Hafifçe başımı kaldırmaya çalıştığımda önümde duran kişinin kim olduğunu merak etmiştim. Bakışlarım karşımdaki kişinin bakışları ile çarpıştığında halsiz olmama rağmen bütün bedenimi bir şok dlagası esir almıştı. Dünkü oğlunu tutmaya çalışan adamdı bu, bugün tekrar karşılaşmamız kesinlikle saçma idi. Yanında kimse yoktu baştan aşağıya siyah giyinmiş bir şekilde elleri cebinde dikkatlice bana bakıyordu. Birkaç adım gerileyerek ona bakmaya başladım.
“Özür dilerim korkutmak istememiştim.”
Uzun süredir olduğu yerde durduğu belliydi, yüzü soğuktan dolayı kızarmıştı ama kimi bekliyorsa bu kişi ben olamazdım. Hızlıca kafamı sallayıp yanından geçip gitmek için hamle yaptığımda tekrar önümü iri bedeni ile kaplayarak durdurmuştu. Soru sorar bir şekilde yaptığı hareketin nedenini anlayamadığım bakışlar atmaya başlamıştım. Aşırı derecede halsizdim ve tekrar kötü bir gün daha geçirmek istemiyordum.
“ Eğer zamanınız varsa sizinle dünkü hoş olmayan karşılaşmamız için hem özür dilemek istiyorum hem de oğlum hakkında konuşmak istiyorum “
Şaşırmıştım, neden benimle oğlu hakkında konuşmak istiyordu ki? Olan şey tamamen bir tesadüf eseri idi, bana sarılması başta beni korkutmuş olsa da hasta bir adamdan şikayetçi olacak kadar kötü değildim. O an yaşanan olayı orada kapatmıştım daha fazla bunu üstelemesine gerek yoktu. Buraya kadar benden özür dilemek için gelmesi de çok ince bir hareketti
“Hiç gerek yok gerçekten, ben kızgın değilim tekrar çok geçmiş olsun.”
Tekrar yürümek için adım atacağım sırada bu kez cebinden çıkardığı bir fotoğrafı gözlerimin önünde tuttu, bakışlarımın odağı olan resimde bana çok benzeyen hatta neredeyse ikizim olabilecek benzerlikte bir kadın ve kucağında ise tahminen üç yaşlarında bir çocuk vardı. Şok içerisinde idim fotoğraftaki kadın ile olan benzerliğim inanılmaz derecede idi. Ben hala fotoğrafa bakarken adan tekrar konuşmaya başladı.
“Ölen eşim ile benzerliğiniz gerçekten inanılmaz, dün oğlum size “anne” Diyerek koştuğunda bir an gözlerime inanamadım. On yıl önce ölen eşim hayat bulmuş gibi gözlerimin önünde idi sanki, lütfen bana sadece on dakikanızı ayırın, belki belki sizin bana ayıracağınız on dakika bu hayatta oğluma verebileceğim tek hediye olabilir.”
O kadar çaresiz bakıyordu ki karşımdaki yaşlanmaya yüz tutan gözleri gerçekten geçmişine bakıyor gibi bakıyordu bana, ne yapmam gerektiğine tam emin olamasam da ağzımdan birden
“Tamam”
Kelimesi çıkmıştı. Hala ellerimdeki fotoğrafa bakıyordum, dün önümde hüngür hüngür ağlana genç adamın gözlerini gördüm kucağındaki bebekte, içim o kadar sızlamıştı ki yaşlı adamın teklifini kabul ederek onu dinlemeye karar vermiştim. Benim ona verebileceğim on dakikanın hasta oğluna nasıl bir hediye olacağını merak ediyordum. Yaşlı adama tekrar fotoğrafı uzatarak beraber yürümeye başladık, teklifini kabul etmeme o kadar sevinmişti ki yüzünü kızarmasına inat sıcacık bir gülümseme kaplamıştı. Yaklaşık beş dakikanın ardından okulun kafelerinden birinde karşılıklı oturuyorduk. Sınavımın başlamasına daha vardı ama tanımadığım bir adamla aynı masada fazla zaman geçirmek istemiyordum bu yüzden hızlıca anlatması için yüzüne bakmaya başladım.
Yüzümün, saçlarımın her noktasına bu kadar dikkatli bakması rahatsız edici idi ama gösterdiği fotoğraftaki eşi ile bu kadar çok benzememizden ötürü sessizlik ile karşılamıştım bu durumu. Yıllar sonra ölen eşine benzeyen birini görerek bakmak istemesi doğal olabilirdi. Sonunda konuşmaya başladığında rahat bir nefes vererek dinlemeye başladım.
“Lütfen kabalığımı affet, kendimi tanıtmadım. Ben Harun Demir, psikiyatristim. Kendime ait bir kliniğim var ve dünkü gördüğün oğlum ismi Murat. Eşim Beril on yıl önce akciğer kanseri ile verdiği mücadeleyi kaybedene kadar Murat çok sağlıklı ve geleceği gerçekten çok parlak bir çocuktu. Benim işte olduğum bir gün eşim, Murat’ın gözleri önünde can verdiği gün oğlum Demans hastalığının pençesine yakalandı. Tam olarak anlayamasam da tahminimce annesinin ölümünü zihni bir türlü kabul edemedi ve sadece, onun yaşadığı hatırası kalacak bir şekilde geride kalan her şeyi unuttu. Zamanla annesinin ölümü onun için sadece belirli bir süreliğine iş gezisine gittiği şeklinde zihninde evrildi. On yıldır her şeyi unutmasına rağmen zihni sürekli annesinin ona geleceğine inandırmış bir vaziyette. Dün seni görene kadar sonsuz bir bekleyiş içerisinde idi. İlk defa on yıldır ilk defa oğlumun içten bir şekilde duygularını belli ederek konuştuğunu gördüm. Sizi karşımda ilk gördüğüm an yıllarımın bana verdiği tecrübeye rağmen gerçekten ölen eşimin dirildiğini sanmıştım ama tabii ki ölüler geri dirilemezler. Sizi gördüğü o andan beri Murat sadece “Annemi görmek istiyorum.” Diyor. Ne kadar uğraşırsam uğraşayım, aldığım eğitimler, okuduğum kitaplar, edindiğim tecrübelere rağmen bir baba olarak oğlumu on yıldır bu şekilde canlı görmemiştim, o her şeyi unutmasına rağmen sanki dün yeniden hayat bulmuş gibi ve bu sizi gördüğü kısacık bir anda gerçekleşti, bana isminizi bahşeder misiniz?”
İsminin Harun olduğunu öğrendiğim adam karşımda hikayesini anlatırken oğluna benzeyen mavi gözlerinden akan yaşlarına engel olamadan anlatmıştı, her geçen saniye akan gözyaşları, maviliklerini kapatmak istermişçesine kızarmaya başlamıştı. Dudaklarım dinlediklerimden etkilendiğimi belirtir bir şekilde aralık kalmıştı. Bu kadar derin ve çaresiz bir şekilde oğlunu hasta olarak görmek, hayat eşini kaybetmek kim bilir ne kadar dayanılmaz bir acı idi.
“İsmim Alya, Alya Işık.”
Sanki geçmişe bakan gözleri her saniye kızarmasına rağmen peçete ile kurulayarak bana gülümsedi.
“Alya, ne kadar güzeli bir isim, Alya tıpkı soy ismin gibi oğlumun on yıllık karanlık ve kaybolmuş hatıralarına bir ışık oldun. İznin olursa sana bir teklifim var.”
Son cümlesi ile hafifçe kaşlarım çatıldı, konuşulanlar her saniye daha da ilgimi çekse de son söylediği ile biraz tedirgin hissetmeye başlamıştım yine de Harun Bey’in sözünü devam etmesi için onu dinlemeye devam ettiğimi belirttim.
“Alya, oğlum Murat’ın bakıcısı olur musun?”
Gözlerim dehşetle açılmış bir şekilde karşımda, kızarmış ve beklenti dolu gözlerle bana bakan Harun Beye bakmaya başladım. Anlattıklarının üzüntüsü ile ne dediğini karıştırmış olmalıydı. Şaşkın bir şekilde bakmaya devam ederken söylediklerini düzeltmesi için ona ısrarla bakmaya devam etsem de karşımda gerçekten bana ciddi ve söylediklerinden gayet emin bir şekilde bakmaya devam ediyordu. Ağrıyan başım, halsiz bedenim duyduklarımın etkisi ile artık hissedilemeyecek kadar geride kalmışlardı. Bütün duyularım açık bir şekilde ikimizde birbirimize dikkatlice bakıyorduk. Böyle bir teklifi kabul edemezdim asla, nasıl bir anda benden bunu isteyebilirdi? Ölen eşine benzemem garip olsa da şu an zan altında kalmış hissediyordum kendimi.