Hikayeye uzun zamandır bölüm ekleyemiyorum o yüzden kusura bakmayın.
Umarım bu bölümü beğenirsiniz.
Bölüm Şarkısı- Ufuk Çalışkan-Yeni limanlara
•
Elif artık bizim grubumuzun yeni üyesiydi. Ne garip değil mi? Hayatım bir günde değişti ve yeni insanlarla tanışmıştım.
Belki de sandığım kadar kötü değildi her şey ben öyle sanıyordum. Bu düşüncelerle kıyafetlerimi düzenliyordum ama dolap hepsini almayacak gibi duruyordu kışlık ve yazlık şeklinde koymuştum bavul ve kolilere.
Henüz Ağustos ayında olduğumuz için yazlıkları dolaba dizmeye karar verdim. Kışlıkları bazanın altına yerleştirdim. Dört kapaklı beyaz bir dolaptı, bir kapağı aynalıydı bu dolabı açınca raflar karşıma çıkmıştı.
Tişörtlerimi ve croplarımı dolaba dizdim. Aynı ve fazla olanları bir kenara ayırdım o sırada Elif girdi içeri. "Bu senin geçen hafta şarkı söylerken giydiğin tişört değil mi?"
Elindeki tişörte baktım crop beyaz üstünde yağmurlu bulut şeklinde küçük baskılar vardı. "Ondan iki tane var elimde istersen alabilirsin, yanlış anlamazsan."
Elif büyük bir şaşkınlıkla "Neden yanlış anlayacağım ki dolabın küçük gözüküyor ve bu yüzden fazla olanları elemen gerekecek ve böylesine tarz sahibi bir kızın giysilerini almak bana gurur verir."
"İnsana bir enerji veriyorsun. Moral veriyorsun aşırı pozitif bir insansın." "Sende aşırı sert gözüksen bile aslında Berk'in ve Toprak'ın mutluluk kaynağısın."
"Onlar benim bu hayattaki en büyük servetim. İkiside nereye kayboldu." "Berk içerde Derya ablaya yardım ediyor. Toprak'ta işim var dedi çıktı ama gelecekmiş geri."
"Ben dolabı yerleştirdim. Bir gömlek ve elbiseler kaldı. Peki dolabında şu fazla tişört croplara yerin var mı?" "Ne yani hepsini bana mı vereceksin?"
"Tarzımı beğeniyorsun. Bunu kötü bir niyetle de yapmıyorum ya satacağım ya çöpe atacağım ve hepsini çok az giydim bu sebeple sana verebilirim." Elif bir an kendini tutamayıp bana sarıldı teşekkür amaçlı. İstemsizce samimi bir kahkaha attım. O sırada kahkahayı duyan Berk koşarak geldi yanımıza.
"Bensiz sarılma mı oluyor?" Elimle gel işareti yaptım ve Berk'te Elif ve beni kollarının altına alarak sarıldı. İkimizde Berk'in gazabına uğradık. Bıraktığında "Yanlış anlamadın sormadan sarıldım ama küçük şeytanım gel yaptı."
Elif'in yanakları kızarmıştı. "Ya beni yanlış anlamayın gerçekten sizi sadece telefon ekranından görürken şimdi sarılıyorum ve bu benim için ne demek bilemezsiniz."
Berk aniden "Çıkar bakalım. O gün çekinemediğimiz selfieyi çekinelim." Ben katılmak istemedim ama Berk ve Elif fotoğrafı çekindi. Elif fotoğrafın altına "Hem sempatik hem yakışıklı.💛🤭" Yazıp paylaştı. Bunun üzerine Berk'te paylaşmak istedi. "Hem çok iyi hem çok güzel..🤩" diyerek paylaştı.
Yorumlara benimle ilgili can sıkıcı şeyler yazmasınlar diye ikiside yoruma kapalı attı postu. O sırada çalan kapıyı koşarak açmaya gittim.
Toprak elinde kocaman çikolatalı pasta iki şişe vişne suyu ve bir kilo limon alıp gelmişti. Kocaman sarıldım en sevdiğim tatlı çikolatalı pastaydı. Elindeki limonlarla limonata yapacaktım. Beraber mutfağa geçtik Berk ve Elif aralarında muhabbet ediyorlardı.
Bizde beraber mutfağa geçtik. Ben limonatayı yapıyordum Toprak ise beni izliyordu. "Bence sen olduğun için güzel bu limonata. Çünkü izliyorum her defasında bir büyüsü yok senin güzelliğin bu limonatanın sırrı." Küçük bir kahkaha attım. "İyi ki benimlesin kahramanım." "Sende güzelim."
•
(Elif'in ağzından)
İçim içime sığmıyordu. Ben süper üçlünün arkadaşıydım artık. Benim için imkansızdı. Şimdi ise gerçek oldu. Berk'le oturup onunla sohbet ediyorum.
Berk'in gözleri çok güzeldi genelde herkes Toprak'ı yakışıklı buldukları için onu takip ediyorlardı. Ama ben bu arkadaş grubunda aslında en çok Berk'i takip edip seviyordum ona hayrandım bu yüzden onunla sohbet etmek daha kolaydı.
İren ve Toprak zaten mutfakta limonata yapıyorlardı. Berk'in sorusuyla irkildim.
"Bu gün o sert bakışlı adı Mert olan sana tam hatırlamıyorum ama Elif zaten onu sevenlere kapalı gönlü de gözü de dedi ya... Sevgili falan mısınız?"
"Yok ama benden hoşlandığını söylüyor ama ben buna hiç inanmadım. Bence Mert henüz gerçekten aşık olup seveceği birini bulamadı. Sadece benim arkadaşlığım ona fazla iyi geldi bu sebeple yaşadığı hislere aşk diyor."
"Peki sence neden böyle düşünüyorsun sence gerçek aşk ne?" "Bence gerçek aşk diye bir şey yok belki ilişkinin başlarında his yoğunluğunda bir kurbağa bile sana yakışıklı görünür. Karşındaki insan saygı ve sevgi verirse biraz da güven verirse bu insanla gerçek ve sağlıklı bir ilişki kurabilirsin o hissettiklerin aşk olmayacak çünkü aşk zamanla biter geriye sevgi saygı ve güven kalır?"
"Ben senin tam tersini düşünüyorum aşk her ne olursa olsun karşındaki insanın elini bırakmamaktır. Bir gün bırakmak zorunda kalsan bile sevmeye devam etmektir."
"Belki de ben gerçekten aşık olmadığım için böyle düşünüyor olabilirim." "Ben annemle babama şahit olduğum için gerçek aşka inanıyorum."
Tam bu esnada İren kafasını uzatıp "Ne içersin prensesim? Limonatayı yeni yaptım. Bir de vişne suyumuz var."
"Ben vişne suyu alıyım başka sevmiyorum." Berk bir anda gözleri fal taşı gibi açıldı ve bana baktı çünkü biliyordum ki onunda en sevdiği içecek vişne suyuydu.
"Oley be! Sonunda tek başıma vişne suyu içmeyeceğim." İren çoktan odadan çıkıp mutfağa geçmişti bile. Yaklaşık bir on dakika sonra Toprak'la beraber geldi Toprak'ın elindeki tepside pastalar İren'in elindeki tepside içecekler vardı.
Yere oturduk sohbet ediyorduk Toprak'ın telefonu çaldı.
"Efendim kuzen?... Nee?... Duramıyorsun asla yerinde... Güzelimdeyim... İyi çok iyi turp gibi... Berk'in fotoğrafta paylaştığı kız İren'in üst katında oturuyor... Az önce verdiğin habere üzüldüm ama bir yanım mutluluk içinde... Neyse ben eve geçince ararım seni detaylı anlatırsın... Öp kocaman teyzemi..." İren pastayı büyük bir zevkle yerken.
"Deniz mi o?" "Evet güzelim." "Başına yine ne bela almış yürüyen bela" dedi gülerek yani samimi olmalıydılar sanırım bahsettikleri kız Toprak'ın kız kuzeni ama burada yaşamıyor diye biliyorum. "Kara kızım geri geliyor sanırım"
Berk'in bu söylediği beni çok hafif kıskandırmıştı ama neden ben sadece ona hayrandım çok saçmaydı.
"Kardeşim bakarsın yarım kalan aşk hikayeniz tamamlanır." "Küçük şeytanım sende çok iyi biliyorsun ki Deniz Berk aşkı yıllar önce bitti."
"Kuzenim hakkında böyle konuşman." Diyerek ciddileşirken birden güldü Toprak bu demek oluyordu ki dedikleri Toprak'ın ciddi olmadığı.
"Bak hakkında bilmediğim bir şey çıktı Berk. Sen Deniz'le sevgili mi oldun?" "İki üç aylık bir mevzu daha çok denemeye çalıştık ama biz arkadaş olarak yapabiliyoruz buna karar verdik ve ayrıldık."
"E minnoş senin oldu mu sevgilin?" "Yok sarı kahraman." "Ama biliyor musun dostum? Şu aşağıda tanıştığımız adı Mert olan çocuk Elif'le sevgili olmak istiyormuş ama Elif istemiyor."
"Prensesim sen onun bakışlarından nasıl korkmuyorsun? Ben ilk geldiğimde aşırı korktum." "Mert çok iyi biri aslında ama benim sadece arkadaşım. Zaten her şey Aras yüzünden oldu. Siz ikiniz çok iyi çift olursunuz gibisinden bunu duyan Mert bana o gözle yaklaşmaya çalıştı. Ama bence sadece kuruntu yani yıllarca yanındayım en yakın arkadaşın dedikten sonra mı aşık olacağım. Başta hissedebilirsin sonra devam eder anlarım bir anda hiç öyle bir şey yokken aramızda uçurum oldu Aras yüzünden."
"Aras'la muhabbetim oldu ve dediklerini yapabilecek bir çocuk olduğunu düşünüyorum." "Oda iyi çocuk da bu aralar kafayı yedi aşağı mahalleden Nisa ile sevgili."
"Aşağı mahalle de ne var? Aras'ta oraya gitme dedi." "Aşağı mahalle de Aykut diye bir adam var o bizim Mert'in ablası Eda'ya aşık oluyor. Eda abla ise Aras'ın ağabeyine aşıktı aralarında bir yaş vardı. Onlarınki efsanevi bir aşktı. Sonra bir anda Eda ablanın hamile olduğunu öğrendik. Bebeğin babasının ise Aykut olduğunu. Bunu duyan Ahmet ağabey yurtdışına gitti. Bir daha dönmemek üzere Eda abla beş ay oldu doğum yapalı. Bu Aykut çok tehlikeli biri sırf Aras'ın canını okumak için bile bizim mahalleden herhangi biri oradan geçsin başına bir şey geliyor. Aras ve Mert olabildiğince koruyor."
"Minnoş ne gibi bir zarar verebilir ki mesela." "Bizim mahallede dört kıza tecavüz ettiler. Yedi tane erkeği de ağır yaralama ve darp var."
"Güzelim duydun aşağı mahalleden geçmek yok geçmen gerekse bile o zaman beni ararsın ben geçiririm." " O değilde sarı kahraman sen geçenlerde İren'e yanlış bir harekette bulunan çocuğu çok fena yapmışsın." "Sadece kahramanım değil lütfen bende yaptım." Dedi gülerek İren.
(İren'in ağzından)
Gercekten bu kadar tehlikeli olabilir miydi? Bakalım bu yeni yaşam alanında ne gibi maceralara koşacağım.
Bir kaç saat sonra kahramanım ve kardeşim çıktılar Elif'te benim dinlenmem için yukarı çıktı. Elif çıktıktan yarım saat sonra babam geldi. Bir anda yine kıyamet koptu babam bağırmaya başladı.
"Ne demek boşanıyorum?" Ne boşanıyorlar mıydı klasik annem parası gidince babamı bırakmaya karar vermişti. "Bağırma İren zaten hassas bir dönemde. Travma yaşamasını istemiyorum. Zorlaştırma adın temizlensin sonra boşanacağım."
Yine tutamamıştım göz yaşlarımı ne kadar güçsüzdüm yıllardır zoraki devam eden evlilik bitiyor diye ağlıyorum. Bu evliliğin bir gün düzeleceğine olan inancımı hiç yitirmemiştim ama şuan son bulması için konuşuyorlardı.
Tartışma seslerini duymak istemiyorum o yüzden balkona çıktım ama hala nefes alamıyordum. Odama tekrar geçip sert bir şekilde kapımı açıp çıktım annem bana sesleniyordu ama umurumda değildi. Sahilin kenarına gittim.
Neden hiç bir şey güzel gitmiyordu ki. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım etrafımdaki kimse umurumda değildi zaten saat üçtü bu saatte kimse yoktu. Ben öyle sanıyordum ki arkamdan bir elin omzuma dokunmasıyla. Bir anda irkilip kimse kolunu büktüm.
"Aaa sarışın napıyorsun ya? Kolum... bırak kırılacak." "Özür dilerim Aras sende sessiz geldin."
"Seslendim duymadın ki. İyi misin sen?." "Yani ne kadar olursa o kadar iyiyim işte. Kolun çok mu kötü."
"Yok boş bulundum. Yoksa beni böyle duruma getirmek kolay değil beklemiyordum sadece. Daha sertlerini yedim." "Uzman dövüşçüyüm ben." "Haddimi aşmak istemiyorum ama neden bu kadar üzülüyorsun."
Aras'ın telefonuna bir mesaj geldi. Baktı okudu ve geri telefonunu cebine koydu. Sevgilisindendi sanırım. "Önemli bir şey değil." "Gözlerin kıpkırmızı biz seni Elif'ten böyle tanımadık."
"O tanıdığınız İren'in üstünden tır geçti." "Ama hala yaşıyorsun hemde tır geçmesine rağmen."
"Önce bütün servetim ardından annem ve babam boşanıyor. Zaten evli sayılmazlardı. Bir evde hapishane hayatı gibi. Olan benim çocukluğuma onların gençliğine oluyor. O kadar sorunları olmasına rağmen hep vardı inancım o evlilik bir gün düzelecekti. Ama şuan bakıyorum da hiç düzelmeyecek Aras."
"Sevgi ve aşk yok bana göre." "Ben inanıyordum ama Eda abla o aşkına rağmen ağabeyime ihanet ettiği için inanmıyorum."
"Aslında Berk'in anne ve babası hala aşkı ve sevgiye inandıran insanlar." "Neden böyle düşünüyorsun?" "Berk'in babası Alper amca yurtdışında bir şirketin CEO'SU. Selin teyzem ise burada çok güçlü ve başarılı bir avukat. Nerden baksan on yıldır üç ayda bir gelir bir ay kalır ve sonra gider."
"Peki hiç ihanet olmadı mı aralarında?" "Olmadı çünkü Alper amcam Selin teyzemi ilk gördüğü an aşık olmuş." "Ağabeyimin Eda ablaya olduğu gibi."
Bir an durulduk ve sustuk ikimizde. İçimden şarkı söylemek geldi ve bir anda şarkı söylemeye başladım. Sezen Aksu tükeneceğiz şarkısını söylemeye başladım. Aras şok olmuş gibi duruyordu.

(Aras'ın ağzından)
O çok güzel bir kızdı ama yorgunluğu belli oluyordu ağlamış olması nedeniyle burnu kıpkırmızıydı sahilden hafif esen rüzgarlar sarı gri saçlarını geriye doğru atıyordu. Durgun ve güzel az önce telefonuma gelen mesaj Elif'ten gelmişti.
"Sakın babasının annesine ihanet ettiğini söyleme." Anlaşılan babasının annesine ihanet ettiğini bilmiyordu. Az önce ağlayan kız şuan sessizleşti. Derin bir nefes aldı ve şarkı söylemeye başladı. O söyledikçe kapılıp gidiyordum sesi çok güzeldi. Ne oluyordu bana? İren gibi bir kıza hayranlık mı besleyecektim.
Olmazdı önce Nisa işini halletmem lazımdı. Şarkının sonuna gelirken onu iyice inceledim ağlamasına rağmen çok güzeldi. Böylesine güzel bir kızın hayatı nasıl oldu da tersine dönüp bu mahalleye düşürdü.
Şarkının sonuna geldikten sonra bana aşırı derecede şaşıracağım o soruyu sordu. "Ağabeyini çok özlüyorsun değil mi?" "Evet sadece onunla konuşup olan her şeyi ona anlatmayı özlüyorum."
"Neden arayıp sormuyor seni yurtdışındaysa arayabilir." "Duymak istemiyor hiç bir şeyi kimseye ulaşmak istemiyor." "Eda ablaya çok mu öfkelisin?"
"Neden yaptı ki? Her şeyden çok onu merak ediyorum. Neden ihaneti seçti." "Belki tecavüz etti." "Mert bin defa sordu hayır diyor kendi rızam dedi evlenirken de çok ağladı. Gerçi ağabeyim gitti o evlendi."
"Peki ya sen neden engel olmadın madem o kadar ağladı da?" "Engel olamayacak haldeydim sarışın."
"Daha fazla soru sorup bunaltmıyım seni." "Anneni çok seviyor olmalısın." "Hayır ben babamı severim. O benim dünyadaki en çok sevdiğim ve güvendiğim adam. Annem babamı sevmeyi bilseydi şuan çok mutlu bir evliliği olabilirdi. Bildiğim kadarıyla o zamanlar nişanlıymış evlere temizliğe gidiyormuş o sırada babamı görüp bir şeyler hissettiğini düşünmüş babamla bir kere birlikte olmuşlar ondan sonra beni öğrenmiş o nişanlısını bırakıp. Babamla evlenmiş ama sonra o hislerinin gerçek olmadığını anlamış ama artık çok geç ben varmışım ve hiç sevmedi babamı hep kavga ettiler."
"Sende bu yüzden yalnızlığı seviyorsun. Ailen çok sıkıntılı olduğu için." "Evet maalesef öyle." "Annen yaşattığını yaşıyordur belki de." "O ne demek?" "Bir şey değil öyle bir an boş bulundum."
Annesi yıllar önce nişanlısına ihanet etmiş olmasaydı şuan aldatılmazdı. "Peki annen babana niye ihanet etmedi ya da sen mi bilmiyorsun?" "Şaşırtan taraf da o yıllardır ya vakıflarda ya da çiçekçi de. Bir kez bile ihanet etmedi."
"Nişanlısını severken ihanet eden kadın sevmediği kocasına neden ihanet etmez?" "Bence bunu çözebilseydik ağabeyinle Eda ablayı da çözebilirdik."
"Annen babandan korkuyor olabilir mi?" "Zannetmem." "Saat kaç olmuş inanabiliyor musun sarışın?" Telefon ekranımı gösterdim. Beşi gösteriyordu. O sırada bir bildirim geldi ve yüzü düştü. Hemen telefonu çevirdim Nisa yazmıştı işte niye yüzü düşmüştü ki. "Yarın bir şeyler yapsak seni özledim" yazıyordu. Ona kısaca olur yazdıktan sonra. Sarışına döndüm. "Ben gideyim saat zaten geç oldu." "Olur" dedim kısık bir sesle.
(İren'in ağzından)
Çok güzel sohbet edip konuşuyorduk onunla sorular sorup sohbet ederken. Saate baktı ve geç olduğunu söyleyerek saati gösterdi geç olmuştu ve bir anda o bildirim düştü.
Vakit geçirmek istiyordu sevgilisi. Garip olan sevgilisini "Nisa aşağı mahalle" diye kaydetmişti. Mesajı görünce yüzüm düştü.
İnsan düşmanının kardeşiyle neden sevgili olurdu ki? Keşke bazı şeyleri anlamak daha muhtemel olsaydı. Belki o zaman annem ile babamı da çözmüş olurdum.
Sohbet karşısında kim haklı kim haksız beynim donmuştu. Uyumak istiyordum bu yüzden eve gitmek istediğimi söyledim kısık bir sesle olur dedi. Bir anda yüzü düştü. Ayağa kalktı elini uzattı.
Kalktım ve bir anda kalktığım için başım döndü arkaya doğru düşüyordum ki Aras beni sıkıca kavradı. Kokusunu alabiliyordum. Sigara ile karışmış o güzel kokan parfümü. Aşırı hoş gelmişti. Sigara kokusu olmasa kendimi Toprak'ın kollarında gibi hissederdim. Ama burası da huzurluydu. Kokusundan ayrılıp kendime geldiğimde aşırı derecede canım yanmaya başladı. Ayağım ağrıyordu.
"Ayağım" "Sendelerken burkmuş olmalısın." Dedi ve beni kucağına aldı. "Yürüye bilirim." "Olmaz ben çıkartırım."
Ben kucağındaydım gözlerimi diktim serseriydi kendisi tam bir yüzünde yara izleri vardı. Ellerimle onlara dokunmak istedim. Ama ona tutunmak daha mantıklıydı. Karşıya geçti ben kucağında arabalar İstanbul trafiğine kalmamak için yavaş yavaş yola çıkmıştı. Ama yine de kalabalık değildi kapının önüne geldiğinde
"Anahtar var mı?" "Almadım" tam o esnada kapı açıldı. Şaşırdım. Şaşkın yüzle ona bakarken. "Elif'tir sarışın sakin ol" kucağında merdivenleri çıkarken. Elif belirdi.
"İyi mi o?" "İyiyim prensesim ama serseri sağolsun dinlemedi beni kucağında taşıyor." "Eğer ayağına bir şey olduysa diye taşıyorum sarışın."
"Şştt sessiz olun apartmandakiler uyuyor bu saatte." O sırada bizim evin kapısı açıldı annem vardı ben rahatsız olmuyum diye gelin yapıp içeri geçti. Aras beni kucağında odama götürdü ardından Elif geldi.
"Bak sarışının ayağına küçük. Ondan sonra bir şey varsa Mert'i arayım arabayı getirsin." "Bir şey yok gibi gözüküyor." "Tamam şişme falan yaparsa beni arayın."
"Kahramınımı ararız sağol zahmet ettiğin." Nefes nefese kalmıştı Elif'e su getirmesini rica ettim. O suyu almaya gittiğinde gülerek. "Sakar ve sarışın. Tam bir yaz dizisi." Bende güldüm Elif geldi.
"Doğru söylüyorsun da sen bir şirketin CEO'SU değilsin." "Bizim dizinin zengini de sarışın olsun" "Sevmedim. Bu diziyi." "Yaz dizisinin sevilmesine gerek yok sevilmese de izleniyor zaten" dedi Elif.
Aras suyunu içti ve gitti. Elif'te iyi olduğumdan emin olduktan sonra yukarı çıktı. Bende o kadar yorulmuştum ki direk uyudum.
•
•
•