"Ne.. ne.." dakikalardır "ne" diye saklıyordu Rena.
Aldığım karara pişman ettirmek için dakikalardır uğraşıyordu sanki.
"Ne ne Rena söylediğimden beri ne ne diye sayıklıyorsun" dedim yüzüne bakmadan.
Ne diyeceğini merak ediyordum, sinirlenecek miydi, ağlayacak mıydı, delirecek miydi? Hepsini merak ediyordum ve bir cevap vermesini bekliyordum. Sustukça daha çok üzülüyordum. Rena'yı arkamda bırakıp gitmek kolay olmayacaktı elbette ki ama mecburdum.
Hayatımda olmayan şeyler oluyordu, macera yaşıyordum, aşık oluyordum, işimden olmuştum. Benim bunları yaşayıp ta akıl sağlığımı kaybetmediğime seviniyordum aslında. Ben Rena'dan cevap gelmesini beklerken kalkıp çay doldurdu sessizce, şekeri de karıştırıp içmeye başladı ama halâ konuşmamıştı.
"Orada nasıl yapacaksın?" dedi birden.
Beklemediğim bir cevaptı "hıı" diyebilmiştim sadece.
"Duydun işte Akgül orada ne yapacaksın, Alptuğ var Arın var. Arın seninle birlikte buraya geldi senin için, sana birşey olmasın diye. Oraya tamamen taşındığını duysa peşini bırakır mı sanıyorsun adam sana a.." cümlesini bitirmesini beklemeden lafını kestim Rena'nın.
"Aşık falan değil o cümleyi tamamlama, sadece suçluluk duygusu hissediyordu o kadar başka birşey olamaz ne aşkı ne meşki Rena?" dedim sinirlerime hakim olmaya çalışarak.
Onun yüzünden canımdan olacaktım. Birincisin de kaçtık ama ikincisin de vuruldum, ölümden dönmüştüm, Arın'ın benimle beraber vicdanını rahatlatmak için geldiğine emindim. Çünkü ne oluyorsa onun yüzünden oluyordu. Daha ben ona notları bile söylememiştim, öğrense peşine düşerdi ama insanlık namına. Sırf bana bir şey olmasında suçluluk duygusu hissetmesin diye. Yani en azından ben öyle düşünüyordum.
"Tamam tamam susuyorum ve o cümlemi tamamlamıyorum ama gün gelecek o cümleyi tamamlayacağım" deyip Rena da bir sigara yaktı.
Fazla içmediği için alışamamıştım paketimden sigara alıp yakmasına, şimdi olduğu gibi. Sinirlendiğim için bende bir tane sigara çıkartıp yaktım. Duman değil zehir üflüyordum sanki dışarı. Atmak isteyip te atamadıklarımı duman yoluyla gönderiyordum havaya doğru. Düşüncelerim beynimde karıncalanma etkisi yaratırken ben sakin kalmaya çalışıyordum.
"Sende gel benimle" dedim birden olmayacağını bildiğim halde.
"Olmaz ki ailem buna izin vermez, benim ailem senin ailen gibi değil Akgül, bana güvenip göndermezler bir yere ama ara sıra da olsa ziyaretine gelirim ona izin verirler en azından, seni seviyorlar" bir şey diyemeden hafifçe gülümsedim. Sadece şansımı denemek istemiştim.
Sessiz sakin otururken
"ne zaman gideceksin?" diye bir soru yöneltti Rena.
Bilmiyordum bunu düşünmemiştim. Daha aileme işimin durumunu bile söylememiştim, yeni oluşmuştu zaten her şey, konuşacak vakit boldu.
"Bir haftaya giderim herhalde, Afacanı arayıp söylemem gerekiyor eşyalarım için kamyonet göndermesi gerek, yarın da Aslı'nın yanına uğrayalım vedalaşayım onunla hesap ödetmemişti bize" dedim Rena'nın ekşitmiş yüzüne bakarken.
"O yosmanın yanına mı gideceğiz birde. Hem nişanlı hem de Demirle oynaşıyor yosmam" deyip tiksinç bir surat ifadesine büründü.
"Hayatı bizi ilgilendirmez, arkadaşımız değil sonuçta, sadece kahve için teşekkür edeceğiz vedalaşacağız o kadar, benden sonra gitmezsin zaten" dediğime başını sallayıp onayladı.
"Ben yatıcam başım ağrıyor biraz" deyip kalkıp beni öptü Rena.
"İyi geceler canım" dedim içimdeki fırtınalı sesleri bastırarak.
"İyi geceler" dileyip odasına gitti.
Mutfakta daraldığım için balkona kaçtım hemen. Ama oradaki araba benim hava almamı engelliyordu. Ne zaman bitecekti? İstanbul'a gidersem son bulur muydu? Yoksa daha kötü şeyler mi olurdu? Düşünceler beynimi deliyordu matkapla, başımı ağrıtıp düşünmemi engellemek istiyordu sanki. İstanbul'a geri dönmeye bir an da karar vermiştim, sonunu düşünmeden. Ya o karara sahip çıkacaktım ya da düşünüp düşünüp duracaktım. Rena haklıydı belki de Arın benim oraya taşındığımı öğrenirse peşimi bırakmazdı. Normal şartlarda olsam hiç düşünmezdim İstanbul'a gidip gitmemeyi ama şartlar normal değildi ve ben düşünüyordum. Her an vazgeçebilirmiş gibi hissediyordum. Defalarca telefonu elime alıp afacanı aramaya çalıştım ama yapamamıştım. Neden vazgeçemiyordum anlam veremiyordum kendime. Gitmesem kalsam burada, garsonluk yapsam yine para kazanırdım, illa ki tasarımcı olarak devam etmem gerekmiyordu hayatıma başka işlerde yapabilirdim. Başımın çatlamasından dolayı bir ağrı kesici atıp yatıp uyudum. Geçer umuduyla uyudum.
Baş kesici bir ağrıyla uyanmıştım sabah, gece aldığım ilaç tesir etmemiş olacakki başım fena halde ağrıyordu. Rena'nın uyanmış olup olmadığını bilmediğim için odadan hiç çıkmadan, sigara yaktım. Gözüm halının desenine takılmış halâ düşüncelerde boğuluyordum. Sigarayı yarıda söndürüp uzun soluklu bir duşa girdim. Ses seda yoktu evde, Rena'nın da uyanmadığını anlamıştım böylece. Suyun altında ne kadar kalmıştım bilmiyordum ama iyi gelmişti. Saate baktığımda dokuza geliyordu. Kahvaltıyı cafede yapmak istedim, bu sayede Aslı'ya teşekkür etme fırsatım olur hem de vedalaşabilirdim. Saçlarımı havluya sarıp Rena'yı uyandırmaya gitmiştim, odaya girdiğimde halâ uyuyordu. Bu günlerimi özleyeceğimi bildiğimden kapının ordan yatağa kadar koşup üzerine atladım.
"Manyak ne yapıyorsun be sen" deyip yere attı kendini Rena.
Gülme krizine girdiğim için cevap verememiştim.
"Korktum Akgül gülme" deyip oda kendini tutamayıp gülmeye başlamıştı.
Birden gülmeyi kesip "gel be buraya deli şey seni" diyerek yatağa gelip sarıldı.
Sıkıca sarıldık birbirimize. Rena hayatta gördüğüm en mükemmel arkadaştı benim için, deli de olsa, beni sürekli deli de etse çok seviyordum onu. Bırakıp gitmek zor olacaktı ama mecburdum.
"Kahvaltıyı cafe de yapmayı planlıyorum hazırlanıp gidelim" dememle Rena'nın çığlık atması bir oldu.
"Neee cafe mi dışarda mı nasıl yani?" bir iki saniye kendine fırsat tanıyıp yine çığlıklarla konuşmaya başladı "hiç hazır değilim ki ben ne yapayım şimdi hemen hazırlanmam lazım" ben şaşkın şaşkın Rena'ya bakarken Rena kapıdan çıkıp geri döndü
"bu ne rahatlık Akgül kalk hadi sende hazırlan" deyip kollarımdan tuttuğu gibi yataktan çıkartıp odama sürükledi.
"Tamam tamam sen giyin ben hazırlanırım şimdi" deyip gönderdim yanımdan.
Derin bir nefes alıp elimi göğsüme koydum nefesimi dizginlemek için. Üzerime uzun yazlık bir renkli etek giyip birde beyaz bir tişört giydim, saçlarımı dağınık bir ev topuzu yapıp bıraktım. Fazla özenecek bir şeyi yoktu nasılsa en azından benim için öyleydi ama Rena için öyle değildi. Odaya girip Renaya baktığımda gözlerim fal taşı gibi açılmıştı.
Kendimi tutamayıp konuşmaya başladım "Rena bu ne alt tarafı kahvaltı yapmaya gidiyoruz, özel bir yemeğe değil" deyip kıkırdırmaya başladım.
Rena bana ters ters bakarken bir yandan da rujunu sürüyordu. Yatağın kenarına oturup gülmeye devam ettim. Aniden bana dönüp elindeki ruju bana doğru fırlattı
"gülmesene be, sende yapsaydın Allah Allah" deyip başını sinirli bir şekilde sağ tarafına doğru yatırıp sinirli olduğunu belirtti.
"Ay benim kuzum bana sinirlenmiş mi" diyerek yanına gidip gıdıklamaya başladım.
"Akgül dur makyajım bozulcak dur" fazla uzatmamak için durdum.
Kapı yönünü işaret ederek kapıya doğru yürüdüm. Spor ayakkabımı da giyip arabaya doğru gittim. Arabayı vermediğimiz için halâ bizdeydi o yüzden arabayla gitmek istedim yürümeyi gözüm kesmiyordu, çok yorgun hissediyordum kendimi. Arabanın yanına gelip çantamı arka koltuğa bırakıp Renayı beklemeye başladım. Dikiz aynasını düzeltmek için baktığımda siyah arabayı fark ettim
"ben bunu unuttum tamamen" dedim kendi kendime.
Halâ arabaya bakıyordum, beni fark edip etmemeleri umurumda değildi artık ne olacaksa olsundu. Ben dalgın dalgın bakarken Rena birden kapıyı açıp içeri girince irkildim, fark etmediği için şanslıydım. Arabayı çalıştırıp hiç bir şekilde konuşmadan cafeye gittik. Cafeye geldiğimde tekrar cafenin ismine baktım göz ucuyla "Gül Cafe" yazıyordu, birden kendi ismime gitmişti aklım, istemsizce gülümserken buldum kendimi.
İçeride baya yorgunluk vardı ama bizim masamız boştu en azından ona sevinmiştim. Rena'ya elimle masayı işaret edip masaya doğru geçtik. Garson hemen gelip siparişlerimizi aldı siparişleri beklerken dışarı sigara içmeye çıktım. Sigaramı içerken omzuma bir el dokundu, boş bulunduğum için irkildim. Arkamı döndüğümde karşımda Demir'i buldum.
"Ah merhaba" dedim korkuyla irkildiğim için.
"Korkuttum mu affedersin" deyip gülümsedi.
"Sorun değil dalmışım nasılsın?" diye sordum.
Aklım halâ o gün gördüklerimdeydi. Ön yargılı davrandığım için kendime kızmıştım ama sonrasında gördüklerim benim ön yargımı haklı çıkartmıştı. Amaçları neydi anlayamıyordum. Demir'in birden elimi tutuşu, Aslı ile olan ilişkisi. Her şey karmakarışıktı ve beni ilgilendirmiyordu elbette ama Demir'in birden elimi tutması her şeyi karıştırıyordu. Demir'e bakmadan sigaramı içiyordum
"iyiyim sen nasılsın?" diye sordu o da soruma karşılık.
"İyiyim gördüğün gibi" deyip omuz silktim.
Moralimin bozuk olduğunu belli etmek istemiyordum, kimseye bir şey anlatacak mecali kendimde bulamıyordum.
"Ben içeri geçeyim" deyip arkamı dönüp cafeye doğru yürüdüm.
Döner dönmez Aslı ile göz göze geldim. Kendisi fark ediyormuydu bilmiyorum ama gözlerinden alev fışkırıyordu. Görebiliyordum.
Beni görünce mutlu olmuş gibi yapıp sahte bir gülümseme yerleştirdi yüzüne "hoşgeldin canım" deyip sarıldı, sıcakkanlı bir şekilde.
Ne yapmaya çalışıyordu anlamıyordum. Az önceki Aslı'dan eser yoktu.
"Hoşbuldum canım sigara içmeye çıkmıştım kahvaltı için geldik Rena ile" deyip masamızı gösterdim.
O arada da siparişimizin geldiğini gördüm.
Aslı'dan hiç bir tepki göremeyince "müsaadenizle" deyip masaya geçtim.
Kahvaltıyı yaptıktan sonra kahvelerimizi de sipariş vermiştik. O sırada Aslı tüm güler yüzüyle yanımıza gelmişti. Ya da sahte gülümsemesiyle mi demeliydim?
"Nasılsınız kızlar" deyip sandalyeyi çekip oturdu.
"İdare ederiz Aslı sen nasılsın" dedi Rena soğuk bir ifadeyle.
Aslı'ya mı gıcık kapmıştı yoksa gideceğim için miydi bilemiyordum.
"İyiyim görüyorsunuz Demir ile fotoğraf işlerini halletmeye çalışıyoruz cafeyi ünlü bir yer haline getirebilmek için" deyip Demir'e bir bakış attı.
"Kolay gelsin" dedim ağzımın içinden, o konuşmadan ben konuşmaya tekrar devam ettim
"geçen ki kahve için teşekkür etmek istedim, garsonlar ofiste olduğunu söyleyince müsait değilsindir diye gelmek istemedim" deyip Aslı'nın suratının değişmesini izledim.
Titrek bir sesle konuşmaya başladı ve korktuğu halinden anlaşılıyordu "gelseydin keşke Demir'le fotoğrafları düzenliyorduk" gülümsemesi iyice yüzüne yayılmıştı.
İçimden "fotoğraf mı yoksa senin düzelmen mi" diye söylenerek, kendim bile şoka uğramıştım. Kimseye kötü söz söylemeyen ben şimdi neler diyordum ben bile inanmıyordum.
"Biz işten ayrıldık ya geçende bahsetmiştim, o sebepten dolayı bende İstanbul'a geri döneceğim sana teşekkür etmek için geldik bugün, hem de vedalaşmak için" dedim, söylediğim kelimeler bile bana tuhaf gelmişti, ruhumu daraltmıştı.
Tekrar İstanbul da yaşamak, ait olduğun yere gitmek, tuhaf geliyordu sanki.
"İstanbul'a mı?" diye şaşırarak sordu Aslı.
Başımı hafifçe sallayıp söylediğini onaylamıştım.
"Hayırlısı olsun ne diyelim, inşAllah orada mutlu olursun" deyip elimi sıktı destek amaçlı, benim ona yaptığım gibi.
"Sağol canım, hesabı isteyelim biz kalkalım müsaadenle" deyip ayağa kalktık.
Aslı hesabı ödettirmemek için diretsede ben hesabı ödemiştim bu sefer. Eve gittiğimizde üzerime rahat birşeyler giyip koltuğa uzandım. Karar vermiştim gidecektim İstanbul'a, orda yaşamaya devam edecektim.
"Çay suyu koyuyorum" diye bağırdı Rena delisi mutfaktan.
"Sanki hayır diyeceğim, koy tabi" deyip güldüm onu sinir etmek için.
Renadan bir ses gelmeyince Afacanı aradım. İlk çalışta açılıyordu o telefon hemen, ikincisi asla olmazdı.
"Alo ablacım nasılsın" deyip sesimin tonlamasına dikkat etmiştim.
"İyidir abla sen nasılsın" neşesi gayet yerindeydi sevinmiştim.
"Şimdi neden diye sorma, hatta hiç soru sorma bana nakliye şirketi ayarla eşyalarımı almak için, İstanbul'a taşınıyorum" der demez afacandan bir çığlık kopmuştu her neredeyse herkesin ayakladığına emindim ama ispatlayamazdım.
"Ne.. nasıl taşınıyorsun, neden?" diye arka arkaya sorular soruyordu.
"Sorma işte sonra anlatırım sen ayarla gönder bu hafta içinde bana da haber ver, hadi kapatıyorum ben görüşürüz" dediğinde afacandan hiç ses çıkmıyordu.
En sonunda kendine gelip konuşmaya başladı
"tamam ayarlarım görüşürüz" deyip kapatıyordum ki
"abla" diye seslendi.
"Efendim afacan" deyip sıradaki soruyu bekledim
"annemgile haber vereyim mi?" diye sorduğunda bunu hiç düşünmemiştim.
İki üç saniyelik düşünmenin ardından
"hayır" dedim. Süpriz olurdu belki diye düşündüm.
"Tamam" deyip kapattı telefonu. Telefonun tuş kilidini kapatıyordum ki Alptuğ'dan gelen mesajı görmüştüm
"bize bir şans daha ver lütfen gerçekten seviyorum seni" yazıyordu.
Artık hiç bir şekilde inanmak istemiyordum. Her defasında inandığım yerden tekrar vurmuştu beni, tekrar öldürmüştü nasıl inanabilirdim. Mesajı ekrandan kaydırıp telefonu masaya koydum. O sırada Rena çayı çoktan demlemiş ve getirmişti.
Bir kaç gün boyunca evden adım atmadım, eşyalarımı toparladım önemli olanları, koli koli eşyalarım olduğu için otobüs yolculuğunda mahvolurdum, o yüzden nakliyeci istemiştim. Büyük eşyalar evde duracaktı nasılsa. Sadece benim özel eşyalarımı koliye koymuştum. Rena delisi yüzünden hiç evde durmadığım için sıkılmıştım kaç gündür evde oturmaktan. Gerçi oturmamıştı. eşyalarımı toplamıştım ama olsun yine de evdeydim. Eşyalarımı toparlamam bittikten sonra dışarı çıkıp, akşam İzmir'in altını üstüne getirmiştik neredeyse. Gezmediğimiz yer kalmamıştı. Araba olduğu için rahattık istediğimiz saatte çıkabiliyorduk. Ertesi gün nakliyeci geldiğinde eşyaları yükleyip göndermiştim. Gündüz orda olacaktı ve afacan kolileri odama koyup kapıyı kilitleyecekti, annemgile süpriz olacaktı onlar kolileri görmeyecekti bende otobüsle ya da uçakla İstanbul'a dönecektim.
Gitmek o kadar zor geliyordu ki, kalmak da sıkıcı hale geliyordu artık karardan sonra. Bu karar için pişman değildim ama şüphelerimde yok değildi. Yeniden Arın'la konuşmaya başlarsam yeniden kovalamacalar yaşarsam diye korkuyordum. Son günde evimde uyuyup gidecektim, o yüzden evimin tadını çıkartıyordum. Gece olunca yatmak için odama geçip üzerimi değiştireceğim zaman kapı çalmıştı.
"Allah Allah kim ki bu saatte" deyip kapıya doğru yöneldim. Gece saat on iki olmuştu ve benim kapım çalıyordu. Komşudur diye kendimi telkin ederken yavaş yavaş kapıyı açıyordum. Etrafıma baktığımda Renanın uyuduğunu fark ettim.
Kapıyı açıp durduğumda karşımdaki kişiyi görünce gözlerim fal taşı gibi açılmıştı. Beklemiyordum. Nasıl olmuştu anlayamamıştım, kendimi rüyada gibi hissediyordum, sanki Rena gelip beni uyandıracakmış gibi. Ama rüya değildi canlı kanlı karşımdaydı ve ben ne yapacağımı aklıma getiremiyordum.
Konuşamamıştım.
Çünkü gelmişti.