Bölüm 1
Yeni bir ev, yeni bir düzen... Üniversitede ikinci sınıftayım. Burası benim değiştirdiğim üçüncü evim olacak. Ev arkadaşlarıyla aram pek iyi olamadı. Biraz içe kapanık olduğumu kabul ediyorum. Ailemi ikna etmem bu yüzden bile zor oldu. Onlar kalabalık gruplarla kaldığımda açılacağımı düşünürken işler sarpa sardı. Artık farkındalar, tek başıma yaşamanın zamanı geldi. On dokuz yaşındayım ve benim bir birey olduğumu anladılar. Aramızda kilometreler var. Her zaman gelemiyorlar diye akılları bende kalıyor ama okul bitene kadar katlanmak zorundalar. Onlara göre okul bitene kadar. Ben bir daha büyüdüğüm şehre dönmeyi planlamıyorum. Tabi onlara bu şekilde açık olamıyorum.
"Sanırım burası güzel Nazlı." Minik bir çatı katındayım. Adım adım bildiğim Beyoğlu'nda tarihi ama bir o kadar da eski bir apartmanın en üst katı. Penceremden boğaz manzarası salonun içerisine doluyor. Bir oda bir salon evin mutfağı da salonun içerisinde ama çok güzel terasa sahip bu ev.
"Evet anne. Gerçekten bunu beğendim." Tüm eşyaları kafamda düzdüm bile. Kendimi üç gün sonra bu pencerenin önünde kitap okurken, müzik dinlerken, bilgisayarda takılırken, öykü yazarken hayal edebiliyorum. Özgürlüğümü hissedebiliyorum.
"Tamam o zaman. Burayı tutalım."
Babam ve annem emlakçıyla konuşurken yatak odasına gidiyorum ve pencereyi açıyorum. Kot farkından dolayı biraz aşağıda kalan binanın çatı katına gözüm ilişiyor. Perdesi çekili değil. Yatak yere yakın. Odayı inceliyorum. Gözüme gerçekten güzel gözüküyor. O oda gibi dizayn edebilirim burayı. Arkamı dönüp kendi odama bakıyorum, gözümle ölçüyorum adeta. Evet buraya yakışır. Tekrar karşı binaya baktığımda sırtı pencereye dönük adamı görüyorum. Mükemmel bir vücudu var. Sanırım duştan yeni çıkmış. Altındaki tek parça havlu düşer mi acaba diye geçiyor içimden. Omuzlarını hareket ettiriyor. İçime bir ateş düşüyor eş zamanlı. Perdenin açık olmasını umursamayarak o tek parçayı sıyırıp atıyor. Nefesim daralıyor kendimi duvarın dibine atıyorum. Kalbim deli gibi çarparken bakmamak için direniyorum ama nafile. O bunu dert etmiyorsa bir sorun olacağını düşünmemek istiyorum. Kafamı uzatıyorum yavaşça. Hala giyinmemiş. Kaslı poposu rönesans tablosu gibi karşımda. Elim boynumdaki kolyeme gidiyor. Parmaklarımın ucunda yavaşça döndürüyorum. Adam aheste aheste giyiniyor. Her bir kasını inceliyorum.
"Kızım." Annemin sesiyle yerimde zıplıyorum. Dudaklarımdan ufak bir çığlık kopuyor. Bir anneme bir adama bakıyorum. Onunda camı açık. Beni duyuyor. Göz göze geldiğimizde anlıyorum. Onu izlediğimi fark etti. "Nereye bakıyorsun?" diyor annem.
"Seyyar satıcılara." Hızlıca pencereyi kapatıyorum. Ufacık bir sokak geçiyor o binayla aramızda. Adam bu sefer camın önünde. Elleri pantolonun cebinde gülümsüyor bana. "Nedir durum?" annemin yanına gidiyorum camın önüne gelmemesi için. Konuşarak içeriye gidiyoruz.
"Bir saate ev sahibi gelecek. Sözleşmeyi imzalayacağız." Gülümsüyor annemde. "Allah var, ben de beğendim burayı. Sadece geceleri korkutuyor beni ama emlakçı biraz içimi rahatlattı."
"Artık eskisi değil anne buralar. Başka yerlerden kork asıl." Yalandı bu söylediğim ama yine de ben o tarz ortamlarda bulunmuyordum. Geceleri dışarı çıkacak halimde yoktu. Söylediğim gibi asosyal biriyim. Evim de evim.
Apartmandan çıktığımızda karşı komşum hala aklımdaydı. Bedenim alev alev yanıyordu. Yanımdakiler bir şeyler konuşuyor ama ben hiçbirini idrak edemiyordum. İstiklalde bir kafede buluşulacaktı. Bu yüzden baya büyük bir yokuş çıkmak zorundaydık. Buralardaki evler zaten hep böyleydi. Kan ter içinde bir kafeye oturduğumuzda ev sahibi de gelmek üzere olduğunu haber verdi. O kadar vakit geçmiş miydi?
"Boya badanası bitsin size anahtarları veririz." Başımı salladım. Şu anda bulunduğum evde eşyalarım zaten yoktu. Buraya hızlıca yenilerini alıp yerleşebilirdim. Okulun açılmasına bir ay kadar süre vardı. Bu zaman zarfında memlekette olmayacak olmam da sevindiriyordu beni.
Ev sahibi gelmiş, sözleşmemizi imzalamıştık. Üç güne kadar anahtar elimizde olacaktı. Herkes memnun ayrıldı. Babam işinden dolayı dönmüştü ama annemle otelde kalmaya devam ettik. İkea'dan tüm eşyalarımızı aldık. Nakliye tarihi de dört gün sonraya verilmiş, bizim için iyi olmuştu.
Günler geçiyor ama o adam hala aklımdan çıkmıyordu. Bir taraftan da tanıdık bir siması var diyordum. İnternet te bir kaç şekilde aratmaya çalıştım ama tabii çıkmadı. Evin anahtarını almaya gittiğimizde yine gittim cama ama orada yoktu.
Eşyalar gelip kurulunca, ev tam anlamıyla yerleşince annem de ayrılmıştı. Kocasını yalnız bırakamazdı. Benim de yalnız kalma zamanım gelmişti.
"Dikkat et kendine tamam mı güzel kızım. Nazlı kızım." Seviyordum hepsini ama dediğim gibi kendime has bir yapım vardı. Çok sevgi selini, kalabalıklığı sevmiyordum. Bizim evde bu durum maalesef pek mümkün olmuyordu. Üç abi, iki abla. Altı kardeş olmak gerçekten zordu. Özellikle abilerimle olmak işkenceydi.
"Tamam anne. Geliyorum zaten hep."
"Çok özleyeceğim seni. Bari okul açılana kadar gelseydin. Fatih'te öyle diyor."
"Aman anne. Allah aşkına abimi sarma başıma. Burada yapılacak işlerim var söyledim size. Hem babam da kabul etti. Lütfen."
Son dakika beni de götürür diye ödüm kopmuştu. Neyse ki sonrasında laf etmedi. Uçak havalanana kadar havalimanından ayrılmadım. Hala inanamıyordum.
Varlıklı bir ailenin son numara kızıydım. Benden sonra ailemi durduran ne oldu bilmiyorum ama artık çocuk yapmadılar. Umuyorum bu konuda istikrarlı olurlar. Doğulu olmanın eksileri. Artıları da saymakla bitmiyor. Akrabalarım olmasa, ben tek başıma olsam, çekirdek bir ailem olsa belkide daha fazla sevebilirim. Kocaman bir aşirette minicik bir lokmayım ve beni yutmak isteyen çok kişi var. Belki de babam bu yüzden kabul ediyor İstanbul'da uzun süre kalmamı. Vakti gelince elleriyle verecek gerçi.
İstiklal'e geldiğimde önce her zaman gittiğim kitapçıya gittim. Yeni çıkanlardan bir tane seçerek ödemesini yaptım. Kafe kısmında oturacaktım ama sonra vazgeçtim. Evim artık kalabalık değildi. Kitap okumak için kafelerde oturmama gerek yoktu. Özlediğim zaman bu aktiviteyi yerine getirebilirdim ama şimdi hayır.
Sokağıma inen yokuşu bitirince köşedeki tekelden üç bira aldım. Annem görse kalbine inebilirdi. Bizimkilerde erkekler içer ama kadınlara gelince olmaz. Gerçi kadınlarda bazı bazı içerlerdi. Tabii ki gizli. Apartmana girip üst kata nefes nefes çıktım. Havalar aşırı sıcaktı. Evimde pek serin değildi. Çatı katının dezavantajları. Biraları dolaba attığımda telefonum çaldı. Arayanı görünce yüzüm güldü.
"Canım arkadaşımmm." Buket'in cıvıl cıvıl sesi yankılandı evin içerisinde. "Taşındın mı bebeğim."
"Evet kuzum. Annemi yolculadım şimdi. Ne zaman geliyorsun?"
Buket Çanakkaleliydi. Tam bir Trakya insanı diyebiliriz kendisine. Okulun ilk gününden beri arkadaşız. En güvendiğim tek insan kendisi. Yetiyor gerçi. Başka kimseyi aramadım. Buket'te aynı benim gibiydi. Tüm okulu tanır ama kimseyle yakın olmazdı.
"Oooo harika. O zaman ben yarın geleyim." Sevinçle çığlık attım. "Kız dur şimdiden apartmanı başına toplayacaksın."
"Harikasın ya. Ben ayarlayamazsın diye korkuyordum. Annenler izin verdi yani."
"Sen olunca genelde izin veriyorlar biliyorsun." Güldü. Buket İstanbul'da yurtta ya da evde kalmıyordu. Abisinin bekar evi vardı onunla yaşıyordu. Okula da yakındı. Aslında ikimiz bir eve çıkmayı çok istemiştik ama bu pek imkan dahilinde değildi.
"Süpersin. O zaman yarın görüşüyoruz." Yine güldük. Çok mutlu olmuştu. Biraz daha konuşarak telefonu kapattık.
Üzerimi değiştirmek için yatak odasına gittim. Sutyenimi çıkartarak kapının koluna astım. V yaka bir tshirt, kısa bir şort giydim. Her odaya girdiğimde cama gidip karşı apartmana bakıyorum ama bir türlü yakalayamıyorum adamı. Yine gittim. Işık açık ama kendisi yoktu. Bir süre etrafa bakındım belki gelir diye, gelmedi. İçeri geçerek biramı ve telefonumu aldım. Terasta armut koltuklara attım kendimi. Yirmi sayfa okumuş ama hiçbir şey anlamamıştım. Aklım penceredeki adamda kalmıştı yine. Son kez bakacağım yoksa aklımı komple kitaba vereceğim dedim. Ağır adımlarla gittim odama. Hüsranla çöktü omuzlarım. Bu sefer de ışıkları kapalıydı. Ne zaman kapatmıştı acaba?
Kendime verdiğim sözü tutarak terasa çıktım. Kitabı yarıladığımda telefonumun ışığı yandı. Buket'le gıybet yaptık iki saat. Sanki yarın hiç görüşmeyecektik. Yatağa girdiğimde saat gece yarısını geçmişti. Aldığım biraların hepsini içmiştim. Kafam hafif çakır keyif olmuştu. Çok alışkın değildi bünyem alkole. Bu ev güvenli alanım diye içmiştim zaten. Pijamalarımı giyemeden fırlatmıştım kendimi yatağa. Hemen sızmışım. Bir ara çok sıcak olduğunu ve üzerimdeki tshirtü çıkarttığımı hatırlıyorum ama hatırlamıyor da olabilirim. Sonrasında olanlar daha net tabi. Adama kızıp camı kapattıktan sonra açmayı unutmuştum. Kan ter içinde uyanınca tek gözüm kapalı önce tuvalete sonra da camı açmaya gittim. Elim pencerenin kulbundayken gözlerim bir anda açıldı. Oradaydı. En güçlü, en kudretli haliyle, tüm çıplaklığıyla karşımdaydı. Nefesimi sadece o kesmemişti. Sesli yutkunmamı ve kendimi bir sapık gibi hissetmemi sağlayan şey tek başında olmamasıydı.
Kendimi sapık gibi hissetsem de insandım. Islandığımı hissederken hızlı solumaya başladım. Tam o sırada başını kaldırdı adam. Kadının içinde gidip gelirken göz göze geldik. Güçlü bir rüzgar çarptı çıplak memelerime. Geri adım atacak gücüm kalmamıştı. Gülümsemesi beni kendime getirdi.
Mecburdum camın önünden ayrılmaya. Gücümü toparlayarak kendimi yatağa bıraktım. Gözümün önünden o muhteşem bedeni, mükemmel aleti gitmiyordu. Elim istemsizce kadınlığıma gitti...