4. bölüm. görev yeri 🕊️

1242 Kelimeler
yazardan.... Televizyondan yükselen ses kulak tırmalıyordu. “Sorun sende değil Mirza, sorun bende... ben sana layık bir eş olamadım.” “Sorunun kendinde olduğunu bile bile bizi yaktın Dicle...” Yaman gözünü ekrandan ayırmadı. Dizideki sesler, burada yaşayan insanların örfüne, ahlakına, hatta gerçeğine bile ters düşüyordu ama kimsenin umurunda değildi. Herkes alışmıştı yalanlara. Tıpkı onun gibi. “Ee sen şimdi dilsiz, sağır olarak burayı nasıl buldun lawêmîn?” yaşlı adamın sorusuna Yaman başını çevirip bakmadı bile. Ama gözleri karşısındaki adamı net bir şekilde kilitledi. Dükkâna gireli iki saat olmuştu. Adam iki saattir konuşuyor, soruyor, dalga geçiyor, laf sokuyordu... Yaman ise tek kelime etmeden susuyordu. Sessizliği bilinçliydi. Sessizlik onun silahıydı. “Yaw... sen birinin oğlu musun? Kendine karı almaya mı geldin?” Durmadı. hala konuşmaya, Yaman'ın pamuk ipliği gibi ince sinirlerinde tepiniyordu.. “Yoksa dükkânı satın almaya mı geldin?” Yaman gözlerini yavaşça devirdi, tekrar televizyona döndü. Konuşmak bir seçenekti. Ama konuşmak, iz bırakmaktı. ve görevi için konuşması yasaktı. O izleri henüz bırakmayacaktı. Cebinden çıkardığı not kâğıdını çoktan kullanmıştı. ‘Salih Çakır’ın çobanlığı için geldim’ Okuyabilen kimse yoktu. Hepsi kağıda öküz gibi bakmıştı. İçinden küfretti. “Ulan... kendi çobanının dilsiz olduğunu biliyorsun, bugün geleceğini biliyorsun. Ama ortalıkta yoksun, orospu çocuğu.” iç sesi yine her zamanki gibi sövmeden durmuyordu. Derin bir nefes aldı. Sakin kalmalıydı. Ama vitrinlerde sergilenen kaçak telefonlara her baktığında, sinirleri biraz daha geriliyordu. Görevi bitince buraya tekrar gelecekti. Ve o zaman bu dükkân sahibiyle konuşmak zorunda kalmayacaktı. Vücut dili yeterli olurdu. Tam o sırada dışarıdan bağıran bir ses duyuldu. “Düzova yolcuları! Minibüs kalkıyor!” Yaman ayağa fırladı. Aradığı buydu. Çantasını kaptı, dışarı çıktı. Arkasından adamın bozuk şivesi duyuldu, “Ula dur! Kaybolursun burada! Nereye!” Dönüp bakmadı bile hızlı adımlarla yürüyüp, kalabalığın arasından Minibüse bindi. alışkanlığı olduğu En arka koltuğa geçti. Minibüs eskiydi. Leş gibi ter kokuyordu. Kadınlar dolu, Peçelerin altından süzülen bakışlar Yaman’ın ensesinde geziniyordu. Fısıltıları duyuyordu. ama bütün dikkatini önünde duran adamlardayı. “Abow hele adama bak...” “Öğretmen midir acep?" “Bence karı arıyordur.” “Anaa gözleri su takrerinin rengi..." Yaman hiçbirine tepki vermedi. Bakışları camdaydı. Ellerini dizlerinin üzerine koymuş minibüsün ne Zaman kalkacağını bilmediği için Sabırsızdı. Son yolcular da binince minibüs Cizre’den ayrıldı. Yaman içerideki herkesi tek tek süzdü. Bu insanlar masum değildi. Kimisi aile babası rolündeydi, kimisi sessiz bekar. Ama çoğu bir şebekenin parçasıydı. İnsan kaçakçılığı. Fuhuş. Sessiz infazlar. Çocuk satan tefeciler. Hepsi tanıdıktı. Hepsi dosyalardaydı. ve hepsinin fişini çekmek için sabırsızlanıyordu... *** İki saatlik sarsıntılı yolculuktan sonra minibüs durmuştu. Büyük, beş katlı bir okulun önünde Herkes indi. Yaman istemese de insanların inmesini bekledi. Yaşlılar, kadınlar... Minibüs tamamen boşaldığında ayağa kalktığında, ağır adımlarla minibüsten indi. Etraf ıssız, Dağlar çıplaktı. Ağaç yok denecek kadar azdı... Sağda küçük bir cami. Solda bir sağlık ocağı vardı. Ne yapacağını tartarken okuldan çocuk sesleri geldi. çantasını sıkı sıkıya tutarak, okul Bahçesine girdi. Demir sürgülü kapıda durup, bahçedeki çocukları süzdü. o anda gözüne Beyaz önlüklü bir kadın takıldı. Öğretmendi. Çocuklarla top oynuyordu. kısa bir süre sonra Kadın Yaman’ı fark etti. elindeki topu yere atıp, Durdu. Yaman'ı baştan aşağı süzüp yavaş adımlarla Yanına geldiğinde sesi yumuşaktı. “Merhaba, size nasıl yardımcı olabilirim?” dediğinde Yaman cevap vermedi. kadın birkaç saniye Yaman'ın yüzündeki sert mimiklere baktı. bu adamı burada görmediğinden, Kadın kaşlarını çattı. “İyi misiniz? Bir sorun mu var? Sizi daha önce görmedim. Kimsiniz?” kadın az da olsa korkmuştu. ama Yaman fazla oyalanmdan çantasına yöneldi. çantasını yere bırakıp, içini kurcalamaya başladı. içinden Not defteri çıkarıp bir kalem aradi. ama Kalem yoktu. Kadın artık anlamıştı. bu adam normal değildi. not defterini gördüğü an, bu adamın bir sorunu olduğunu anlamış, Cebinden kalem çıkarmıştı sesini kısık tutarak,“Buna mı ihtiyacın var?” diye kalemi uzatmıştı. Yaman başını kaldırdı.bir Kaleme baktı, Sonra kadına. hiç düşünmeden Kalemi sertçe aldı. ayağa kalkıp Deftere hızlı hızlı bir şeyler yyazdı. Kadın sabırla bekledi. Yaman Defteri uzattığında kadın nazikçe defteri alıp, okudu, “Salih Çakır’ın çobanlığı için geldim. Beni ona yönlendirir misiniz?” Kadın okuduklarıyla çok şaşırmıştı. “Konuşamıyor musun?” diye şaşkın şaşkın Yaman'a bakınca, Yaman defteri geri aldı. Tekrar yazdı. Daha sert bir biçimde, “Hayır. Dilsizim. Yardım edecek misiniz?” Kadın afalladı ama profesyoneldi. “Tab- tabi...evi yakın.” dedi saçlarını düzeltirken. arkasını dönüp, Bir çocuğu çağırdı. çocuk yanlarına geldiğinde, öğretmen çocuğa eğilip, “Kerim, bu abiye Salih amcanın evini göster.” dediğinde, Yaman sıkıntıdan patlamak üzereydi. hiç bu kadar konuşmadan zorlanacağını düşünmemişti... çocuk Yaman'ın önünden geçip giderken, kadın cilveli bir gülüşle elini uzattı. " şey... eğer yolunuz düşerse ben buralardayım" demişti. ama Yaman kadının uzattığı eli görmezden geldi. kadına bakmadan Kalemi cebine koydu ve Arkasını döndü. Bu saatten sonra hiçbir kadına nazik olmak zorunda değildi. Hepsi onun için aynıydı. Yolda çocuk onu süzüyor, çantaya göz atıyordu. Yaman farkındaydı. Burada çocuklar bile masum değildi. Gösterişli, iki katlı bir konağa girdiklerinde, etaraftaki şatafatlı görüntü Yaman'ın gözünü yormuştu. içeri girdikleri an, Yaman’ın gözü hemen avluya takıldı. Genç bir kız... Başını önüne eğmişti. Karşısında orta yaşlı bir adam bağırıyordu. Bir an sonra kız yere yığıldı. hem ağlıyor, hem de dizlerini tutuyordu. Yaman gözlerini kıstı. kız oldukça küçük, çelimsiz bir şeydi. ya hizmetçiydi. yada evin kızı olduğundan azar yiyiyordu... Bu sahneye alışmalıydı... Bakışları kızla kesiştiğinde, Kız hemen başını çevirdi. sanki harama bakar gibi yüzünü ters tarafa çevirmişti. ama başında dikilen ve gadarlığını şimdiden görülen Adam, kızın tepesinden bağırdı, “Ulan kalk! Yoksa ağlamak için sebep yaratırım!” sert, ve hırıltılı sesi, içtiği tütünden dolayı kısık çıkıyordu. Kız yerden sarsıla sarsıla toparlandı, bir kez daha Yaman'a göz ucuyla baktığında, Yaman bu bakışı umursamdan, kız avludaki açık kapılı odalardan birine topalaya topalaya girdi. bu esnada, küçük çocuk adamın yanına gitmiş, Yaman'ı tanıtmıştı... Adam Yaman’a doğru geldiğinde, Yaman etrafı incelemekle meşguldü. “Selamün aleyküm. Ben Salih Çakır. Sen de şu dilsiz çoban olmalısın.” Yaman başını çevirip, adama mesafeli bir şekilde başını salladı. adam elini uzatıp, Yaman'ın elini sıkmasını bekledi. ama Yaman pek istemiyordu. Zar Zor elini kaldırıp Tokalaştılar. Salih’in eli terliydi. Kokuyordu. Yaman burnunu çekip, hızlıca elini geri çekmiş, huzursuzca içinden kendine sövmüştü... Salih, kendince konuşmaya başladı, ama Yaman asla onu dinlemeden etrafı çözmeye devam etti. birden Salih çakır “Gel,” dediğinde, başını çevirip tekrar adama baktı. adam boynunu kütleterek, “Şartlarım var.” diyerek, küçük Çardağa yönelip, oturdular Yaman oturduğunda hala Etrafı tartıyor, kendince analiz yapıyordu. ev kocaman bir hanedan gibi, oldukça ihtişam, ve lükslük barındırıyordu... Burası bir ev değil, bir kaleydi. ve buraya aslında neden geldiğini bir kez daha anlamıştı. bu adam da o çeteden olabilir diye içinden geçirmişti Salih bey sakince göz ucuyla Yaman'ı süzmüştü. çoban diye beklediği adamın böyle boylu poslu çıkması onu bir hayli şaşırtmıştı... bıyıklarını cebinden çıkardığı küçük tarakla tarayarak, Yaman'a döndü “Ben seni daha cılız bekliyordum. Bu boy pos... yoksa başlık parası için mi çalışacan?” dediğinde, Yaman küçük defteri cebinden çıkardı. bir kaç kelime Yazıp, sakince Salih beye uzattı. Salih bey bir kaç Saniye anlamsızca kağıda baktı. buraya çobanlık yapmaya gelecek olan adamın dilsiz olduğunu biliyordu. ama bu kadarını bilmiyordu... Salih bey kağıda bir süre boş boş baktı. en sonunda “Umarım bana sövmemişsindir. Okuma yazmam yok.” dediğinde, Yaman’ın çenesindeki kas seğirdi. Ama yüzü taş gibiydi. buraya gelene kadar okuyan, ve yazan kimseyle karşılasmamıştı... Koca köy... tek okuyan yok gibiydi ama Salih çaktırmadan kararını çoktan vermişti. Bu adam onun çobanı olacaktı. Ya isteyerek... Ya zorla... Yaman'a dönerek, " neyse, bence biz anlatacağız... hem okuma yazma bilmesem de sorun yok! sonuçta kızım Zilan biliyor... o seninle bir yolunu bulur konuşur... " dediğinde, Yaman kaşlarını çattı. daha hiç bir şey sormadan anlaşacağız diyordu... el mahkum başını sallayarak onayladı...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE