Sessiz ama şok olmuş bir şekilde bakmaya devam ettim. Karşımda elli yaşlarına rağmen şaka olarak yorumladığım cümlesini gayet ciddi bir şekilde benden cevabını bekleyen bu adamın tam olarak niyetini anlayamıyordum. Beni hiç tanımadan, benim kendilerini tanımadığımı bilmelerine rağmen sorduğu sorunun mantığını kavrayamamış olsa da ciddiyetinden ödün vermiyordu.
“Nasıl yani? Bakıcı derken ne kasettiniz? Ben sınıf öğretmenliği okuyorum bakıcılık yapamam ki.”
“Alya, senden her saniye oğlumun yanında durmanı istemiyorum ki, bak sadece belirli saatlerde onun yanında olmanı istiyorum o kadar. Biraz onunla sohbet etmeni o kadar. Tekrar içten bir şekilde güldüğünü görebilmek istiyorum. Bir baba olarak tek dileğim on yıldır gülmeyen oğlumun belki bir ihtimal senin sayende güldüğünü görebilmek istiyorum. Lütfen Alya, çok çaresizim lütfen ne kadar maaş istiyorsan vermeye hazırım, ne istiyorsan yapmaya da yeter ki kabul et. Bak daha dün birbirimiz ile karşılaştığımızın farkındayım. Şu an beden dilinden de ne kadar tedirgin olduğunun farkındayım ama gerçekten kötü bir niyetim yok. Kendi gözlerin ile gördün, Murat. Alya Murat’ın halini görsen bugün seninle karşılaştığı anı tamamen unuttu ve tekrar cansız, soluk gözlerle hiç ayrılmadığı odasının camından annesinin gelmesini bekliyor.”
Harun bey, karşımda tekrar ağlamaya başladığında ne yapacağımı bilemez bir halde öylece bakmaya devam ediyordum. Koskoca adam elinden oyuncağı alınmış çocuklar gibi elleri ile yüzünü saklamaya ihtiyaç duymadan ağlıyordu. Her kelimesinde vicdanım sızlamıştı, anlattıklarının bir tanesinde bile yalan hissetmiyordum. Bir babanın çaresizliğini görmek gerçekten çok fazla etkilemişti beni, bahsettiği oğlu yani Murat’ın bugün tekrar beni unutması benim açımdan iyi bir şey olsa da anlaşılan bu gözyaşlarına boğulan babası için acı dolu bir his olmalıydı.
İlk başta bana sunduğu teklifin cevabı çok net bir şekilde zihnimde belirse de şu an bu şekilde ağlamasından ötürü mü bilmiyorum ama bir belirsizliğe düşmüştüm, onu veya oğlunu tanımıyordum, belki sapık falanlardı ve organize olarak beni kaçırıp organlarımı çalmak isteyebilirlerdi ama o kadar içten ağlıyordu ki düşüncelerim birden saçmalıktan ibaret gibi gelmeye başlamıştı, dünkü yaşadığımız o an geldi gözlerimin önüne. Oğlunun içinden bir parçayı koparırmış gibi bana “Anne” Diyerek koşup sarılması o kadar gerçek geliyordu ki az önce düşündüklerim için kendime kızmaya başlamıştım. Kendimi onun yerine koydum, eğer annemin ölümü ile babam beni her gün sadece ruhunu kaybetmiş bir beden olarak görse nasıl hissederdi merak etmiştim. Acaba o da anneme benzeyen birini gördüğümde ona tıpkı dünkü gibi sarılmaya çalışsaydım acaba babamda benim için o kişiye tıpkı böyle bir teklifte bulunabilir miydi?
Kendi kendime yaşadığım bu belirsizlik hissinden bir türlü kurtulamıyordum, karar vermem gereken süreyi geçtiğimi fark etmiştim. Bana hala beklenti ve çaresizlik karışımı ile bakması karar vermemi dahada zorlaştırıyordu.
Gözlerimi kaçırmakta çok fazla bir işe yaramıyordu çünkü kendi kaçırdığım gözlerim yine karşımdaki adamın o çaresiz bakışlarına bakmak istiyordu. İlk baştaki şiddetli ağlaması yerini sessiz bir şekilde ağlamaya bıraktığında gözleri kıpkırmızı olmuştu, mavi göz rengi dahada belirginleşmişti. Ailem bu durumu duysa kesinlikle karşı çıkarlardı, her ne kadar Murat’ın durumuna üzülseler de yine de karşımda kızarmış gözleriyle adeta yalvaran bu kişiye yine de güveneceklerinden emin değildim. Beynimin içerisinde ihtimaller ihtimalleri doğurmaya başlıyordu. Sakin bir şekilde düşünmeye ihtiyacım vardı. İsminin Harun olduğunu öğrendiğim adamdan bana biraz zaman tanıması gerektiğini istemek en doğrusu olacaktı. Tam dudaklarımı araladığımda kelimeler dudaklarımda asılı kalmıştı çünkü ben konuşmama başlarken Harun Beyin telefonu çalmaya başlamıştı, bana özür dileyen bakışlar eşliğinde mahcup bir ifade ile masanın üzerindeki telefonundan arayan kişiye baktı ve ayağa kalkarak konuşmak için izin istediğini belirten bir işaret yaptı.
Sessiz bir şekilde söylediklerini kabul ederek beklemeye başladım. Belki de bu durum daha iyi olmuştu, şu an Harun beyin masadan kalkması ile üzerimdeki baskıdan biraz daha kurtulmuş bir vaziyette rahat düşünebildiğimi hissediyordum. oturduğumuz masanın biraz ilerisinde telefonda konuşan bu çaresiz adamın ifadelerini izleyerek düşünmeye başladım. Kalbim gerçekten çaresiz bir tonda anlattığı kelimelerden ötürü etkilenmişti ve bu teklifi kısa bir süreliğine de olsa kabul etmem gerektiğini söylüyordu ama zihnim hala çok tedirgin duygular içerisinde idi. Daha dün birkaç dakikalığına rastladığım insanlar ile sunulan teklifi kabul etmenin hiç de akıllıca bir karar olmadığı konusunda kalbimi ikna etmeye çalışıyordu.
Harun bey telefon konuşmasını bitirerek tekrar sandalyesine oturdu, o gelene kadar üzerimdeki tüm gerginlik tekrar yerini bulmuştu ama birkaç dakika yalnız kalmak biraz daha iyi hissetmemi sağlamıştı. Harun bey hala bir cevap vermemi bekliyordu, sabırlı duruyordu ama sessizliğinin altında yatan endişesini hissedebiliyordum. Sonuçta ne kadar doktor olursa olsun terzi kendi söküğünü dikemez atasözü çok doğruydu. Oğlu onun hastası değildi canından bir parça idi bu düşünce her seferinde beni daha da kötü hissetmeme yol açıyordu. Aradan geçen yarım dakikanın sonunda cevap bekleyen bakışlarına baktım. Cesaret dolu bir şekilde kelimelerimi kullanacağım bir sıraya koyarak çıkmaları için emir verdim. İlk baştaki söylemek istediğim kelimelerin yerini şu an bambaşka kelimeler almıştı. Kalbim, vicdanım ve mantığım arasında verdiğim belirsizlik savaşını bir sonuca kavuşturmuştum.
“Teklifinizi kabul ediyorum ama benimde birkaç şartım var.”
Yüzü beklemesine değdiğini gösteren bir ifade ile rahatlamıştı, derin ve rahat bir nefes vererek dudaklarını sanki uzun süredir gülmeyi unutmuşlar gibi yukarı doğru kıvırmaya çalıştı. Uzun ama yorgun bir savaş veren dudakları sonunda rahat ama buruk bir gülümseme olarak yerini aldığında gerçekten verdiğim kararın kalbimden yana olmasının doğru olduğunu o an anlamıştım. Karşımda gerçekten oğlu için uzun bir süre savaş veren bir babayı yıkmak kim bilir hayatımın kaç yılını vicdan azabı ile geçirmemi sağlayacaktı. Heyecandan mı bilmiyorum ama ne yapacağını bilemez bir şekilde bedeninin kontrolünü yitirmiş gibiydi.
“Tabii ki Alya, ne istersen bütün şartlarını kabul ediyorum. Şu an şu an beni nasıl mutlu ettiğini inan tahmin edemezsin. Çok özür dilerim, uzun süredir hiç heyecan duygusu hissetmeyen bedenim birden nasıl bir tepki vereceğini unutmuş olmalı. Uzun sürelik meslek hayatımda türlü hastalar ile ilgilenmeme rağmen sakinliğimi hiç yitirmemiştim. Anlaşılan konu kendi hayatlarımız olduğunda sakinliğimizi korumak bile bazen güçleşebiliyor, seni dinliyorum Alya.”
“Öncelikle bu durumdan kimsenin haberi olmayacak. Başta benim ailem olmak üzere çevremdeki hiç kimsenin bu durumdan haberi olmasını istemiyorum, ikinci şartım ise kısa bir süreliğine sadece teklifini kabul edeceğim. Sadece kısa bir süre oğlunuz ile vakit geçireceğim. Eğer şartlarımı kabul ediyorsanız bende teklifinizi kabul ediyorum”
“Tabii ki Alya, asla şüphen olmasın. Gerçekten gizliliğin konusunda elimden gelenin en iyisini yapacağım ve tabii ki bende uzun süreli olmasını istesem de senden bunu istemeye hakkım yok kısa bir süreliğine de olsa teklifimi kabul etmene bile minnettarım. Peki ücret olarak ne düşünüyorsun?”
Harun Bey söyleyene kadar ücret konusunu asla düşünmemiştim. Teklifini para için kabul etmemiştim ve gerçekten bu hayatta bana ihtiyacı olan birine karşılıksız bir iyilikte bulunmamın ücret karşılığı olarak yapmanın doğru olduğunu düşünmüyordum.
“Bir ücret istemiyorum bunu bir ücret için yapmıyorum gerçekten bu yüzden bunu karşılıksız bir iyilik olarak düşünün.”
Harun beyin cümlemi bitirmesi ile hafif buruk bir ifade kapladı gözlerini, ne düşündüğünü tam anlayamasam da dudaklarındaki gülümseme yerini düz bir çizgiye emanet ederek terk etmişti kendisini.