İkisi de sesin geldiği yöne baktığında görmüşlerdi onu. O katran karası karanlık bakışları. Güneş o an düşündü, 'O ne ara gelmişti?'
Oysaki genç adam, dakikalar önce gelmiş ve ikisinin diyaloglarına bütünüyle şahit olmuştu. Şu an öfkeden bütün uzuvları titriyordu. Kerem'in ettiği ısrarlara çok öfkelenmişti. Hala büyük bir öfkeyle genç adama bakarken başıyla sertçe işine dönmesi gerektiğine dair bir işaret yaptı. Ve Kerem elbette anlamış ve korkudan titremeye başlayan ayaklarına yön vererek yerine geçmişti. Karan Kandemir'den kim korkmazdı ki?
Genç kız ise ne yapacağını bilemeyen bir tavırla put gibi yerinde durmaktaydı. Karan bir süre daha o mavilere baktıktan sonra göz temasını kesmeden, "Serkan!" diye seslendi. Bir kaç adım gerisinde duran sağ kolu anında, "buyur abi?" dedi.
"Arabayı hazırla!"
Bakışlarını bir saniye olsun kızdan çekmeden konuşmuştu sağ kolu Serkan'la. Sesi her zamanki gibi ifadeden yoksundu. Onun doğası böyleydi.
Genç kızın da bakışları bir anlık emir verdiği kişiye gittiğinde şaşkınlıktan olsa gerek ağzı açık kalmıştı. Bu, adının Serkan olduğunu öğrendiği adamı daha önce gördüğünü elbetteki hatırlamıştı hemen. Kendisini yol ortasında sıkıştırdıkları o iki şerefsizden kurtaran adamdı bu. Gözleri şaşkınlıkla açıldığında, Serkan'da onun bu bakışlarından dolayı kendisini hatırladığını anladı ve hafifçe gülümseyerek patronuna geri döndü. Genç kız, 'Neler dönüyor burada' diye düşünürken bulmuştu birden kendini.
"Emredersin abi." diyerek otelden çıkmıştı Serkan. Böylelikle genç kızın mavileri tekrar o katran karası gözlere gitti istemsizce. Ne yapacağını hala bilemiyordu. Eli ve ayağı titriyor olması da cabasıydı. Ama neden titriyordu, o da bilmiyordu. Belki kendisini içine çeken o derin bakışlarından heyecanlanmıştı, belki de onun o karanlık bakışlarından korkmuştu.
Genç adam derin bir nefes alarak gözlerini sonunda kızdan alabildiğinde, "gidelim!" diyerek arkasını döndü ve otelin çıkışına doğru yürümeye başladı. Güneş şaşırmış bir şekilde hala olduğu yerde put gibi duruyordu. Gitmeli miydi? Ne yapmalıydı? O bunları düşünürken arkasından gelmediğini fark eden adam, adımlarını durdurdu ve başını arkaya doğru çevirerek onunla gözlerini tekrar buluşturdu.
Bu sırada Kerem ise olduğu yerde durmuş ikiliye bakmaktaydı. Lakin sürekli içinden, 'umarım onunla gitmez' diye sayıklayıp duruyordu. Karan Kandemir'in ne kadar tehlikeli bir adam olduğunu biliyordu, fakat o asla Güneş'e zarar vermezdi. İşte bunu bilmiyordu.
Genç adam da onun hala onlara bakıyor olduğunu fark etti. Siyahi gözlerini genç kızdan çekerek Kerem'in olduğu tarafa yöneltti. Onun bakışları diğerinin aksine oldukça korkutucuydu. Gözlerini kısmış bakmaya devam ederken, tedirgin bir şekilde en sonunda önüne dönmüş, işine devam etmeye başlamıştı. Fakat Karan hala ona öfke dolu bakıyordu.
Onun Güneş'e olan o hayranlık dolu bakışlarını elbette fark etmişti. Bir an onu kovmayı bile düşündüyse de sonra bu düşüncesinden vazgeçmişti. Evet kıskanmıştı, hatta onun hissettikleri karşısında kıskançlıktan daha öte bir şeydi bu, ama yine de o, birini işinden edemezdi. Sonuçta ekmek parasını buradan kazanıyordu. Zaten bir daha genç kızla karşılaşmaları olağan bir durum bile olmayacaktı. Bir kereliğine, bu yemek organizasyonu için çalışmaya gelmişti bu otele. Bir daha da gelmeyecekti.
Genç adam bu düşünceleriyle birlikte soluklandı ve tekrar kızla göz göze geldi. Uzunca bir süre vurgunu olduğu o mavilere odaklandı. Ağzını aralamıştı ki, başka bir yerden bir kız sesi girdi araya.
"Güneş burada mıydın? Bende her yerde seni arıyordum." diye söylenerek yaklaşan kişi Nilay'dan başkası değildi. Fakat Güneş bunu duymuyor gibiydi. Hala karşısında dikilen adama bakmaktaydı. Neden bakıyordu? Neyine bakıyordu? Ya da neden gözlerini çekemiyordu? O da bilmiyordu. Nilay daha fazla yaklaşarak konuşmaya devam etti.
"Patrona söyledim. Yemek de bitti zaten. Artık gidebiliriz. Ben hemen bir taksi çağırıyorum." cebinden telefonunu çıkarıyordu ki, varlığını fark etmediği adamın konuşmasıyla birlikte irkildi ve neye uğradığını şaşırdı. Üzerinde günün yorgunluğu olacak ki, Karan Kandemir'i fark etmemişti.
"Taksiye gerek yok. Biz sizi bırakacağız!"
Sesinden sonra duyduklarıyla birlikte Güneş gibi onunda nutku tutulmuştu. Genç adam onun o bakışlarını umursamayıp attığı adımlarına devam etti.
Nilay arkadaşının bu şaşkın halini pekala anlayabiliyordu, çünkü kendisi de bir o kadar şaşırmıştı ama kendine gelmesi de kısa sürmüştü. Arkadaşının bir kaç defa dürtmesiyle birlikte Güneş irkilerek Nilay'a döndü. "Hadi ne bekliyorsun, gidelim. Adamı daha fazla bekletmeyelim."
Genç kız yutkunmasına engel olamadı. "Onunla mı gideceğiz?"
Gözlerini kocaman açarak sormuştu bu soruyu.
Nilay gözlerini devirerek cevap verdi. "Burada yatmayı mı planlıyordun?"
"Taksi çağırabiliriz."
"Taksi olmaz artık. Adam bizi bekliyor, hadi." diyerek kızı kolundan tutup beraberinde yürütmeye başlayan Nilay nedensizce heyecanlıydı. Sonuçta ilk defa zengin birinin arabasına binecekti. Ve o, bu otelin sahibiydi. Karan Kandemir'di. Onun arabasına binen sayılı kişiler arasına gireceklerdi.
İki genç kız büyük, siyah jeep arabanın yanında durdular. Oldukça büyük ve simsiyahtı. Camları filmliydi. Dışarıdakiler içini göremiyordu. İkisi de arabanın açık kapısından içeri girdiler. Karşı karşıyaydı koltuklar. Daha fazla bekletmeden genç adamın karşısına oturdular. Anında kapı kapandı, araba hareket etti. Arkada üçü oturuyordu. Arabayı kullanan ise Serkan'dı.
Karan, katran karası gözlerini tekrar sabitledi karşısında oturan kızın mavilerine. Onun zaten ezberinde olan yüzünü incelemeye başladı bir kez daha. Güneş kadar sapsarı saçlarında, deniz kadar masmavi gözlerinde, pembe, biçimli dudaklarında oyalandı siyahları. Gözlerini bile kırpmadan genç kıza bakmaktaydı.
Güneş'in ise bu bakışlar karşısında nedensizce içi titredi. Ellerini adeta nereye koyacağını bilemedi. Mavilerini adamın gözlerinden kaçırıp duruyordu ama yine de sonunda ona bakmaktan kendini alamıyordu. Baştan aşağı titrediğini hissetti. Nefesi kesilir gibi oldu. Soğuk soğuk terler dökmesinin sebebini ise bir türlü anlayamadı. 'Neden öyle bakıyor' diye düşünmesine mani olamadı. Zira bu yunan tanrısı gibi olan adam kendisine başka, bambaşka bakıyordu. Bunu anlamamak aptallıktan başka bir şey olmazdı. Hatta öyle ki, bunu Nilay bile fark etmişti.
Adam hala gözünü bile kırpmadan kıza bakarken, Güneş daha fazla direnemedi. O da onun bakışlarına karşılık olarak adamın siyaha çalan gözlerine bakmaya başladı. Karşısındaki bu adam, her genç kızın hayali olan bir adamdı. Siyahi saçlara, saçları gibi simsiyah gözlere, gözleri gibi de siyah, ve. düzenli, özenli sakallara sahipti. Adamın karizmatiği yıkılıyordu adeta. Sanki moda dergilerinden fırlamış gibiydi.
Ama karanlık bir adamdı.
Bunu o gizlemeye çalıştığı bakışlarının arkasında görebiliyordu. Genç kız bu düşünceleri arasından derin bir nefes aldı ve tekrar zorla da olsa birleştirdi gözlerini onunkilerle.
Bakışlarında bir his vardı. Taş kadar ağır, gece kadar karanlık, ağrı kadar sızılı ve ateş kadar yakıcı... Binlerce duyguyu aynı anda hissettirecek kadar da kalabalıktı o his. Başka nasıl tarif edilirdi bilmiyordu, ama çok tuhaftı.
'Bu yol niye bu kadar uzadı' diye sessizce mırıldanarak mavilerini kaçırdı adamdan. Ellerine indirdi bakışlarını. Huzursuzca kıpırdandı yerinde. Bir an önce arabadan inmek istiyordu. Bu adamda bir şeyler vardı. Değişik, tuhaf bir şeyler. Bakışları gibi tuhaf, kendisi gibi değişik bir şeyler... Ama çözemeyeceği de aşikardı. Çünkü bunların yanında çok da gizemliydi. Karan ise onun heyecanlandığını fark ettiği an dudağı varla yok arası kıvrılmıştı.
Tam o sırada telefonunun zil sesi doldurdu arabanın içini. Annesi yine arıyordu.
"Efendim?" diye açarak kulağına götürdü.
"Kızım neredesin sen?" annesinin sesi oldukça endişeli ve kızgınca ulaşmıştı kulağına. Derin bir nefes aldı. Çok merak etmiş olmalıydı. Bu sırada Karan'da bakışlarını bir saniye bile olsun çekmemekte ısrarcıydı.
"Geliyorum annecim." sesi sanki kısıldıkça kısılıyordu. Daha önce hiçbir erkeğin bakışlarına bu denli maruz kalmamıştı.
"Ne demek geliyorum! Saatin kaç olduğundan haberin var mı kızım senin?!"
Annesi uzatmakta niyetliydi belli ki. Çünkü kızı ilk defa bunu yapıyor, ilk defa eve bu kadar geç kalıyordu. Haliyle annesi de alışık olmamasının yanı sıra merak etmiş, bir şey olduğundan bile endişelenmişti.
Tam da o sırada araba durdu. Camdan dışarı baktığında geldiklerini anlamıştı. "Geldim anne. 5 dakikaya evdeyim." diyerek aramayı sonlandırdı. Arabanın kapısı açıldığında önden Nilay, ardından da Güneş inerken ani bir hareketlenme yaşadığı için dengesini kaybeder gibi oldu fakat Karan, bir kez daha imdadına yetişerek iyi bir refleksle kızı belinden yakaladı ve Güneş düşmesini engellemek için elini adamın güçlü kollarına refleksle bırakıvermişti.
Kısa dakikaların ardından Güneş dengesini sağladığında, adamın bu yakınkığı yüzünden heyecanı iki kat arttı. Yüzünü yerden kaldırdı, adamın buğday tenli yüzüne bakmaya başladı. Ve hala temas halindeydiler. İkisininde kalpleri hızla çarpıyordu. İlk kendine gelen Güneş, yavaşça ellerini adamın kollarından çekti. Bu hareketten sonra Karan'da usulca ellerini onun belinden çekmişti. Genç kız gözlerini kaçırmaya başlamıştı fakat adam hala ona bakmaya devam ediyordu.
En sonunda Güneş'te arabadan indiğinde, Nilay ona muzipçe bakıyordu.
Ve bu bakışları umursamamaya çalışan Güneş, eve doğru ilerlemeye başladı hızlı adımlarla. Daha sonra Nilay'da onun hızına ayak uydurmak istercesine arkasından yürümeye başladı. Evin kapısına yaklaşmışlardı ki, Güneş adımlarını durdurdu ve başını arkasına çevirmesine engel olamadı. Arabanın kapısı kapanmıştı fakat araba henüz hareket etmemişti. Camları filmli olması sebebiyle genç kız içerisini göremiyordu ama nedensizce adamın kendisine baktığını hissedebiliyordu.
İki genç kız eve girene kadar araba hala gitmemişti. Güneş kafasındaki düşüncelerle birlikte ayakkabılarını da çıkardığında Nilay çoktan salona varmıştı bile. Kendisi tek yaşıyordu. Ayla Hanım'ın da kızını ne kadar merak ettiğini bildiğinden onunla gelmek istemişti. Ayla Teyzesinin merakını biraz olsun hafifletmek istemişti.
"Güneş! Kızım bu saat oldu neredesin sen?" diye sinirle sorarak mutfaktan çıkmıştı annesi. Kaşları çatık bir şekilde kızına bakıyordu. Çok telaşlıydı.
"Eee, annecim..." diye söze girdiğinde devamını getiremedi. Sıkıntıyla dudaklarını dişlemeye başlamıştı. Duruma biricik arkadaşı Nilay el attı.
"Ayla Teyze'cim, biliyoruz farkındayız oldukça geç bir saatte geldik fakat..." diyerek sustu ve arkadaşına çevirdi bakışlarını. Bu sırada da Ayla Hanım, kızından çektiği bakışlarını konuşmaya başlamasıyla birlikte Nilay'a yöneltmişti. Kısa süre sonra devam etti. "Ama gerçekten de işimiz anca bitti. Bu oldukça ünlü kişilerin yemekleri olduğu için, yemek bitimine kadar belki bir ihtiyaçları olur diye orada durmak zorunda kaldık. Sonra da zaten hemen taksi çağırıp geldik. Taksiyi de zor bulduk, biraz da o bizi oyaladı zaten."
Arkadaşının minnettar bakışları eşliğinde de son sözlerini söyledi.
"Kusura bakma gerçekten. Güneş'e de lütfen kızma, tamamen benim hatam."
Nilay'ın sözleriyle birlikte Ayla Hanım'ın bakışları yumuşadı, kaşları eski haline döndü. İkna yeteneği gerçekten de çok iyiydi. Güneş bunu daha iyi anlamıştı.
"Tamam ama bir daha olmasın lütfen. Ne kadar çok endişelendim burada."
Bunu sitemkar bir ifadeyle söylemişti. Haklıydı. Kızı Güneş ilk defa bu kadar geç bir saatte gelmişti eve. Çünkü hiç huyu değildi. Haliyle ilk defa olunca endişeye kapılmıştı.
Ayla Hanım derin bir nefes aldı ve ardından iki kıza da bakarken, "hadi gelin mutfağa. Yemek koyayım size." dedi, sesi bu sefer de sakin bir şekilde çıkmıştı.
Nilay başını sağa sola doğru olumsuz anlamda sallarken nezaketen, "yok Ayla teyze'cim, ben gideyim. Bayağı geç oldu. Buradaki sokaklar pek ıssız oluyor bu saatte. Yemek sonraya kalsın inşallah. Size iyi akşamlar." dediğinde Ayla Hanım'da söylediklerinin doğru olması sebebiyle ısrar etmemişti. Sokaklar daha da ıssızlaşmadan gitmesi iyi olacaktı.
**********
Nilay evden ayrıldığında genç kız da annesine aç olmadığını ve dinlenmek istediğini söyleyerek odasına çıkmıştı. Otelde yemek yememişti ama yemek yiyecek havası da yoktu şu an. Odasının kapısını kapatarak arkasına yaslandı ve sımsıkı gözlerini kapatıp yere doğru kayarak oturmuştu. Başını tavana doğru kaldırdı. Her an yaşları akabilirdi. Geri göndermek için de yapabileceği başka bir şey yoktu.
Bugün o otelde görmeyi hiç tahmin etmediği kişiyi görmüş ve derinden etkilenmişti. Yıllar sonra babasını görmüştü. Neden onu yıllar sonra bugün görmüştü? Neden o otelde olmuştu bu? Onun o otelde, o insanların arasında ne işi vardı? Genç kızın beyninde bu sorular yankılanıp duruyordu. Elleriyle kulaklarını sımsıkı kapattı, gözlerini de aynı anda tekrar sımsıkı kapatmıştı.
"Keşke baba diyip ona sarılabilseydim." diye kendi kendine mırıldandı. Ama yapamamıştı. Hangi sıfatla yapabilirdi ki? 'Belki de kızı olduğunu bile unutmuştur' diye düşünmesine de engel olamadı. Kafasındaki düşünceleri savurmaya çalışıyordu, kulaklarını kapatarak onları duymamaya çalışıyordu fakat bu mümkün olmuyordu. Sesler her yerdeydi. Babasıyla küçükken yaptığı şeyler, gittiği yerler, ailecek yaptığı aktiviteler... Hepsi de gözlerinin önüne gelmişti. Kulaklarını sımsıkı kapatmaya devam ediyordu, aynı zamanda kafasını da bütün sesleri, bütün görüntüleri savurmak için iki yana hızlıca sallamaya başlamıştı.
☀️ DEVAM EDECEK...
Güneş'in babası hakkında hissettikleri doğru mu sizce?