Ama hayat buydu ya. Yaşayamadığımız 'belki'ler, yaşadığımız 'keşke' ler ve içimizde tuttuğumuz 'neyse'lerden ibaretti... Bu, hayatın acı gerçeklerinden biriydi.
Genç kız daha fazla duramadı. Yavaşça ayağa kalktı. Odasındaki pencereyi titreyen elleriyle açtı ve başını dışarı doğru uzattı. Temiz havayı derince içine çekti. Nefesleri düzene girmeye başlamıştı. Yavaş yavaş rahatlıyordu. Göz kapaklarını usulca araladı. Bakışları ileriye dönük ve dümdüzdü. Bir yanı ondan nefret ediyor, diğer yanı da karşısına geçip 'neden' demek istiyordu. 'Neden bizi bırakıp gittin', 'biz sana ne yaptık' Aklı bu cevabını bilmediği sorularla doluydu fakat bu isteğini yerine getiremiyordu.
Geri çekilerek pencereyi kapatmaya yeltenmişti ki, durdu hareketleri. Değişti bakışları. Durmasını sağlayan şey, duyduğu sesti. Dışarıdan gelen bir bağırış sesi. Hatta deyim yerindeyse bir kükreyiş sesi.
Başını tekrar uzattı dışarı doğru. Uzakta bir yerde karartılar görüyordu ama ne olduklarını seçemiyordu. Ve sonra bir ses daha duydu. Bu duyduğu sesle birlikte irkilerek geriye doğru adımladı. Duyduğu, bir silah sesiydi... Ve o ses ard arda iki kere yükseldi. Korkuyla eliyle ağzını kapattı. Titrekçe çıkan nefeslerini düzene sokmaya çalışıyordu ama bir faydası olmuyordu.
"Bu da neydi böyle?" diye zorlukla mırıldandığında, değişik ve tanımlayamadığı bir ses daha duydu. Bu duyduklarına anlam vermek zordu. Gidip gitmemek arasında kalmıştı.
"Gitsem mi acaba?" sessizce sordu kendi kendine. Ardından, "ya birinin yardıma ihtiyacı varsa?" diye düşünmesine mani olamadı. Çünkü biliyordu. O duyduğu silah seslerinden sonra birinin yaralanmış olma ihtimali yüksekti. Boşu boşuna atılmış olamazdı o kurşunlar.
Birden boşvermek istedi. Kendi başını da tehlikeye atmak istemiyordu. Penceresini kapatarak yatağına oturmadan önce üzerine daha rahat kıyafetler giydi. Ardından boylu boyunca tek kişilik yatağına uzandı. Denizi ve gökyüzünü andıran mavilerini beyaz tavana dikti. Uyuma umuduyla gözlerini kapattı.
Çok geçmemişti ki geri açtığı gözleriyle birlikte yataktan kalkması bir oldu. Genç kız böyle uyuyamazdı. Gidip ne olduğuna bakmadan içi rahat etmeyecekti onun, bunu biliyordu. Bakışlarını duvardaki saate kaldırdı. Gecenin ikisine geliyordu. Annesi çoktan uyumuş olmalıydı.
Daha fazla duramayacağını hissederek birden adımlarını kapıya yönlendirdi. Evet evet, gidip bakmalıydı. Usul adımlarla salona ulaştı. Etrafına kısaca baktığında hiçbir sesin olmadığını fark eden genç kız, annesinin çoktan uyumuş olduğunu anladı. Aynı yavaşlıkla ayakkabılarını sessiz olmaya çalışarak giydi. Evin yedek anahtarını da yanına aldıktan sonra evden çıktı. Yakalanmamasının rahatlığıyla derin bir nefes alarak durmuştu bir kaç dakika.
Ve hiç vakit kaybetmeden sesleri duyduğu tarafa doğru yürümeye başladı. Bu seferki adımları hızlı, kararlı ve büyüktü. Bir an önce eve geri dönmesi gerekiyordu. Annesi uyanıp yokluğunu fark edebilirdi. Sadece merakını engelleyememişti işte.
Uzakta bir köşede siyah bir araba görmesiyle birlikte adımları hızlandı. Artık koşuyordu. Çünkü hissediyordu. O arabada yaralı birisi vardı. Nedenini bilmiyordu ama hissediyordu.
Arabanın yanına ulaştığında dışarıdan bakmaya çalıştı fakat camlar filmli olduğu için içerisini göremedi. Titreyen elleriyle kapılardan birini açıp baktığında, dudaklarının arasından belli belirsiz, istem dışı bir sesin çıkmasına engel olamamıştı. Çünkü şoför koltuğunda bir adam vardı. Başı direksiyona doğru düştüğü için yüzünü göremiyordu. Hemen açmış olduğu kapıyı kapatarak soluğu şoför koltuğunun orada aldı.
Hızlıca o kapıyı açtıktan sonra hala titremekte olan elleriyle birlikte yavaş ama dikkatli bir şekilde adamın direksiyona düşmüş olan başını kaldırmaya çalıştı. Baygın olmalıydı ki bütün gücünü kullanmak zorunda kalmıştı.
Adamın başı kanıyordu. Kırmızı kan kaşından yanağına doğru yol almaya devam ediyordu hatta ve durmak bilmiyordu. Ayrıca göğüs tarafında da yara olmalı ki adamın üzerindeki beyaz gömleği kandan kıpkırmızı olmuştu. Daha sonra ise yüzüne çok dikkatli baktığında şaşkınlıkla elini ağzına götürdü birden. Bu o adamdı. Bugün Nilay'la ikisini evine bırakan o adam. Karanlık bakışlı o adam.
'Tesadüf mü bu şimdi' diye düşünmeden edemedi. Ardından da, 'yoksa kader mi' diye sürdürdü. Peki şimdi ne yapacaktı? Bu adamı bırakıp eve geri mi gitmeliydi? Yoksa kalıp yardım mı etmeliydi? Bu adamı öylece ölüme terk edecek miydi? Yerinde hareketsizce duruyor ve bunları düşünüyordu.
Ve tesadüf sadece bir başlangıçtı... Finali sen oynardın, perdeyi ise kader kapatırdı.
***********
☀️ BÖLÜM SONU. ☀️
Güneş'in gördüğü kişi kim?