12 Düğün..

2300 Kelimeler
Oturduğu yerden son hızla ayağa kalktı ve kocaman kocaman açtığı o gözlerini hiç kırpmadan bana bakmaya başladı. Adeta nefes almıyor gibiydi. Sonra aniden yerine oturdu. Gözlerini benden hiç ayırmıyordu ve yine birden ayağa fırladı. Bir şeyler söylemeye çalıştı ama hiçbirimiz ne dediğini anlayamadık. Korkmaya başladım ama, aynı anda da içimden şu halimize zavallı kahkahalar atmak geliyordu. •• Dur kalk yapan otobüs gibiyim. Yolcularımda aklımda deli gibi koşuşturmaya başlayan düşüncelerimdi. Sanki nefes almayı unutmuştum. Son anda fark ettiğim ve ciğerlerimi zorlamaya başlayan soluğumu havaya saldım. “Sen benimle..” dedim ve sustum. Ne diyecektim ki? Düşüncelerimi toparlayamıyorum bir türlü yeaağğ. “Yani ben niye?” “Ama ben seni..” “Yani biz şimdi..” Lan ne saçmalıyom ben yeaağ! Biri beni durdursuuun!.. Şaşkınlığımdan elimi ayağımı nereye koyacağımı bilemedim. Tekrar yerime oturduğumda artık baktığım tek şey o siyah kadife kutuydu. Uleyn niye siyah kutu yahu? Bana mesaj mi vermeye çalışıyorsun a aşkım ya? O anda bunu da düşünebildiğime inanamadım. Masada hakim olan tek şey tam bir sessizlikti ve İlker’ime, aşkıma, yiğidime bakmadan da onun beni göz hapsine aldığını görebiliyordum. Dürttü yine bir şey beni ve bu kez yavaşça ayağa kalktım, sandalyemi geri ittim ve açığa çıktım. Önce bir iki adım ağır ağır yürüdüm ve sonra kıçıma yılan kaçmış gibi koşmaya başladım. Nereye gittiğimi hiç bilmiyordum ve aynı anda hem ağlıyordum, hem de deli gibi gülüyordum. Koşarken birçok duyguyu birlikte yaşıyordum ve içlerinde en bariz hissettiğim iki duygu da, korku ile güvensizlikti. Ya sen benimle oynuyor musun, intikam almak ve hayatımı karartmak için mi benimle evlenmek istiyorsun ha İlker agam ya? Gerçeği bilememek öyle kötüydü ki. Dışarı çıktığımda hayatımda ilk kez sigara içmek istiyordum ve ben daha ne olduğunu anlayamadan arkamdan biri bana sigara uzattı. “Ya şimdi ya hiç!.. ama bana kalırsa bulaşma hiç bu pisliğe!” diyen sesi hemen tanıdım. Peşimden gelmesi daha garip hissetmeme neden oldu. Tam karşıma geçtiğinde önüme eğdiğim başımı kaldırıp aşık olunası yüzüne baktım ve o güzel yüzünde hüzünlü bir tebessüm vardı. “Seni şaşırttığımı biliyorum,” dedi ya, henüz susmuşken, yeniden gözlerimden yaşlar firar etti. Önce parmak uçları ile yanaklarımı ıslatan göz yaşlarıma usul usul dokundu. Ona engel olmak için hiçbir şey yapamadım. Resmen kilitlenmiştim. Sonrasında beni omuzlarımdan tutup yavaşça kendisine çekti ve sarıldı. Bedenim, beni hiç sıkmadan saran kollarının arasında bir kuş gibi titriyordu. Kesin öldüm ben yeaaağ!.. “Hemen cevap vermek zorunda değilsin. Sadece bilmeni istediğim tek şey, senden intikam almaya çalışmadığımdır.” Söylediği sözlerle nuriler aleminden ana döndüm ve nedendir bilmem, duyduklarımla yüreğime serin sular serpildi sanki. Ona inanmayı öyle çok istiyordum ki. “Peki neden ben?” Bizi esir alan sessizlikteBu soruyu sorma cesaretini gösterebildim “Bana aşık ve ben sandığı dublörümü gözaltından kurtarmak için ahmakça bir plan yapacak kaç kız var bu dünyada?” dedi ve tatlı bir kahkaha attı. “Ha bu arada şunu da söyleyeyim, o gece arka koltukta beni esir almana izin verdim. Yoksa beni öyle tereyağından kıl çekercesine etkisiz hale getirmen mümkün değildi küçük hanım!” Parmaklarımla yan boşluğunu yakaladım ve olanca gücümle sıktığımda, ondan hık diye bir ses çıktı. “Şey.. mesaj alınmıştır!” dedi ya, parmaklarım anında gevşedi. Sol yanına dayalı kulağımla, öncesinde yavaşça çarpan kalbinin, son birkaç saniyedir hızlandığına şahit oldum ve onun da heyecan yaptığını anladım. Güm güm!.. benimkini gümletcen aşkıım beaaağ! Ve birden esas kızın aklı başına gelir, olanca hızıyla kendisini geri çeker!.. aptal aptal deli gibi aşık olduğu adama mal mal bakar. Kendimi hiçbir şey söyleyemezken buldum. Ona inanmak istiyordum ama, yine de düşüncelerimin birbirine savaş açtığı bir akılla onun samimiyetini ister istemez sorguluyordum işte. Onu yalnız bırakıp yine kaçtım. Çocukların yanına döndüm ve beni ele geçiren telaşımla, “Hadi kalkın, gidelim burdan!” dedim adeta nefessiz. Onlarda çok şaşkındı ve belli ki aralarında bu ani gelişmenin kritiğini yapmışlardı. Hepsi birden ayaklandılar. Biz resmen koşturarak dışarı çıkarken, İlker hiçbir şey yapmadı. Yüzünde hayal kırıklığı dolu bir tebessümle sadece bizi izlemekle yetindi. Araca kendimi attığımda deli gibi ağlamaya başladım. Kimseden çıt çıkmıyordu. Kızlar ellerimi tutarken başım önümdeydi. İnanamıyordum. Bana gerçekten evlenme teklifi yapmıştı ve üstelik bunu kankalarımın yanında, hiç çekinmeden gerçekleştirmişti. Aklım, duygularım tam bir pazar yeri gibiydi ve her birinden ayrı ses çıkıyordu. Düşünüyordum ve bizim için hiçbir çıkar yol olmadığının farkına varıyordum yine ve yine. O samimi olsada, beni kendisine inandırmayı başarsada ailemi, hele de babamı hayatta inandıramazdı. “Bunun altında bir bit yeniği var! Kesinlikle olmaz!” diyen babamın sesini şimdiden duyar gibiyim. Tek bir çarem vardı. O da, bu aşktan sonsuza kadar vazgeçmekti. Yüreğime oturdu bu düşünce. İçimi sızlattı ve artık hıçkırıklarla ağlamaya başladım. Şimdi tek isteğim; eve gitmek ve bedenimi yatağıma bırakıp hüngür hüngür ağlamaya devam etmekti. • • • Eve döndüğümde babamı salonda oturur görünce neye uğradığımı şaşırdım. Ağlamaktan gözlerimin şiştiğine emindim ve bunu fark etmemeleri için, çareyi yine şaklabanlık yapmakta buldum. “Oyy oyy benim babişim mi gelmiş, hayırdır ya niye döndün sen çok sevgili yalından?” “Hoş buldum kızım, sende hoş geldin,” derken, ufak yollu tersledi beni haklı olarak. Utandım ve koşup ona sarıldım. Başımı göğsüne dayadım. Her an ağlamaya başlayabilirdim. Bunu engellemek için gözlerimi birkaç kez kırpıştırdım. “Özlemişim seni hee yakışıklı.” “Valla bende özlemişim deli kızımı,” dediğini duyunca, daha fazla tutamadım kendimi. Yine tam gaz zırlamaya başladım. Yeni adın zırlayan çeşme olsun Ilgaz manyağı. Babam, elbette ağladığımın farkındaydı. Beni kendisinden uzaklaştırdı. Başım önümdeydi. “Bir sorun mu var?” “Yooo, çok özlemişim seni babacık. Ehh bir ay oldu nerdeyse. Sen iyi misin, bir şey yok değil mi?” Gerçekten neden döndüğünü merak ediyordum. “Ekime kadar beklemeyin beni, bol bol kafa dinleyeceğim,” demişti. Şimdi böyle birden eve dönmesi ister istemez kuşkuya kapılmama neden olmuştu. “Kıramayacağım bir dostumun kızı evleniyor canım Ankara’da. Hep birlikte gideceğiz.” Aldığım cevapla, dönüş nedeninin benimle ya da İlker ile ilgili olmadığını öğrenince, yüreğim anında acayip rahatladı. “Ne zaman bu düğün babiş?” Aslında düğün falan umrumda bile değildi. Aklımı meşgul etmek için sorduğum bu soruya babam, “İki gün sonra canım,” diye cevap verdi ve ekledi. “Aslında hiç düğün havasında değilim ama işte, gitmek zorundayız.” Biraz keyifsiz, hatta aklı bir şey ile meşgul gibiydi ve konu her neyse canını çok sıktığı belliydi. Durmadan bacağını titretmesinden stres seviyesinin yüksek olduğunu anladım. “İyi misin sen babam ya?” “İyiyim be kızım. Sadece güzelim balık avlama işini bırakıp, bu koca şehrin kalabalığına geri dönmek biraz geriyor beni,” dedi ama, ona inanmakta zorlanıyordum. Deli gibi yalnız kalmak istiyordum ama, salonda onu böyle yalnız başına ve sıkıntılı bırakmaktanda utanıyordum. “Kahve içelim mi?” “Bende hiç sormayacaksın sandım çılgınım.” Tüm sevgimle yanağına kocamanından bir öpücük bıraktım ve hemen mutfağa geçtim. Onun sevdiği gibi bakır cezvede kahve yapmaya soyunduğum sırada dış kapımız açıldı ve alışverişten dönen annem ve şürekası eve girdi. Babamı gördüklerinde onlarda tıpkı benim gibi şok oldular. “Ayy aşkım, hoş geldin. Döneceğini niye haber vermedin ki? Bende yarın Doruk ile yola çıkacaktım,” diyen annem, bu yeni gelişmeye çok sevinmişti. Biraz sonra herkes babamın niye döndüğünü öğrenmişti ve şimdiden bu düğünde ne giyileceğine dair fikirler havada uçuşmaya başlamıştı. Anneme ve ablama da kahve yapmıştım. Onlar kahvelerini yudumlarken, yalnız kalmak için can atar olmuştum. İzin istedim ve yanlarından ayrıldım. Odamda uzandığım yatağımda yine ağlama moduna girmiştim ve telefonuma mesaj düştüğünde gözlerimi sımsıkı kapadım. Hiç kimseyle yazışmak dahi istemiyordum. Kankilerime onları arayana ya da ben bir şey yazana kadar sessiz kalmalarını söylemiştim ama, aslında bunun da bir hayal olduğunu biliyordum. Meraklı turşular dayanamamışlardı işte. Hiç istemesemde telefonuma baktım. Mesajın biricik aşkımdan geldiğini görünce, zıpkın yemiş balık gibi yatağımda sıçradım. “İyi misin? Benden kaçarken, kutuyu masada bırakmışsın. Sanırım bu hayır demek oluyor, yanılıyor muyum?” Masadaki kutuya bakarken içimin nasıl acıdığını hatırladım ve aynı acıyı daha beterinden yeniden hissettim. Yanaklarımdan süzülen göz yaşlarımı silerken, derin bir nefes aldım. Ona cevap olarak ne yazabilirdim ki? Hiçbir şey yazmadım. Yeniden yatağıma uzandım ve yüzümü yastığıma gömdüm. Hıçkırıklara dönüşen ağlayışlarımı hiç kimse duysun istemiyordum. Ah uleyn kadeer!.. sıçtın ağzıma, bıraktın beni piç gibi.. • • • Ertesi gün.. Yasın dibini yaşıyorum ben burda beaağ!.. ve bunların derdine de bak hele!.. almayacağım ulan yeni bir elbise işteeeaağ!.. Mağaza tepmekten tabanlarım şişti yahu! Bir bok beğenemediler. Hiç istemediğim halde beni de bu zırvalık kervanına kattılar. Günün sonunda inşallah bir şey beğenirlerde inime geri dönebilirim. Bunlatıcı sıcakta serinlemek için iyi bir seçenek olsada, şu avmlerden nefret ediyorum. İyice daralınca kendimi mağazanın dışına attım. Anaa! Bunun ne işi var burda yaa? Kulaklarımda Orhan baba anında şarkı söylemeye başladı. Mevsim bahar olunca, aşk kapıyı çalınca, sevenler buluşunca yaşamak ne güzel!.. Bi siktir git ya!.. ben buluşamıyorum aşkımla işte aga yeaaağğ! Yaklaşık on metre kadar ilerde, başka bir mağazanın kapısında dikiliyordu. Kollarını göğsünde birleştirmişti ve öylece bana bakıyordu. Birden korkuya kapıldım ve anında annemlerin yanına gitmek için yeniden mağazaya girdim. Deli gibi heyecanlandım. Telefonuma mesaj gelince nefesimi tuttum. Tabii ki mesaj ondan geliyordu. “Benden kurtulacağını sanıyorsan, çok yanılıyorsun. İki dakika içinde ya yanıma gelirsin, ya da bu avmyi başına yıkarım aşkım!” Aşkıım mı? Bana aşkım dedi yeaaağ!.. ölürüm uleyyn senin aşkım diyen o ağzınaa ölürüüüm!.. Gitmek mi zor, kalmak mı?.. Elbette gitmedim ama, bir baktım ki o mağazanın içine girdi. Allaaaah! Kaç kız kaaaç! Nereye kaçabilirdim ki? Yalancıktan kıyafetlere bakar gibi yaparken, bir yandan da onu kesiyordum. Nereye kayboldun sen yaa, hayal mi gördüm ben yoksa? Paranoyaya bağlamıştım ki, bir anda kolumda hissettiğim tatlı bir baskıyla hızla geri çekildim. Bağırmaya bile fırsat bulamazken, kendimi giyinme kabininde buldum ve tam karşımda o vardı. Kabinin kapısı kilitledi ve dönüp bana baktığında korkudan buz kestim. Elimi tuttu ve yüzük parmağıma yüzüğü taktı. “Yiyorsa bir yerlerin!.. çıkar bu yüzüğü,” dedi ve ben daha şoktan çıkamamışken, aniden dudaklarıma kapandı. Hayatımda ilk kez öpülüyordum ve kelimenin tek anlamıyla ayaklarım yerden kesildi. Ona karşılık vermek bir yana, kurtulmak için bile hiçbir şey yapamadım. Aklım, ruhum, bedenim dumura uğradı. Birkaç saniye sonra beni bıraktığında kaskatı kesilmiştim. Yanağıma küçük bir öpücük bıraktı ve kısa bir an gözlerime çok derin baktı. Hiçbir şey demeden beni yalnız başıma bırakarak kabinden çıktığında, hâlâ tir tir titriyordum. Annemin bana seslendiğini duyunca biraz olsun şaşkınlığımdan sıyrıldım ve hemen telaşla yüzüğü parmağımdan çıkardım. Tek çarem o anda yüzüğü kotumun kıç cebinde saklamaktı ve ben de öyle yaptım. Kabinden çıktığımı gören annem sevinçle gülümserken, ben titremeye devam ediyordum. Halimi çakmasın diye otuz iki diş sırıttım. “Ay sonunda sende bir şeyler denemeye karar verdin mi inatçı kızım?” Hee annem, yüzük deniyordum bende. “Yaa evet ama, beğenemedim be anniş!” Yalandan kim ölmüş?.. “Başka mağazaya bakalım kızım, bulursun belki bir şeyler.” Yahu Allah aşkına, elbise zıkkımı kimin umrunda?.. beni bi salın, eve gönderin n’oluur!.. Kim dinliyor ki beni? Hani eskiden derlermiş ya kadın kısmı akşam ezanı okunmadan eve girmesi gerekirmiş diye, vallahi çok haklılarmış. Uleyyn yatsı bile okundu, sırada sabah namazı var ve bunlaf topal bit gibi mağaza mağaza dolaşmaya devam ediyorlar yahu!.. Eve girdiğimizde saat akşamın on buçuğunu gösteriyordu ve ben her türlü bitik haldeydim. “Allah aşkına nerde kaldınız? Az daha gelmeseydiniz hakkınızda kayıp anonsu geçirtecektim bizim çocuklara!” Babamın haklı isyanına bende katıldım. “Vallahi benim suçum yok baba!.. bunlar senin ocağına incir ağacı dikmeye karar vermişler! Çökerttiler seni haberin olsun. Bir maaş full kredi kartına yatacak!” Annem ve ablam, beni yakalasalar çiğ çiğ yerlerdi herhalde. O kadar lafı sıraladıktan sonra orda durur muyum hiç? Anında odama uçtum. Öyle yorulmuşum ki, yatağıma bedenimi bıraktığımda sırtımdaki bütün kemiklerin ağrıdığını fark ettim. Elim, kıç cebibe gitti ve yüzüğü parmaklarımın arasında hissettiğimde gülümsedim. Yeniden parmağıma taktığım yüzüğüme resmen aşık oldum. Çok zarif, tek taşlı altın bir yüzüktü. Hınzır herif seni. Bilerek böylesi bir yüzük seçmiş. Kesin soran olursa imitasyon diye yalanı sallamam için bunu almış olsa gerek. Yatağımda yan döndüm ve yüzüğümü öptüm. Ahh benim beli silahlı, heriflere tatlım diye hitap eden kibar mafya uşağuum, aslanum, paşaların paşası İlker’im.. çok siviyom len ben seni beaağğ! • • • Ankara.. Düğün.. Biz salona girdiğimizde düğün çoktan başlamıştı. Evden rötarlı çıkmanın bedeli olarak epey bir geç kalmıştık düğüne. Babam oldukça sinirliydi ve o sinirin asıl hedefi, annemle ablamdı. Şükür ki, bu kez benim hiç suçum yoktu. Bunun rahatlığı ile salonda bize ayrılmış masadaki yerimi aldım. Salonun ortasında oynayanlar dikkatimi çekti. Birbiri ile kadınlı erkekli uyumlu bir grup, çok güzel halay çekiyordu. İçimden o gruba katılmak geldi. Babamdan izni kapınca, hemen hiç tanımadığım bu ekibe katıldım. İlk okulda folklör ekibindeydim ve doğu halayını iyi bilirdim. Halayın sonundaki hemcinsimin eline yapıştım. Mis gibi üç ayak oynanıyorduk. Anında adımlara uyum sağladım. Elini tuttuğum kişi, kulağıma doğru uzanarak, “Hoş geldin kız, aferin sana!” dediğinde gülümsedim. “Hoş buldum ablam,” dedim ve beni dürten isteğe karşı koyamadım. Çektim zılgıtı. Bunu duyan ekipteki kadınlarda zılgıtıma eşlik ettiler. İşte ondan sonra kıyamet koptu. Öyle bir hızlandık ki, bir ara yerde miyim, gökte miyim şaşırdım. Ter içinde kalmıştım ama, bu benim umruda değildi. Diğerlerininde benden farkı yoktu ve hiç kimse bu durumu gerçekten umursamıyordu. Ekipten bir kadın ve bir erkek, bizden ayrılarak pistin ortasına geçtiler ve kendi etraflarında dönüp, sonrasında birbirlerine yaklaşıp havaya kaldırdıkları ellerini buluşturdular. Gruptan biri, “Kurban olurum kız Emoş sana,” diye bağırınca diğerleri bastı yine zılgıtı. Yanımdaki kızda, “La bizim deli ekibe hoş geldin. Ben Defne,” diyince, bende, “Ilgaz, memnun oldum,” dedim. “O kadar emin olma canımcım,” dedi ve bastı kahkahayı. Benden daha kaçığı da varmış diye düşünmekten alamadım kendimi. Nihayet halay bittiğinde ekip dağılınca, Defne’ye teşekkür edip masama dönmeye hazırlanıyordum ki, yeni bir halay başladı. Elime yapışan eli gördüm. Defne’nin beni bırakmaya niyeti yoktu ve bende aslında onca yorgunluğuma rağmen buna dünden razıydım. Yeniden halay sırasına girdiğimde ekibin ortasındaydım ve tam halaya başlamıştık ki, Defne elimi bıraktı ve araya bir başkası girdi. Kim diye merak edip baktığımda hayatımın bilmem kaçıncı şokunu yaşadım. Çüüüş!!. Nasıl ama yani yaaa? “Olum senin ne işin var burda yaa?” “Bundan sonra böyle aşkım! Sen nerede, ben orada!” Sıçtıık! • • • • •
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE