yazardan....
Yaman, adamın ona uzun uzun, düşünceli bakışlarla baktığının farkındaydı. Ama neden baktığını, neyin hesabını yaptığını bir türlü anlayamıyordu.
Bir an için, “Acaba istemedi de geri mi yollayacak?” diye geçirdi içinden. Tam bu düşünce zihninde yankılanırken, Salih Bey Yaman’ı şaşırtacak cümleyi kurdu.
“Senin bu işe ihtiyacın olduğunu biliyorum evlat. Seninle anlaşmak isterim.”
Yaman, başını ağır bir şekilde olumlu anlamda salladı.
Salih Bey lafı dolandırmadan devam etti.
“Maaşın her ay hesabına yatar. Konaklama derdin de olmaz. Ahırın biraz ilerisinde küçük, iki odalı bir evimiz var; oraya yerleşeceksin. Yemen, içmen, sigaran dâhil.”
Bir an durdu, Yaman’a süzülen bakışlarını dikti. “Sen sigara içiyorsun, değil mi?”
Yaman yine dilsiz rolü yaparak başını salladı.
Salih Bey’in keyfi yerine gelmişti.
“Hah! Tam adamına denk geldin. Ben de sigara içerim ama öyle her yerden bulunanlardan değil. En kralından, kaçak olanından...”
Yaman dişlerini sıktı. Bu şehir neden kaçak mallara bu kadar değer veriyor, neden bunu olağan bir şeymiş gibi yaşıyordu, aklı almıyordu. Salih Bey boğazını temizledi, sesi bu kez daha ciddiydi.
“Bunların hepsini karşılarım ama bir şartla.”
Yaman kaşlarını kaldırıp ifadesiz bir yüzle Salih Bey’e baktı. “Ben lafı dolandırmam delikanlı,” dedi adam. “Çobanım olacaksan sabah beşte kalkarsın. Koyunları otlağa götürürsün. Öğlen bir gibi sağmak ve sulamak için arkadaki açık ahıra getirirsin. Yemeğini yedikten sonra kuzuları akşam üçe kadar otlatırsın. Üç, bilemedin üç buçukta geri getirdiğinde kuzuları emzirmek için yine açık ahıra salarsın. Her birinin süt içtiğinden emin olacaksın.”
Bir an durdu. sonra tekrar devam etti.
“Hâlâ sütten kesilmediler ama bir aya kalmaz o da olur. Ben işimi şansa bırakmam. Karınları doyacak ki iyi fiyata satabileyim, değil mi?” Yaman o an kendini zor tuttu. “Ebesinin amı,” demek üzereydi ki son anda yalandan boğazını temizledi.
Bu cimri mendebur kendine çoban değil, resmen köle arıyordu. Üstelik köydeki çeteyi çökertmek için zamana, insanları tanımaya, aralarına karışmaya ihtiyacı varken bütün gününü bu bunak adamın koyunlarıyla mı geçirecekti?...
Mecbur olmasa, şu an bu adamı yere yatırır, eşek sudan gelene kadar döverdi. Ama görevi tehlikeye atmamak için her şeye boyun eğmek zorundaydı. Bahtına bir kez daha sövdü.
Ne olurdu sanki karşısına adam gibi insanlar çıksaydı... Salih Bey sabırsızdı. “Şimdi de hele, kabul ediyor musun etmiyor musun?”
Yaman başını ağır ağır, evet anlamında salladı. Adamın keyfi iyice yerine gelmişti. Elini uzattı. “Ee hayırlı olsun o zaman delikanlı. Merak etme, dediğim gibi yemen, içmen, çamaşırın... her işini bizzat kızım üstlenecek. Maaş konusunda şimdilik bir şey söylemem. Bir hafta seni gözlemlerim, ona göre paranı belirlerim.” Sırıttı. altından dişleri patlayarak, bir kamaşma ile Yaman'a göz kırptı...
“Ne de olsa yabancısın. Ne malum parayı alıp kaçmayacağın, ha? Ben de işimi garantiye almak zorundayım lawêmîn. Anladın mı?” Yaman, adamı dövmemek için kendini zor tutuyordu. Mavi gözleri öldürmek istercesine Salih Bey’e kilitlenmişti. İçinden sürekli “Sakin ol. Bu bir görev,” diye kendini telkin ediyordu.
“Ee,” dedi Salih Bey, “senin adın ne? Sana nasıl sesleneceğim ben? Bir adın vardır herhalde. Anan baban sana bir isim vermiştir inşallah.”...
Adam resmen sinir damarının üstünde tepiniyordu. Ama Yaman’ın yapabileceği hiçbir şey yoktu.... ve bu çok zoruna gidiyordu.
İçinden, “Bu görev sırasında sana öyle oyunlar oynayacağım ki başına ne geldiğini bile anlamayacaksın,” diye geçirdi. Bir an, bu adam çalışanlarına da böyle davranıyorsa hâlleri ne olurdu, diye düşündü.
Salih Bey alaycı bir edayla devam etti.
“Neyse, adın olsa bile ben sana çoban derim. Yeni isimleri kafamda tutamam..." kısa bir bakıştan sonra tekrar konuştu
"Anlaştık o zaman çoban efendi.”
Salih bey ağır ağır Ayağa kalktı.
“Şimdi beni takip et. Sana yeni evini göstereyim. Her eşyası var. Yatağı, dolabı... tuvaleti bile var.” Yaman, günün kaçıncı küfrünü ettiğini bilmeden ağır ağır ayağa kalktı. kendinde şaşırıyordu. artık neredeyse her saniye başı küfürler ediyor, konuşmadığı için içindeki yıkımı böyle bastırıyordu ..
Adam önde bir şeyler mırıldanıyordu ama Yaman dinlemiyordu. Etrafına bakınca, Salih Bey’in lükse ve şatafata olan düşkünlüğü yarattığı bu gösterişli düzenin her köşesinden belliydi.
Evin sol tarafına geçtiklerinde kocaman bir ahır, onun birkaç metre ilerisinde de küçük bir baraka gibi duran evle karşılaştı. Kapısı küçüktü, tek bir penceresi vardı ve o pencere de Salih Bey’in evine bakıyordu. Arkada, geniş bir alanda üstü açık, taşlarla çevrili başka bir ahır daha vardı. Büyük, ağır çelik kapılar sürü için hazırlanmıştı.
Yaman, bu göz yoran şatafatın ortasında bile boğulduğunu hissetti. Adam kendini herkesten üstün görüyor, bunu da göze sokmaktan çekinmiyordu. Üstelik ukala ve cimriydi.
Salih Bey küçük evin.kapıyı itip açtı.
“Kapısında küçük bir arıza var ama sen akşamları içerden taş koyarsın. Senin için daha iyi olur. Çoban dediğin koyunlarla yatar. Ben sana ev veriyorum. Nankörlük edip şikâyet etme sakın. Kulağıma gelirse cezanı keserim.” anlamsızca duruo, Başını eğip yere baktı, sonra kahkahayla güldü.
Yaman bu anlamsız muhabbeti alıp adamın boğazına sokmamak için kendisiyle savaşıyordu. resmen akıl sağlığı ile oynanıyordu...
Bir anda Salih Bey şiddetli bir öksürük krizine girdi. Göğsüne vuruyor, nefesi kesiliyordu. Kaçak sigaranın etkisi erken başladı, diye geçirdi içinden Yaman.
Salih bey Bir süre sonra gözlerini silip sırıttı.
“Bir espri yapacaktım az kalsın öteki tarafı boyluyordum. Ama söylemeden edemeyeceğim... Senin dilin yok ki arkamdan şikâyet edesin. Böyle lal lal bakarsın anca, değil mi?” Ve yine güldü.
Yaman artık bu günün bitmesini istiyordu. Çünkü ilk günden katil olmaktan korkuyordu....
Salih Bey kapıya yöneldi.
“Gel bakalım çoban efendi. Yeni evini beğenecek misin. Yat kalk bana şükret. Seni koyunların yanında da yatırabilirdim ama merhametliyim.” Yaman içeri adım atacağı sırada yüzüne çarpan tavuk pisliği ve çürümüş sebze kokusuyla irkildi. Burası eski bir kümesti. İçeride eski bir yatak, kırık kapılı bir dolap, bir sandalye ve ayağı eksik bir masa vardı...
Salih Bey sigarasını yakıp sırıttı.
“Beğendin değil mi? Biraz hava alır, geçer kokusu.”
Yaman daha ne tepki vereceğini bilemeden adam, " neyse, sen eve gir, ortama alış! kızım birazdan sana yemek getirir.. Benim şuan çok önemli bir işim var, çıkamam lazım" dediği gibi, Yaman'ın vereceği tepkileri beklemeden arkasını dönüp hızlı adımlarla gitti...
Yaman şaşkın ve sinirli bir şekilde ortada kalmıştı.. siniri yine şakaklarından vurmuştu.
derin bir nefes alıp, eve girdi, pis kokunun biraz geçtiğini anlamıştı. yatağa yaklaşıp, mervesimleri koklayıp, yeni değiştildiğini de anlamıştı.
Yaman hala odaya göz gezdirirken, Kapının arkasında bir gölge belirdiğinde Yaman ayakkabısının bağcığını çözmek üzere eğilmişti. Önce hafif bir hışırtı duydu, sonra kapının önünde duran silueti fark etti. Başını kaldırdığı an, karşısında elinde metal bir tepsiyle duran kızı gördü.
İkisi de aynı anda durdu. Zilan’ın adımları kapının eşiğinde çakılı kaldı. koca yeşil gözleriyle bir Yaman'a bakıyordu, bir odanın içine... kısa boyu, ve sıska bedeni ile oldukça küçük ir çocuk gibi görünüyordu...
Tepsiyi iki eliyle göğsüne bastırmıştı. Parmakları titriyor, bilekleri zorlanıyordu. Saçları başörtüsünden kurtulmuş, omzuna dökülmüştü. Yüzü yorgundu; gözlerinin altı mora çalıyordu. Ama en çok yeşil gözleri... Korkuyla büyümüş, kaçacak yer arar gibiydi.
Yaman refleksle doğruldu. Sertti duruşu. Omuzları gerildi, bakışları otomatik olarak kızın üstünde gezindi. Ne tehditkâr bir adım attı ne de geri çekildi. Ama suskunluğu bile ağırdı.
Zilan, kapının arkasına bakmadan içeri girdi. Ayakkabılarını aceleyle çıkardı, başını önüne eğdi. Yaman'a bakmadan Masaya yöneldi, tepsiyi bırakırken metalin sesi odada yankılandı. Bu ses, kendi kalp atışını bastıramadı. bu yeni gelen yabancının sert ve soğuk bakışlarından oldukça çok korkmuş, irkilmişti...
Yaman kapının hâlâ açık olduğunu fark etti. Dışarıdan gelen serinlik omuzlarına vuruyordu. Refleksle dönüp kapıyı kapattı.
İşte tam o an... Zilan’ın başı bir anda kalktı. Gözleri kapıya, sonra Yaman’a kilitlendi. Nefesi boğazında düğümlendi.
“Kapıyı... kapatmayın! neden kapıyı kapattınız!” Sesi titrek çıkmıştı. Küçük. Kırılgan...
Yaman durdu. Ne dediğini anlamaya çalışır gibi baktı. Sert yüzünde bir anlık tereddüt belirdi ama geri adım atmadı. Onun için kapı sadece kapıydı. Ama karşısındaki kız için bir kurtuluş bir çıkıştı.
“Ne yapacaksınız?” dedi Zilan.
Sesinin tonu yükseldi ama gücü yoktu. Korkusunu bağırarak gizlemeye çalışan bir çocuğun sesi gibiydi. Yaman kaşlarını çattı. İçgüdüsel bir sertlikti bu. savunma refleksi.
korktuğunu anlamıştı. deli gibi titremeye başlayan kıza “Dur,” demek istedi. Ama kelime ağzından çıkmadan, Zilan geri geri bir adım attı...
“Yaklaşmayın!” diye bağırdı. Gözleri dolmuştu. Dudakları titriyordu. “Bir çığlık atarım, bütün ev buraya gelir. Vallahi gelir!”
Yaman, küçük kızın bu ani ve yersiz hareketleri anlamdan, kaşlarını çattı.
kızın korktuğunu görebiliyordu. zararsız olduğunu göstermek için yavaşça elini havaya kaldırdı. Avuç içi açıktı.“Saçmalama benden zarar gelmez,” diyecekti. ama yine yuttu sesini..
Zilan Yaman'ın yüzündeki o sertliği tehdit olarak algıladı. Tepsiyi iki eliyle kavradı. Metalin soğukluğu avuçlarını yaktı sanki. Geri çekilecek yeri yoktu. Kapı kapalıydı. O an, aklındaki tek şey buydu, Kaçamazsam vururum.
“Ben... ben sözlüyüm!” dedi, sesi neredeyse ağlamaya döndü. “Yaklaşırsanız öldürürüm! ” sesi kırılgan ve korkuyla karışık titerek çıkmıştı...
Yaman bir adım attı. Sadece bir adım. Kontrol almak için. Ortamı sakinleştirmek için. Ama Zilan için bu adım, üzerine gelen bir karanlıktı. Gözlerini sımsıkı kapattığı an içgüdüsel olarak Tepsiyi havaya kaldırıp Yaman'a doğru savurdu.
Metal tepsi havada süzülürken, Yaman tepsisinin kendisine isabet edeceğini hiç hesaba katmamıştı...
Yaman’ın şakağına tam isabet etti tepsi...
Tok, boğuk bir ses çıktı. Yaman’ın bedeni bir anlık şaşkınlıkla sendeledi. Gözleri boşluğa baktı. Dizleri çözüldü. Ne refleks, ne güç... Hiçbiri yetişemedi. Yere kapaklandı. bilinçi hızla kapanırken, Zilan olduğu yerde dondu.
Tepsi e düştü, yere çarptı....
“Allah...” diye korkuyla fısıldadı. Ses çıkmadı boğazından. Yaman kıpırdamıyordu...
Zilan dizlerinin bağı çözülmüş gibi yere çöktü. Gözleri kocaman açılmıştı, nefesi kesik kesikti. “Ben... ben öldürdüm mü?” dedi kendi kendine. Titreyen ellerini ağzına kapattı...
O an, sert görünen o adamın yerde hareketsiz yatan bedeniyle, kendi korkusunun neye dönüştüğünü ilk kez gördü....
"*"*"*