Ev bir anda sessizliğe bürünmüştü. Demir, Doruk ve Arzu ’yu uğurladığımızdan beri zaman, su gibi akıyor ama bu akışın içinde bir boşluk hissi bırakarak geçiyordu. İkizlerim, Alis ve Asil’ in ağlamaları ve küçük hareketleri dışında hiçbir şey, bu büyük evin sessizliğini bozacak kadar güçlü değildi. Onca kalabalığa rağmen bir sessizlik hakimdi. Demir son anda kapının eşiğinden dönüp, “Alisa, bizi ne zaman çağırırsan buradayız. Şu uykusuz gecelerin sonunda bir kahveye ihtiyacın olursa, bir alo yeter. Ama kucak gerekirse Arzu' yu ara. En azından büyüyene kadar. ” demişti. O neşeli ses tonuyla içime bir ferahlık bırakmıştı, ama o gittiği an büyük bir yalnızlık hissettim. Demir bir başkaydı. Arzu bana sarıldığında gözleri doluydu. “Unutma, ben her zaman bir telefon uzağındayım. Sen, ikizler

