sekiz

937 Kelimeler
"Atlas." ince sesli kızı taklit ettiğimde Atlas abinin bana kınayan bakışlarını gördüm.  Eee ne yapabilirim ki, 10 dakika önce “Atlas?!” diye bağırmıştı sonra da “Beni aldattın mı? Ne yani birde bu şırfıntıyla mı? Bari değecek biriyle aynı yatağa girseydin.” deyip çekip gitmişti. "O bana şırfıntı dedi." gözlerimi Atlas'ın gözlerinden çekip 10 dakika önce farkına varmadığım ama şu an gayet net aklıma gelen kelime sinirlenmeme neden olmuştu. "Benim kim olduğumu bilmeden 'şırfıntı' dedi. Konu fiziksel açıysa ondan daha güzel bir vücudum ve yüzüm var. Değecek biri kelimesini o yüzden ciddiye almıyorum ama bana kimse 'şırfıntı' diyemez!" sesimi yükselttiğimde şaşkınlıkla bana bakmıştı. "Sadece buna mı takıldın? Kurtulduk işte kızdan, bak bu kadar kolaydı her şey." ya cidden ben Atlas'ı zeki sanıyordum ya lan. "Nah kurtulduk! Şimdi ne olacak ben sana söylüyorum." yanına yaklaşıp parmağımı göğsüne vurup onu biraz ittirdim.  "O kız ilk önce Yağız'ı arayacak ve senin ona umut verdiğini sonra ise onu aldattığını söyleyecek. Tabii ki de benim yüce gönüllü abim, bir kızın gözyaşına dayanamayacağı için gelip sana bağıracak. O kız gruba alınıcak sense hep hatalı olarak yani şerefsiz  olarak kalıcaksın." Atlas, hâlâ daha parmağımla ona ittirdiğim elimi tuttu ve beni kendine çekti "Madem bunları düşünebildin o zaman niye bana söylemedin!" "Seni akıllı sanmıştım. Bunları düşünebilmiştir demiştim ama ne var biliyor musun? Ben seni gözümde büyütmüşüm Atlas." sanırım ona ilk defa Atlas diyorum. Az önce ki tiyatroyu saymazsak.  Gözlerini yumdu.  "Yağız ile sen konuş."  What dedin gülüm?  Gözlerini açmasını bekledim. Açmadı. Anlaşılan cevabı mı bekliyordu. Yüzümü yüzüne yaklaştırdım nefesim dudaklarına değdiğinde ürperdi. Sanırım en son sahnede öpüşmüştük. İlk ve son kez. "Ne desem abime... Şey olur mu? En yakın arkadaşınla yatak da basıldım ya da  deriz ki, tiyatro yaptık. Denedik işte, Atlas yukarıda nasıl görünüyor ya da ben aşağıda Atlas'a göre nasıl görünüyorum. Bunları desem olur mu Atlas abi." Son kelimeyi tonlayarak söylemem yüzünü buruşturmasına sebep oldu.  Buydu işte kardeşim dediği adamın kız kardeşiyle yatmak bu kadardı. Düşüncesi bile mide bulandırıcı onun için. Gözlerini aniden açıp gözlerime dikti. O kadar yakındık ki içim titredi. Fazlaydı bu şey, çok fazla. Elimi ondan kurtarıp içerde ki odalardan birine gidip üstümü değiştirdim. Klasikti giydiklerim bir büstiyer ve kısa bir etek.  Banyodan dışarı çıkıp gitmek için kapıya kadar ulaştığımda kolumdan tuttu ve kendine doğru çevirdi beni. Sırtım kapıya çarptığında yüzümü buruşturdum. Burnumun ucuna kadar giren yüzle kasıldığımı hissettim.  Hadi ama ben ki okula attığım bir adımla erkeklerin yarısını kendime döndürmeyi başaran kız, ben ki kimsenin karşısında bir kere bile aciz düşmemiş okulda ki insanların tabiriyle, Altın Kız. Sesiyle, fiziğiyle, yüzüyle, yetenekleriyle dikkat çeken ben, şimdi bir erkek karşısında kasılıyordum.  Hem de sadece nefesi yüzüme çarptı diye. Az önce o kasılmıştı bu hareketi ona yaptığımda şimdi ise ben. Okulun gözde çocuğu, Altın Kızı etkilemişti az önce Altın Kızın ona yaptığı gibi.  "Atlas abi."   Adem elmasının hareketlendiğini gördüm. Yutkunmuştu. İçim titriyordu ve bu normal değildi. Burnum sızlıyordu kokusuyla bu da normal değildi.  "Anlaşmamız böyle değildi." niyahet kurabildiğim cümleyle yüzünü ekşitti ve bana dünyanın en iğrenç malukatıymışım gibi baktı.  "Tolga'yı istiyorsan bunun için beni Sinem'den kurtarmalıydın. Ama bizim bücürümüz ne yaptı, benim planımın eksik olduğunu bildiği halde sustu, evet evet doğru duydun sustu." yutkundum. Haklıydı.  "Ben..." dilini sinirle dudağında gezdirdi. "Sen?" diye tısladı yüzüme.  "Atlas özür di-" kapıya yumruğunu geçirmesiyle omuzlarımı dikleştirdim. Gözlerinin içine baktım, en içine. Özür dilememi istemiyordu, hatalı olduğumu kabul etmemi istemiyordu.  "Neden? Söylesene anlaşmada ne eksikti? Böyle olunca ne olduğunun, ne olucağının farkında mısın? İkimizde yanarız Lavinya. Ben yanarsam seni de yakarım." burnumun ucu bir kere daha sızladı gözlerim gözlerinden ayrıldı dudaklarımı ağlamamak için dişlemeye başladım.  Berbat durumdaydım. Ne düşünmüştüm bilmiyorum. Neden onu böyle bir duruma düşürdüm bilmiyordum. Tek bildiğim hata yapmıştım hem de bunun sonu beni de etkiliyordu.  "İntikam mı almak istedin?"  Gözlerim istemsizce ona tekrar değdi. Ne intikamından bahsediyordu?  "Söylesene ufaklık, seni öptüğüm için intikam mı almak istedin?" hey hey sen kendini ne sanıyorsun.  "Kendini bu kadar büyütme Yiğiter." anlaşılan Atlas Yiğiter susmamdan cesaret alıyordu. Ama farkında değildi yanlış ata oynuyordu. "Ne sanıyorsun gerçekten o basit öpücüğün beni etkilediğini mi?" alayla güldüm ve dudaklarına o kadar çok yaklaştım ki konuşurken dudaklarım oraya sürtüceğine emindim.  "İstediğim saniye senin gibi erkelerle, ahh pardon senden daha iyi erkeklerle daha ilerisine gidebilecekken senin basit öpücüğünden etkilendim mi sandın? Bu... bu... bu çok acınası."  Dudaklarımın dudaklarına her sürtüşünde ortamda ki acınası olan şeyin bedenim ve ruhum olduğunu fark etmiştim. Romeo ve Juliet.  Beni hayatımda en çok etkiliyen olay 200 kişinin önünde yaşanmıştı. Atlas, sahte olması gereken öpücüğü bir gaflete düşüp gerçeğe dönüştürmüştü. Ve ben ona ilk öpücüğümü aldığı için 'Bunun bedelini ödüyceksin.' diye bağırmıştım. Herkesin önünde değil kostüm odasında.  "Acınası?" dudakları alayla kıvrıldığında gözüm oraya kaydı sadece taş çatlasın kıvrılmadan dolayı bir veya iki santim uzaklaşmıştı dudaklarımız birbirinden. "Sen şu an kendini görmüyorsun herhalde." en az benim kadar iyi tiyatro oyuncusu.  Harika.  "Sana yardım etmeye karar verdim! Ama bunu senin iyiliğin için yapmıyorum Atlas. Sadece bir hata yaptım şimdi o hata mı sana yardım ederek öderim."  Söylediklerimi aldırmadan dudaklarını dudaklarıma bastırmıştı.  Duygusal anlamda bir öpme değildi bu sadece birbirimizi kışkırtıyorduk. Şu an yaptığı şeyi gözleri gözlerimdeyken yapması bile bunu doğruluyordu. "Gerçekten bunu mu deniyorsun? Senden etkilenip etkilenmiyeceğimi mi? Eğer denediğin şey buysa." gözlerine baktım, konuşurken dudaklarımı onun baskısından biraz uzaklaştırmak için kafamı çok az geri itmiştim ama yine de dudaklarımız değiyordu. Gözleri ne yapacığımı izliyordu. "Şu ana kadar etkilenmedim Yiğiter." gözlerini alayla devirdi. Tam ağzını açıp bir şey söyleyecekti ki gözlerimi kapatmadan hemen önce, aralık olan dudaklarına dudaklarımı yerleştirmiştim.  O daha ne olduğunu anlamadan üst dudağını emmeye başladım. Topuklularım sağ olsun boyumu boyuna yaklaştırıyordu. Ne yapmaya çalıştığımı anlamış olacak ki dudakları kıvrılır gibi olmuştu. Beni duvara daha çok bastırıp alt dudağımı emmeye başladı.  Açıkca söylemek gerekirse etkilenmiştim.  Tıpkı onun gibi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE