Zorla nişan

2278 Kelimeler
Berat’ın babası ve annesi, Pelda Hanım’a, “Berat’ı İstanbul’a iş için göndereceğim, başka çaresi yok, yoksa kıyamet kopacak,” demişti. Babası Berat’ı İstanbul’a iş için göndermişti. Evin’in telefonu olmadığı için gideceğinden haber bile verememişti. Berat duyacağı gün her şey için çok geç kalacaktı. Hatun Hanım, Dila’yı aradı. “Gel, Evin’i hazırlayın,” dedi. Dila’nın üstünden kaynar sular aktı sanki. Hemen hazırlanıp geldi. İçeriye öfkeyle Dila girdi, “Hain!” dedi. Dila, Ahmet Ağa’nın eşi, Evin’in amcasının karısı, Berat’ın ablasıydı. öfkenin vücud bulmuş hali ile Sinirle nefretle Evin,e baktı. “Hainsin! Kardeşimi yarı yolda bıraktın. Bilseydim, izin vermezdim konuşmasınıza . Sen de anan gibi bir yılansın.” duydukları ona ağır geldiği için Evin, ağlayarak yere çöktü. “Yeter!” diye bağırdı, ellerini kapatarak yere çökmüştü. “Ne istiyorsunuz? Yeter artık!” diye bağırdı. isyan ediyordu artık . Dila bir an durdu. “Ne yani, sen evet demedin mi?” diye sordu. Evin başını sağa sola salladı. Dila duydukları ile “Berat duysa kıyamet kopar.” Evin, Dila’ya bakarak, “Yanan biziz, Berat’la ben, kıyamet bize koptu, size değil…” dedi. Dila dayanamadı, ağladı. “Kalk, niye demedin? İstemiyorum!” derken Evinden bir cevap bekliyordu. “Nasıl diyeyim yenge, çok utanıyorum babamın karşısına nasıl geçeyim? Anam bana ‘Erkek mi seçeceksin?’ diyor. Bu çok ağır… Ben bunu hak etmedim, sadece sevdim…” dedi. Evin biliyordu, hep amcası peşin peşin demiş, yol bırakmamıştı ama içinde umudu vardı. belki Serhat onu istemezdi. belki kaçsam konuşmasam Serhat onu sevmez istemezdi.. ama aşk öyle bir şey değil ki ? insan görmese konuşmasa bile severdi. tıpkı Serhat gibi. Beratlar Evin ,i istedi diye hemen oldu bittiye getirdiler zaten. Berat’ı da babası İstanbul’a, şirkette sorun çıktı diyerek göndermişti. Evin’le aralarındakileri kimse bilmediği için haberi olmazdı. Ama haberi olacağı zaman geç olacaktı. Amcasının oğlu diye bir şey yapamazdı; yoksa herkes birbirine girerdi. iki akraba aşiret birbirine gitmesi ne demekti. kimse ne bunu göze alırdı. nede cesaret ederdi. Evin, “Sevdiğim var ” deyip nişanı bozsa herkes ona namusuz gözüyle bakardı. Adı çıkardı, çok ayıptı, çok… artık olmazdı. bazı şeyler olmaz işte olmazdı yetiştikleri kültür bunu gerektiriyordu. Evin ağladı, gözyaşlarında boğulmak istedi. Onda ağlamaktan hâl kalmamıştı. Yoruldu ağlamaktan, ama gözünden yaş değil, kan akıyordu sanki. insanın yüreği Ağlar mı demeyin? ağlıyormuş. “Neden bu kader bizi buldu? Neden? Allah’ım, ne olurdu ben de sevdiğime kavuşsaydım? Ben hak etmedim seni, Berat, ama seni çok sevdim. Neden olmadı ki?” dedi Evin. kendi haline acıyan Evin, nin aksine Botan Konağı’nda heyecanlıydı herkes. Keyif yerindeydi, nişanda ne yapacaklar, ne giyecekler derdi vardı. Serhat, içindeki sıkıntıyla daha fazla dayanamadı ve sordu: “Daye, niye Evin hiç bir şeye gelmedi?” “Oğlum, yabancımız mı? Biz aileyiz, kız hasta,” diyen Zeliha Hanım’a, “Hayır daye, ondan demedim. Acaba bir sorun mu var? Ne zaman bu konu hakkında konuşmak istesem, Evin kaçıyor. Onunla doğru düzgün konuşmadık; hiç ‘Nasılsın?’ ‘İyi misin?’ bile demedik. Yıllardır ben onun gönlünün olduğunu ondan duymak isterdim,” derken yüreğinde hoca bir taş vardı. Zeliha Hanım, “Kız utanıyor, Serhat’ım güzel oğlum. Bilirim, yıllardır yüreğin yanar bu sevda için. Seversin, görürüm oğlum,” dediğinde Serhat hiçbir şey söylemedi; annesi nasıl anlamıştı ki? o sırada Zeynep avluya gelirken, “Ki zawa ki zawa, birayemi zawa?” diye zılgıt çekti. Serhat, “Sus, Ana, bu kızın sesi niye bu kadar çok çıkar?” derken gülüyordu. “(Brayemi ez kurbano zawa)” — “Kurban olurum abim damat,” diyordu Zeynep. Zeynep ve Rukiye de zılgıt çekti. yetmedi Müzik açıldı, halay çekilmeye başlandı. Kızlar, Ciwan açtığı müzik ile hemen gelip halay başı oldu. Düğüne kadar öyle olacaktı; her fırsatta halay çekilirdi. Her düğün yaklaşırken böyle olurdu. Botan Ağa güldü. Evin gelmeden ev şenlenmişti. Çok severdi onu, o da biliyordu. Botan ağa çok emindi Evin ile Serhat tam bir birine görelerdi. Evin haddinde bir kız, Serhat’ına uygundu. Ama Roni’yi daha çok severdi. Roni deliydi, asi’ydi, amcasına bile çatır çatır cevap verirdi. Kimse büyüklerine cevap vermezdi ama Roni nerede ne yapacağını bilirdi. Tatlı diliyle ne derse kimse kızmazdı. Ama asi’ydi, Botan Ağa onu bu yüzden çok severdi. Mert,ti herkesin hakkından gelirdi (belki Ciwan’ın da hakkından gelirdi). Aklından hep geçiyordu ama dillendiremiyordu; kimseye eyvallahı yoktu. bir yani korkuyordu. ne Evin,e nede Ciwan,a güveniyordu. ikisi birbirinden deliydi. Yadesi elinin önünde büyüdü sonuçta. Yade Xezal, Mehmet Ağa ile yaşardı. Roni her şeyi ile ilgilenirdi küçüklüğünden beri. O yüzden Yade gibi dokunulmazdı. Amcaları minnet duyardı Roni’ye, bebek gibi bakardı Yade’sine. Yadesinin bütün huylarını almıştı bu kız. Yade ordaysa, kimsenin haddine mi Roni’ye tek kelime etsin? Roni, bu gücün farkındaydı, çok güzel kullanıyordu. Ama saygılıydı, sevecendi. Yade Roni’yi bu şekilde yetiştirdi. Evin’le kardeşlerdi evet ama Roni’yi Yade büyütmüştü. Roni duydukları çok zoruna giderken sinirle annesine baktı. “İzin vermem,” dedi. Annesi saçlarından tutup çekti: “O deli kadına mı? Güveniyorsun?” dedi. “Ana yapma, ablama yazık değil mi? Ana vicdanınız yok mu?” dedi. Hatun Hanım, “Biliyorum, bir gün başımızı eğeceksiniz, biliyorum,” diye kızlarının başını yedi. Hayır deseydi, kızlarının arkasında dursaydı, kimse bir şey yapamazdı. Belki bu evlilik de olmazdı. Babası görmezden geldi Evin’i. Mehmet Ağa anlamıştı, aslında kızı istemiyordu. Hoş, bilse bu saatten sonra kaderine razı ol derdi, olacakları biliyordu. Hem Serhat iyi biriydi, herkes öyle diyordu. Ama Evin’e kim sormuştu? Yazık değilmiydi? Bu seydaya akşama nişan vardı. Mardin’den Musa Ağa, Helin Hanım, oğulları ile geleceklerdi. çok hızlı olmuştu herşey. Cemal Demirhan aşiret işlerini yapıyordu. Ömer, yemin etmiş uzak durmuştu; şirket işlerini o yapıyordu. Ömer kimseyi tanımıyordu, doğru düzgün Urfa’ya gelmemişti. Herkes gelmişti. Onlar tam geç kalmıştı. Konağın kapısından girdiler, halaylar çekiliyordu. Aşiret çocuklarıydı, kalabalıktı oldukça. Xebat, Ömer’in yanına geldi hemen: “Lan, nerede kaldınız?” “Babam zorla getirdi.” Ömer’e göre onun burada bir işi yoktu. Daha önemli işleri vardı Ömer Ağanın. Evin ruhsuz gibi duruyordu. Roni ablasına baktı, ağladı (xuşkamin - kız kardeş). “Öyle yapma, kendini topla biraz,” dedi. “Canım çekiliyor, Roni’yamı? Canım çıkıyor şu an.” Dila ve Roni elbisesini giydirdi. Dila söz vermişti, “Seni ben hazırlayacağım” diye ama kardeşi için hazırlayacak sanıyordu, Serhat için hazırladı. “Sakın,” dedi, “Onu seversen seni affetmem, hiç bir zaman sevmeyeceksin, söz ver,” dedi Dila’nın bu lafına Roni kızdı yengesine. _" yenge senin aklın yerinde mi sen ne diyorsun amacın ne senin ". _" benim bir amacım yok Roni ama o da onların arasına girdi". Tam o sırada Serhat geldi. Oda’ya gitmek için izin istedi. Roni kapıyı açtı. Serhat hayatı boyunca bu anı bekliyordu. Gözlerini alamadı; karşındaki güzele dokunsa elinden kayıp gidecek bir hayal gibiydi. Elini uzattı. evin çok güzel bir kızdı Serhat önce uzun boyu ile yakışıklığı ile göze hitap eden bir gençti. Evin yüzüne bile bakmadı. Serhat'ın uzattığı ile tutup El ele dışarı çıktılar. Hatun Hanım, Roni’nin elini tuttu: “Ne bu hal? Kız, cenazem mi var? Git, doğru düzgün giyin.” Roni annesine baktı: “Cenaze var zaten, siz farkında değilsiniz. Allah sizi affetmeyecek.” Simsiyah düz bir elbise giymiş, ablasının ruhu olmuştu. Roni böyle giyinmişti, ablasının yanına oturdu. Ömer erkekler tarafındaydı. Roni ona ters taraftaydı. Ömer halaya kalktı ama Roni onu görmedi. O kadar çok kalabalıktı ki görmesi pek mümkün değildi. Ablasına ilgileniyordu. Yüzükleri takacaklardı. Sırada Roni, Serhat’ın elini gördü. Ablasının tırnakları ellerini kanatmıştı ve Serhat hiç bir şey dememişti. Roni o an anladı. Serhat ablasını çok seviyordu, bakışlarından belliydi zaten. ona bakıp Zoraki tebessüm etti ikisi için ayrı ayrı üzülüyordu. Her şeyden bihaber olan Serhat, bu kalabalıkta Evin utanıyor sanıyordu. Evin yaptığı şeyin farkında bile değildi. Görünce anladı, bir şey demedi. Serhat güldü. “Bir şey olmaz,” der gibi gözlerini yumdu, “Sorun yok,” derken Evin’e bakıyordu. “Özür dilerim,” diye mırıldandı. “Ne özrü? Evin, bir şey olmaz. Bilerek yapmadığını biliyorum.” onları yüzükler için ayağı kaldırırken ikisi yan yana durdular. Serhat sevdasına kavuşuyordu. Evin ise kendi sevdasına veda ediyordu. Yüzükler takılacağı sırada Adar, “Makas kesmiyor,” dedi. Herkes güldü. Botan Ağa bir deste para çıkardı. “Kesiyor mu şimdi ağam?” dedi. “Yok kesmiyor,” dedi Adar. Botan Ağa bir deste daha koydu. Güldü, bir deste daha koydu. Adar, “Boran Ağa, bu kadar kolay mı ağa kızı almak?” dedi. Herkes gülmekten kırıldı. Bu çocuk küçük bir ağaydı. Evin’in bütün amcaları birer deste para çıkarıp koydular. Adar gülümsedi, “Tamam,” derken gülüyordu. Yüzüklere bağlı kurdele kesildi. Kurdele değil, Evin’in şah damarı kesildi sanki. Boynunda Uygan vardı, sıkıldı. Evin boğuluyor gibiydi. Ömer bütün gece telefonla oynadı. Zira Musa Ağa’nın zoruyla nişana gelmişti. Yeni tanıştığı kız arkadaşı ile randevusu vardı Ömer Ağanın, Xebat, “Oğlum, kaldırsana kafanı, bir bak kızlar sana bakmaktan deli oldular,” deyken gülüyordu. Ömer, göz devirip “Dur lan, dur, bu kız çok güzel. Bu akşam buluşacaktık yine,” deyip güldü. “bu kız fena çok ısrar etti,” derken Mıstık bir keyifle söylüyordu: “Şimdi de trip atıyor. Geçen bir kız vardı ya, zorla hesaba giriyor, her yerden yazıyor lan.” Xebat, “O değilde şu Roni’ye bak,benim bildiğim tam senlik ” dedi. “Ne Roni’si, Xebat? Ben uzak ilişki adamı değilim.” Xebat, “Sen hiç bir ilişki adamı değilsin.” Ömer, “Saçmalama lan, kızlar bana bayılıyor,” deyip kahkaha attı. Ne yazık ki haklıydı; şeytan tüyü vardı Ömer’de. “Bak, Roni ablasının yanında oturuyor.” Roni ve Dilan yan yana oturuyordu. Xebat, “Bak gelinin yanında,” dedi. Ömer başını kaldırmadan önce Roni ayakkabısı ayağına sıktığı için eğilmişti. Ömer, Dilan’ı gördü, o an Roni’yi görmedi. “Bir tek kız vardı, o da güzeldi ama, Ömer’in hayallerinde gibi güzelliği olan kız değildi.” Xebat’a baktı, gözlerini kıstı. “Ne zaman istemeye gelelim bu ay kızı? Sana ben seninle aynı fikirde değilim lan, yerden bitme, bu ufakcık yanımda kaybolur,” dedi. Xebat kahkaha attı, “Oha!” dedi. “Sen Roni’yi beğensen bile Roni sana bakmaz.” “Bu bücür mü? Bana bakmaz,” deyip önüne döndü. “Ben baktırdım da akrabadır. Sonra başıma kalır; herkes öğrense anam kulağımdan tutar, kız istemeye getirir.” Xebat, “Valla (jin apami — amcamın eşi), seninle baş eder.” Ömer, “Hiç sorma oğlum, kıyamıyorum. Üzülsün istemiyorum ama o da her istediğini yaptırıyor bana.” birdenbire Evin'nin burnu kaşınıyor gibi hissettiğinde elini burnuna götürdüğünde avuç içi kana bulandı. Evin’in üzüntüden burnu kanadı. Biraz geçti, bayıldı. Serhat kucağına aldı, odasına çıkardı. “Zaten hastaydı, yorgunluktan dayanamadı,” diyen Hatun Hanım, “Evin nazlıdır,” dedi Serhat. Her şey istediği gibi olmadı değil mi? Eşyalar çok önemliydi değil mi? Serhat da üzüldü ama Evin’den önemli değildi… Onlar için hayatımızı şekillendirdiğimiz millet dağılmıştı. Millet ne der, millet konuşur, millet duyar… Ömer arabayı sürüyordu eve doğru. “Baba, siyah Passat’ın da yakıyor,” dedi. Babası güldü: “Abinin ki arkada, onun. Gelseydin, karımla yalnız gelecektim, Kara Çalı.” Helin Hanım, “Musa Bey,” dedi, “Oğlumu kimseye değişmem, sus,” dedi. Ömer annesine öpücük attı: “(.Ez kurbana cawatebim xezalimi,) kurban olurum gözlerine ceylanım.” Musa Ağa, “Hoşşt lan it, ne Ceylan’ı, o benim karım…” Annesini kıskanırdı babasından. Benim derdim Ömer annesi için. Musa Ağa sinir olurdu oğluna: “Bir an önce evlen (kurre kere) (eşşek sipasi), sana gösteririm o zaman gelinime. Hasret bırakmasam seni, bana da Musa Ağa demesinler.” Ömer güldü: “Anacım, gelin ister misin?” dedi şakayla. Helin Hanım: “Tabi isterim oğul. Cemal’den umudumu kestim; o kızdan sonra kimseyi istemiyor Musa Bey, “Hatun Hanım’ın küçük kızı çok güzel değil mi? Evin de evlendi,” deyip Ömer’e bakarak güldü, “Senin hakkından öyle biri gelir.” Ömer, “Ben ne alaka, o yerden bitme nereden çıktı, bavo (baba)?” dedi. Helin Hanım güldü, “Oğlum, Roni mi yerden bitme?” Ömer, “He ana, he, Roni yerden bitme. Ayrıca güzel falan da değil, sana daha güzel bir gelin getireceğim.” Musa Ağa, “Sus lan eşşek sıpası, senin getireceğinden hayır gelmez. Ses etmiyorum diye çok ileri gidiyorsun, Ömer Ağa, duymuyorum sanma.” “Bavo, yeminle benim bir suçum yok,” derken Musa Ağa ses etmemişti. o burada çocukluk aşkına kavuşup içi buruk olan Serhat avluda oturmuş sigara içiyordu; içi rahat değildi. Evin hastaydı, bayılmıştı. Nasıl gidecekti? Amcasının evine hiç gitmezdi, şimdi de gidemezdi. Zeynep’i çağırdı: “(Kuşkamin) kız kardeşim, amcamalara bir git, bir şeye ihtiyaçları var mı?” Zeynep güldü, “Yoktur, yoktur abi, merak etme.” “Yok bacım, sen yine de git, sor…” Zeynep abisinin derdini anlamıştı; biliyordu abisi seviyordu artık, gizlesin saklasın istemiyordu. Serhat en son dayanamadı: “Evin nasıl, merak ediyorum, xuşkamin…” Zeynep güldü: “Zeynep sana kurban olsun (brayemi — erkek kardeşim),” sarıldı, “Gidiyorum, tamam,” derken kapıdan çıktı. Zeynep gidip sormuştu: “İyiymiş abi, merak etme, sorun yok, kendine gelmiş,” deyip eve girdi. Serhat sabah namazına kadar uyuyamadı; içinde heyecan vardı ama bir tarafta kırgınlık da vardı. Namazını kıldı ve uyudu. İki gün sonra Ömer Urfa’ya geldi. İş toplantısı vardı; annesinin Urfa’dan istedikleri vardı. Ömer ile Xebat çarşıdaydı. Xebat, “Pismam, ben çok açıktım. Ciğer siparişi versem . Ömer, “He olur, he, bi doysun şu pis midem.” Xebat, “Nedense hep benden çok yiyorsun,” deyip güldü. Ömer ilerledi, birden uzakta bir kız gördü. Ömer neye uğradığını şaşırdı. Uzun uzun baktı Ömer. Kıza yakından bakmak istedi; güzelliğini daha yakından görüyordu. Ama sadece baktı uzaktan; yanına gitmek istedi ama gitse yanlış anlaşılabilirdi sonuçta. Ona sadece bakmak kalmıştı. Ömer’in içinden kuşlar kanat çırpıyordu sanki. Sadece doya doya bakmak istedi. Kızın yanında bir iki kişi vardı. Ömer biraz daha yaklaştı, konuşmak istiyordu ama ne diyecekti ki? Yakından gözleri, kirpikleri çok güzeldi. O anda telefonu çaldı, konuştu telefonda: “Oğlum, istediğim baharatları aldın mı?” dedi annesi. “He ana, he, aldım,” dedi Ömer. Arkasına döndü; kız yoktu, gitmişti. Xebat’ın yanına döndü. Ömer, çok beğendiği o kızı kendi kendine gülümsedi. “Keşke konuşabilseydim,” dedi içinden.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE