7
Aziz Ağa, onun sözlerini dinlerken gerilmişti. Ama o kıza haksızlık yapıyorsa o da kendine göre haklıydı. Kızmaya ne hakkı vardı? Masanın kenarını parmaklarıyla tıklattı. Onu belki de anlamak maksadıyla sert konuştu. Tepkisini ölçecekti.
“Hazır değilsin demek,” diye cevap verdi. “Ben sana aklını başına toplayıp görevlerini yerine getirmen için zaman tanırım ama fazla değil. En çok bir ay beklerim. Evlilik denen şeyin bir anlaşmadan ibaret olduğunu, duygularınsa pek kıymetli olmadığını daha önce öğrenmiş olmalıydın. Ailen böyle söylemedi mi sana? Başlık parasını verdim, arsa da verdim. Ailen için yeni ev de yapılacak. Bu evlilik için taleplerin epey fazlaydı. Senin için bu kadar para dökmüşken seni kapıya mı koyacağım? Böyle konuşman mantıksız. Daha çok para istiyorsan söyle.”
Mehir’in gözlerine yaşlar hücum etti. Bu sözler, annesinin tembihlettiği ‘Bizim için herkesin içinde ev iste, bu fırsat bir daha elimize geçmez,’ söylemlerini hatırlattı. Kendisi aslında hiçbir şey istememişti. Büyüklerin arzularıydı bunlar. Ama Aziz ağanın gözünde bir kez daha paragöz biri olmakla suçlanıyordu.
Titreyen sesiyle, “Benim tek isteğim, mutlu olmak,” diyerek kendini savundu. “Başlık parasını peşin alan ailem. Arsayı da alan ailem… Yeni ev de annem ve babam istedi. Onlara verdin… benim elimde düğünde takılanlar vardı. Onları da istemem. Benim parayla pulla işim yok. Ben sadece mutlu bir ailem olsun istedim ama beni isterken bana fikrimi bile sormadınız. Beni sana mal gibi verdiler. Olan bu… şimdi suçlu, paragöz ben miyim? Benim hayallerim vardı Aziz Ağa… Küçücük bir evim, gözümün içine bakan bir kocam ve bahçede koşan çocuklarım olacaktı. Benim bu hayatta yaptığım tek açgözlülük buydu. Ama ailemin para hırsı mı desem, yokluğun gözü kör olsun mu diyeyim, bilmiyorum. Ben sadece bana dayatılan kadere razı geldim. Kaderimde varlık içinde yokluk görmek varmış. Sofrada sabah her şey vardı ama güler yüz yoktu. Sevgi yoktu… Ben doyamadım Aziz Ağa, onca yediğim lokma benim karnıma taş gibi dizildi. Sen şimdi beni Ağa karısı olmak için ailesiyle iş tuttu sanıyorsun ama tercih hakkım olsaydı asla senin karın...”
Aziz elini kaldırdı, Mehir’in cümlesini yarıda bıraktı. Genç kız konuşurken ona öfkeyle dolmaya başlamıştı. Belki de öfkesini kırbaçlayan onun haklı olmasıydı. Ona fikrini sormamıştı. Ailesiyle pazarlığını yapmış ve kızı almıştı. Ama buralarda herkes böyle evlenirdi. Bu adeti Aziz ağa çıkarmamıştı. O yüzden öfkeliydi.
“Cevabımı aldım. Yeterince konuştuk. Olan oldu artık. Benim senden beklentim ve isteklerim belli. Sen bu konakta ‘Aziz Ağanın karısı’ olarak duracaksın, konakta düzeni sağlamakla görevli olacaksın ve zamanı geldiğinde soyumu sürdüreceksin. Buna razıysan kalırsın. Değilsen de kapı orada. Gitmek istersen de, seni zorla tutan yok. En fazla verdiklerimi geri alırım. Benim zararım olmaz. Ama bil ki gidersen hem ailenin hem senin adın lekelenecek. Kusurlu diyecekler, ağa kovdu iki günde diyecekler. Kime sorarsan, bunun ne anlama geldiğini iyi bilir. Karar senin.”
Bu son cümle, Mehir’in yüreğine bir bıçak gibi saplandı. Aziz ağa bile olacağı bilip ona şans tanıyordu. Çünkü Mehir giderse, namussuz olarak suçlanacak, kötü kadın yerine konulacaktı. Yutkundu, “Aziz ağanın karısı olarak üstüme düşeni yaparım,” dedi ve başını eğerek ayağa kalktı. Aziz Ağaya kısa bir bakış atarak odadan çıkmak için geri döndü.
Kapıya doğru yöneldiğinde, Aziz’in sesi yeniden yükseldi.
“Madem kalıyorsun benimle aynı odayı paylaşacaksın. Hazırlan, birazdan gelirim.”
Mehir’in kalbi sanki bir an durdu. Ayakları yere mıhlanmış gibi hissediyordu. Ardından, “Peki,” diyerek zar zor konuşabildi ve kapıyı açıp dışarı çıktı.
Koridorda adımları birbirine karışır gibi oldu. İçindeki korku, öfke ve çaresizlik bir yumak hâlinde büyürken, “Ben ne yapacağım?” sorusu kulaklarında çınlıyordu. Bugüne kadar evlilik, çocuk sahibi olma, sevmek veya sevilmek… Hepsi kendi hayallerinde sıcak, samimi, karşılıklı sevgiyle yoğrulmuş bir geleceğin parçalarıydı. Oysa şimdi, önünde sevgi namına tek bir işaret bile yoktu.
***
Uyku vakti gelinceye kadar odasında dönüp dolaştı. Aziz Ağa ona vakit tanıyacağını söylemişti ama sonrasında onu odasına davet etmişti. Hayır, bu bir davet değildi. Tamamen mecburiyetti.
Ya onunla aynı yastığa baş koyduğunda adam fikrini değiştirip kocalık haklarını kullanırsa ne olacak? Korkuyordu. Hem de çok korkuyordu. O kadar yabancıydı ki o adama… Onun dokunuşlarını hayal bile etmek ürpertici geliyordu. İçinde ne merak ne de istek vardı. Sadece onu biraz olsun sevene kadar sabretmesini temenni ediyordu.
Ne zaman odaya gideceğini düşünürken kapısı tıklandı. Sabah ki genç hizmetçi kapıdaydı.
“Hanımım,” dedi, sesi neredeyse fısıltılı çıkmıştı. “Ağamız sizi odasında bekler. Hazırlık yapmamı ister misiniz? Yani, bir giysi ya da başka bir şey?”
Mehir, boğazındaki düğümü çözmeye çalışarak başını salladı. O kadar çaresiz hissediyordu ki, bir an bu kadına sarılmak istedi. Fakat kendini tuttu. “Gerek yok,” diyebildi zorla. “Ben hallederim…”
Hizmetçi saygıyla geri çekildi, “Peki hanımım,” dedi. Bakışlarında sanki acıma ifadesi vardı. Mehir, kadın acımasın diye gülümsemeye çalıştıysa da başaramadı. Dudakları titredi ama ağlamadı. Ve kaderine razı gelmek için derin bir nefes aldı.
Bu gece gerçekten de kocasıyla aynı odayı paylaşacak mıydı? Ne giyecekti ki? Dışarıda, gökyüzü kararmış, yıldızlar bulutların arkasında kaybolmuştu. Derin bir iç çekti. “Konaktan çekip gitsem?” diye düşündü ama nereye? Ailesinin evine dönse, babasının öfkesiyle, köyün dedikodusuyla karşılaşırdı.
Zaman akıp giderken, her tik tak sesiyle yüreği kabardı. Öylece yatağın kenarına oturdu, başını ellerinin arasına aldı. Kendi kendine, “Ben neden bu kadere razı gelmek zorundayım” diye sordu. Düne kadar bir gün sevdiğiyle evleneceğine inanan, sıcacık aile hayalleri kuran bir genç kızdı. Şimdiyse, bir adamın soyunu sürdürmesi gereken, ‘satın alınan damızlık bir kadın’ konumuna itilmişti.
Tam hazırlanacakken elektrik kesildi. Bu bir işaret miydi? Kendi nefesinin sesini dinledi uzun süre. Gözleri karanlığa alışırken, saatin tıkırtıları arasında kayboldu. Belki birkaç dakika, belki bir saat öylece bekledi. Sonunda, koridordan gelen ayak seslerini duydu. Mehir’in kalbi duracak gibi oldu. Kapı hafifçe aralandığında, nefesi neredeyse kesilecekti.