5. BÖLÜM (PART 4)

483 Kelimeler
Duyduklarını çok sonradan idrak ettiğinde ise gözlerini de kocaman açmıştı. Bunun olması mümkün değildi. Yemek sonuna kadar beklerlerse, gece yarısına anca evde olurlardı. "Ne? Neden yemek sonu? Bizim işimiz bitti işte." sonlara doğru sitemle sürdürmüştü cümlesini. Nilay ise dudaklarını büzerek, "belki bize ihtiyaç olabilirmiş." diye cevapladı arkadaşının sorusunu. "İyi de bizim dışımızda daha 8 kişi var. Sadece bize mi ihtiyaç duyacak bu insanlar?" Sitem dolu sözlerine devam ediyordu. Bunlardan nasibini alan Nilay ise sadece bilmediğini gösteren bir bakış göndermişti. Patronunun bunu bilerek yaptığını düşünmeye başlamıştı artık. Tam bu sefer kendisi Nejat Bey'e doğru adımlamıştı ki, büyük salonu dolduran alkış sesleriyle durmak zorunda kaldı. İçi sıkıntıyla dolup taştı. Gecenin yarısı neyle, nasıl gideceklerdi eve? Çalan zil sesiyle birlikte gözlerini cebinden çıkarmış olduğu telefonuna doğru indirdiğinde, annesi çoktan kendisini aramaya başlamıştı bile. Biliyordu ki bu ilk arayışı olmayacaktı. Açıp açmamakta kararsız kalmıştı. Ama etraf çok gürültülüydü. Burada konuşamayacağının farkındaydı. Salondan dışarı da çıkamazdı. Nejat Bey'in keskin bakışları üstlerindeydi. Büyük bir oflama içerisinde bakışları salona giriş yapanlara çevrilmişti. Önden büyük patron olduğunu düşündüğü Mehmet Kandemir, onun ardından da O giriş yapmıştı. Kızın gözleri şaşkınlıkla aralandı. 'Büyük patronun oğlu, bu adam mı?' diye düşündü bir an. O katran karası gözleri ve karanlık bakışları elbette tanımıştı görür görmez. Karan'ın bakışları da çok kısa bir an genç kıza kaydı, ardından önüne döndü. Saatler öncesinde yaşadığı talihsiz bir olay sonucunda o alımlı kadının söylediği şey düştü zihnine. 'Sen O'nun kim olduğunu biliyor musun?' O zaman bilmiyordu fakat şimdi her şey netlik kazanmıştı. Şimdi öğrenmişti onun kim olduğunu. O, büyük patron Mehmet Kandemir'in oğluydu. O, şu an bulundukları otelle birlikte oteller zincirinin tek varisiydi. O'nun babasının bir sürü holdingleri vardı ve o, mirasının tek sahibiydi. O, sabahtan beri herkes tarafından ismi geçen Karan Kandemir'di. Ama Güneş bilmiyordu ki, bildikleri bunlarla sınırlı değildi. O karanlığın adamıydı. O gecenin ta kendisiydi. O siyahın en karanlık tonuydu. Ve genç kız bunları henüz bilmiyordu. Dakikalar öncesinde susmuş, ama tekrar çalmakta olan telefonuna bakışlarını tekrar indirmek üzereydi ki, tam o sırada birini daha fark etti. Titredi elleri. Ayaklarının bağı çözülmek üzereydi. Yıllar önce kendilerini terk edip giden adamdı bu. Mehmet ve Karan Kandemir'in arkasından salona giriş yapmıştı o da. Bütün davetliler yerlerine oturmuştu fakat onun gözleri hala o adamdaydı. 'Baba' diyemediği o adamda. Tek gözünden bir damla yaş aşağı doğru yol alıyordu ama bakışlarını da ondan çekmemişti. Mavileri adeta buz kesmişti. Ve o adam, hala kızını fark etmemişti. Baba neydi ki...? Baba diyardı. Ocaktı baba. Gönlü gök gibiydi. Kah gürlerdi, kah ışıldardı. Kimi zaman kaşları çatık olsa da, yüreği sen için çarpan bir sırttı baba. Kapıydı baba. Darda kaldığında yüz sürebileceğin bir eşikti. Sevincine ortak, dilediğinde koşacağın ilklerdendi baba. Gözyaşlarını omzunda dindirebileceğin, dizine başını huzurla bırakabileceğin güvenilir bir limandı baba. Baba yardı. Ve ilk sevdaydı. Ama genç kız babasına karşı bu duyguları hissedememişti. Belki de asla hissedemeyecekti. ☀️ DEVAM EDECEK... Sizce Güneş'in babasının orada ne işi olabilir? O adamın Karan Kandemir'le ne gibi bir bağlantısı olabilir?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE