6. BÖLÜM (PART 1)

1213 Kelimeler
Hayat önceden kıymetli değildi bu kadar. Yaşamanın hiçbir anlamı yoktu, önemi yoktu. Sonra o çıkmıştı karşısına, üstüne bir de onu kaybetme korkusu... Hiçbir düşünce bu kadar ürpertmemişti içini. Düşüncesi bile aklını başından alırken, yaşanmışlığını düşünemiyordu genç adam. O'nu düşündükçe içinin ısınması gerçeğin ta kendisiydi. Oysaki daha önce hiçbir kadına karşı böylesine derin duygular hissetmemişti. Hissedemeyeceğini de hep düşünmüştü. Ama ne yazık ki yanılmıştı. İlk defa. Nereden bilebilirdi ki bu kızın onun zaafı olabileceğini. Bilemezdi. Çünkü karanlık bir adamdı o. Hiçbir şey onun zaafı olmamalıydı. Karan bu düşüncelerle birlikte ellerini sıkı bir yumruk yaparak çekti gözlerini alamadığı o deniz mavilerinden. Lakin dakikalardır onu izlemekteydi. Şu an yakınında mıydı yoksa uzağında mı belli değildi. Aynı ortamdaydılar fakat birbirlerinden uzaktaydılar. Daha fazla bu çelişkiyi düşünmek istemedi genç adam. Güneş onun farkında bile değildi. Onun o derin ve anlamlı bakışlarından bir haber sıkılmışcasına etrafında gezdiriyordu gözlerini. Karan, onun kendilerine doğru bakmadığından emin olduktan sonra öfkeyle yanında oturan adama hafifçe çevirdi siyahlarını. "Neden buradasın!" Soru sahibine direkt ulaşmıştı. Umursamazca omuzlarını silkerken cevap verdi. "Mehmet Kandemir adına düzenlenen bu yemekte ben olmasam olur muydu? Bir akrabalığımız var nasılsa öyle değil mi?" son cümlesi tek kaşını kaldırmasına sebep olmuştu. Genç adamın kömür karası gözlerinde hiçbir değişiklik olmazken öfkeyle soluklanmasına engel olamamıştı. Evet yengesiyle evliydi ama bu, akraba olduklarını göstermezdi. Karan onu bir akraba olarak görmüyordu. Hem zaten evlendiği kadın da artık onun yengesi değildi. Sonuçta amcasıyla evli değildi, boşanmışlardı. Artık amcasının karısı olmadığı için de yengesi sayılmazdı öyle değil mi? Sinirle bakışlarını bir kez daha o deniz gözlerinin olduğu tarafa çevirdi. Hala kendilerine doğru bakmadığını görünce de derin bir nefes alarak rahatladı. "O seni görebilir! Buraya gelmemeliydin!" Adam, onun ne demek istediğini anlamayarak başını genç adama doğru çevirdi. "Kim?" diye sordu. Ama bir cevap vermesini beklemeden de onun baktığı yöne doğru çevirdi başını ve gördü bahsettiği kişiyi. Ta ki onu görmeyi beklemiyordu. Onun burada olduğunu bilmeyerek gelmişti. Daha yeni fark ediyordu uzun zamandır görmeye yüzü olmadığı fakat özlediği kızını. 'Acaba beni görmüş müdür?' diye sordu kendi kendine. Bu düşünce korkuttu onu. 'Ya gördüyse' diyerek kendi kendine verdi cevabını. Ama genç kıza bakılırsa pek görmüş gibi durmuyordu. Kendisinin olduğu tarafa bakmıyordu bile. Bu düşünceyle birlikte rahatladı. En azından o öyle düşünüyordu. Bilmiyordu ki Güneş babasını çoktan görmüştü. Gözlerini rahatlamayla birlikte kapatıp açtığında başını genç adama doğru çevirdi. "Bilmiyordum... Onun burada olacağını bilmiyordum." Karan öfkeli siyahlarını adama çevirdi. Ciddi olup olmadığına baktı. Zira onun bu otelin ortaklarından birinin kafesinde çalıştığını biliyordu. Bilmemesi olağan dışıydı ama o gerçekten kızınında olacağını bilmiyormuş gibi bakıyordu kendisine. "Dua et seni gece sonuna kadar fark etmesin! Yoksa elimden çekeceğin var!" Öfkeyle tısladıktan sonra önüne döndü. Onun babasını fark edip etmemesi umrunda bile değildi ama eğer fark ederse Güneş'in kabuk bağlayan yarasının yeniden kanayacağını biliyordu. Ve genç adam bunu istemiyordu. Çünkü farkındaydı. O aslında babasını hiçbir zaman unutmamıştı. Bunu o mavilere baktığında anlayabiliyordu. Unuttuğunu ve mutlu olduğunu göstermeye çalışıyordu herkese. Başarıyordu da aslında ama genç adam onun gözlerine öyle derin bakıyordu ki, Karan o göz bebeklerinin ardında gizlemeye çalıştığı yarasını pekala görebiliyordu. Bunu ise ancak Karan gibi derin bakanlar görebilirdi. Ve o sadece Güneş'in gözlerine öylesine derince bakıyordu. Her ne kadar o bunu bilmese de. Karan'ın derin bakan gözleri kıza çevrildi tekrar. Uzun uzun baktı o ezberlediği güzel yüzüne. Katran karası gözleri önce mavilerinde oyalandı. Oradan kiraz gibi kırmızı al yanaklarında, ve hemen sonra pembemsi, biçimli dudaklarında. Ardından güneş kadar sapsarı olan saçlarına ulaştı bakışları. Onu artık ezberlemişti ama yine de bıkmadan usanmadan saatlerce güzel yüzünü izleyebilirdi. Sanki eşi benzeri yoktu. Ondan bir tane daha olması imkansız gibiydi. Aslında bir kadın güzel olduğu için sevilmezdi... Sen sevdiğin için güzeldi o. Sırf sen seviyorsun diye herkesten farklıydı, herkesten başka bakardı o gözleri. Senin ona verdiğin değer kadar anlamlıydı. Sevdikçe daha da güzelleşip kıymetlenirdi. Genç adam bu düşünceleriyle birlikte yutkunmasına engel olamadı. Şu an yemekte olduğunu ve etrafınında kalabalık olduğunu tamamen unutmuştu. Daha fazla dikkat çekmek istemiyordu. Bakışlarını ondan çekerek önüne dönmesi bir oldu. Ona her baktığında, her geçen gün daha fazla aşık oluyordu ve genç adam buna engel olamıyordu. ☀️ ☀️ ☀️ Anlatamıyordu, yazamıyordu, söyleyemiyordu genç kız. İçinde olan bu koca boşluğu dolduramıyordu. Ağlamak istiyordu ağlayamıyordu, bağırmak istiyordu bağıramıyordu, gitmek istiyordu gidemiyordu. Çünkü biliyordu, kalıp her şeyle yüzleşmek zorundaydı. Artık duygusuzlaşıyordu, hissetmiyordu. İçindeki o boşluk onu yavaş yavaş tüketiyordu. Artık kendi içinde sıkışıp kalmıştı. Herkesten, her şeyden uzakta, kimsenin görmediği karanlık bir yerde kalmıştı ama bunu kimse görmüyordu. Çıkamıyordu da oradan, yol bulamıyordu. Kalakalmak. Şu an tam olarak bu fiili yaşıyordu genç kız. Dakikalar önce dolu dolu olan mavileri hala onları bırakıp giden babasındayken, o karanlık bakışlı adamında kendisine baktığını fark etmesiyle birlikte çekmişti bakışlarını o taraftan. Gözlerinden yaşlar akmak için büyük ısrar içindeydiler ama o zor da olsa tutuyordu kendini. Tutmak zorundaydı çünkü. Burada, bu kadar insanın içinde ağlayamazdı. Farkındaydı. Katran karası gözler hala ondaydı. Bu bakışlar karşısında elleri titredi. Ayak bağı çözülmüştü, kendini bırakıverse yere düşmesi an meselesi olurdu. 'Neden bana bakıyor ki' diye düşünmesine engel olamadı. Kim olsa aynı şeyi düşünürdü. Lakin kendisinden o gözlerini bir türlü çekmediği gibi siyahlarını kırpmadan bakıyordu. Nedense içi titredi. Ne yapacağını bilemez bir şekilde etrafına bakınmaya başlamıştı o da. Umursamaz bakışlar atıyordu herkese. Ama içindeki kopan fırtınayı da bir tek kendisi biliyordu. Yıllar sonra babasını görmüştü ama o ne yapacağını hiç bilmiyordu. Oysaki yanına gidip 'baba' demeyi o kadar çok isterdi ki. Ama diyemiyordu. Diyemezdi. Çünkü bir yanı da ona kırgındı. Hatta nefret ediyordu. Onun, bu insanların arasında ne aradığını düşünmeden edemedi. Bu yüzden miydi her şey? Bu zenginlik için mi bırakmıştı karısını, kızını? Kendi kendine alayla sırıtmadan yapamadı. Ondan tiksindiğini çok sonradan fark etmişti. Oysaki dakikalar önce neler düşünüyordu. O, baba demeye bin şahit arardı. Daha fazla burada duramayacağı kesindi. O adam, kendisini fark etmeden bir an önce gitmeliydi. Dakikalar sonra yine titremeye başlayan telefonu sayesinde sıyrıldı düşüncelerinden. Titreyen göz bebeklerini elinde tuttuğu telefona indirdi. Annesinin bilmem kaçıncı arayışıydı bu. Bulunduğu ortamın kalabalığından dolayı da açıp cevap verememişti. Ne kadar çok merak ettiğini tahmin edebiliyordu. Hemen annesine kısa bir mesajla çalıştığını ve biraz geç geleceğini haber verdi. Ardından saatine göz attığında onbire geliyor olduğunu gördü. Sıkıntıyla arkadaşı Nilay'a bakmak için gözlerini etrafta gezdirdiğinde onun masayla ilgilendiğini gördü. Bir an önce buradan gitmeliydi. Nasıl gideceğini ise hiç bilmiyordu. Bu saatte otobüs bulur muydu, ondan da emin değildi. Salondan çıktığında bir kaç saniye durdu, derin derin nefesler aldı. Daha fazla burada durmanın bir anlamı yoktu. Bir şeyleri hissediyordu genç kız ama ne olduğunu bilmiyordu. Bir yerden kaçıyordu ama nereye olduğu belli değildi. Bir şeylerden soğuyordu ama yaşamdan mı insanlardan mı çözebilmiş değildi. Birileri onu üzüyordu ama sorsalar isimlerini söyleyemezdi. Çok karışık duygular içerisindeydi. İçi çığlık çığlığa bağırıyor ama kimse duymuyordu. En sonunda asansör durdu ve kapısı açıldı. Giriş kata inmişti. "Güneş." Kendisine seslenen kişiye başını çevirdiğinde Kerem'le göz göze geldi. "Bir sorun mu var?" diye sordu, gözlerini şüpheyle kısmıştı. "Benim eve gitmem gerekiyor da. Bana bir taksi çağırabilir misin?" Genç adamın dudakları samimiyetle kıvrıldı. "Benim mesaim bitmek üzere zaten. Seni ben bırakabilirim istersen." Genç kız şüphe dolu gözlerini karşısındaki adama yönelttiğinde güvenip güvenemeyeceğini ölçüyordu kendince. Ama kahretsin ki erkeklere güvenmiyordu. "Teşekkür ederim ama buna gerek yok. Ben taksiyle gidebilirim." Kerem'in bakışları hala samimiyet doluydu. "İnsan yemiyorum, korkmana gerek yok." derken dişlerini göstererek hafifçe gülmüştü yaptığı şakaya uyarak. Genç kız derin bir nefes alırken araya giren çok keskin başka bir ses oldu. "Biz bırakırız!" ☀️ DEVAM EDECEK... Sizce ses kime ait olabilir?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE