Gözlerimi açtığımda perdeden sızan güneşin ışığı gözlerimi tekrar kapatmama sebep olmuştu. Koltukta uyuyakalmıştım. Son bir hamle daha yapıp arkamı döndüm ama salonun boş olduğunu fark edince bir şiddetle ayağa kalktım. Birden ayağa kalktığım için şiddetli bir baş dönmesiyle düştüm koltuğa. Etrafa baktığımda Arın ortalarda yoktu. Sağıma soluma son bir kez baktıktan sonra ortada ki masada duran not gözüme çarptı.
Notu elime alarak okumaya başladım.
"Ben uyandım, sofra hazır, çay zaten hazır ekmek alıp gelicem merak etme" diye yazıyordu, yazının sonuna ise gülücük bırakıp sonuna da "Arın" yazmıştı.
Derin bir nefes bırakıp rahatlamıştım. Psikolojim o kadar alt üst olmuş durumdaydı ki her gördüğüm notlara böyle korkarak yaklaşacaktım. Biraz sessizliğe kulak verince çaydanlığın sesini duydum, kaynıyordu. Mutfağa göz ucuyla baktıktan sonra lavobaya gidip elimi yüzümü yıkadım ama yetmeyince Arın gelmeden duşa girmek istedim ama kapının sesini duyduğumda bundan vazgeçtim. Lavabodan çıkıp odama gittim ve üzerimi değiştirdim, istemsizce yatağın kenarına ve oturduğum yere baktım. Gözlerim anlamsızca boşluğa dalarken birden Arın'ı hatırlayıp mutfağa gittim.
Kahvaltıda bir kuş sütü eksik desem yeriydi.
"Günaydın" dedim uykulu mahur bir sesle, sesimin titrememesi için dua ediyordum.
Arkasını dönüp "günaydın" dedi tüm sevecenliğiyle "kahvaltı hazır, dolap boştu bende bir şeyler aldım, hadi gel" dediğinde masaya geçip oturdum.
İlk defa hazır sofraya kuruluyordum, bizim Rena da böyle işler yoktu, yumurta kırmasını bile bilmezdi sağolsun.
"Enfes gözüküyor ellerine sağlık, teşekkür ederim zahmet vermişsin" diyerek bir tane zeytin attım ağzıma.
"Rica ederim, afiyet olsun" derken elinde çaylarla masaya oturup, birini bana uzattı.
"Çayla pek aram yok ama sayende çay içme alışkanlığı kazanacağım galiba" dediğinde hafif kıkırdadım. Kahvaltıda fazla sohbet etmeden, sessiz sedasız kahvaltımızı bitirdik.
"Dün karakola gitmedin, bende uyandırmak istemedim" dediğinde birden aklıma geldi ifade vermeye gitmediğim.
"Bugün giderim" deyip kapattım konuyu.
"Akgül" diye yeniden seslendi Arın "şey" cevap vermeden Arına bakıyordum.
Anlamış olacak ki
"şey diyecektim" diye ekledi konuşmasına.
En sonunda dayanamayıp
"Ne diyecektin?" diye sordum. Konuşmadan öyle durması daha çok bunaltıyordu beni.
"Hani geldiğiniz cafe vardı ya, o benim arkadaşımın cafesiydi, bugün uğrayalım mı diyecektim?" diye sordu ve hemen devam etti konuşmasına "sende istersen tabi, gelmek zoruna de..." demesine fırsat vermeden hemen lafa girdim. Bu kadar kıvranması hoşuma gitmemişti, alt tarafı cafeye gitmek istiyordu, bunu söylemek neden bu kadar güç olmuştu anlayamadım.
"Gelirim" dedim gülümseyerek.
Elini ensesine götürüp, gülümseyerek gözlerini kaçırıp.
"Ah aslan parçası ah, seni bilmesem bana aşıksın sanacağım, ne bu hareketler" diye geçirdim içimden.
Ama bir hata var ben Arın'ı fazla bilmiyorum, tanımıyorum. Belki de aşık olmuştur, ya da ben..?
Kahvaltıyı bitirdikten sonra sofrayı toplayıp bulaşıkları yıkamaya üşendiğimden, makineye attım hepsini. Karakola gitmek için odama giderken Arın seslendi birden arkamdan
"Akgül" odamın kapısının önünde olduğum için bende ona aynı şekilde hafif bağırarak seslendim
"efendim" ayak sesleri geliyordu.
"Şey diyecektim..." diye söylenirken, çekinir gibiydi
"Banyoyu kullanabilir miyim acaba?" elini ensesine götürüp her zamanki gibi başını öne eğip bakışlarını kaçırdı.
"Tabi kullanabilirsin dolapta temiz havlular var, odamdayım çıkınca seslen" tamam anlamında başını sallayıp duşa girdi, bende odama geçip üzerimi değiştirmeye gittim. Dolabımdan bir kot pantolon ve tişört çıkartıp giyindikten sonra, saçımı hafif topuz yaptım özensiz.
Aynada kendime bakarken, Rena burda olsa "ay paspal bu ne hâl, az makyaj yap ta suratın şenlensin" derdi diye içimden geçirdim, istemsizce gülümserken buldum kendimi. Aynadaki görüntüme bakarken birden telefonumun sesini duydum, arayan valide sultan. Telefonu açıp ilk ses veren ben oldum
"Efendim valide sultan" dedim kızacağını bildiğimden.
"Ne yapıyorsun eşşek sıpası" diye söylendi gülerek, neşeli gözüküyordu.
"Hiç, karakola gidecem şimdi hazırlanıyorum, sen ne yapıyorsun anne" diye söyler söylemez
"Sen daha gitmedin mi eşşek sıpası" demesi bir oldu.
Zaten yorgundum, iyice yoruluyordum.
"Dün uyuya kalmışım annecim ne yapayım, bugün gidecem" deyip bir şey söylemesini bekledim ama annem susmayı tercih ediyor gibiydi.
"Arın bey oğlum gitti mi evde mi?" diye bir soru yöneltti.
Annem Arın'ı çok sevmişti anlaşılan, yoksa arkadaşım dahil kimseyi sormazdı, Alptuğ'uyu bile sormamışken.
"Yok burada, beraber gidecez işte, akşam çıkar yola herhalde bilmiyorum" dedim annemin görmeyeceğini bilsem de omuzlarımı silkip, gözlerimi devirdim.
Sıkıntıdan yanaklarımın içini dişliyordum.
"Tamam canım görüşürüz" deyip kapattık telefonu.
Annem de anlayamadığım bir şey vardı, konuşmayı hiç uzatmadı, uzatmayı düşünmedi bile. Kafamı kurcalıyordu. Tekrar aynaya geçtiğimde su sesinin kesildiğini fark ettim, hemen mutfağa geçip bir çay alıp sigara yaktım. Biraz sonra Arın geldi üzerinde yeni kıyafetlerle,
"Hangi ara aldın bunları sen" derken şaşkınlığımı gizleyemiyordum.
"Bugün ekmek almaya gittiğim zaman aldım" deyip gülümsedi.
"Güle güle kullan" dediğimde, başını hafif öne eğip teşekkür etti.
"Hazırsan çıkalım" kapıya doğru yönelmişti çoktan
"Tamam" deyip arkasından gittim bende.
Endişeliydim, korkuyordum da...
İfade vermek için ismimi seslendiklerinde polis beyi takip ettim, istemsizce ona bakarken buldum kendimi, Arın'ın kopyası gibiydi. İfademi verdikten sonra Arın'ın yanına gittim.
"Hadi gidelim" dedim arabaya doğru yönelirken.
"Ne sordular, ne dediler?" diye bir soru yöneltti, durup önüme tamamen dönmeden başımı çevirip
"Her zaman ki klişe şeyler, yakalamaya çalışacağız, haber veririz" deyip omuz silkip devam ettim "dediler" deyip önüme döndüm tekrardan.
Kapıyı açıp bekledim, bin diye işaret edince
"cafeye değil mi?" diye sordum, başıyla onayladıktan sonra koltuğa oturup kemeri takmaya çalıştım.
"Hay aksi yine sıkışmış Allah'ın cezası" dedim kendimin bile duymayacağı bir şekilde mırıldanarak.
Arın fark etmiş olacak ki koltuğa yerleşip kemere doğru uzandı. Çakır gözleriyle öyle bir bakıyordu ki aşık olunasıydı. Nefesi yüzüme çarpınca, bir ılıklık hissedip çevirdim başımı. Cafeye kadar hiç konuşmamıştık, müzik açmaya bile tenezzül etmeyecek kadar suskunlanmıştık. Yolculuğumuz on dakika kadar sürdüğü için bende soru sormak istememiştim, aslında sormak istediğim o kadar çok şey vardı ki.. Hepsini kenara atıp kurtulmayı tercih ettim. Evime gidip herşeyden kurtulmayı istiyordum.
Arabadan inerken "ismi nasıl" diye bir soru yöneltti Arın birden.
İlk başta ne dediğini anlamamıştım, ta ki cafenin tabelasını gösterene kadar, baktığım zaman anladım ilk geldiğim gün cafenin ismine bakmadığımı.
"Gül cafe" yazıyordu baktığımda.
"Güzel isimmiş" dedim gülümseyerek "ben buldum" dedi tekrar tabelayla buluşurken bakışları.
İçeri girerken ilk günkü enerjiyi aldım üzerimde.
"Aslı selam" dedi Arın ellerini havaya kaldırarak.
Kadın tüm sevecenliğiyle Arın'a sarılıp, sonra bana sarıldı "hoş geldiniz" dedi bütün neşesiyle.
Arınla aynı anda "hoş bulduk" dedik.
"Aslı Akgül, Akgül bu da en yakın dostum Aslı" diyerek tanıştırdı bizi ama bana bir sıfat takmayışı hoşuma gitmemişti, arkadaşım demedi benim için.
"Memnun oldum" dedim kadının vücuduma verdiği enerji ile birlikte.
"Bende memnun oldum canım, şöyle buyurun" diyerek köşedeki masayı işaret etti eliyle.
Oraya doğru adımlarken uzaktan
"Arın" diye biri seslendi, arkamı dönüp baktığımda o gün cafede gördüğüm beyefendiydi. Adını hatırlayamamıştım, söylemişti aslında..
"Merhabalar hoş geldiniz" deyip Arına sarıldı, sonrasında bana elini uzatıp "sizde hoş geldiniz" dedi gülümseyerek.
Elinin havada kaldığını fark edip hemen elini tuttum "hoş buldum" derken adamın adını hatırlamaya çalışıyordum ki
"Demir" dedi birden.
"Hoş buldum sağolun Demir bey" dedim utanarak.
"Buyurun oturun Akgül hanım" deyip sandalyemi çekti oturmam için, ben gülümseyerek sandalyeye otururken Arın'ın yüz ifadesi gözümden kaçmamıştı.
Aslı "Ne içersiniz" diye sorduğunda
"Çay lütfen" dedim.
"Benim de orta kahve olsun canım" deyip duraksadı Arın "birde senin şu meşhur pastalarından versene" deyip bana döndü
"Aslı'nın pastalarından yemelisin enfes" eliyle mükemmel işareti yapıp yanımda oturan Demir'e kaydı gözleri.
"Ee Demir senin ne işin var burada?" diye sorarak mekanı gösterdi.
"Bir hafta oldu geleli fotoğraf çekimi için geldim bugün ilk bulduğum uçakla döneceğim" deyip bana döndü "siz burada mı yaşıyorsunuz Akgül hanım" başımla "evet" onayı verdim.
"Burada çalışıyorum, o yüzden burada yaşıyorum" dedim.
"Arın sen ne yapıyorsun burada?" diye bir soru yöneltti Demir, Arın'a bakarak.
"İşim vardı öyle geldim."
"Siz o gün mü tanıştınız?" diye yeniden bir soru yöneltti.
Tam konuşacaktım ki Arın devreye girdi hemen
"Kardeşimin sevgilisinin ablası öyle tanıştık, onunda işi vardı birlikte geldik"
"Ne zaman döneceksin" derken o arada siparişlerimiz gelmişti, tam "yarın" diyecektim ki "bir kaç gün sonra" diye söyledi Arın.
Anlamaz anlamaz Arın'ın yüzüne bakarken, sus işareti yaptı Arın, gözlerimi kapatıp başımı pencereye doğru yönelttim. Yarın gidecek zaten niye böyle demişti anlamamıştım.
"Yarın birlikte giderdik, ama benimde İstanbul'da işlerim var, hatta ben şimdi kalkayım daha sonra görüşürüz" deyip ayağa kalktı Demir "bu da benim kartım bir şeye ihtiyacınız olursa arayabilirsiniz Akgül hanım" deyip elindeki kartı bana uzattı.
Göz ucuyla Arın'a baktığımda, çakır gözleri öfkeli bakıyordu, avının hamlesini beklemeden üzerine atlayacak gibiydi.
"Teşekkür ederim sağolun" deyip kartı alıp çantama attım.
Tekrar elini uzattığında, elimi uzattım, tokalaşıp yanımızdan ayrıldı. Pastanın tadına bakarken
"Pasta enfesmiş gerçekten" dedim gülümseyerek.
"Öyledir, söylemiştim" dedi bana doğru uzandı birden
"Bir saniye çikolata kalmış" deyip dudağımın kenarındaki çikolatayı eliyle sildi.
Utanarak gözlerimi kaçırdım, bu halimi görünce gülümsemişti, daha çok utandım.
"Neden yarın gideceğini söylemedin Demir'e?" diye bir soru yönelttim. Canın sıkıldığını gördüğümde bu soruyu sormanın yanlış bir şey olduğunu anladım.
"Boşver, bir kaç gün daha burada kalmam gerekecek, bir pansiyon bulur orada kalırım artık" dedi, kedi yavrusu gibi çıkıyordu sesi.
"Bende kalabilirsin" dedim, dedim ama ben bunu içimden söylemiştim ne ara dilime vurdu anlayamadım.
Hiç ısrar etmeden, naz yapmadan "olur" dedi gözleriyle gülerek.
Az önce öfkeden deliye dönen çakır gözleri, şimdi parlıyordu. Masadakileri bitirip kalktık. İlk defa geldiğimiz içinde hesap ödemedik, birde Arının arkadaşı olduğu içindi tabi. Aslı ile vedalaşıp çıktıktan sonra sahile kadar yürüdük. Şansımıza sahil uzakta değildi, bir bank bulup oturduk. Yoldan geçen çaycıdan iki çay alıp geldiğinde şaşırmıştım, çay pek sevmezmiş öyle söylemişti.
"Ben bir arabayı alıp gelsem olur mu?" diye sordu Arın ben denize bakarken.
Olur anlamında başımı salladım. Arın kalkıp giderken, arkasından baktım yine istemsiz. Yürüyüşü bile güzeldi. Saçlarını arkasına atıp, elini ensesine koyup yürümeye devam etti. Yakalanmadan önüme döndüm hemen. Yaklaşık bir beş dakika geçtikten sonra önüme biri geçip kayalıklara oturdu, sürekli bana bakıyordu, huzursuz olsam da fark ettirmemiştim. Ayağa kalkıp yanıma doğru geldi, oturdu ve hiç konuşmadı. Sadece gözlerini görüyordum yemyeşildi. Gayet sakin bakıyordu. İki dakika kadar oturduktan sonra kalkıp gitti yanımdan. Motorsikletle geldiğini fark ettim, binip hızla geçip gitti yanımdan. O sırada Arın da gelmişti.
"Kalkalım mı?" diye sorduğunda kalkmıştım hemen.
"Yemek siparişimi versek acaba?" diye bir soru yönelttim.
"Dışarda yiyelim istersen"
"Yok evde yiyelim eve geçince sipariş veririz" deyip arabaya bindim.
Eve gider gitmez hemen fast food tarzı bir sipariş verdim, hiç yemek yapmak istemiyordum. Canımda istemiyordu. Siparişleri verdikten sonra mutfağa gidip çay demlemek için çay suyu koyup beklemeye başladım. Yemek için sofrayı kurmayı da ihmal etmedim. Çay suyu kaynayınca çayı da demleyip salona geçtim. Arın oturmuş televizyon izliyordu, koltuklardan birine geçip bende oturacaktım ki zil çaldı.
"Siparişler gelmiş olmalı ben bakarım" deyip kapıya yöneldim, salondan çıkarken.
Kapıyı açtığımda tam tahmin ettiğim gibi yemek siparişleri gelmişti. Siparişi alıp, parasını ödedim. Kapıyı kapatıp mutfağa doğru yöneldim. Paketlerin en üstünde bir not vardı.
"Burda da mı?" diye mırıldandım kendi kendime.
"Şimdilik afiyet olsun, bu son yemeğiniz olacak biliyorsun değil mi?"