KARIŞIK HİSLER

3097 Kelimeler
İşte İstanbul'daydım. Ait olduğum yerde. Bana ait olan tek şehir. Gökyüzünün altında nefes alabildiğim yerdeyim. Geri dönmüştüm. Dönmeyeceğim diye yemin ettiğim şehre yeniden gelmiştim ve yeminimi çiğnemiştim. Hoş buldum İstanbul. Yeniden hoş buldum. Bir daha gitmemek üzere isteğiyle dolup taşıp ta geldim. Tekte gelmedim, yanımda biriyle geldim. Arın'la. Yanlış duymadınız evet Arın'la geldim. Dün gece geç saatte gelmişti Arın. Kapıyı açtığımda konuşmadan öylece kalakalmıştım beş dakika boyunca. En sonunda sessizliğe dayanamayıp Arın konuşmaya başlamıştı "rahatsız etmiyorum umarım, daha ne kadar bekleriz burada?" diye sorduğunda hiç bir şekilde ses duyulmayan bir "hıı" mırıltısı çıktı ağzımdan. Kapıyı sonuna kadar açıp salona geçişini izlemiştim öylece. Beyaz tenine inat giydiği siyah gömleği, gözlerinin çakırlığını siyaha büründürmüştü. Öyle güzel. Öyle baş döndürücüydü. Kendime gelip salona ağır adımlara yürümeye başladım. Salonun giriş kapısına dikilip, kollarımı göğsümün altında birleştirip öylece Arın'a bakıyordum. "Senin ne işin var burada?" deyip tek kaşımı havaya kaldırdım, sonrasında ters davrandığımı fark ettiğimde "şey öyle demek istemedim.." diye söylerken lafımı yarıda kesip "İstanbul'a geliyormuşsun" diye gülümseyerek konuşmaya başlamıştı. Karşısına oturup "evet" dedim sonrasında aklıma gelen soruyu hemen sordum merakıma yenik düşerek "nereden öğrendin?" dedim ve bir cevap vermesini bekledim. "Şey" elini ensesine götürüp, hafifçe gülümsedi "bugün Aslı ile konuşmuştum, konuşurken o söyledi, bende belki ihtiyacın vardır diye atlayıp geldim öyle işte" diye söylenerek karşımda kasılmalara başlamıştı, sonra tekrar konuşmasına devam etti "aslında arayacaktım, ya da dedim ihtiyacı olsa kendisi arar diye düşündüm, sonrasında kendimi yollarda buldum öyle işte" dedi gülümseyerek. "Anladım, bir şey içer misin?" diye sordum, elimi belime koyarak. "Soğuk bir şey varsa alabilirim, zahmet olmazsa" dediğinde "olmaz" deyip mutfağa doğru yöneldim. Ben mutfağa giderken Rena uyanmış bana doğru geliyordu "noldu kuzum, bu sesler ne?" diye sordu uykulu mahur sesiyle. "Şiii sessiz ol ama Arın burada" dedim ellerimi kalbime koyarak. İstemsizce heyecanımı bastıramıyordum. "Ne" dedi kısık sesle, ağzını eliyle kapatıp gözlerini büyüttü. Sonrasında elini çekip konuşmasına devam etti "neyse ben gideyim de uyuyayım bari size iyi eğlenceler, pardon iyi geceler" deyip kıkırdadı. Omzuna vurmamla ufak bir "ah" çekmesi bir oldu. Mutfağa geçip dolaptan colayı çıkarttım. "Şimdi ne diye gelmişti ki bu?" "Hem benim ona neden ihtiyacım olsun ki?" "Ne yapmaya çalışıyor bu adam, hala vicdan meselesi mi?" diyerek kendi kendime konuşuyordum. "Belki de... Ay yok Akgül sus o cümlenin sonunu bile tamamlama sakın" deyip elimle ağzıma vurdum. Aşık değildi emindim, neden aşık olsun ki ben gibi birine. "Neyse" diyerek doldurduğum colaları alıp salona geçtim. Tekrar yerime, karşısına oturdum. Yeni uyanmışım da halının desenini izliyordum sanki, öyle dalgındım. Bir daha görüşmemeyi düşünürken yeniden gelmişti Arın. Buradaydı. Benim için.. Benim için... Saçma düşünceleri bir kenara atıp konuşmaya yeltendiğim sırada, o benden önce davranıp konuşmaya başladı. "Kızgın mısın?" diye sordu mahcup bir şekilde. Başımı hafifçe gözlerinin maviliklerine daldırdığımda kızgınlığım falan hepsi geçmişti. Ne oluyordu bana? Eski Akgül olsa kıyametleri koparırdı, bağırıp çağırırdı. Şimdi ise sadece susup onun gözlerine bakıyordum birşey demeden. Gözlerimi kaçırmadan yüzünü izliyordum, sanki ezberlemek istermiş gibi. Ellerimi bir an onun yüzünde, sakallarının arasında yanağını okşadığımı düşündüm gözlerimi ayırmadan, gözünün içine bakmaya devam ettim. Benden bir cevap beklercesine öylece bakıyordu. Kendime gelip "hayır" diyebildim sadece, ötesi yoktu. Bir şey diyemedim, dilim tutulmuştu sanki, konuşmaya çalıştıkça biri beni durduruyormuş gibi hissediyordum. "Eminim kızmışsındır çat kapı gelişime, arayamayınca gelmek istedim" dediğinde sadece gülümseyebilmiştim. Bir saat kadar oturduktan sonra yatmak için kalkmıştım. Arın tekrar evimdeydi ve yine aynı koltukta uyuyacaktı. İçimde tuhaf kıpırtılar oluşuyordu. Midemdeki krampları söylemiyorum bile. Yatağıma yattıktan sonra kaç saat tavanı izledim bilmiyordum. Neler düşündüm, ne hesaplar yaptım hiç hatırlamıyordum. Gözlerimi kapattığımda huzurlu bir şekilde uykuya dalmıştım. Sabah kahvaltıyı üçümüz yaptıktan sonra, Rena ile vedalaşıp çıkmıştık yola. Öğleden sonra varmıştık anca İstanbul'a. Klimaya aldırmadan pencereleri açıp İstanbul'un kokusunu içime çekmiştim. Arın'a bakmadan konuşmaya başladım "daha bir ay önce buradaydım ama o zaman bu kadar güzel kokmuyordu bu şehir, yerleşmeye geldiğim için mi bu kadar güzel kokuyor?" deyip gülümsemeye başlamıştım. Arın'a bakmamaya devam etsem de gülümsediğini hissedebiliyordum. Bakışları üzerimdeydi sadece gülümsüyordu. Birden elimi tutup "hoş geldin iyi ki geldin" dediğinde donup kalmıştım. Bu adam sürekli beni böyle şaşırtacak mıydı? Her defasında dilim tutulmuş gibi bakıyordum ona, her seferinde farklı şaşırtıyordu beni. Elimi çekmediğimi fark edince hemen elimi çektim, oda yaptığını fark edip kendine bir çekin düzen vermişti. "Hoş buldum" dedim kocaman gülümseyerek. Evime kadar bırakmak istemişti, evimin sokağına girdiğimizde, sokak lambaları bile anlamlı gelmişti o an. Köşedeki market, sokağın başındaki fırın, yanında ki terzi her şey bir anlam katmaya başlamıştı sanki. Evin önünde durduğumuzda yolculuğun bittiğini ve inmem gerektiğini biliyordum. Sanki inmek istemiyormuş gibi duruyordum ama çok yorulmuştum bir an önce eve girip uyumam gerekiyordu. "Teşekkür ederim zahmet oldu sana" deyip utangaç bir şekilde başımı öne eğdim. Ben öylece dururken, Arın elini çeneme koyup başımı kaldırdı, gözlerim gözlerine bakıyordu, çok yakındı. Sıcak nefesi tenime vurduğunda yanıyordum. "Önemli değil, ayrıca zahmette değil. Söyleme artık şöyle şeyler her zaman yanındayım ne zaman istersen" deyip yanağıma bir buse kondurdu. Bir anlığına çok utanmıştım "görüşürüz" deyip hemen indim arabadan. Arkama bile bakmadan koşar adımlarla gitmiştim kapıya kadar. Bütün eşyalarımı nakliye ile gönderdiğim için yanımda sadece çantam vardı ve valiz olmadığı için şükrediyordum, valizim olsa koşamayacaktım. Ben içeri girdikten sonra arabanın çalışıp gittiğini duydum. Kapıyı kapatıp sırtımı dayadığımda elim yanağımda, yanağımı okşuyordum. Gülümsüyordum hem de çok. "Ne oluyor bana böyle" deyip elimi çektim yüzümden hemen. Annemgile ne zaman geleceğimi söylemediğim için süpriz olacaktı. Şansıma annem de evde değildi. Hemen odama girip, afacanın anahtarı koyduğu yerden anahtarı alıp odamı açmıştım. Ve gördüğüm şey gözlerimi kocaman açmamı sağlamıştı. Ne zaman bitecekti bu olaylar, ben ne zaman rahata kavuşacaktım bilmiyordum. Sakince kolilerin olduğu yere gidip, koliye asılan kocaman notu okumaya başladım ve kanımın çekildiğine emindim. Çantamı yatağa bırakmayı akıl ettikten sonra, tekrar yazıyı okudum, sonrasında o yazıyı söktüm "evine hoş geldin artık hazırsan başlayabiliriz" yazıyordu. Neye başlayacaktım? Hangi oyundu? Kimin oyunuydu bilmiyordum, tek bildiğim şey canımın çok yanacağıydı. Hemen notu yırtıp kendime gelmeye çalıştım. Elbet bu notu bırakan veya bıraktıran her kimse çıkacaktı karşımıza, bir gün hesabımız görülecekti, benden ne istiyor öğrenecektim. Annemin komşuda oluşunu fırsat bilerek hemen bir duşa girip mutfağa geçtim. Kısa bir duş alıp kendime gelmemi sağlamıştım. Sonrasında ise enfes yemekler hazırlamaya başlamıştım. Normalde yumurta kıramayan ben, yalnız başıma yaşadığım için öğrenmek zorunda kalmıştım, sürekli dışarıdan sipariş verip duramazdım. Bir iki saate işimi bitirdikten sonra, oturup çayımı içmeye başladım, yemeği hazırlarken çoktan çayı da demlemiştim. Yorgunluk çayı yapmıştım kendime. Daha bir yudum alır almaz kapının açıldığını duydum, annem gelmişti muhtemelen hiç ses çıkartmadan mutfağa gelmesini bekledim. Annem beni görünce ilk başta korkmuştu, "rüya mı bu?" deyip ağzı açık kalmıştı. Başımı hayır anlamında sallayıp koşup anneme sarıldım. Mis kokusunu içime çekmiştim. "Hoş geldin kızım ne işin var burada" dedi tüm şaşkınlığı ile. Dudak büzüp "istemiyorsan giderim Nesrin Aktaç" deyip sinirlendirmeyi başarmıştım. "Sus kız eşşeğin sıpası" deyip omzuma vurdu hafif bir şekilde, tekrar sarıldı sonrasında. "Temelli geldim annem" dedim sarılırken. Birden kendini çekip sorgular bir ifadeyle yüzüme bakmaya başlamıştı. Bu bakışları tanıyordum bu bakışlar Nesrin Aktaç'ın sorgu sual bakışlarıydı. Göz devirip geri yerime oturmaya gittiğimde anneme de bir bardak çay doldurmayı akıl edip öyle oturdum. "Gel hepsini anlatacağım şimdi sana" dedim sandalyeyi işaret edip. Annem sandalyeye oturduğunda halâ şüpheci bakışlarla bana bakıyordu. Her şeyi a'dan z'ye anlattığımda üzülmüştü. Bende ilk başlarda çok üzülmüştüm ama yapacak bir şey olmadığından bundan vazgeçmiştim. Annem bir yandan sevinç naraları atarken, bir yandan da durumuma üzülüyordu. Elini destek amaçlı tutup "olsun bak yine yanınızdayım, dizinizin dibinde hep bunu istemiyor muydunuz?" dedim üzücü bakışlarla. Evet anlamında başını sallayıp yanıma gelip sarıld. Ağlamaya başladığında üzülmüştüm "ah anne hadi ama yapma böyle" dedim teselli verircesine. Hafif yaşlı gözlerimi silip "hem bak ne güzel yemekler yaptım mmm mis" dedim sondaki kelimeyi uzatarak, elimi büzüp mis gibi işareti yaptım. Annem ona da şaşırmıştı, şaşırmasına gülümsediğimde oda dayanamayıp gülmüştü. "Babamın da haberi yok geldiğimden akşam söyleyelim" dediğimde başını sallayıp söylediğimi onayladı. Babamın gelme saati yaklaştığı için odama gidip kolilerimi açıp yerleştirmeye başladım. Her bir eşyamı çıkarttığımda hüzünleniyordum. Giysilerimi dolabıma dizerken birden elime Alptuğ'un aldığı pembe elbise çıkmıştı, ona baktığımda eski günlerim aklıma gelmişti, ilk aldığı hediyeydi çok heyecanlı bir şekilde vermişti kutusunu. Ben açarken öyle hayranlıkla beni izleyişi, halâ unutamıyordum. Elbiseyi dolaba doğru koyarken geri vazgeçip yere attım. Çöpe atacaktım o elbiseyi. Ondan bir anı kalmasını istemiyordum artık. Ne diye sakladığımı bile bilmiyordum, toparlarken bile fark etmemiştim. Kolilerin içini yerleştirip bitirdiğim sırada babamın kapıyı açışını duydum. Hemen sessizce kapımı kapatıp sesleri dinlemeye başladım, afacanda gelmişti babamla birlikte sesi geliyordu. Annem sofrayı kurarken babam odasına geçip üzerini değiştirdikten sonra tekrar salona döndü. Kapıyı hafif aralayıp sesleri dinlemeye başladım. "Hanım bu dördüncü tabak kimin, bir misafirimiz mi var?" diye sordu babam. Annemin heyecandan bir pot kıracağını düşünmüştüm ama öyle olmamıştı "evet bir misafirimiz var" dediğinde dayanamayıp salona geçmiştim bende. "Sofrada bana da yer var mı babacığım?" diye sorduğumda babam da annem gibi şaşkınlıktan ne yapacağını bilememişti. Bir iki saniye öylece durduktan sonra kollarını iki yana açıp "benim gülüm gelmiş, olmaz mı hiç" hemen koşup babama sarıldım sıkı bir şekilde. Sonrasında afacanada sarılmıştım, saçını karıştırdığımda sinirlense de sıkı sıkı sarılmıştı oda. Sonrasında birbirimizden ayrılıp sofraya geçtik. Bu sefer de tekrardan her şeyi anlattım babama da. Oda üzülmüştü fakat yapacağı bir şey olmadığından bir şey diyememişti, sadece gelişime hepsi sevinmişti. Sohbet ederek yemeklerimizi bitirdikten sonra anneme yardım edip çayları da götürmüştük. Uzun zamandır ailemle bu kadar sohbet etmiyordum, son geldiğimde ise fazla yan yana bulanamamıştık olaylardan. Ortamdaki sessizlik yerini korurken, bu sessizliği bozan taraf babam olmuştu "E gülüm ne yapmayı düşünüyorsun şimdi?" diye bir soru yöneltmişti babam, hiç beklemediğim bir soru olduğu için ne yapacağımı da bilmiyordum. Ne diyeceğimi bilemediğimden dolayı dudak büzüp ellerimi havaya kaldırdım bilmiyorum anlamında. Gerçekten bilmiyordum babam sorusuna cevapsız kaldığımı görünce fazla üstelemeden sustu bir şey dememişti. Birden aklıma gelen "ben ne yapacağım" sorusu beynimi uyuştursa da engel olmak için çabalıyordum. Mutlu olmaya bakacak yeni bir işe girecek ve hayatımı öyle sürdürecektim. Başka çarem yoktu biliyordum. İzmir'den ayrılmıştım, işimden çıkartılmıştım. Hepsi üst üste gelmişti. Hem ne diyorlar "geldi mi her şey üst üste gelir" galiba bu lafı söyleyenler o kadar haklılar ki ben yeni öğreniyordum. Düzenli bir hayatım ve işim olduğu için bunları düşünmeye gerek bile duymuyordum. Nerden bilebilirdim bir gün hayatıma bir yabancı girecek ve her şey alt üst olacak. Vurulmam, ormanda kalmam yine her şey gözümün önünden geçiyordu. Gece vakti olmaya başladığı için odama gidip dinlenmeyi bekliyordum ki yine umduğum gibi olmamıştı. Yatağımın üzerinde kocaman bir sarı zarf duruyordu. Açmaya korktuğum için ilk başta yanına bile gidememiştim. Tenim buz gibi olmuştu titriyordum. Elim zarfı almak için diretse de, ona engel olmaya çalışıyordum. Odamdan geri çıkıp balkona çıktım hava almak için, sigara paketim odamda kaldığı için mutfakta duran babamın paketinden bir tane sigara alıp yaktım. Deli gibi merak ediyordum o zarfın içerisinde ne vardı? Merakım daha ağır basarak sigarayı yarıda söndürüp koşar adımlarla odama gittim. Usul usul yatağımın kenarına yaklaşırken ruhum bedenimi terk etmiş gibi bacaklarım gitmiyordu. Nihayet yatağın ucuna oturduğumda derin bir nefes alıp verdim ve zarfı açtım. Gördüklerim beni o kadar şaşırtmıştı ki ben bile bu kadarına inanmıyordum. Utancımdan kıpkırmızı kesildiğime emindim. Bir sürü fotoğraf yollamışlardı. Arın'la tokalaşmamız, beni kucağına alması, dizin de uyanmam. Hepsi mevcuttu zarfın içerisinde. Korkuyla odanın içerisinde volta atmaya başladım aniden. Korkuyordum. Evet korkuyordum. Bunları bir an önce Arın'a söylemem gerekiyordu. Bir önlem almazsak veya bunu yapanın kim olduğunu bulmazsak canımdan olacakmış gibi hissediyordum. Cebimden telefonumu çıkartıp son aramalara girdim. En son ne zaman konuştuğumuzu hatırlayamadığım için rehbere girip öylece bekledim. Elim arama tuşunun üzerinde havada bekliyordu. "Acaba arasam mı?" "Saatte çok geç oldu" "Aman banane canım o açtı benim başıma bu tür işleri" dedim kendi kendime. Kendimle konuşmam bitince arama tuşuna basıp çalmasını bekledim. Daha ilk çalışta açmıştı.. "Alo. Akgül iyi misin? Bir şey mi oldu" ardı ardına sıraladığı sorular bittiğini tahmin ettiğimden konuşmaya başladım "Merhaba. Kusura bakma bu saatte rahatsız ediyorum ama bizim acil görüşmemiz lazım çok acil. Acaba yarın" daha tam lafımı bitirmeden "hemen geliyorum" deyip kapattı. "Arın dur" dedim ama telefonu kapattığı için duymamıştı bile söylediğimi. Balkona çıkıp Arın'ın gelmesini bekledim ama elbetteki oradan göremedim. Yaklaşık on beş dakika kadar sonra telefonum çaldı. "Efendim" dedim heyecanlı bir şekilde. "Kapının önündeyim" dediğin an bayılacaktım, bu kadar çabuk muydu? Ama onu kapıdan nasıl alacaktım ki şimdi? "Kapı olmaz sen bizim evin etrafını dolan odamın balkonundan gel, kapının ses çıkartma ihtimali var" deyip tekrar balkona yöneldim. Hiç bir şey demeden kapatmıştı, balkondan aşağı bakıp onu gördüğümde başımın dönmesi normal miydi bilmiyorum ama, benim başım fena halde dönüyordu. Benim balkonum çok yüksekte olmadığı için kolayca tırmanılabiliyordu, aşağıdaki pencerenin demirlerine basarak. Arın da öyle yapmıştı ve iki saniye içinde yanımda olmuştu. Karşıma geçtiğinde nefes nefese kalmış bir şekilde öylece duruyordu, nefesi yüzüme çarptıkça sıcaklığını hissetmemek mümkün değildi. Bir anda hiç beklemediğim bir şeyi yaptı. Sarıldı. Arın bana sarıldı. Defalarca kez.. Sarılma şokunu atlamadığım için ben sarılma olayını çok sonra fark ettim. Ellerimi sırtına koyduğum gibi geri çekti hemen kendini, yüzü kıpkırmızı olmuştu utanmıştı muhtemelen. "Nedir bu kadar acil olan, sana mı bir şey oldu" derken omzumu tutup vücuduma bakıyordu bir yara izi falan mı var mı diye. "Yok, yok bana bir şey olmadı henüz" dedim gözlerimi devirerek. "Henüz?" diye sorup odaya girdi, yatağın üzerindeki fotoğrafları görür görmez hemen bana baktı. Ben omuz silkip bilmem anlamında bir işaret yapınca, yatağın kenarına oturup resimleri incelemeye koyuldu. Gidip bende oturmuştum, o resimleri ben ise onu inceliyordum. İnce kıvrılmış kirpikleri, bembeyaz olan teni, dudaklarının kıvrılış çizgilerini... "bunlar nedir böyle?" diye sorarken elindeki fotoğrafları bana gösteriyordu. "Anlatıcam ama sakin olacaksın" dediğimde gözlerini kapatıp hafif başını salladı. Bana kızacağından çok emindim. Bir iki yutkunduktan sonra anlatmaya başlamıştım. Cafedeki, İzmirdeki, sahildeki bütün notları anlatmıştım, rüyalarımı bile içine katmıştım anlatırken. Arın sakin sakin dinlerken sinirlenmediğine sevinmiştim ki yanıldığımı çok sonra idrak edebilmiştim. "Bu ne demek Akgül sen bir aydır bunlarla uğraşıyorsun" dediğinde evde olduğunu hatırlayıp biraz daha sesini alçatmıştı. "Ve sen. Sen bunları bana söylemiyorsun" dediğinde elini alnına koyup kendi etrafında döndü bir tur, delirmişti resmen. Haklıydı da. "Söylecektim anlatacaktım sana ama.." dediğim an lafımı kesti "Ne zaman Akgül he ne zaman? Belki bu fotoğraflar gelmese anlatmayacaktın belki de" yanıma gelip dizlerimin önüne çöktü. Elleriyle çenemi tutup ona bakmamı sağladı. Çocuk gibi ağlamaya başlamıştım. "Evet söylemeyecektim resimler gelmeseydi, resim benim son raddem oldu, canıma zarar geleceğini anladım, notların hiç birini takmamıştım kafama çünkü niyeti göz dağı vermek diye" bu uzun cümleyi kurduğum için nefes nefes kalmıştım bir iki saniye bekledikten sonra yeniden konuşmaya devam ettim "ben idare edebilirim sandım" ayağa kalkıp odanın içinde volta atmaya başladım bir yandan da ellerimle olayı anlatmaya çalışıyordum konuşurken "çünkü bir zarar gelseydi çoktan verirlerdi diye düşündüm, zaten resimleri de seni aramadan önce gördüm, biz aşağıdayken gelmiş odama koyup gitmiş işte" dedim sırtımı duvara yaslayarak. Arın da ayağa kalkıp yanıma gelip yeniden sarıldı bana bu sefer ki daha farklıydı. Daha çok koruyucu kollayıcı gibi. "En baştan anlatman gerekirdi ya sana bir şey olsaydı" kendini geri çekip gözlerimin içine bakıyordu. Arın'ın bu tür davranışlarını hep vicdan meselesi olarak adlandırdım ama bu kadarı yeterdi. "Olsaydı ne olurdu ki?" diyerek sordum gözlerimin buğusundan görebildiğim kadarıyla gözlerine baktım. "Bana bir şey olsa ne olacak ailem üzülecek, arkadaşlarım başka kimsem yok ki benim" deyip geri ağlamaya başlamıştım. "Ben üzülürdüm hem de çok" dedi gözlerini kaçırarak. "İyi de neden Arın neden?" dedim sesimin tınısına dikkat edecek şekilde bağırarak. "Sebebi yok, kardeşimin ablasısın sonuçta" dedi diyecek bir şeyi olmadığı için. Arından kurtulup yatağa doğru adımlamaya başladım. "Duyduğum en saçma sebep gerçekten, halâ vicdanın rahat değil de ondan" dediğim an yanımda gelip "vicdan meselesi değil işte" dedi bağırarak. O bağırdığı için kendimi tutamayıp bende bağırmaya başladım, annemgili bile takmıyordum artık "Ne o zaman Arın ne? Vicdan değilse ne?" dedim ellerimi belime koyarak. Bununda bir sonu vardı ve ben o sonun gelmesini istiyordum. "Çünkü" deyip arkasını döndü, sonrasında tüm cesaretini toplayıp tekrar sarıldı "çünkü seni seviyorum.. çünkü seni seviyorum" demişti. İtiraf etmişti. İnanmıyordum. Bu cümle defalarca beynimin içinde yankılanıyordu. "Çünkü seni seviyorum" bir şey diyememiştim. Sarılmıyordum. Öylece duruyordum. Kendimi geriye çekmeden önce saçlarımı koklayıp öyle geriye çekilmişti "ben resimleri alıyorum bunun icabına bakacağım bir şey olursa beni arayabilirsin hoş çakal" deyip geldiği yerden geri gitti. Arkasından bile bakamadım, bir şey diyemedim. Öylece duruyordum halâ. Kaç dakika daha ayakta kaldım bilmiyorum ama uyuşukluğumu hissettiğim an yatağıma yatıp tavanı izlemeye koyuldum. Az önceki sahne tekrar yayımlandı gözümün önünde "çünkü seni seviyorum" Arın beni sevdiğini söylemişti. Peki ben? Ben seviyor muydum? Bilmiyordum. Midemde ki bu kramplar, kalbimin haddinden fazla atması sevgiye dahil oluyor muydu? Bence şaşkınlıktan diye düşünüyordum emin değilim. Her seferinde o cümle yeniden dolanıyordu beynimin içinde, bütün vücuduma sirayet etmiş gibiydi. Uyumak istiyordum yorgundum ama beynimin içindeki o cümle sürekli konuştuğu için uykuya dalmam hiç kolay olmayacakmış gibi geliyordu. Ben halâ gülümseyerek tavanı izlerken telefonumun çaldığını duymuştum. Arın arıyor zannedip heyecanlandım görmeyeceğini bildiğim halde saçımı başımı üstümü düzelttikten sonra ekrana baktım. Arayan Arın değil Alptuğ. Gözlerimi devirerek sessize aldım öylece çalıp kapandı. Sonra tekrar. Yine tekrar. Yine tekrar. Pes etmeyecek sürekli arayacaktı. Bırakın görmeyi sesini duymak dahi istemiyordum o derece nefret ediyordum artık ondan. Israrla aramasına sinirlenip en sonunda açmıştım telefonu. Hiç konuşmadan karşı tarafın konuşmasını bekledim "Arın'ın senin odanda ne işi var Akgül" duyduğum cümleyle kafamı balkona çevirmem bir olmuştu. Nerden görmüştü Arın'ı beni mi takip ediyordu, odamı mı izliyordu? "Sanane hem ayrıca sen Arın'ı nerden tanıyorsun, o gün İzmir'de evime geldiğinde de tehlikeli falan demiştin sen ne saçmalıyorsun?" diye sorarken bağırmama engel olamamıştım. Kendime gelip kapıya baktıktan sonra elimi ağzıma kapattım fazla bağırmamak için. "Nerden tanıyorsam tanıyorum uzak dur diyorsam uzak duracaksın" beni sinirlendiriyordu, sevgilimmiş gibi hesap soruyordu emir veriyordu ve bu durum benim hiç hoşuma gitmemişti. "Sen benim neyimsin de bana emir veriyorsun Alptuğ sen git o yanındaki sarışın bayana ver emirlerini bana değil" konuşmasına fırsat vermeden kapatmıştım telefonu. Hemen balkonun kapısını kilitleyip geri yatağıma dönmüştüm, ısrarla aramasına rağmen bu defa açmamıştım, telefonu uçak moduna alıp bir kenara koydum. Öfkem etrafa zarar vermeye başlıyordu ama gece yarısı olduğu için durmak zorunda kalmıştım. Şimdi annem uyanıp içeri girse sorsa ne yaptığımı bir şey diyemezdim. Sakin kalmak zorundaydım. "Sakin ol Akgül sakin sinirlenme" deyip bir sigara yaktım. Alptuğ, Arın'ı nereden tanıyordu, ne bağları vardı geçmişten gelen anlamıyordum. Her defasında Arın'ın tehlikeli olduğunu söylüyordu gerçekten doğru mu söylüyor diye düşünmekten alıkoyamıyordum kendimi. "Ama tehlikeli biri olsa beni neden sevsin, neden itiraf etsin sevdiğini?" bu düşünceyi sesli söylediğimde hemen elimle ağzımı kapattım sanki biri duyacakmış gibi. Birinin beni sevmesine hazır hissetmiyordum kendimi. Ne sevecek ne de sevilecek gücüm vardı. Alptuğ'unun yaptıklarından sonra kimseye güvenememiştim şimdi nasıl güvenecektim. Öyle güzel bakıyor ki güvenmemek imkansız diye düşünüyordum. Bir ara Arın'la sevgili olduğumuzu hayâl ettim "mafya babası ve talihsiz bir kız" diye hayalime isim taktım. Arın gerçekten beni seviyor olabilir miydi? O yüzden her şeyi yapmış olabilir miydi? Beynimin yeni gündem düşüncesi bu olmuştu. Arkamı dönüp Arın'la sarıldığımız yere baktım, istemsizce gülümsemiştim. Hayâl kurmaya başlamıştım ama her defasında hayâlimin içinde Alptuğ'da vardı ve canımı yine çok yakıyordu. Hayâl kurmayı bırakmıştım en sonunda. Sonrasında ise o yere bakıp sürekli aynı sahneyi canlandırdım gözümde Arın'ın itirafını "çünkü seni seviyorum." Ve öylece uyuyakaldım.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE