Anında mesaj geldi. Heyecanla açıp baktığım mesajda sadece nokta işareti vardı. Paşama, “ben yazmadan yazma!” dedim ya, bunu göndermiş.
Yeeaağ!.. seni yerim ben beaaağ.
“Amman şeker oğlan, yandım sana oğlaaan!”
Kuş gibi cıvıldamaya başladım. Öyle sevinçliyim ki, bunu asla dile getiremem. Odamın ortasına attım kendimi. Verdim müziği ses bombama. Deli gibi dans etmeye başladım.
“Hayat şaşırtır bazeen anaaam!”
Acayip keyifliyim ya. Benimle ne konuşacağını merak etsemde, en çok sevindiğim şey onu görecek olmamdı. Elimde ses bombamla koştura koştura mutfağa gittiğimde annem ve ablam, adeta gözlerini hiç kırpmadan bana baktılar ve içlerinde sadece benimle eğlenen mama sandalyesindeki Doruk Mertcan’ımdı.
“Oyy senin keyfine kurban olurum ben oğluş.. hadi gelsin şimdi bir Orhan babaaa!”
“Felekle sohbet” başlayınca, kuduruk oğlan yerinde duramaz oldu.
“Eh be kızım şu çocuğu arabeskçi yaptın ya, vallahi pes yani!”
Annemin sitemini duymazdan geldim ve Doruk’umu mama sandalyesinden kaptığım gibi kucağımda onunla birlikte dans etmeye başladık.
“Yerim seni çocuuuk!”
O tontiş yanaklarını, ağzını, burnunu ve çok sevdiğim gıdısını öpücüklere boğdum. İkimizinde keyfine diyecek yoktu. Şarkı bittiğinde ikimizde nefes nefese kalmıştık.
Nihayet kahvaltımızı yapmaya koyulduk. Aynı anda da aşkım, birtanem, nartanem İlker paşamla saat dörtte buluşmanın planlarını deli divane olmuş aklımla yapmaya başlamıştım bile. Kahvaltı boyunca benim kankalarla yazışmaya, arada da anneme ve ablama takılmaya devam ettim. Saat iki gibi gençlerle buluşup, dörtte de İlker’in yanına gitmeyi planlıyordum ve elbette kankalarımın bundan haberi olmak zorundaydı. Beni idare edeceklerdi. Yazışmalarımızda bunu onlara söylediğimde hepsi çıldırdı. Yediğim küfürün haddi hesabı yoktu ama bu benim sevgili kıçımda bile değil. Yirmi yaşındayım, güzeller güzeliyim, aşığım ve aşkımla buluşacağım.
Tamam, egom ve kendime olan güvenim biraz tavan yapmış olabilir, n’olmuş yaneeehyy!.. ama mutluyuuum uleeeynn ve hiçbiriniz keyfime naş naş yapamazsınız! Ufff! Şimdiden sanki yoruldum bu kalp çarpıntılarından beaağ!..
“Kız annem, benim kankalarla buluşacağım ve izin verdiğin için çok teşekkür ederim,” dedim ya, garibim anam önce ablama, sonrada bana baktı. Hemde mal mal baktı.
“Öyle mi yapmışım.. benim niye haberim yok benim kafadan çatlak kızım?”
Eh yani sende haklısın tabii annişim!..
“Şimdi oldu işte annem. Senin çok sevgili oğluşun kekonun sevgilisiyle tanışacağız bugün.. ve ben onu, yani Fruko’yu gömmeye hazırlanıyorum,” dediğimde annem, henüz yudum aldığı çayını masaya püskürttü.
Ohaaa annem yaa!
Doruk bastı kahkahayı.
Ay ne tatlı gülüyor bu çocuk böyle ya!
“Vallahi katilin olurum çocuk. Ne istiyorsun sen Furkan’dan yahu? Çocuğun omuzunu göçertmişsin zaten!” dediği anda
bakışlarım anında ablamı buldu ve elbette ona biraz kızgın baktım. Zilli,gözlerini hemen benden kaçırırken, adım gibi eminim ki şimdi de annemi masanın altından dürtmekle meşguldü.
Vay gammaz seni!.. Maşalllah ayaklı gazete gibi mübarek. Hangi ara söyledi ki bunu? Allah’tan biricik aşkımla olan köşe kapmacalarımızdan bahsetmedin!.. yoksa anam çiğ çiğ yerdi beni.
“Haber alma kaynağında pek sağlammış annem,” derken bakışlarım hâlâ ablamdaydı ve yüzü renkten renge giren ablamda çıt yoktu.
Bakışlarım anneme kaydığında derin bir nefes aldım.
“N’apcaktım yani!.. göbeğimizin birlikte kesildiğini söylediğin kekom, benden bunu gizlerse bende çökerim onun omuzuna tabee! Sen duur! Ben ona daha neler yapacağım!”
Aslında çocuğa bir bok yapacağım yoktu ama, mizanseni kurmaya başlamıştım ve inandırıcı olmam gerekiyordu.
“Çocuğa bir şey yapmayacağına söz ver, ancak o zaman gidebilirsin!”
“Ayyhh!.. ne kıymetliymiş şu kekoş! Tamam tamam!.. heeeçbir şeey yapmiyiciğim anneciğim!”
“Ba ba ba!.. şu konuşmaya bak! Türkçe’nin içine sıçtınız!”
Amanın.. anamın edebiyat dersi başlamak üzere ve sıvışmak zamanıdır! Fallahi heeç çekemem şimdik!..
• • •
Bu ne böyle?.. ekürilerinle birlikte mi geldin, onların yanında mı konuşacağız?”
Tüm gıcıklığımla döndüm ve hemen yanımda tesbih taneleri gibi dizilmiş beş çatlak silahşöre baktım. Hafiften tırsık duran bir tek Furkan uyuzuydu. Bırakmadılar, kurtulamadım ellerinden. Herifin sağı solu belli olmazmış ne de olsa ve alimallah aniden bana dalabilirmiş. Öyle fikir beyanında bulundu benim mallar.
“Bizde böyle İlker bey!.. işinize gelirse!” diye atladı hemen sazan modundaki Gizem cadısı.
“İyi!.. bana göre hava hoş!..”
Adamın bir anda özgüven patlamasına hep birlikte şahit olduk.
“Ben ikimiz için Bağdat Caddesi’nde bir restoranda yer ayırtmıştım, sanırım şimdi orayı kapatmam gerekecek!”
Bana bakarak söylediğ bu sözler karşısında sinir olmadım değil ama hiç istifimi bozmadım. Biricik aşkımda olsa, kankilerimi kimsenin harcamasına izin vermezdim.
“Biz Cadde’den bıktık İlker bey! Siz gerçi alışkınsınızdır ama, isterseniz Sergüzeşt’e gidelim,” dedim.
“Hımm!.. uzun zamandır gitmediğim bir yer! İyi madem, gidelim o halde! Sizler, metroyla mı geleceksiniz?”
Melih kulağıma eğilip, “Kızım ben bu lavuğu döverim ha!.. ayarlarımı bozmasın benim,” dedi ve aslında bende onunla aynı fikirdeydim.
Anlaşılan bu herif bugün uçuşa geçmişti ama, ben ona acil iniş yaptırmayı çok iyi bilirim.
“Yoo, biz gençleri takip edersiniz. Arabamız şurda!” diyerek yol kenarındaki Melih’in Jaguar’ı işaret ettim.
Heyytt beeeaağğ! Jillet gibi parlıyor kuzgunum ve sen de işte öyle ağzın açık bakar durursun arabaya ilker uyuzu!..
Çocukların beni bırakmamış olmalarına şimdilerde sevinir olmuştum. Aklınca İlker paşamız arkadaşlarımı ezecekti ama, eğer böyle davranmaya devam edecek olursa elbette biz de onu çiğneyerek tükürüp atmaktan geri kalmayacaktık.
Sinirlerim bozulmuştu ve aklım çok karışmıştı ama belli etmeme konusunda azimliydim. Sürekli neden böyle davrandığını çözmeye çalışıyordum ve onun bu garip tavırlarının tek sebebini arkadaşlarımın bizi yalnız bırakmamalarına bağlıyordum.
Amaaan!.. neyse ne beeaağ! Bakcez, görcez işte yeaaağ!
Beyfendi, onunla birlikte yolculuk yapacağımı düşüne dursun en şıkından ters köşemi yaptım ve beklediğinin tam aksine Melih’in aracına bindim.
Bana ters ters baktığını gördüğümde, sanki ojelerimi kurutmaya çalışıyor gibi parmak uçlarıma üfledim.
“Seninki o biçim sinir oldu. Başını iki yana salladı veee işte beklenen an.. “senin ağzına sıçacağım elbette!” gülüşü attı, siktirdi gitti arabasına!”
Naklen yayın ekibimizin başarılı sunucusu Ceyda ve yamağı Demir, anlık durumu bildirdiklerinde keyifle kahkaha attım.
“Eferim len!.. işte böyle göremediğim, duyamadığım yerde gözüm kulağım olun yiyin canımı!”
“Hayır yani anlayamadığım şey; yakışıklı pislik niye bizi gömmeye çalıştı, ne yaptık ki biz ona?”
Carlama sırası tiz sesi ile Gizem’deydi ve bazen sarışınlığın hakkını gerçekten veriyordu.
“Kızım niye olacak? Bizim deliyi yalnız bırakmadık diye yapıyor bunu!.. ama insanı öyle değil, böyle gömerler değil mi Jagom?” diye cevap veren ve Jaguar’ın direksiyonunu okşayan kıvırcık Melih’ten başkası değildi.
“Yaa Demiiir! Topla olum şu sonradan çıkmalarını.. daralttın iyice arkayı!”
Arkada dört salak tepişip dururken yola koyulduk. Melih verdi müziği ve hepimiz keyifle şarkıya eşlik etmeye başladık.
“Beni başkasıyla bir tutamazsıın uleeyyn!”
İyice keyfim yerine gelmişti. İlker paşamın benimle ne konuşmak istediğini düşünmek istemiyordum. Belki de benimle helalleşip yoluna gidecekti ve bende sap gibi ortada kalacaktım. Bunun düşüncesinden ödüm koptu ama aynı anda aklıma başka bir şey takıldı. Biz zaten nasıl biz olabilirdik ki? Babam ve annem şu olanları duysa beni öldürüp, bahçeye gömebilirlerdi ve taze gübre ben, toprağıma ekilen lale soğanlarını beslemeye başlardım. Kısacası aslında bu işin hiç oluru yoktu ama, gönül laftan anlıyor muydu ki?
Florya’ya vardığımızda garip bir heyecana kapıldım. Sergüzeşt’in park alanına araçları çektik ve yanına gitmemi bekleyen İlker’i görmezden gelmeyi başararak Gizem ve Ceyda’nın kollarına girdim.
Attığımız her adımda, zaten kulaklarımı bombardımana tutmaya başlamış olan kalbim iyice çıldırdı.
Sakinleşek için derin nefesler almaya başladım.
“Kızım titriyorsun, sakin ol biraz ya!” diyen Ceyda’ya baktım ve öpücük attım.
Restorandan içeri girdiğimizde, beklediğim gibi hemen müdür bey gelip bizi karşıladı. Yağuşuklum elbette yolda giderken onu aramış olmalıydı. Bize ayrılmış olan masaya gittik. Üç kız, ilker paşanın tam karşısındaki minik koltuk tipi sandalyelerde yerimizi aldık. Çocuklarda yerlerine oturduğunda önce garip bir sessizlik oldu. Aslında hiçbirimizin daha önceden buraya gelmişliğimiz yoktu. Bizi aşardı ne de olsa böyle bir yerde yemeğe gelmek ama, hiçbirimiz bunu belli etmedik.
Biraz sonra müdür geldi yine masamıza. Belli ki, İlker ile epey bir dostluğu vardı. Samimi tavırları ve arada bir özelllikle bana attığı kaçamak bakışlarla bir şeylerden haberdar olduğuna dair bir fikre kapıldım.
Yemek siparişleri verildi ve beklemeye koyulduk. Kızlarla kendi aramızda konuşmaya başlamıştık ve şaşılacak şey ki, İlker paşam sanki benim kankalarla kırk yıllık dostmuş gibi sohbet etmeye başlamıştı. Ona gıcık olan çocukları etkilediği çok belliydi. Ne konuştuklarına kulak kabarttığımda Melih’in Jaguar’ı hakkında bilgi paylaştıklarını anladım. İçimizde en iyi durumda olan Melih’ti ama hiçbir zaman bunu bize karşı kullanmadı. Onca zenginliğe rağmen, hep mütevazi davranırdı ve onu çok severdim.
Siparişler geldiğinde yine ortalığı bir sessizlik kapladı ve ben daha etimden ikinci parçayı ağzıma atmıştım ki, İlker’in önce bana sonra da dönüp dikkatle yan masaya baktığını gördüm.
Nolüyooo leyyn?
Yan masaya bakmaya çekindiğim ortadaydı ve sanki telefonuma mesaj gelmiş gibi anında Ceyda’ya yazdım.
“Yan masada kimler var kız? İlker bir bana, bir o masaya baktı!”
İki saniye geçmedi ki, cevap geldi.
“Ayy çok yakışıklı bir çocuk seni kesiyor aşkoom! Seninki bunu fark etmiş olmalı. Kıskandı mı yoksa uyuz mu oldu bilemedim şimdi!”
“Çööş!.. ne bok yeriz lan şimdi?”
“Bok değil de sakince yemeğini ye ve sakın oraya bakma! İlker’den önce bizim deliler atlar herifin üstüne biliyorsun!”
“Heee! Eferim kız! İyi akıl ettin bunu! Hadi bye.. öptüm tombul gıdından!”
“Gıcık!”
Mesajlaşmamız bitmişti ki, İlker paşamın ağır ağır masadan kalktığını ve yan masaya gittiğini görünce nefesimi tuttum.
Noleeyyooo?.. amanın imdatiyeee!..
“Tatlıım!.. hayırdır sen bizim masaya bakıp duruyorsun?” dediğini duydum ya aklım başımdan gitti.
Ama bu kadar güzel de tatlım denmez kii!
Soru sorduğu yakışıklı piç ayağa kalkmak için harekete geçince, İlker’in parmakları vantuz gibi herifin omuzlarına yapıştı ve yerinden kalkmasını engelledi.
“Otur sen tatlım otur yerine! Nişanlıma bakan o gözlerin hala yuvalarında durduğu için çok şanslısın!”
Nişanlım mı? Ayy o ben mi oluyoreemm? Alllaaaaah!
“Yok beyfendi yanlış anladınız siz! Benim kimseye baktığım yok,” diyen herif sapsarı kesildi bir anda. Herif korkudan sarılık geçirecekti ama, asıl korkan ve yüreklerine inecek olan benim kızlardı. İkisi de aynı anda ellerime yapışmışlardı ve titriyorlardı.
“Bak tatlı çocuk! Bir yalanı sevmem, bir de gözümün içine baka baka yalan konuşanı.”
Melih ile göz göze geldiğimizde fısıltı ile, “Bir şey yap olum,” dedim ona ve dumura uğrayan kankim hemen masadan kalktı. İlker, onun harekete geçtiğini görünce oldukça sert, “Otur yerine koçum!” dedi ve Melih, bu uyarı dolu sözleri dikkate almak zorunda kaldı. O yerine otururken, İlker hâlâ omuzuna sıkı sıkı yapıştığı gencin kulağına eğilerek bir şeyler fısıldadı ve doğrulurken bir anda çocuğun omuzunu bıraktı. İki saniye sonra o masada yeller esiyordu.
Yerine dönen İlker hepimize bakarak hiçbir şey olmamış gibi gülümsedi ve, “Afiyet olsun,” dedi.
Neey? Yemek yiyecek hal mi kaldı bizde yahu? Ödümüz bokumuza karıştı ama sen çok tatlısın benim Battal Gazim!
Yemekler yendi, söylenen kahveler içildi ve herifçi oğlu aniden masanın ortasına siyah kadife bir kutu bıraktı.
“Açar mısın?”
Hönk! Bana mı dedi o ya? Açmasam daha iyi mi yahu?
Hepimiz son derece şaşkındık ve İlker’in söyledikleriyle şaşkınlıkta boyut atladık.
“Benimle evlenir misin?”
• • • • •