Hayatta her istediğinizi yapamıyorsunuz.
Acınız dinse bile, hatırlatacak bir şey dahi olsa acınız yeniden yeşeriyor aynı yerinden. Bir insan her defasında aynı yerden vurulur mu? Vurulurmuş..
Alptuğ da beni aynı yerden vurmuştu defalarca. Her gece ölmüştüm, her gün kalbimin sızısıyla uyanıyordum.
İşte o gün söz vermiştim kendime "Bir daha asla kimseye aşık olmayacaksın, kimse için ağlamayacaksın Akgül Aktaç" demiştim.
O sözü tutmak için çok çabaladım ama sonunda başarmıştım. Şimdi ise yeniden ağlıyordum hem de Alptuğ için. Saatin kaç olduğunu bilmiyordum, kaç saattir koltukta öyle hareketsizce duruyordum bilmiyorum. Telefonumun çalışıyla kendime gelip kimin aradığına baktım, Arın arıyordu.
"Alo" deyip karşı taraftan sesin gelmesini bekledim.
"Nasılsın" dediğinde "kötüyüm" diyemedim.
Sesimin titremesini engelleyip "iyiyim sen nasılsın" dedim sakince.
"İyiyim sağol, İstanbul'a geldim de ben onu haber vermek için aramıştım" ben bunu tamamen unutmuştum.
Hiç arayıp sormamıştım ne yaptın diye.
"İyi yapmışsın, sağ salim gitmişsin sevindim" deyip bir sigara yaktım,
"sağol teşekkür ederim daha fazla rahatsızlık vermeyeyim iyi geceler bal göz" dediğinde istemsizce gülümsedim
"iyi geceler çakır göz" deyip kapattık telefonu, ama telefon halâ kulağımdaydı ve gülümsüyordum anlayamamıştım.
Kendime geldiğimde telefonu kulağımdan çekip sehpanın üzerine koydum. Bir sigara daha yakıp balkona çıktım temiz hava alabilmek için. Dışarıda ki hava bile ciğerlerime işkence gibi geliyordu. İçeriden telefonumun yeniden çaldığını duydum, "bugün de telefon trafiği yaşayacağım galiba" diyerek salona yürüdüm ağır adımlarla.
Telefona baktığımda numara yabancıydı, kararsız kalmıştım ama yine de açtım
"Efendim" dedim gayet sakin bir sesle, çünkü yaşadıklarımdan sonra korkmak benimde hakkımdı ama sakin konuşmuştum.
Beni arayan her kimse Arın'ın düşmanı olacağı aklıma geliyordu.
"Alo ben Demir, Demir Korhan, Akgül Aktaç ile mi görüşüyorum" dediğinde ağzım açık kalmıştı.
Bu Arın'ın arkadaşı olan Demir'di.
"Evet benim siz kimsiniz?" dedim tanıdığımı anlamasın diye.
"Arın'ın arkadaşı ben Akgül, müsait miydin?" ne yapmaya çalıştığını anlayamamıştım.
Hem numaramı nereden bulmuştu ki?
"Evet bir şey mi vardı?" dedim sert bir şekilde, kızdığımı anlaması gerekiyordu.
"Kızma hemen" deyip bir saniye kadar bekledi ve konuşmaya devam etti "Geçen kimliğini düşürmüşsün, fark edince arkanızdan geldim ama çoktan gitmiştiniz, bende araştırıp numaranı buldum, kimliğini vermek için" dediğinde inanmayıp hemen çantama koştum, çantanın her bir gözüne baktım ama kimliğimi bulamamıştım, o gün karakoldan çıkınca elimdeydi, çantama attım sanıyordum meğerse düşürmüşüm. Ne kadar süre kimliksiz dolaşırdım Allah bilir.
"Sağol teşekkür ederim, Arından haber ulaştırabilirdin" dedim gayet soğukkanlılıkla, haklıydım ona ulaşıp kimliği öyle verebilirdi
"Arın gideceğim demişti o yüzden aramadım, aslında arayıp numaranı alabilirdim ama bin türlü bahane uydururdu, benim arkadaşım biraz delidir de" deyip gülümsedi.
"Deli olduğunu biliyorum evet" deyip gülümsedim, sonradan fark ettim ne dediğimi, elimi ağzıma götürüp, gözlerimi kaçırdım, sanki beni görüyormuş gibi.
"Neyse bir kahve ısmarlasam, hem kimliğini de almış olursun ne dersin?" diye bir teklif sunduğunda bunun ne gibi tehlikeli olacağını düşünmeye başladım.
Arın'ın en yakın arkadaşıydı sonuçta, onunda düşmanları vardı belki, belki aynıydı düşmanları? Bilememiştim.. Yok desem oda ayıp olurdu.
"Peki" dedim istemsizce.
"Tamam o zaman, yarım saate konum atarım sana" dediğinde sesindeki gülümsemeyi hissetmiştim.
"Tamam" dediğimde kapattık telefonu.
"Acaba Arın'a haber vermeli miyim?" diye geçirdim içimden.
Sonrada "ne haberi canım, adam senin neyin sanki, ne haber vereceksin git işte" deyip tekrardan bir sigara yaktım. Daha vaktim var diye rahat davrandım, bir şeyler yedim, duşa girdim hızlıca. Bir kot pantolon ve tişört giyip çıktım evden, saçlarımı da kurutmamıştım ıslak ve dalgalı daha çok seviyordum. Kapıdan çıkar çıkmaz konum gelmişti. Konuma baktığımda orayı bildiğime sevindim, Rena delisi sayesinde İzmir de bilmediğim bir yer kalmamıştı.
Taksiye atlayıp gideceğim yeri söyledikten sonra dışarıyı izlemeye başladım. Şu son bir ay içerisinde yaşadıklarımı göz önüne getirdim. Arın'la Alptuğ'un kavgası. Evimde karşı karşıya gelmeleri. Ormandaki mahsur kalışımız. Yemek. Piknik. Şarkı söyleyişimiz. Yeniden her şey gözümün önünde canlanıyordu ve hepsinin bir karesinde mutlaka Arın bir köşede vardı. Bedir'in sayesin demi yoksa yüzünden mi bilmiyorum ama Arın hayat noktam olmuş gibiydi son bir ay içerisinde. O gün cafede ki ilk karşılaşmamız da bile donup kalmıştı öylece bakıyordu, yemekteki ilk karşılaşmamızda da öyleydi, içim karıncalanmıştı, mideme kramp girmişti. Onu gördüğümde eskisi kadar da gerilmiyordum artık.
Taksici geldiğimiz yeri söyleyince parayı ödeyip indim taksiden. Cafeye girdikten sonra masalara baktım Demir'i bulabilmek için, gördüğümde ise yanına gitmek için ağır adımlarla yürüdüm. İçim gitmek istemiyordu sanki anlamıyordum.
Yanına gittiğimde "merhaba" dedim beni görmesi için, işe yaramış olacak ki başını çevirip bana baktı. Gülümsedi.
"Merhaba hoş geldin" deyip ayağa kalktı, tokalaşmak için elini uzattığında sanki başka el tutmamam gerekiyormuş gibi hissetsem de tutmuştum elini.
Elini tuttuğumda ürpermiştim, hemen elimi çekip sandalyeme doğru yöneldim. Ayakta olduğu için sandalyemi çekip oturmama yardımcı olmuştu. Başımı hafif sallayıp teşekkür ettim. Oturduktan sonra, konuşmak için hareketlenmiştim. Merakıma yenik düşerek "o gün cafede bugün gideceğim demiştin, sonra Arın'la konuşurken yarın birlikte giderdik dedin ben orayı tam anlayamamıştım" dedim bir cevap beklercesine, çünkü aklım karışmıştı. Hem bugün, hem yarın kelimesini kullanmıştı, o gün soramasam da bugün sormak istemiştim.
"Ah evet, o gün dönecektim, sizle konuşurken şirketten bir mesaj gelmişti, o güne uçak bulamamışlar hepsi doluymuş, o yüzden sonradan yarın demek zorunda kalmıştım, sonrada işlerim uzadığı için gidemedim buradayım işte" dediğinde içimde fırtınalar kopmuştu.
"Aferin Akgül böyle devam et sen" dedim kendi kendime. Benim içimi içimi yerken garson gelmişti, siparişleri verdikten sonra bir süre daha sessizleştik.
Bu sessizliği bozan Demir olmuştu
"kimliğin buyur" deyip uzattı.
Alıp cüzdanıma koydum hemen, bir daha kaybetmek istemiyordum, şanslıydım Demir bulmuştu, başkası bulsa uğraşmazdı atardı ya da başka şeyler yapabilirdi.
"Teşekkür ederim" deyip tekrar sessizliğe gömüldük.
Siparişlerimiz bir on beş dakika kadar geçtikten sonra gelmişti, kahveden bir yudum alıp sessizliği bozan taraf bu sefer ben olmuştum.
"Arkadaşının cafesine neden gitmedik?" diye bir soru yönelttim.
"Her zaman oraya geliyorsun, belki sıkılmışsındır diye buraya çağırdım" dediğinde hafif sinirli bakıyordu anlam verememiştim.
"Yok hayır neden sıkılayım, çok güzel bir mekan" deyip gülümsedim.
Bir anda boşta duran elimin üzerine dokundu.
Ben şaşkın gözlerle ona bakarken, o ne yaptığından emin duruyordu. Hemen elimi çekip, gözlerimi kaçırdım. Heyecandan değil, tedirginlikten. Ne yaptığını anlayamamıştım.
"Pardon, kötü bir niyetim yoktu" dese de oralı olmamıştım.
Kahveyi içip bitirdikten sonra
"ben kalksam iyi olur, kahve içinde kimlik içinde teşekkür ederim" deyip kalktım masadan.
Oda kalkıp önüme geçmişti "yemek falan yeriz diye düşünmüştüm" dediğinde surat ifadesi, üzgün bir çocuğun suratını andırıyordu, yine de
"teşekkür ederim eve gitsem iyi olacak, bir kaç güne işe başlayacağım, işlerimi toparlamam gerekiyor" deyip oradan uzaklaştım.
Arkamdan "Akgül" diye seslendiğinde durmak zorunda kalmıştım, arkamı dönüp bir şey söylemeden ona baktım
"bende teşekkür ederim" dediğinde başımı sallayıp, yoluma devam ettim.
Bir taksi çağırıp hemen eve gittim. Çok yorulduğum için hiç bir şey düşünmeden uyumak istiyordum. Salona gidip koltukta uyudum. Odama gitmeye üşenmiştim.
Bana rahat ne hacet telefonumun sesine uyanmıştım geri daha on dakika bile olmamıştı,
"Efendim Rena'cım söyle canım" dedim tripli bir şekilde.
"Sesine ne oldu bu ne hal" deyip carlamaya başladı Rena.
"Uyuyordum" deyip yanaklarımı şişirdim.
"Bu saatte ne uyuması bende sana gelecektim" dediğinde elimi başıma vurup "eyvah" dedim içimden.
"Çok yorgunum uyumak istiyorum, hiç uyumadım" dedim bilerek.
"Niye Arınla mı oturdunuz sabaha kadar?" diye bir soru yönelttiğinde bunu diyeceğini bilsem de demez diye ummuştum, el mahkum
"evet" dedim.
"İyi peki yarın sabah gelirim o halde, anahtar var nasılsa, görüşürüz" deyip kapattı telefonu benim konuşmama fırsat vermeden.
Bu anahtar meselesi hiç iyi olmuyordu en kısa zamanda buna da çare bulacaktım.
Uykumun dağılmasına izin vermeden geri uyumak istemiştim ama uykum çoktan dağılmıştı. Tam sigaramı yakıp balkona çıkacaktım ki telefonum yeniden çaldı "bir sus artık be" diyerek isyan ettim. Bu seferde Afacan arıyordu.
"Efendim Bedir" sanki sinirimi ondan çıkartmak bana iyi gelecekmiş gibiydi, ama suçu olmayan birinden sinir çıkmazdı ki.
Ama yine ona patlamıştım.
"Bu ne celal ablacım, ne yapıyorsun diye aradım merak ettim de" dedi gayet sakin sevecen bir tavırla. Yaptığıma pişman olup
"kusura bakma ablacım, sıkılıyordum da sen denk geldin ondan, özür dilerim" dedim bende onun gibi sevecen bir tavır alarak.
"Ne özürü abla saçmalama olur öyle şeyler" dese bile ben ikna olmamıştım.
"Olsun ablacım, kabahatliysem beş yaşındaki çocuktan bile özür dilerim" dedim sigaramı yakıp.
İçimden geçenleri anlatmak isterdim afacana. Canımın çok yandığını, Alptuğ'un geldiğini, Arın'la karşılaştıklarını, Demir'in elimi tutuşunu. Her şeyi...
"Neler yapıyorsun, nasıl gidiyor?" diye bir soru yöneltti afacan.
"İyi gidiyor ablam ne olsun, sen neler yapıyorsun?" diye karşılık verdim bende.
"İyi Sevda'ylaydım bugün vakit geçirdik biraz" tam konuşacaktım ki vazgeçtim, onun yerine
"iyi yapmışsın ablacım, annemlere selam söyle kapatıyorum ben uyucam"
"tamam söylerim görüşürüz" deyip kapattı telefonu.
Bedir'in bu kızla olan ilişkisi devam ettiği sürece başımız beladan kurtulmayacaktı. Hem ne diyebilirdim ki ayrılsa ayrılamaz, beni tanıştıracak kadar çok seviyor. Kalbine aldığı yar, yara bile açsa kabul edecek kıvamda. Aralarındaki engeli düşünmüyorlar bile. O gün Sevda'nın elindeki silahı görünce, o silahın benim elimde olduğunu farz etmiştim. İki saniyelik bir düşünceydi. Düşüncesi bile berbattı, içim sıkılıyordu o anı düşününce. Yerimden kalkıp balkona gittim, etrafa bakarken, birden dizlerimin bağı çözüldü, buz gibi terler akıtmaya başlamıştım.
O İstanbul'daki araba buradaydı, beni takip etmişlerdi evimi öğrenmişlerdi. Korkmuştum, onları fark etmemiş gibi yaparak geri içeri girdim, bütün perdeleri pencereleri kapatıp tekrar koltuğa oturdum. Işıkları açık bırakıp yatmıştım bu sefer, korkudan. Korkuyordum çünkü, benden ne istiyorlar, bana ne yapacaklar bilmiyordum. Zar zor olsa da uyumuştum sonrasında.
Bir kaç günü evimde işlerime adamıştım. Rena gelmişti ertesi sabah ona herşeyi anlatmıştım, eksiksiz. Delirmişti benim gibi, ama korkmuyordu. Birlikte kalmaya başlamıştık tek başıma bırakmak istemediği için. İşleri toparlamıştım bir kaç günde. Çizimlerimi yapıp bitirmiştim, gece gündüz bunlar için uğraşmıştım. O kadar çok şey olmuştu ki işlerimi aksatmıştım. Bir kaç defa Arın'la da konuşmuştum her şey yolunda diyordu. Ama burada işler yolunda değildi bilmiyordu. Araba oradan hiç ayrılmıyordu. Bir yere gitsem bile orda bekliyordu. Belki içinde biri yoktu, sadece araba orda duruyordu içime korku salmak için. Bilmiyordum. Bilmemezlik beni daha çok delirtiyordu. Ne kadar süre devam edecekti bilmiyorum ama bir şeyler yapmam gerekiyordu.
"Düşün Akgül düşün" diyerek volta atıyordum mutfağın içinde.
"Akgül, Lale hanım arıyor" diye seslendi Rena içerden.
"Lale hanım mı?" diyerek soru sordum kendime, hemen salona gidip açtım telefonu
"Alo buyurun Lale hanım?" diyerek karşı taraftan ses gelmesini bekledim.
"Nasılsın Akgül evde misin?" bu kadın beni aramazdı, kesin bir şey var diye düşündüm içimden.
Her şeyin üst üste gelmesi zaten kötü oluyordu birde bu dayanamazdım.
"İyiyim siz nasılsınız?" diyerek aynı soruyu yönelttim bende, tekrardan konuşup
"evet evdeyim Rena ile birlikte" dedim.
"Ah çok iyi, müsaitsen sana gelmek istiyorum sizinle konuşmam gereken bir şey var" dediğinde içimi buz gibi bir şeyler kaplamıştı.
"Tabi buyurun evdeyiz" dediğimde "tamam o zaman yarım saate geliyorum" deyip kapattı telefonu.
Rena bana soru sorarcasına bakarken "bizle konuşmak istiyormuş bende anlamadım" dedim kendimi koltuğa bırakırken.
İçim içimi yiyordu. Tek bacağımı sallayıp, bir yandan da tırnaklarımı yiyordum.
"Ay Akgül yeter bu ne hal canım belki iyi bir şey demek için geliyordur" dediğinde, kendinin bile bu söylediğine inanmadığını görmek için bekledim ama inanmadı.
"Yapma Rena, bu kadının ağzından ne zaman iyi bir şey çıktı Allah aşkına" deyip ellerimi belime koydum.
"Bir kaç kez bu evde çalıştık, birlikte tasarım yaptık burada olmasına rağmen evimden tasarımlarım çalındı sende biliyorsun, neler demişti hatırlamıyor musun?" deyip kaşlarımı havaya kaldırdım.
Rena ellerini teslim olur gibi havaya kaldırarak
"tamam birşey demiyorum" deyip, ağzına hayali bir fermuar çekip geri işine döndü.
Bende kahvenin yanına bir şeyler koymak için mutfağa gidip hazırlık yapmaya başladım.
Fincanları hazırlamak üzereyken zil çaldı "ben bakarım" deyip Rena açtı kapıyı, ben halâ mutfakta bekliyordum öylece, korkuyordum gitmeye duyacaklarım nelerdi, nasıl hissetmem gerekiyordu emin değildim.
En sonunda gidip "hoş geldiniz Lale hanım" dedim uzattığı eli tutarak.
" Hoş buldum canım" dedi gülümseyerek.
Lale hanım hiç gülmezdi, gülümsetmezdi. Ben bu kadına rağmen çalışıyordum, çünkü ofiste fazla yüzünü görmüyordum, onca insanı pes edip işten çıkartmıştı, kimisini bunaltarak, kimisini kaçırarak. Bir bana yapamamıştı izin vermemiştim. O gün bugündür sağ kolu gibiydim onun. Sonra o huylarından da vazgeçmişti, kocaman bir ekip kurmuştuk kendimize. Rena ile bile orda tanışmıştım aslında. Tekrar geri mutfağa gidip kahveleri yapmaya başlamıştım, kahveden başka bir şey içmezdi asla. Rena yanıma gelip hazırladıklarımı içeri götürdü, bende kahveleri yapıp içeri girdim.
"Nasılsınız kızlar?" diye bir soru yöneltti Lale hanım.
Sesi buruk gibiydi, yüzünde neşesi yoktu, hiç bir zaman yoktu ama bu sefer farklıydı.
"İyiyiz siz nasılsınız?" diye sordu Rena, benden ses çıkmayınca.
"İyiyim, teşekkür ederim, Rena'yı da arayıp gidecektim, sana geldikten sonra burada olması daha iyi oldu" deyip kahvesinden bir yudum alıp tekrar konuşmaya başladı
"şimdi düşünüyorsunuz ki ben neden geldim, ne konuşacağım" lafının devamını beklemeden
"evet" dedim.
Rena bacağıma vursa da umursamadım.
"Haklısınız" deyip gözlerini kaçırdı. "bu söyleyeceğim şey benim için kolay olmayacak ama.." deyip derin bir nefes aldı "ama?" diyerek sordum bende daha fazla dayanamayıp "ankaraya taşınıyorum, iş yerini kapatacağım, babamın durumu iyi değilmiş beni yanında istiyormuş, burayı kapatmadan gidemem emanet edebileceğim biri yok, aslında var sen varsın Akgül ama döner miyim kalır mıyım hiç bilmiyorum, ne olur bilmiyorum" deyip ağlamaya başladı.
İçim yanmıştı bir an. Tamam işten çıkarılmak kötü bir şeydi ama ailesine üzülmüştüm.
Gözyaşlarını silip konuşmaya devam etti "annemi biliyorsunuz, iki sene önce kaybettim, babam da annemden sonra çok kötü oldu, kaç defa buraya getirmek istesem de gelmek istemedi, öleceksem burada öleceğim, annenin yatağında tam yattığı yerde öleceğim deyip duruyor, bu yüzden iş yerini kapatıp gitmem gerekiyor ama söz eğer dönersem tekrar birlikte çalışırız, kimseyi istemem zaten" deyip konuşmamız için bir fırsat verdi ama ne Rena'dan bir cümle çıkıyordu ne benden.
Donup kalmıştık sanki, ne yapacaktım ben şimdi?
"En iyisini siz bilirsiniz Lale hanım, geçmiş olsun babanız iyi olsun da gerisi önemli değil" dedim avutur gibi.
"Peki ne zaman kapatacaksınız?" diye bir soru yönelttim.
"İki güne kapatıyorum, senin yapacağın işler vardı, onları yaptığına eminim, başka bir iş almadım zaten onları da yaptırıp satıp kapatacağım, yani ofise gelmenize gerek yok, sadece eşyalarınızı almak için yarın gelebilirsiniz" dediğinde ikimizde başımızla onayladık söylediğini.
"Ben müsaade isteyeyim, her şey için çok teşekkür ederim kızlar, çok emeğiniz var üzerimde, hakkınızı helal edin" dediğinde dramatik bir sahne izliyordum sanki.
"Helal olsun"
"Helal olsun" dedik ikimizde.
Lale hanımı geçirdikten sonra, koltuğa oturup düşünmeye başladım.
"Akgül ne yapacağız, İzmir'de ki tasarımcı iş arayanların hepsi bize düşman neredeyse Lale hanımı sevmedikleri için, eminim ki onlar şirketin kapanacağını duyup sevinmişlerdir ve bize iş vermezler, başka ne iş yapabiliriz ki biz?" dediğinde beynimden vurulmuşa döndüm haklıydı.
"Bilmiyorum, gerçekten bilmiyorum" deyip bir sigara yakıp balkona çıktım.
"Çay ister misin?" diye seslendi Rena.
"Olur" diye seslenip geri içeri girdim.
Düşünüyordum ne yapacağım? İstanbul'a dönsem olur muydu? Hem buraya daha yeni alışmıştım, burası bana iyi geliyordu. Oraya gitsem Arın, Alptuğ.. Kafam çok karışmıştı. Elim kolum bağlanmıştı resmen. Rena çayları getirip masaya bırakıp geri yerine oturdu, öylece bakıyordu bana bir şey söyleyeyim diye.
"Bir yol buluruz elbet, dünyanın sonu değil ya" dedim avutur gibi.
Gözlerini devirip, kollarını göğsünde birleştirdi.
"Burası evimize yakın diye burayı tercih etmiştik Akgül, minibüs taksi parası vermeyelim, yürüyerek gidelim diye" dediğinde lafını kestim
"artık iş bulur minibüse taksiye para veririz bizde ne yapalım" dedim ellerimi havaya kaldırarak.
"Yarın eşyalarımızı almaya gidelim, sonrasına bakarız" deyip çayımı içmeye başladım.
Çayı yarım bırakıp "Başım çok ağrıyor ben yatmaya gidiyorum, iyi geceler" deyip çıktım salondan.
"İyi geceler" diye seslendi arkamdan Rena.
Yatağa uzanıp düşüncelere dalmaya başlamıştım çoktan. Ne yapacağım? Bilmiyordum. Ne yapacağımı bilmiyordum, ne yapmam gerektiğini de. Evet dünyanın sonu değildi belki ama bizim sonumuzdu. Hiç bir tasarımcı şirketi bize iş vermezdi, dünyanın en ünlü şirketi ile çalışıyorduk ve hepsi o şirkete düşmandı ünlü olduğu için. Her müşteri ilk önce bize gelir, bizle anlaşırsa iş yaparlardı, kimseye gitmezlerdi. Bazıları inatçı gibi anlaşamaz öyle giderdi ama çoğu müşteri bizimle anlaşırdı, çizimlerimi gören herkes hayran kalırdı. Her şirket bir hile hurdayla beni kendi taraflarına çok çekmeye çalışmışlardı ama ekmek yediğin yere ihanet olmaz diyerek hiç kimsenin yanına gitmemiştim.
Lale hanımın işten çıkarttığı insanlar bile iş bulamamıştı, ya garson, ya kasiyer, ya tezgahtar, hep böyle işlere başlamışlardı, öyle düşmanlık besliyorlardı Lale hanıma. Belki şehrin başka bir yerinde olabilirdi ama oraya da gidemezdim. Ev satmak, satıp ev taşımak, oraya gidince o şirkette yapabilir miyiz yapamaz mıyız bilememek. Her şey belimi büküyordu. Temiz bir uyku çekip bu sorunları kafamdan atmak istiyordum ama uyuyamıyordum. Uyuyakalmak istedim oda olmamıştı, hiç bir şekilde uyuyamamıştım. En sonunda kalkıp tekrardan salona gitmiştim, Rena'nın orda olmadığını görünceye onunda odaya gidip yattığını düşündüm.
Mutfağa gidip bir cola alıp tekrardan salon geldim, koltuğa oturup bir sigara yaktım. Bağdaş kurup arkama yaslandım, tavana bakıyordum. Sanki tavanla konuşabilecekmiş gibi öylece bakıyordum, konuşuyordum. Her şeyi orada canlandırıyordum, sanki orada bir perde vardı, aklımdakileri alıp oraya yansıtıyordu ve bende izliyordum. Sabaha kadar oturup düşündüm ama bir yol bulamamıştım, en sonunda gözlerimin gitmesine müsaade edip uyumuştum. Saat kaçta uyudum bilmiyorum ama saat on bir de ayağa dikmişti Rena beni.
"Akgül kalk hadi kalk kahvaltıyı hazırladım, yapıp gidelim eşyalarımızı alalım, iş bulalım, kalk Akgül" başımda o kadar çok dırdır etmişti ki en sonunda dayanamayıp kalkmıştım.
Kahvaltıyı yaptıktan sonra saçlarımı düzleştirip, etek ve gömlek giymiştim. Kırmızı bir etek, beyaz bir gömlek, kırmızı ayakkabı, kırmızı beyaz bir flar, tam Lale hanımın şirketine layık bir tasarımcıydım. Son günümde darmadağın gidemezdim. Kapıdan çıktığımda Rena gözlerini ayırmış bana bakıyordu, oda pembe renkli bir elbise giyip saçlarını dalgalı yapmıştı, tam bize yakışır çalışan olmuştuk ikimizde.
"Çok güzel olmuşsun kuzum" derken elimi tutup beni döndürdü Rena, bu hareketi bana Arın'ı hatırlattı, gülümsedim.
Hatırladıkça daha çok gülümsedim.
"Sende çok güzel olmuşsun kuzum" deyip bende Rena'yı döndürdüm elinden tutup, çünkü oda çok güzel olmuştu.
Gitmeye hazırdık. Kapıyı kapatıp kilitledim, Rena asansörü çağırıp beklemeye başlamıştı, son kez her şeyimi kontrol ettikten sonra çizimlerimi dikkatlice tutup asansöre doğru yürüdüm bende.
Rena otopark katına basınca, gözlerimi ona çevirip devirdim "buraya geldiğimde abimin arabasıyla gelmiştim, korkma sen kullanacaksın" deyip gülmeye başlayınca bende dayanamayıp gülmüştüm,
"e sen yine az makyaj yapmışsın" deyince asansörün aynasına geçip kendime baktım,
"yo gayet iyi bence, sade ve şık" diyerek göz kırptım.
Az önce benim yaptığım gibi oda gözlerini devirdi. Arabanın yanına geldiğimizde anahtarı çantasından çıkartıp bana teslim etti çizimleri arka koltuğa bırakırken bir not olduğunu fark ettim belki abisinindir diye düşündüm ama dayanamayıp almıştım
"daha bunlar iyi günlerin Akgül Aktaç" yazıyordu.
"Ne yani işimle bunun alakası var mıydı?" diye düşündüm.
Rena şüphelenmeden hemen kağıdı buruşturup yere attım, şoför koltuğuna oturup aracı hareket ettirdim. Yaklaşık on dakika bile sürmeyen yere, şirkete gelmiştik. Arabayı park ettikten sonra, çizimleri alıp kapının önünde durdum, öylece bakıyordum. Yıllarımı vermiştim bu şirkete, gecem gündüzüm karışmıştı. Şimdi ise terk edecektim.
Rena "hadi" diye seslenince içeri girip Lale hanımın odasına gitmiştik direk.
Kapıyı tıklatıp "gel" sesini duyunca içeri girdik.
"Ah hoş geldiniz kızlar" deyip gülümsedi Lale hanım.
Onu hiç gülerek konuştuğunu görmediğimiz için bana tuhaf geliyordu, yine de belli etmiyordum.
"Hoş bulduk" dedik aynı anda.
Masanın yanındaki koltuklara oturup çizimleri verdim, Rena da muhasebe işlerini anlatmaya başladı, herkese ne kadar tazminat verilecek hepsini anlatmıştı. Bende çizimlerimi anlattıktan sonra izin isteyip eşyalarımızı almak için odalarımıza gittik.
Odaya girdiğimde ne çok anımın olduğunu düşündüm, ne çok sabahladığımı, masa başında uyuya kaldığımı. Ben bunları düşünürken gülümsediğimi fark ettim. Eşyalarımı hemen toparlayıp çıktım odadan. Herkes eşyalarını topluyordu, şirkette ki her şey kalacaktı, kişisel eşyalar hariç, satılmayacaktı da olurda bir gün gelirse yeniden açmaya karar verirlerse diye. Müşteriler delirmişlerdi, şirketin kapanmasını istemiyorlardı, biliyorlardı başkasına gitseler hemen kabul edecekler ama en çok burayı istiyorlardı. Ben arkadaşlarla konuşup vedalaşırken Rena da gelmişti. Herkesle teker teker vedalaştıktan sonra tekrar Lale hanımla vedalaşıp çıktık şirketten.
"Kahve içmeye gidelim mi?" diye sordu Rena.
"Olur" deyip tekrardan bindik arabaya.
Başka cafeye gitmek istemediğim için Gül cafeye sürmüştüm arabayı. İsmimin olduğu cafeye. Yaklaşık on beş dakika kadar falan sürmüştü zaten, uzak değildi. İçeri girince Arın'la bizim oturduğumuz yere baktım boştu, sevinmiştim. Aslı beni görür görmez tanımıştı.
"Hoş geldiniz kızlar" deyip sarıldı bana, Rena ile tokalaştıktan sonra
"hoş bulduk canım, bu arkadaşım Rena, bu da Arın'ın arkadaşı Aslı" diyerek tanıştırmıştım ikisini de.
"Memnun oldum tekrar hoş geldin" dedi gülümseyerek Aslı.
"Bende memnun oldum hoş buldum teşekkür ederim" diyerek gülümsemesine karşılık vermişti.
Aslı bize bir yer göstermeden, elimle orada ki masayı işaret edip
"oraya geçelim biz" deyip o masaya doğru yöneldim.
Arın'ın oturduğu sandalyeye oturup Aslı'ya baktım tekrardan.
"Ne içersiniz?" diye sorup menüyü vermişti
"bu kez kahve içeceğim orta lütfen, iki orta kahve" dedim gülümseyerek.
"Tamam başka bir şey isterseniz bana seslenirsiniz" deyip gitti masadan.
"Çok sevecen bir kadınmış" dedi Rena, Aslı'nın arkasından bakarken.
"Öyledir" dedim kısık sesle.
Rena biraz kıskanç olduğu için yanında bir kadını asla övemezdim, güzel diyemezdim, hemen kıskanırdı beni. Gülçin'i nasıl sevip arkadaş olmuşlardı halâ anlayabilmiş değilim zaten. Etrafta göz gezdirirken kapıdan Demir'in girdiğini gördüm, yanımıza gelmesin diye dua ederken, tam da onu yapmıştı yanımıza gelmişti.
"Hoş geldin Akgül, sizde hoş geldiniz" dedi Rena'nın eline minik bir buse kondururken.
"Hoş bulduk, arkadaşım Rena, bu da Arın'ın arkadaşı Demir, ilk gün karşılaştık ya hani fotoğrafımızı çeken işte o" dedim Rena'ya açıklama yaparken.
Her şeyi anlatırken Demir'i de anlatmıştım.
"Memnun oldum" dedi ikisi birden aynı anda.
"Size iyi sohbetler, benim içeride az işlerim var" deyip yanımızdan ayrıldı. Derin bir nefes çekip verdikten sonra "ne oldu rahatlamış gibisin?" diye iğleniyici bir soru sordu Rena.
"Evet" biraz öne doğru eğilip konuşmaya devam ettim
"bilmiyorum ama bu adamda beni iten bir şey var, içim hiç ısınmıyor" deyip tekrardan arkama yaslandım. Rena anlamamış gibi yüzüme bakmaya devam ediyordu. Aslı siparişlerimizi getirdiğinde izin isteyip masaya oturdu.
"Kahveleri ben getireyim istedim, sizin içinde bir sakıncası yoksa sohbet etmek isterim" dediğinde fazla olağanımız olmadığı için kabul etmiştik.
"Burada mı oturuyorsunuz?" diye bir soru yöneltti Rena.
Biliyordum dayanamayıp konuşacağını.
"Aslında İstanbul'da yasıyordum, avukattım bir zamanlar." dediğinde benimde ilgimi çekmeyi başarmıştı
"o zaman neden buradasın?" diye soru sormuştum bende.
"Boşanma avukatıydım, o kadar çok vakalarla karşılaşıyorum ki, en sonunda tehdit edildiğimde bunu artık kaldıramayacağımı fark ettim" kahvesinden bir yudum alıp konuşmaya devam etti
"Arın'la liseden beridir arkadaşızdır, o söylemişti aslında bana yapma etme sen uğraşamazsın, dayanamazsın diye, diretmiştim haklı çıktı" deyip gülümsedi, acı bir gülümseme ile.
"Hadi ya" dedi Rena, oda üzülmüştü.
"Baktım tehditlerin ardı arkası kesilmiyor, ailemde burada yaşıyordu bende buraya tekrardan dönüp cafe açmaya karar verdim işte" dedi cafesini göstererek.
"İyi yapmışsın, insan ne yapmak istiyorsa onu yapmalıdır" dedim elini tutarak, destek verircesine.
"Siz peki, siz çalışıyor musunuz?" diye soru yönelttiğinde, işten çıktığımız aklımıza geldi, içim yeniden burkulmuştu, üzülmüştüm.
"Çalışıyorduk" dedi Rena cümleyi bastıra bastıra söylerken.
"Nasıl yani?" diyerek şaşırdı Aslı.
"Yani şöyle anlatayım, bizim müdürümüz Ankara'ya babasının yanına taşınıyor hasta olduğu için, bu yüzden de şirketi kapatıyor, döner mi dönmez mi belli olmadığı için, yani anlayacağın işsiz kaldık" dedim bende acı bir gülümseme eşliğinde.
"Yoksa siz Lale hanımın yanında mı çalışıyorsunuz?" dedi Aslı gözlerini büyüterek.
"Evet sen nereden tanıyorsun?" dedim imalı bakarak.
Artık bu kadarı pes dedirtecek türdendi benim için.
"Kardeşinin boşanma davasına ben bakmıştım, kardeşiyle arkadaşız ama kendisiyle pek muhattap değilim, geçenlerde kardeşiyle konuşurken o anlatmıştı bana da oradan biliyorum" dedi benim imalı bakışlarıma rağmen. "Ah Akgül Ah ne önyargılısın sen" dedim içimden kendi kendime içimi döverek.
"Anladım" dedim gözlerime hüzün katarak, yanlış anlaşılmak istemezdim sonuçta.
"Öyle işte, bizde gelip kahve içmek istedik işte, hem seninle de tanışmış olduk ne güzel oldu" diye araya girdi Rena.
"Ben bir dışarda sigara içeyim" deyip ayağa kalktım ama Aslı beni durdurdu.
"Burada içiliyor içebilirsin" diyerek garsonu yanına çağırıp küllük istedi.
"Demir'de benim yakın arkadaşım olur, geçen sen kimliğini burada düşürdüğünde alacaktım ama vermedi kereta, sana verdi mi geri?" dediğinde kocaman gülümsüyordu bu kez, bir an onu sevdiğini ve kıskandığını düşünmüştüm
"evet verdi sağolsun, ben düşürdüğümü fark etmemiştim bile" deyip kahvemi içmeye devam etmiştim.
"Ee sen yalnız mısın, yoksa sevgilin falan var mı?" diye sordu Rena, yalandan öksürerek
"ne patavazsızsın be kızım" dedim gözlerimi büyüterek.
"Olsun hiç problem değil, evet var nişanlıyım hatta" deyip yüzüğünü gösterdi bize.
Az önceki düşüncemde yanıldığıma çok sevinmiştim, çünkü Demirle aramızda bir şey varmış gibi davranmıştı.
"İsmi ne?" diye sorduğunda Rena'yı durduramayacağımı fark ettim.
"Serdar" diyerek gülümsedi.
"Allah mutlu mesut etsin" dedim aynı şekilde Renada aynısını söylemişti
"Amin kızlar sağolun, ben şu Demire bir bakayım, ne yapıyor ofiste benim muzur arkadaşım acaba, size iyi sohbetler" deyip kalktı masadan.
"Teşekkür ederiz" dedik bizde arkasından.
Arkasına bakıp bize el sallayıp tekrar devam etti yoluna. Bizde kahvelerimizi içip hesabı istedik
"Aslı hanım bunların ikram olduğunu söyledi efendim" dedi garson.
"Olmaz öyle şey Aslı hanımın ofisi ne tarafta" dedim kaşımı kaldırarak. Garson tarif ettiğinde teşekkür edip ofise doğru yürümeye başladım. Ofis en arka taraflarda bir yerdeydi. Aslı diye seslenmiştim ama duymamıştı. Kapısı açık bir yer görünce ofisin orası olduğunu düşünüp oraya doğru yöneldim, bir takım sesler geliyordu. İçeri girmeden, içeri bakmaya çalıştım ama olmadı. Kapıdan sol tarafa baktığımda bir ayna olduğunu fark ettim, karşı tarafı yansıtıyordu. Demir oturuyor, Aslı da kucağında oturuyordu. Ağzım açık kalmıştı, şok olmuştum.
"Serdarı ne zaman terk edeceksin?" diye bir soru yöneltti Demir, Aslı'ya. Aslı nefes nefese kalmış bir şekilde cevap verdi
"seni istiyorum, bırak şimdi Serdarı falan, ben seni istiyorum" dediğinde daha çok şaşırmaya başlamıştım.
Aslı konuşmaya devam etmeye başlamıştı "sen o kimliği o kıza vermeye gittiğinde nasıl kıskandım biliyor musun sen? Fazla tanışmıyorsunuz ama olsun yine de kıskanmıştım" dediğinde
"bende senin nişanlını kıskanıyorum, sana her dokunduğunda deliriyorum, ben bir şey diyor muyum Aslı?" deyip dudaklarına yapışmıştı Aslı'nın.
Ben gördüklerimi hazmedemezken birde öpüştüklerini görmüştüm. Halâ ne diye izliyordum bilmiyorum ama izliyordum.
"Ayrılacağım, fırsat kolluyorum ne diye ayrılayım diye, biliyorsun babam zorla verdi yoksa bende onu sevmiyorum herhalde, evlenirsem bir daha birlikte olamayız biliyorsun" dedi Aslı Demirin kucağında otururken.
"Biliyorum, bu yüzden ayrılmanı istiyorum ya zaten, bitiyorum sana, deliriyorum, biz hep beraberdik hiç ayrılmadık, ayrılmayacağız ona yar etmem seni" deyip öpmeye devam etti.
"Bırakma beni Demir, sensiz ben yaşayamam biliyorsun, sensiz nefes bile alamam, sana dokunmadan yapamam" duyduklarım karşısında şok olmuştum.
Meğerse düşündüklerim doğruymuş, Aslı bu yüzden kocaman bir gülümsemişti bana. Kıskandığı için. İzlemeye devam ediyordum halâ, sanki bir şey arıyormuşçasına. Peki Demir neden elimi tutmuştu, madem Aslı'yı seviyor? Neden öyle bakıyordu? Anlamıyordum. Ve bakmaya devam ediyordum. Deli gibi öpüşüyorlardı, en sonunda soyunmaya başlamışlardı. Durum kötüye gidiyordu ve benim gitmem gerekiyordu.
"Kapı, kapıyı kilitlememiz gerekiyor" dedi birden Aslı.
Bunu der demez hemen saklanacak bir yer bulmam gerekiyordu. Arka taraflara doğru gidip, açık bir kapı görüp girdim içeri. Beni fark etmemişlerdi. Kapının kilit sesini duyduğumda geri dışarı çıkmıştım. Onların kapısının önüne gelip tekrar dinlemeye başlamıştım ama sesleri gelmiyordu, midem bulanmıştı bu yaptıklarından dolayı. Orayı hemen terk edip Rena'nın yanına gittim.
"Akgül iyi misin suratın kireç gibi olmuş" duyduklarımı Rena'ya sonra anlatacaktım.
"İyiyim bir şey yok eve geçelim" deyip arabaya doğru gittim.
Eve gittiğimizde duyduğum her şeyi Rena'ya da anlamıştım, ağzı açık kalmıştı benim gibi.
"Pes artık" dedi elini ağzına götürüp kapattı.
"Öyle işte" deyip kapattım konuyu bende.
Uyumak için hazırlık yapacaktık ama henüz saat erkendi akşam bile olmamıştı, ben yine de uyumak istiyordum. Kaç saatlik uykuyla duruyordum bilmiyordum, gözlerim kapanıyordu tek bildiğim.
Bir kaç günde iş aramakla geçirmiştik ama olmamıştı. Hiç kimse bize iş vermek istemiyordu, Lale hanım gibi bizi de düşman görüyorlardı. Bu yüzden iş bulamamıştık. Ve bir karar vermiştim en sonunda, bu kararı da akşam açıklayacaktım.
Akşam yemeğini dışardan söylemiştim, Rena için bu kararım hoş olmayabilirdi. Yemeklerimiz geldiğinde sessizce yemekleri yedik, fırsat kolladım söylemek için ama olmadı. Şimdi yemeği boğazına tıkmak istememiştim birde o vardı. Mutfakta içmek istemiştik çayları.
Ve en sonunda cesaret edip
"Rena" dedim.
"Efendim canım" dedi başını bana doğru çevirerek.
"Ben bir karar verdim" dedim bir cevap bekleyerek, ama bir şey sormayınca konuşmaya devam ettim. Bir şey sormadı ama anlamış gibi, kaşlarını kaldırmış bana bakıyordu.
"İstanbul'a dönüyorum..."