VEDA

1794 Kelimeler
Mutfağa geçip paketleri masaya bırakıp "Arın" diye bağırdım. Notu almadığımı fark ettiğimde hemen cebime katlayıp attım. "Geldim" diye seslendi salondan. Ben masayı kurarken Arın'ın gelip kapının orda durup beni izlemesini aldırmadım. En sonunda dayanamayıp "Gelecek misin yemekler soğuyor da?" dedim ona bakmadan. Başını öne eğip, ellerini ensesine götürüp yavaş adımlarla geldi masaya. Yüzünde çapkın bir gülümseme, öylece duruyordu. Servisi yaptıktan sonra, sessizce yemeklerimizi yedik. Bir iki defa konuşmak için hareketlense de, hiç bir şey söylemeden bitirdik akşamı. Ben çayları servis için hazırlarken Arın'ın aldığımız kuruyemişleri tabağa koymasını fark ettim. Eve gelirken kuruyemiş almıştık çünkü ve ben unutmuştum. Ona baktığımı görünce "Ne oldu?" dedi gülümseyerek. Yakalanmanın vermiş olduğu utançla birlikte, kıkırdadım, "hiç" deyip gülmeye devam ettim, kendimi durdurmayı başaramayınca "sadece kuruyemiş aldığımızı unutmuşum" diyebildim gülerek. Çayları salona götürmek için elime aldığım sırada telefonum acı bir şekilde çalıyordu. Bakmak istedim ama bakamamıştım. Hızla salona gidip elimdekileri bıraktıktan sonra hızla telefonu cebimden çıkarttım arayanın kim olduğuna bakıp aramayı yanıtladım "Efendim Rena'cım" deyip yanaklarımı şişirdim görmese bile. Ona Arın'ın gitmediğini söylemeyi unutmuştum. Şimdi çığlık atacak ve bu çığlığı dünya yansa bastıramayacaktı "Ne yapıyorsun Arın gitti mi?" diye sordu hemen, yarım ağız "hayır" diyebildim sadece, ben korka korka çığlık atacağını beklerken "iyi bakalım, şimdi yanında falandır fazla bağırmayayım da çingene biri olduğumu düşünmesin" diye söyleyince beni gülme tuttu. "İlahi Rena tamam hadi görüşürüz" deyip kapattım telefonu. Telefonu kapatmama rağmen halâ gülüyordum. Bir ara Arın bana baktı, elimi sallayıp bir şey yok anlamında geçiştirmeye çalıştım. Televizyonda güzel bir aşk dizisi vardı "izleyelim mi değiştirim mi?" diye arkasını dönüp sorunca "fark etmez" deyip omuz silktim. Dizi izlemeyi pek sevmediğim için izlemedim sadece baktım. Klişe dizilerden bir tane daha vardı önümde. Zengin erkek bir fakir kıza aşık olur, erkeğin ailesi kızı istemez, daha sonra evlenmek için türlü badireler atlatırlar ve en sonunda evlenirler. Ailesi zor olsa da kabul eder, ailesi kızı sevmeye başlar, bir çocukları olur ve hayatları öylece devam edip gider. "Hep aynı klişeler" dedim birden. En son içimden geçiriyordum ben bu cümleyi ne ara dilime vurdu anlayamamıştım. "Valla aynen öyle kapatayım mı?" diye sordu Arın. Omuz silkip, göz devirdim bilmem anlamında. Televizyonu kapatıp bana doğru döndü, çaylarımız bitmiş öyle oturuyorduk. "Ben çayları tazeleyim" dedim ayağa kalkmak üzereyken, Arın birden ayağa kalktı "ben hallederim sen otur" deyip önümdeki bardağı kaptığı gibi gitti. "Sağol" diyebildim sadece hızla gittiği için. Otururken telefonuma birden bir mesaj bildirimi düştü, bakmak istemediğim için telefonu elime almadım ama ikinci mesaj gelince bakmak zorunda kaldım. Yabancı bir numaraydı whatsapptan dı mesaj. Mesajı açmadan telefonun ekranını aşağı kaydırıp mesajı okudum. "Akgül" "Akgül ben Alptuğ konuşabilir miyiz?" Mesajı okur okumaz rengim solmuş gibi hissettim. Yeni numaram yoktu nerden bulmuştu merak etmiştim. Yazmadım.. Yazmak istemedim. Bana yaşattığı şeyler hiç kolay değildi. & "Gülçin" diye bağırsam da Gülçin durmamakta ısrarcıydı "Gülçin dur bekle" deyip peşinden koştum. Kolundan tutup yavaş yürümesini sağladım. "Ya biraz yavaş yetişemiyorum, tamam alacaz o ayakkabıları" deyip kahkaha atarak girdim koluna. "Ay ne yapayım kuzum bir daha girmez indirime o ayakkabılar ve çok güzeller" ayılıp bayılma hareketi yaparak gözlerini kaydırdı şirin görünmek için. Bu hareketi beni çok güldürse de ciddi bir tavır takınıp mağazaya girdik. İçerde sadece bir kadın vardı ayakkabı deniyordu ve kadının güzelliği dikkatimi çekmişti. Gülçin çoktan ayakkabı reyonuna gidip ayakkabıları giymişti. Ben pür dikkat kadına bakarken yanına bir erkek gelmişti. Hafif sağa döndüğünde bunun Alptuğ olduğunu fark ettim. Beynimden vurulmuşa dönmüş bir şekilde Gülçin'in yanına gittim. Gülçin suratımdan anlamış olacak ki "ne oldu?" diye sordu. Alptuğ'lardan tarafı gösterdim çenemle işaret ederek. Ağzı açık bir şekilde bakakaldı. "Sen ayakkabını al bekliyorum" dedim Gülçin'e. Tamam anlamında başını sallayıp kasaya doğru gitti. Bende daha fazla dayanamayıp mesaj attım "Alptuğ ne yapıyorsun" diye bir mesaj yazıp gönderdim. Kız başka ayakkabılara baktığı için telefonu cebinden çıkarıp mesajı okuyup hemen bana yazdı "evdeyim gülüm dizi, film takılıyorum öyle sen ne yapıyorsun?" yazmıştı. "Gülüm" lafını çok severdi, özellikle bana kullanmayı ama eskisi gibi cazip gelmemişti o an o kelime. Bir sinirle karşısına dikildim "burasıda ev değil ama idare eder galiba" dedim, kendime bile hayretler içerisinde şaşırarak. Konuşmasına bile fırsat vermeden arkamı dönüp ağlaya ağlaya koşmaya başladım. Eve gittiğimde yastığıma sarılıp saatlerce deli gibi ağlamıştım. İki hafta kadar evden çıkmamıştım. Alptuğ'unun ne aramalarına cevap verdim ne mesajlarına. Konuşmak istemiyordum, görüşmek hiç istemiyordum ama bu akılsız başım affetmişti onu. Kalbim onundu, o da benimdi. Öyle düşünüyordum. Bu hatalar tekrarlınca tamamen terk etmiştim. Çok zor günler geçirmiştim. & Ben dalmış eski günlerimi zihnimde yaad ederken, telefonum çalmaya başlamıştı, arayan oydu. Sürekli arayacağı için telefonu sessize alıp Arın'ın gelmesini bekledim. Bir iki dakika bekledikten sonra Arın geldi elinde bardaklarla, "kusura bakma lavaboya uğramıştım" dedi çayı sehpaya bırakırken. "Sıkıntı yok" derken bile içimde sıkıntılar dönüp duruyordu. Çayı içmek için eğildiğimde kapının zili çaldı. Arın kalkmak için niyetlenmişti "otur sen ben bakarım, belki Rena'dır" deyip durdurdum kalkmaması için. "Peki" deyip geri oturdu. Tekrar zil çalınca "geldim" diye bağırdım. Kapıyı açtım. Gözlerimi büyüttüm. Öylece kaldım. Alptuğ gelmişti. Yıllarımı zehir eden o adam gelmişti. Karşımdaydı, kahve saçları birbirine girmiş, ter içinde kalmış öylece bana bakıyordu. "Akgül kim gelmiş" diye seslendi Arın içerden. "Hıı" diye bir mırıltı çıktı sesimden. En son kendime gelip "senin ne işin var burada" dedim güçlükle Alptuğ'a bakarken. "O kim?" dedi çenesiyle içeriyi işaret ederken. "Sanane" deyip kapıyı örtmeye çalıştım ama başaramadım, kapıyı var gücüyle itip girdi içeri, sendelesem de düşmemiştim. Kapıyı çarpıp "Alptuğ dur" diye seslensem de beni duymazdan gelip salona kadar gitti. Salona gittiğimde Alptuğ salonun ortasında öylece duruyordu, Arın da tam karşısında ikisi de öfkeden deliye dönmüş bakışlarla birbirlerine tiksinç insanlarmış gibi bakıyorlardı ve bu sahne beni çok korkutuyordu. "Ne işin var lan senin burada" deyip elini savurdu Alptuğ. Ben Arın'dan tatmin edici bir cevap beklerken, duyduğum kelime ortamı körüklemeye yetecek bir kelimeydi. "Sanane" deyip Arın da elini savurdu. Alptuğ başını döndürüp bana baktı öfkeli gözleriyle, ben bile korkmuştum açıkçası. Ne yapacağımı bilemeden öylece duruyordum. Alptuğ'a acı dolu bakışlarla baktım, ne yapacağımı bilemediğimi anlatmaya çalıştım. Bir ara Arın'a tekrar döndü ama en sonunda arkasını dönüp gitti, yanımdan geçerken omuzuyla vurduğunun farkında bile değildi. "Akgül iyi misin?" diye sorup yanıma geldi Arın. En sonunda dayanamayıp Arın'a sarılıp ağlamaya başladım. "İyiyim" derken bile hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. "Tamam sakin ol gel oturalım, o adam senin neyin oluyor" diye sorup koltuğa oturduk, başım halâ onun omuzundaydı, elleri saçlarımda dolaşıyordu. Sıcacık elleri vardı. Sıcacık... Önüme düşen bir tutam saçı şefkatle kulağımın arkasına aldıktan sonra elleriyle çenemi tutup ona bakmamı sağladı. Sorunun cevabını beklercesine bakıyordu. "Eski sevgilim" dedim hıçkırıklarımın arasından. Bir cevap vermemişti. Yorulmuşluğum o kadar yüzüme vuruyordu ki o an ölmek istemiştim. Arın yanımdan kalkıp bir bardak su getirmeye gitti ve anında telefonuma bildirim düştü, yine ekranı kaydırırak okudum. "O adamla ne işin var bilmiyorum ama o adam tehlikeli Akgül, uzak dur ondan. Ben sana pişmanlığımı göstermek için geldim" yeni bir mesaj daha "o gün barda anladım seni ne kadar özlediğimi, sensiz olamayacağımı beni affetmeni ve yeni bir hayat kurmamıza izin vermeni istiyorum" Cevap dahi vermeden telefonun tuş kilidini kapatıp cebime koydum. Öfkeliydim, ne yapacağımı bilemiyordum. Arın ile görüşmeye devam ettikçe bu ikili arasında kalacaktım. Ben kara kara düşünürken Arın elinde su ile geldi "iç biraz iyi gelir" başımla onayladıktan sonra yavaş yavaş suyumu içtim. "Kalk haydi" deyip beni ayağa kaldırarak banyoya götürdü. Yüzümü elleriyle yıkayıp kuruladı. Salona tekrar geçtiğimize aynı yere geçip oturduk, yeniden yaslandım omuzuna. Çok güvendeymiş gibi hissediyordum. Sanki Arın'ın kanatları varmışta beni kanatlarının altına almış koruyormuş gibi bir his vardı içimde. "Daha iyi misin?" diye bir soru yöneltti saçlarıma bir öpücük kondururken. "Hı hı" diye bir mırıldanma ile es geçtim. İyi değildim. "Çay içelim mi?" diye sorduğunda başımla onayladım. Tam ayağa kalktığı an kolundan tuttum "Arın bu olanlardan kimseye bahsetme olur mu?" diye rica ettim. Anlayışla karşıladığı için içim bir nebze olsun rahatlamıştı "tabi nasıl istersen" deyip çayları doldurmaya gitti mutfağa. Yalnızlığı fırsat bildiğimden biraz daha ağladım. Gözyaşlarım bedenime ağır geliyordu. En son Alptuğ'dan son kez ayrıldığım zaman bu kadar ağladığımı hatırlıyordum. İçin için yanmıştım. Ciğerlerim tükenmişti nefessizlikten. Kötüydüm o zamanlar. Arın gelip çayları sehpaya koyup geri yerine oturdu. Bende tekrardan omuzuna yattım. Yatmak istedim. Kolunu omuzuma atıp oda bana destek verdi. "Sağol her şey için" dedim nefesimin arasından. Bir şey söylemesini beklemeden başımı yukarı kaldırıp masmavi gözlerinin içine baktım. Tam içine. "Rica ederim hadi sen düşünme bunları" deyip göz kırptı masmavi gözleriyle. Az önceki öfkesinden eser yoktu şimdi. Kupamı elime alıp yavaş yavaş çayımı yudumlamaya başladım. Sonrasını hatırlayamıyorum. Uyandığımda Arın'ın göğsünde uyuyordum. Gözlerimi ovuşturup başımı yukarı kaldırdım, kanepede uyuya kalmıştık ve oturur pozisyonda uyumuştuk. Her yanım tutulmuştu. Saat sabahın dokuzu idi. Sessizce kalktım Arın'ı uyandırmadan. Bugün gider diye düşünüyordum. Mutfağa gidip çay suyu koyup bir sigara yaktım. Telefona baktığımda bir sürü mesaj vardı Alptuğ'dan. Hiç birini okumadan geçtim mesajları. Okumak istemiyordum. Onu görmeyi hiç istemiyordum. Ne zaman görsem kalbim ağrıyordu. Aslında bir nebze onun yüzünden kaçmıştım İzmir'e. Anılarımdan kaçış yolu olsun diye. İstanbul'da yaşadığım zaman mutlaka bir yerde denk geliyorduk. Ya cafe de ya bir mağaza da elbet bir yerde birbirimize rastlıyorduk. Onu görmek bana acı çektirdiği için gelmiştim, yaşadığım kötü günleri hatırlamamak için. İzmir'de ki hayatım da kolay olmamıştı tabi ama atlatmıştım. İyileşmiştim. "Peki ya neden ağladın dün gece saçma saçma hareketler yapıyorsun" kendi kendime konuştuğumu fark edip ayağa kalktım. "Kendine gel Akgül" deyip elimi yüzüme sürdüm. "Sen Akgül Aktaç'sın kolay yıkılmazsın" diyerek kendime teselli verdim. Sigaramın son dumanını da üfleyip söndürdüm küllüğe, sofrayı hazırlamak için işe koyuldum. Dolap ağzına kadar tıka basa doluydu. Yiyecek, içececek, abur cubur he rşey vardı. Her şeyi almıştı Arın. Kendi ellerimle kahvaltı hazırlamak istemiştim. Eve geldim geleli yemek hazırlamamıştım. Çok güzel iki kişilik bir sofra hazırlamıştım. Çayları da doldurup Arın'ını uyandırmayı düşünüyordum ki kapının oradan bir "günaydın" kelimesi geldi. Başımı kapıdan tarafa çevirip "Ah" ellerimi alnıma koyup "günaydın, bende seni uyandırmaya gelecektim, hadi çaylar soğumasın" deyip çayları doldurmaya başlamıştım çoktan. "Tamam geliyorum" deyip banyoya gitti. Geldiğinde ben çoktan oturmuştum, kapıcıdan ekmekte istemiştim onlarda gelmişti taze taze, sıcak sıcak. "Afiyet olsun" deyip başladım kahvaltıya. "Sana da afiyet olsun" deyip oda başladı kahvaltısına. Sakince huzurla kahvaltı yaptık iki saat boyunca. O kadar çok konuşmuştuk ki ne konuştuğumu bile hatırlamıyordum. Sofrayı beraber topladıktan sonra oturmak için salona geçmiştik. Bir kaç bardak çay daha içip sessizleştik. Sessizliği bozan taraf Arın oldu "Ben artık gitsem iyi olacak, yolcudur abbas bağlasan durmaz" deyip gülümsedi. "Peki nasıl istersen" deyip ayağa kalktım uğurlamak için. Kapıyı açıp bekledim kapıda. Ağır adımlarla gitmiştim kapıya kadar, ayaklarım kapıya gitmek istememişti ama gidip açmıştım kapıyı. Oda bekledi bir süre kapının önünde, sonra "her şey için çok teşekkür ederim hoş çakal" deyip sarıldı bana. Kokusu birden nefesimi kesti, uzun uzun çektim kokusunu içime deli gibi. "Bende teşekkür ederim beni yalnız bırakmadığın için" dedim güçlükle, sesimin titremesine engel olabilmek için. Son bir kez daha tokalaşıp, ellerini saçlarımda gezdirip indi merdivenlerden aşağıya. İki günde alışmış olmalıyım ki üzülmüştüm Arın'ın gidişine. Kapıyı kapatıp salona geçtim hemen. Perdeyi aralayıp Arın'a baktım. Arabasına binerken yukarı bakıp el salladı, bende aynı şekilde el sallayıp gülümsedim. Arın gidince bende içeri geçtim. Koltuğa uzandım ve gözyaşlarımın akmasına engel olamadım.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE