bc

[mahalle kurgusu] Pas ve Pırlanta

book_age18+
857
TAKİP ET
10.2K
OKU
dark
family
HE
age gap
fated
friends to lovers
heir/heiress
drama
tragedy
sweet
bxg
lighthearted
serious
kicking
campus
city
office/work place
enimies to lovers
rebirth/reborn
musclebear
love at the first sight
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Barut , yakışıklı ama bir o kadar sert ve soğuk bir adamdı. İri yapılı, kaslı bedeni ve keskin bakışlarıyla etrafındakileri kolayca etkilerdi, ama çoğu kişi onun içine giremeyeceğini bilir, yaklaşamazdı. Hayatı, motor ya da arabalarla çevrili metal ve yağ kokusu arasında şekillenmişti; duygularını çoğu zaman eldivenli elleriyle bastırır, kimseye kolay kolay güvenmezdi.Karşısında duran Açelya ise tamamen başka bir dünyadan gelmişti. Saman sarısı saçları, şımarık gülüşü ve zenginliğinin getirdiği özgüveniyle, Barut'un katı ve düzenli dünyasına adeta bir fırtına gibi girdi. O, hayatı eğlenceli ve kolay alınmış bir hediye gibi görüyordu; kuralları hiçe saymakta ve sınırları zorlamakta ustaydı.Bu ikisi, farklı dünyaların insanlarıydı: Biri paslı ve sert, gerçeklerle dolu; diğeri parlak, dikkat çeken ve her an kırılabilecek bir pırlanta gibi. Ama kader, onları bir araya getirmişti ve hiçbir güç bu karşılaşmayı geri çeviremezdi.

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
Tanışma bölümü ❤️ Açelya Solmaz 🩷👠
Pas ve Pırlanta – Bölüm 1: Çöküş Günleri.... Açelya, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte odasının aynasının karşısında oturmuş, saçlarını tarıyordu. 23 yaşında, sarışın ve mavi gözleriyle dikkat çeken bir kızdı. Gören Barbie bebek sanardı . Açelya için lüks hayat sadece bir hak değil, bir yaşam biçimiydi. Marka çantalar, şık kıyafetler, spor arabalar… Her biri onun için birer küçük zevkti. Üniversitede okuyor, sosyal hayatı ve partileriyle kendi dünyasında dönüp duruyordu. Kız kardeşi Melis, 22 yaşındaydı ve Açelya’ya göre biraz daha aklı başında görünüyordu. Ama o da lüksün cazibesine kapılmış, markalar ve parıltılı hayatla büyümüştü. Biraz daha dengeli, biraz daha sabırlı… ama hâlâ aynı dünyanın bir parçasıydı. En küçükleri Efe, 19 yaşında, hayata umursamaz bakıyor, telefonunda oyun oynayarak kendi dünyasında yaşıyordu. Ailenin üç çocuğu da hayatı daha önce hiç bu kadar zor bir gerçeklikle yüzleşmemişti. O sabah, evin babası Ceyhun Bey, yıllardır süren iş hayatının ve yatırımlarının bir anda çöktüğünü kabul etmek zorundaydı. Yılların birikimi ve serveti, borçlar ve iflaslar arasında eriyip gitmişti. Karısı, kızları ve oğlu için durumu açıklamak zorundaydı. Ceyhun Bey derin bir nefes aldı. “Kızlarım, Efe… bugün sizlere bir şey anlatmak zorundayım , durumumuz çok kötü durumda yavrularım .” Açelya hemen dikildi, gözleri korku ve öfkeyle doldu. “Ne demek istiyorsun, baba?” Ceyhun Bey gözlerini yere indirdi. “Babanız… yani ben, borçlarımızı ödeyemiyorum. Bugünden itibaren yapacak bir şeyimiz yok. Babaannenizden kalan eve gitmek zorundayız.” Açelya’nın gözleri büyüdü, yüzü kıpkırmızı oldu. “Baba… orası ev değil, ahır! Ben… ben gelmem!” Melis araya girdi ama sesi Açelya kadar sert değildi. “Açelya, sakin ol. Babam durumu açıklıyor sadece.” Ceyhun bey ayağa kalktı. "Terbiyesizleşme Açelya ." Açelya, ellerini havaya kaldırdı. “ Baba biz yurtdışına gidelim ya! Ya da başka bir yerde yaşarız!” Ceyhun Bey başını salladı, çaresizliğini gizlemeye çalışarak, ama sesi titrek çıktı. “Kızım… borcum çok fazla. Yurtdışına gitme şansımız yok. Ayrıca senin için de…bizim içinde yasağımız var. Yapacak bir şeyimiz yok.” Annesi Nermin Hanım, sessizce açılıp söze karıştı. “Açelya, durumu kabul et. Annecim, anlayışlı ol, hepimizin içinde bulunduğu durum bu…” Ama Açelya’yı durdurmak imkânsızdı. Hızla ayağa kalktı, çantasını kaptı ve sinirden evden çıktı. Arkasında sadece ağlayan Melis ve telefonuyla oynayan Efe kaldı. Ertesi gün, aile eşyalarını toplamaya başladı. Açelya, lüks hayatının kaybolduğunu her eşya parçasında daha da derinden hissetti. Yatak odasındaki pahalı çantalar, giyilmeyi bekleyen elbiseler, koleksiyon halindeki topuklu ayakkabılar… Hepsi bir çanta içinde taşınacak kadar küçülmüştü. Açelya ağlıyor, gözlerinden akan yaşlar yanaklarına damlıyordu. Melis ise sessizce eşyalarını toplamaya çalışıyor, elinden gelenin en iyisini yapıyordu. Efe ise hâlâ telefonunda oyun oynuyordu, dünya umurunda değildi. Arkadaşlarına mesaj atıyor, sosyal medyada gezinirken, ailesinin hayatındaki büyük çöküşten bihaber bir şekilde kendi eğlencesine dalmıştı. Ceyhun Bey, çaresiz bir şekilde evin içinde dolaşıyor, bir yandan kendi hatalarını ve borçları düşünüyordu, bir yandan çocuklarının bu duruma tepkilerini izliyordu. Açelya’nın öfkesi, Melis’in sessiz acısı ve Efe’nin umursamaz tavrı… hepsi bir arada, bir aileyi paramparça eden günün özetiydi. O gün, Açelya’nın lüks hayatının son günüydü. Beyaz teni soluk, mavi gözleri ise öfke ve üzüntüyle doluydu. Babasının iflasıyla birlikte, hayatları artık bambaşka bir düzene sürüklenecekti. Açelya’nın dünyası, bildiği konforlu hayattan uzaklaşıp sert ve acımasız bir gerçekliğe doğru kayıyordu. Ceyhun bey ve ailesi eve geçtiler . Açelya son dakika bir şeyler unutup geri döndü . Bir valiz daha alıp girdi mahalleye . Taksi yanlış yerde durmuştu . Açelya, valiziyle yeni mahallenin dar sokağına adım attığında, farkında olmadan etrafa bakınıyordu. Mini eteği bacaklarını hafifçe sarıyor, incecik topukluları sert asfalt üzerinde her adımda hafifçe sallanıyordu. Lüks hayatın alışkanlığı, onun her adımını dikkatlice planlamasını gerektiriyordu; ama burası, hiç tanımadığı bir yer, ayaklarının altı taşlı ve çamurlu bir sokaktı. Tam dükkanın önüne geldiğinde, Barut , Seymen ve İlyas çay bardaklarını ellerinde sallayarak oturuyorlardı. Barut’un iri ve kaslı bedeni, kısa kollu gömleğiyle göze çarpıyordu; bakışları ise her zamanki gibi sert ve keskinti. Seymen ve İlyas ise daha rahat, aralarındaki arkadaşlık ve mahalle ahengiyle gülüşüyorlardı. İlyas, Açelya’yı fark eder etmez kaşlarını kaldırdı ve alaycı bir sesle sordu: “Bu kim lan?” Seymen gülerek ekledi: “Barbie bebek lan.” Barut , tek kelime etmeden izledi. Onun gözleri, Açelya’nın her hareketini dikkatle takip ediyor, bir yandan da bu yeni, parlak ama bir o kadar savunmasız karakteri çözmeye çalışıyordu. Açelya, adımlarını hızlandırarak dükkanın önüne geldi ama tam o sırada ince topuklu ayakkabıları çamura saplandı. Su ve çamur ayakkabılarının altını kaplamış, her adımını tehlikeli hâle getirmişti. “Offf, ayakkabılarım!” "Lanet olsun , nasıl yollar bunlar böyle ya "diye homurdandı. Saçını geriye attı, yüzünde öfke ve utanç karışımı bir ifade belirdi. Barut , dudaklarının kenarında hafif bir sırıtmayla, alaycı ama soğukkanlı bir şekilde konuştu: “Onlarla gezersen olacağı bu.” Seymen ve İlyas, aralarında birbirlerine bakıp hafifçe kıkırdadılar. Mahalledeki günlük hayatın sert ama eğlenceli dokusunu, Açelya’nın lüks ve kırılgan duruşuyla kesişmesi, onlar için küçük bir eğlence kaynağıydı. Açelya, sinirle geriye döndü, Barut’a bakıp gözlerini kocaman açtı ve sessiz bir öfke ile devam etti yürümeye. Valizinin tekerlekleri taşların üzerinden tıkırdayarak geçerken, her adımıyla mahallenin sert gerçekliğini hissettiriyordu. Barut , hâlâ orada oturuyor, gözlerini Açelya’dan ayırmadan, dudaklarının kenarındaki sırıtmayı gizlemeye çalışıyordu. İçinden sessizce düşündü: “Kim lan bu… ne işi var bizim mahallede?” "Pek te çıt kırıldım belli . " Sokak, Açelya’nın gidişiyle birlikte bir sessizlik kapladı; ama Barut’un zihninde bu sarışın, incecik topuklu kızın görüntüsü uzun süre silinmeyecekti. Bir yandan sert ve soğuk mahallenin ritmi, bir yandan Açelya’nın parlak ve narin varlığı, kaderin onları bir araya getirecek küçük bir çarpışmasını işaret ediyordu... Açelya yürüdü ve babasını kardeşlerini gördü. Gözleri karşısındaki eve kilitlenmişti. Ev… Ev değil gibiydi. Tek katlı, eski, çatısının bazı yerleri kararmış, duvarları sararmıştı. Pencerelerin demirleri pas tutmuştu. Kapının boyası dökülmüş, ahşap yer yer çatlamıştı. Açelya’nın boğazı düğümlendi. “Baba…” dedi kısık bir sesle. “Burası ev değil… ahır.” Ceyhun Bey başını sertçe çevirdi. “Terbiyesizleşme Açelya!” Açelya sinirle kapıyı açtı ve sonunda indi. Topuklu ayakkabısı yere değdiği anda yüzü daha da gerildi. Toprak… Ayağının altı topraktı. “Of ya!” diye söylendi. “Ben burada nasıl yaşayacağım?!” Melis yavaşça indi. “Abla… sus biraz,” dedi fısıltıyla. “Millet bakıyor.” Gerçekten de bakıyordu. Kapı önünde oturan kadınlar başlarını kaldırmıştı. Sokakta oynayan çocuklar durmuş, Açelya’ya bakıyordu. Sarışın saçları, pahalı kıyafetleri, topuklu ayakkabılarıyla o sokakta yabancı gibi duruyordu. Sanki başka bir dünyadan gelmiş gibiydi. Açelya rahatsız oldu. Çantasını daha sıkı tuttu. “Ben burada duramam,” diye mırıldandı. Ceyhun Bey kapıyı açtı. Kapı gıcırdayarak açıldı. İçeriden ağır, kapalı kalmış ev kokusu yayıldı. Açelya burnunu tuttu. “Allah’ım… bu ne koku ya!” Melis içeri baktı. Ev küçüktü. Salon dar, duvarlar sararmış, yerler eskiydi. Perdeler solmuş, bazı yerleri yırtılmıştı. Nermin Hanım sessizce içeri girdi. Gözleri doldu. “Burası… annemin evi,” dedi kısık bir sesle. Açelya kapının önünde kalmıştı. İçeri girmek istemiyordu. Ama başka seçeneği yoktu. Ağır adımlarla içeri girdi. Her adımında kalbi sıkışıyordu. “Ben burada yaşayamayacağım…” dedi boğuk bir sesle. Melis kolunu tuttu. “Alışırsın.” Açelya sertçe kolunu çekti. “Ben alışmam!” Tam o sırada kapı çalındı. Tak… tak… tak… Herkes başını kapıya çevirdi. Ceyhun Bey kapıyı açtı. Kapının önünde orta yaşlı bir kadın duruyordu. Elinde tepsi vardı. “Hoş geldiniz,” dedi kadın gülümseyerek. “Ben komşunuz Gülten. Taşındığınızı görünce bir hoş geldin demek istedim.” Açelya gözlerini devirdi. Melis hafifçe eğildi. “Teşekkür ederiz.” Kadın içeri göz gezdirdi. Sonra Açelya’ya baktı. Uzun uzun baktı. Açelya bundan rahatsız oldu. “Ne bakıyorsun?” diye mırıldandı kendi kendine. Kadın gülümsedi. “Mahallemiz biraz serttir,” dedi yumuşak bir sesle. “Ama alışınca bırakamazsınız.” Açelya içinden güldü. Ben mi alışacağım? Asla. O sırada dışarıdan erkek sesleri geldi. Kahkaha… Metal sesi… Bir motor sesi… Açelya istemsizce pencereye yürüdü. Perdeyi hafifçe araladı. Sokağın ilerisinde bir tamir dükkânı vardı. Kapının önünde birkaç adam duruyordu. Yağlı tulumlar… sert bakışlar… Ve içlerinden biri… Diğerlerinden farklıydı. Uzun boylu… Geniş omuzlu… Kaslı… Koyu saçlı… Sırtı dönüktü. Kolundaki dövme uzaktan bile seçiliyordu. Açelya farkında olmadan bakmaya devam etti. Adam bir anda başını çevirdi. Ama Açelya hemen perdeyi bıraktı. Kalbi hızlı hızlı atıyordu. Kendi kendine fısıldadı: “Allah’ım… ben nereye düştüm…”....

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

Patika

read
15.0K
bc

TUTKUYA TUTSAK (+18)

read
44.2K
bc

A D A M

read
4.9K
bc

Sözleşmeli Erler

read
17.1K
bc

CEHENNEM ÇUKURU

read
8.8K
bc

Genç Polisler

read
2.4K
bc

Kara Kutu

read
7.8K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook