiç konuşmadık. Sürekli dalıp gidiyordum, Arın anlayacakta soracak diye de korkuyordum. Ne diyebilirdim ki? "Bir tane notçum var seninle tanışmaya başladığımızdan beri peşimde mi demeliydim?" Düşündükçe daha da dibe batıyordum. O siyah araba, takip etmesi. Acaba o notçu olabilir mi diye düşündüm, ama piknik gününden beri hiç bir şekilde görmemiştim. "Çay içer misin?" diye sordu Arın ben hala düşünceler içinde boğulurken "Olur, demli olsun lütfen" dedim hafif gülümseyerek. Oda gülümseyip kalktı masadan, ben halâ yemeğimi yiyordum, son bir iki lokma kalmıştı onu da bitirdiğimde çayımın gelmesini beklerken paketten bir dal çıkartıp yaktım. Dumanını içime çekerken, bir yandan da etrafı izliyordum, çok kalabalıktı, herkes bir yerlere gitmeye çalışıyor, bir yerlere yetişmeye çalışıyordu. Dertli ve kederli insanlar diye geçirdim içimden. Bende dertliydim artık. Kafama takacak bir derdim vardı ve bu benim hiç hoşuma gitmiyordu. Ben etrafa bakmaya devam ederken Arın geldi elinde çay tepsisi ile. Ona şöyle bir baktım da, bakmaz olsaydım. Çakır gözleri beni kendine öyle bir çekiyor ki mıknatıs gibi karşı koyamıyorum. Çekildikçe çekiliyordum. Çayları masaya koyarken "teşekkür ederim" dedim ona bakmadan. Ona baktıkça içimde bir yerlerde yangınlar oluşuyordu sanki. "Rica ederim afiyet olsun" dedikten sonra oturup oda paketini çıkartıp sigarasını yakmakla ilgileniyordu. Göz ucuyla tekrar baktım Arına, aşık olunası bir adamdı ama "Akgül asla aşık olmayacak" diye telkinlerde bulunuyordum kendime. Baktığımı fark etmesin diye tekrar döndüm önüme, dudaklarımı dişlediğimi fark ettim ve utancımdan tekrar etrafa bakmaya başladım. Birden Arının telefonun çalmasıyla irkildim, çoktan bitmiş olan fark etmediğim sigarayı yolladım boşluğa. Arına bakmasam da, kimin aradığına dikkat kesilmiştim. "Efendim Sevda" dediğinde anlamıştım arayanın kardeşi olduğunu. Kısa bir konuşma yapıp kapattılar. "Sevdaydı sana çok selamı var" dedi gülümseyerek. Bende karşılıksız kalmayarak gülümsedim, gülümsedikçe daha da çok yayıldı yüzüme gülümsemem. "Aleyküm selam teşekkür ederim" derken paketten bir sigara daha çıkarttım. "Onu da iç kalkalım sende biraz uyu sonra sen kullanacaksın." dediğinde buz gibi terlemiştim. Tamam ehliyetim vardı ama uzun zaman olmuştu araba kullanmayalı. Bunları düşünürken Arının uyumayacağı aklıma geldi, bir şey yaparsam o hakimiyet alabilirdi. Tamam anlamında gözlerimi kapatıp, başımı salladıktan sonra çayımı yudumlamaya devam ettim. Arın o sırada hesabı da ödeyip gelince kalkıp, arabadaki yerlerimize bindik. Uyumak içimden gelmiyordu aslında ama uyumaya zorluyordum kendimi. Bir ara bir şarkı mırıltıları duydum ve o mırıltılara kendimi kaptırarak uykuya daldım.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE