Sen planlar yaparken, hayatın sana "ben sana çoktan bir plan yaptım bunu yaşayacaksın" demesi ne kadar da gülünç.
Bazen kendi yaptığın planları yaşarsın, çoğu zamanda hayatın sana hazırladığı planları. Hayat bir insana birden fazla şans vermiyor malesef. Bunu daha iyi anladım.
İstanbul'a gelirken delilerce eğlenip, ailemle bol bol vakit geçirip İzmir'e geri dönmekti hayâlim. Yorgunluğumu atıp dinlenmekti. Son bir kaç hafta içerisinde hayatımda yaşamayacağım ne varsa yaşadım.
Kovalamaca, mermiler, korumalar...
Bunların hepsi benim sakin hayatım için fazlaydı. Ne yapacağımı bilmez halde ortalarda dolanmak bana göre değildi. Bir Akgül Aktaç ne yapacağını iyi bilirdi, bir kötü durumdan nasıl sıyrılmasını da. Ama bu sefer olmuyordu. Evde tek başıma düşündüğüm zamanlar bir çıkış yolu bulamamak, buldum zannederken daha çok dibe batmaktı. Ve en sonunda yine bir macera içinde bulmuştum kendimi. Uyandığımda nerede olduğumu tahmin edemedim. Arına baktım göz ucuyla uykusuz görünmüyordu.
"Günaydın" dedim sesim yeni uyanmış birine göre daha canlı çıkmıştı. Hemen arkasına bakıp gülümsedi
"Günaydın" deyip arabayı sağa çekti.
"Hadi gel sıcak poğaça ve simit almıştım, çayda var" deyip gülümseyerek bekledi.
Arabadan inip, yanındaki koltuğa oturdum.
"Niye uyandırmadın" diye sordum poğaçaları açmaya çalışırken.
"Uyandırdım aslında ama, uyanmayınca bende bıraktım, gece sağa çekip her yeri kilitledikten sonra bir iki saat sonra uyuyup geri kalktım" deyip geri yola bakmaya başladı.
"Kusura bakma yorulmuşum, ondan uyanamamışımdır" dedim utangaç bir şekilde.
"Tamam kahvaltını yap sen geçersin direksiyona, sonrada ben kahvaltımı yaparım" dedi.
Tamam anlamında başımı sallayıp onayladım, sonrada önüme dönüp sessiz sakin kahvaltımı yapmaya başladım. Poğaçalar daha yeni alınmış belliydi, sıcacıktı. Camdan dışarıyı seyrede seyrede yaptım kahvaltımı. Arada Arına bakıyordum ve yakalanmıyordum ya da yakalanmayayım diye bakmıyor da olabilirdi bilemiyordum. Kahvaltımı bitirdikten sonra Arına seslenip direksiyona geçebileceğimi söyledim. Sağa çekip yerlerimizi değiştirdik. Özlemiştim araba kullanmasını. Bir iki saatlik yolumuz kalmıştı sanırım. Arın da o sırada kahvaltısını yapmaya başlamıştı. Kahvaltıdan sonra sigara içmediğim için bir dal sigara çıkarttım paketten. Yolu seyrede seyrede fazla hız yapmadan gitmeye çalışıyordum.
Arını da peşimde sürüklüyordum. Pişmandım gelmesine izin verdiğim için. Sürekli kafamda bana yazılan not vardı. Düşündükçe kafayı yiyecek derece geliyordum, ne yapacağımı bilemez halde öyle köşede duruyordum.
Arın'ın hayatıma girmesiyle her şey alt üst olmuş durumdaydı. Bir umut İzmir'de düzeleceğini düşünüyordum. Evime gidicem, polislere ifademi vericem, evi toparlayıp eski hayatıma geri dönecektim. Sabah iş, akşam ev. Hafta sonu Rena'nın beni bunaltmaları. Yeniden en başa dönecektim. Çabalayacaktım. O kadar çok özlemiştim ki sakin hayatımı, tekrar eski halime bir an önce dönmek için her şeyi yapardım. Galiba bunun için de biraz zaman vardı, daha ne kadar sürerdi bu not oyunu bilmiyordum.
Ben dalgın dalgın yolda giderken birden Arın'ın kıpırdanıp radyoyu açtığını fark ettim. Başımı ona çevirdim, birden bana bakıp gülümsedi. Gülümsemesine içtenlikle karşılık verdim. Hareketli parçalar açarak yolumuza hiç konuşmadan devam ettim. Bir ara telefonumdan evimin navigasyonunu açmaya çalışıyordum, Arın'ın dikkatini çekmiş olacak ki
"ne yapıyorsun?" diye sordu.
Hiç beklemeden cevap verdim, çünkü İzmir'in girişinden evime nasıl gideceğimi bilmiyordum.
"Hep otobüsle seyahat ettiğim için eve nasıl giderim bilmiyorum" deyip hafif bir kahkaha attım, karşılıksız bırakmayıp oda hafif bir kahkaha patlattı.
Yeniden sessizliğe büründük sonra. Yine düşüncelere dalarken aklıma birden İzmir'deyken bana kafayı takan adam aklıma geldi
"acaba o mı yaptırıyor" bütün bu her şeyi diye düşünüyordum ama oda başka bir şehre taşındığını duymuştum, onun olma ihtimali yoktur diye düşündüm. Bunları düşünürken bütün yaşadıklarım film şeridi gibi geçti önümden.
&
"Rena hadi ama geç kalıcaz" derken kapıya doğru gitmeye hazırlandım odamdan çıkarken.
Rena'dan hala bir ses yoktu,
"ne var bu kadar hazırlancak bilemiyorum ki" diye bağırdığımda ses vermişti nihayet.
"Ayakkabılarını giy geliyorum bitti işim" diye karşılık verirken, kendimin bile duyamayacağı bir şekilde "inşAllah" diye mırıldandım.
Kapıyı açar açmaz bir not düştü önüme, sağına soluna bakıp ad soyad var mı diye kontrol ettim ama bulamamıştım. Notu okurken tenimin buz gibi olduğunu hissediyordum.
"Merhaba sevgilim seni çok özledim"
defalarca okumuştum kimden gelebilir diye. Alptuğ olamazdı diye düşündüm, olsa neden böyle şeyler yapsın ? Rena yanıma geldiğinde elimde ki notu görünce alıp okumaya başladı ve ani hızla bana döndü.
"Bu ne?" derken şaşkın şaşkın suratına bakıyordum, bilmiyorum şeklinde cevap verdim. İkimizde buz gibi olmuştuk, korkmuştuk. En sonunda dayanamayıp sessizliği bozan taraf yine her zamanki gibi Rena olmuştu
"aman neyse ne canım belki yanlış yere bırakmışlardır olamaz mı" derken oda şüpheleniyordu ama belli etmemek için uğraşıyordu, kaşlarını kaldırmış, yüzü gergin öyle duruyordu. Cevap vermemi bekledi ama bir şey diyemedim, ben konuşmayınca tekrardan konuştu "hadi gidelim" deyince başımla onaylayıp dediğini yaptık. Alışveriş merkezine gidicektik, akşam balo vardı mağaza mağaza gezmiştik ayaklarımıza kara sular inmişti.
Dinlenmek için oturduğumuzda biri sürekli bizi izliyordu, Rena'nın dikkatini çekmemiş olacaktı ki bana bir şey dememişti, dikkatini çekseydi kesin yaygara koparırdı. Balo için hazırlandığımız sırada kapı çalmıştı, kapıyı açtığımda kimse yoktu yerde sadece bir paket vardı. Korkarak paketi elime alıp odaya götürdüm yaklaşık beş dakika kadar paketle bakıştık en sonunda dayanamayıp açtım ve içinden bir pırlanta takımı çıkmıştı. Ağzım açık bir şekilde kutuya bakıyordum, Rena gözlerini açmış, dudaklarını dişliyordu.
Elimden alıp balkondan aşağı fırlattı bana dönüp
"bu bence yanlış değil biri bunu bilerek yapıyor" sadece bakıyordum bir şey diyemedim. Biraz daha durduktan sonra konuşmaya başladım ağzımda bir şeyler geveleyerek
"bence de öyle kim bu sapık" deyip yatağa oturdum.
İş yerinden olabilir diye aklıma geldi ama bu fikri ortaya atmadım başka bir tanıdığım yoktu İzmir de, kafamı kurcalıyordu bu olaylar. Baloda bile masamda not vardı, balo iş yerinin balosuydu ve iş yerinde biri diye düşünüyordum. İlerleyen zamanlarda sürekli devam edince, dayanamayıp polise gitmiştim, uzun araştırmalar sonucunda benim evin altındaki kiracının olduğunu öğrendik. Sonra başka şehire taşındığını duymuştum ve bir daha hiç böyle olaylar olmamıştı.
&
Şimdi de bu notlar vardı ama bunun Arın'ın düşmanları yapıyor diye düşünüyordum, bununda elbet kokusu çıkardı. Kimin yaptığı ya da yaptırdığı belli olurdu. Ben halâ düşünceler içinde arabayı sürerken birden polis çevirmesine girdik, ehliyet ruhsatı verdikten sonra sıkıntı olmadan yolumuza devam ettik. Navigasyona göre otuz dakikalık yol kalmıştı, navigasyonda ki kadın konuşurken telefonum çaldı, arayanın kim olduğuna baktım afacandı.
"Efendim afacan" dedim gayet sakin bir ses tonuyla, endişeliydim aslında ama belli etmemek için uğraşıyordum.
"Alo abla ne yaptın vardınız mı?" diye sordu benim sesime aksi daha keyifsizdi.
Bu durumda beni üzüyordu. Not bırakanları bilseler daha çok kötü olurlar diye düşündüğüm için kimseye bahsetmiyordum. Kimse benim yüzümden başı belaya girmesin diye susuyordum.
"Az kaldı ablacım sen ne yaptın" diye bir soru yönelttim bende.
"İyidir çalışıyorum" deyip sustu.
Bir iki saniye sessizlik oluştuktan sonra
"kolay gelsin ablacım" deyip sessizliği bozan taraf ben oldum.
İlk defa bir sessizlikten huzursuz olmuştum, tüyler ürpertiyordu. Afacan bir şey söyleyecek gibi ama söyleyemiyormuş gibiydi.
"Tamam abla görüşürüz" deyip benim bir şey dememe fırsat vermeden kapattı telefonu.
Telefona bakarken "görüşürüz ablacım" diye fısıldadım sadece kendimin duyabileceği bir şekilde.
Arın bana ne oldu dercesine bakarken, ben bir şey söylemeden önüme dönüp tekrar yolu seyretmeye devam ettim, Arında başını cam tarafına çevirip dışarıyı tercih etti.
"Bir sessizlik mi oldu sanki?" dedim Arına bakmadan, telefonla konuştuğum için radyonun sesini kısmıştı. Bana bakıp gülümsedi ve hemen radyoyu açtı. Yine hareketli parçalar. Hüzünlenmek yoktu. Karalar bağlamak hiç yoktu. Onun için yoktu ama benim içim mumları döşemiş ağıt yakıyordu. Evin sokağına girdiğimde ilk defa tuhaf hissettim kendimi, başka birinin sokağına giriyormuş gibi. Arabayı sağ tarafa park edip çıkmaya hazırlandım. Bagajdan valizi de Arın çıkartmıştı, son bir eşyam var mı yok mu diye arabayı kontrol edip tekrardan kapıyı kapatıp kilitledim ve anahtarı Arına verdim. Çantamdan evimin anahtarlarını bulmak hayli zor oldu, basamakları ikişer ikişer çıkmaya çalışıyordum, Arın da bana ayak uydurmak istese de valizim ona izin vermemişti.
Can havliyle anahtarı takıp kilidi açtım
"Rena... Rena nerdesin..." diye bağırıyordum ama kimse yoktu evde, ev toparlanmıştı hiç bir dağınıklık yoktu, her şey yerli yerindeydi hemen telefonumu bulup Rena'yı aradım, ilk çalışta açtı
"Alo Rena neredesin" derken sesim baya telaşlıydı
"dışardayım geleceğim" deyip sustu. Ben daha cevap veremeden tekrar konuşmaya başladı "not yatağın yanındaki komodinde"
"tamam" deyip kapattım telefonu. Odaya gitmek için arkamı döndüğümde Arınla karşılaştım.
"Ben seni tamamen unutmuştum" dedim içimden yüzüne doğrudan söyleyemedim tabi.
"Sen geç otur ben çay suyu koyayım" dedim utangaç bir şekilde.
Arın koltuğa otururken
"Ben bir sütlü çay alsam.." der demez lafını kestim
"Asortik çaylardan mı?" deyip kıkırdadım.
"Asortik çay?" kendime engel olamayıp kahkaha attım
"Ben böyle sütlü çaylara, yeşil çay, papatya çaylarına falan asortik çay diyorum da, sende sütlü çay isteyince birden.." lafımı tamamlayamadan bir kahkaha daha patlattım.
Elini ensesine götürüp, utangaç bir şekilde gülmeye başladı,
"Sütlü kahve diyecektim, çay çıktı birden kusura bakma" halâ gülüyordum ve bu kadar gülmek bana iyi gelmişti, stresten az da uzaklaşmıştım ki aklıma yeniden notun olduğu geldi. Hemen odaya koştum, kapıyı açar açmaz komodine baktım orda duruyordu. Yatağın kenarına oturup biraz bekledim.
Sonradan üstümü değiştirmeye karar verip ayağa kalktım, dolabımda ne var diye bakarken bir eşofman takımı giydim, bir tane de Arına götürmeyi planladım ona gelirdi, telaştan yanına bir şey de almamıştı.
Siyah bir eşofman takımım vardı onu da salona götürüp "elimde tek bu var bunu giy rahatlarsın" deyip eşofman takımını koltuğa bıraktım.
"Teşekkür ederim zahmet etmeseydin" dediğinde gözlerimi kapatıp hafifçe başımı salladım tebessüm eşliğinde.
Odaya gitmeden çay suyunu koymuştum kaynadığını duyup demlemeye gittim. Camdan dışarı bakarken yine eski hayatımın güzelliğine dalıp gittiğim sırada Arının kapıya tıklattığını duydum, eli ensesinde bana bakıyordu "oooo yakışmış" deyip gülümsedim, "bu arada sütlü kahvem, yani pardon çayım yok" deyip yeniden kahkahalara büründüm.
"Neyse şansımıza normal demleme çay içeriz" deyip ellerini havaya kaldırdı. Önüne küllüğü verip tekrar odama gittim. Tekrar yatağın kenarına oturup bekledim bir süre, en sonunda cesaret edip notu elime aldım.
"Merhaba güzelim, bu bir hırsızlık değil, ama bir kaç değerli eşyanı alır gibi yaptım ama çamaşır makinesinin altına koydum, bak değerimi bil bence hırsızlar böyle yapmaz. Şimdilik hoşçakal ama yeniden geleceğim"
notu okurken tenim buz kesti.
Elim ayağım titredi, bir yandan sıcak basıyor, bir yandan soğuk soğuk terliyordum. Mutfaktan Arının seslendiğini duyduğumda notu yastığımın altına atıp hemen mutfağa gittim.
"Şey ben dışardan pizza hamburger falan söyledim, şimdi yorgunsun yemek yapma diye ama inşAllah hata etmemişimdir" utanmıştım, evimde misafir var ve ben yemek yapmamıştım.
"Şey teşekkür ederim zahmet etmeseydin" deyip başımı öne eğip gülümsedim.
"O zamana kadar çay içelim o zaman" deyip bardakları çıkarttığım sırada kapı çalmıştı
"Ben bakarım" deyip kapıya doğru yöneldi Arın. Bir kaç dakika ses gelmeyince meraklanıp
"Arın" diye seslendim, arkamı döner dönmez karşımda Rena'yı gördüm ve içim ağlama isteği ile doldu.
Aramızdaki bir iki adımlık mesafeyi kapatıp kemiklerimi kırarcasına sarıldı. Gözlerimi kapatıp bende iyice sarılmıştım, gözlerimi açtığımda ise Arın'ın ilk defa böyle baktığını gördüğüm bakışlarına takıldım öylece.
"Hoş geldin kuzum gel otur şöyle" deyip elini tutup sandalyeye oturttum. Ona da bir çay koyup masaya oturdum.
"Sizde hoş geldiniz" dedi Rena, Arın'a gülümseyerek.
"Hoş buldum sağolun sizde hoş geldiniz" deyip gülümsedi.
"Arın, Rena arkadaşım, Rena buda Arın, Sevdanın abisi" deyip kısa süren bir tanışma ortamı yarattım.
Sessiz sessiz çaylarımızı içerken paketten bir dal çıkartıp yaktım, Arında bana uyarak oda bir sigara yaktı.
"Şimdi nerden başlayayım Akgül'üm" dediğinde ellerimi havaya kaldırdım bilmem anlamında.
"Şimdi soracaksın eve niye geldin diye?" der demez başımla onayladım evet anlamında.
"Evini temizleyim dedim, senin gelmene az kaldı temiz olsun istedim. Kapıyı açar açmaz evin halini görünce hemen polisi aradım işte not.." diyecekti ki çaktırmadan ayağına vurdum, "notlarımı alacaktım muhasebenin, bir yandan da onun için gelmiştim aslında" deyip çayından bir yudum çekti "anladım" deyip dinlemeye devam ettim. Bir an çok korkmuştum notu söyleyecek diye ama uyarım işe yaramış olacak ki lafı çevirdi hemen.
"Polisler geldi parmak izleri falan bulmaya çalıştılar, dağınık eşyalara baktılar falan, bir kaç değerli eşyan vardı ama onlar yok sadece başka hiç bir şeye dokunmamışlar" biraz dinlenmek için kendine zaman tanıdı, bizimde çaylar soğudu soğuyacaktı nerdeyse sessizlikten faydalanıp çaylarımızı içtik.
"Sonra işte polisler evi temizlemeyin dedi, seni sordular anlattım. Bütün işlemlerini hallettikten sonra gittiler. Giderken de biz gereken her şeyi toparladık isterseniz evi temizleyebilirsiniz ev sahibi mutlaka yanımıza uğrasın deyip gittiler işte böyle" Rena'ya göre bu uzun laflar onu yormazdı ama can sıkıcı bir olay anlattığı için baya yorulmuştu.
"Tamam bugün uğramaya çalışırım" çayımı içmeye devam ederken aklıma birden siparişler geldi "bu arada sen yemekleri eve nasıl söyledin adresi bilmiyorsun ki Arın" dedim aklıma yeni gelmişti adresi bilmediği.
"Buzdolabında fatura var orda adres yazıyordu oradan bakıp söyledim" dedi gülümseyerek.
"Evet gayet mantıklı" tam sigara yakmak için pakete uzanıyordum ki yeniden zil çaldı.
"Yemekler geldi herhalde" deyip kalktı Arın.
Rena boş durur mu hemen beni dürtüp
"ay yemek mi söylemiş, seni yormamak için" başımla söylediğini onayladım.
"Ay ne romantik" dedi kelimeyi uzatarak.
Hemen bir tane daha ayağına tekme attım, bu sefer acıtmış olacak ki "ahh" deyip yüzünü buruşturdu.
"Evet yemekler geldi masada yer açın bakalım" deyip poşetleri gösterdi Arın ellerini havaya kaldırarak.
Hemen masayı toparlayıp yemekleri açtık. Sessiz sakin yemeklerimizi yedik. Tıka basa doyduğumu hissediyordum.
"Ay şiştim bu ne" derken bir yandan da yemek yemeye devam ediyordu Rena delisi.
Hem söylenip, hem de yemeye devam eden kaç tane deli vardır acaba arkadaşlar ?
"Kesene bereket Arın sağol, burama kadar doydum" deyip ellerini boğazına götürdü.
"Afiyet olsun" deyip yemeğine devam etti Arın.
Ben zaten hala yiyordum, dünyayı yesem doymayacak gibi hissediyordum.
En sonunda pes edip bıraktım yemeyi
"Teşekkürler Arın sağol" dedim bende neticede o ısmarlamıştı.
Yemeklerimizi yedikten sonra salona geçip oturduk. Bir iki saat sohbet ettikten sonra Rena kalkmak için müsaade istedi.
"Tanıştığıma çok memnun oldum, tekrar görüşmek dileğiyle Arın bey" der demez koluna geçirdim dirseğimi. Kolunu ovuştururken, gözlerimi kocaman açıp tehditkar bir bakış savurdum, Arın Renan'ın kinayeli laflarını fark etmemişti sanırım.
"Görüşürüz Akgül'üm" deyip yanağıma sulu sulu öpücük bıraktı.
"Öf aman görüşürüz hadi" deyip uğurladım.
Tekrar salona dönüp Arının oturduğu koltuğun karşısına oturacaktım ki çayları hatırlayıp tekrardan çay doldurmaya gidip geldim. Koltuğa hafif yaylanarak oturdum, bir sigara yakıp boş boş etrafa bakınmaya başladım sanki kendi evimde değilmişim gibi. Rena evi toparlarken, evin dekarasyonunu da değiştirmişti.
"İstersen bu gece burada kal yarın yola çıkarsın hem dinlenmiş olursun" dedim Arın'ın gözlerinin içine bakarken.
"Zahmet vermeyeyim" deyip hafiften gülümsedi.
"Ne zahmeti o kadar yol geldin dinlen biraz" dedim
"peki teşekkürler" deyip çayını içmeye devam etti.
Sigaralarımızı içerken hafif bir sohbete giriştik.
"Sen ne iş yapıyorsun Akgül?" diye sordu sigarasından bir duman çekerken.
"Tasarımcıyım" deyip sustum, sonra yeniden konuşmak için bende sigaramdan bir duman çekip konuşmaya başladım "yani kıyafet tasarımcısıyım" dedim gülümseyerek.
"Ne güzel bir mesleğin varmış" dediğinde
"teşekkür ederim" deyip yeniden sessizliğe gömüldük.
Televizyonu açmak istemedim, başım çatlıyordu Arın da sormadığına göre oda izlemeyecek diye düşündüm ona da sormadım. Yeniden Arın'ın telefonu çaldığında afacana haber vermediğim aklıma geldi. Afacana ve anneme mesaj attım. Arında balkona çıkıp bir şeyler konuşuyordu, duymak çok güçtü. Konuşmaya uzamaya başlayınca, bir sigara daha yakıp içtim.
Sonrasında koltuğun yastıklarına başımı yasladım. Başımı hafif yastığa koyar koymaz uykuya dalmışım, sonrasını hatırlamıyorum
Uykuya dalmam saniyelerimi bile almamıştı eminim.