Masada toplanan herkesin yüzü asıktı. Neçirvan Konağı’nın taş duvarları soğuğu saklasa da, içerdeki hava gerilimin hararetiyle kavruluyordu. Şiyar, elini masaya sertçe vurdu.
"Bu mesele kapanacak. Rengin benimle evlenecek."
Rengin kaşlarını çattı, gözleri öfkeyle parladı. "Ben kimseyle evlenmiyorum. Hele seninle, asla."
Mahsun Bey, Şiyar’ın babası, sesini yükseltti. "Kızım, bu iş aile meselesi. Dedikodular yayılmış. Töre diyor ki..."
"Töre sizin olsun!" diye bağırdı Rengin. Masadaki herkes bir anlık sessizliğe gömüldü. "Ben birinin hatasını bedenimle ödemem."
Şiyar alayla güldü. "Seninle evlenmek için can attığımı mı sanıyorsun? Hatun... Ben de seni istemiyorum. Ama mecburum. Çünkü senin şerefli sandığın kardeşin, benim kardeşim Efsun’u kirletti."
Kapı birden açıldı. İçeri Aram girdi. Teni solgun, gözleri öfkeli.
"Yeter artık."
Şiyar döndü, onu görünce bir an duraksadı. Mahsun ayağa kalktı. "Utanmaz! Kızımın adını kirlettin. Bu mu senin adamlığın?"
Aram dişlerini sıktı. "Ben Efsun’u sevdim. Hâlâ seviyorum. Ama olanlar için pişmanım. Onu bırakmamın sebebi..."
"Sebebi neymiş?" diye bağırdı Şiyar. "Yoksa cesaretin mi yoktu?"
Efsun, odanın köşesinden fırladı. "Yeter artık! Bu benim hayatım! Benim onurum!"
Herkes sustu.
Efsun’un gözleri yaşlıydı ama sesi kararlı. "Ben Aram’ı sevdim. Hâlâ seviyorum. O gece... Biz birlikteydik, evet. Ama ben istemiştim."
Mahsun başını iki yana salladı. "Ne diyorsun sen, kızım?"
Efsun annesine döndü. "Anne... Lütfen."
Rengin sessizce Efsun’a baktı. Onu ilk kez bu kadar açık konuşurken görüyordu.
Aram, Efsun’un yanına geldi. "Sana her şeyi anlatacağım. Ama önce bilmen gereken bir şey var."
Rengin’in bakışları bu ikiliye kayarken, zihninde geçmişin ağırlığı yankılanmaya başladı...
FLASHBACK
Bir yaz akşamıydı. İstanbul’un kıyısında, Aram ve Rengin küçük bir tekneye binmişlerdi. Yanlarında Efsun da vardı. Rengin dalga geçerken, Efsun sessizce Aram’a bakıyordu.Rengin ve Efsun tatil için ailelerinden zor bela izin almışlardı ,başlarında da Aram vardı.
O gün, güneş tam batarken Aram’ın bakışları Efsun’a kaydı. Gözleri büyüktü, derin ve zeytin tonlarında. Dudaklarının kenarında bir gamze belirmişti. Gülümsediğinde Aram’ın içi ısındı.
Rengin bir anlık dengesizlikle ayağa kalkınca tekne yalpaladı. Aram onu tutmaya çalışırken, Efsun’un bileği de Aram’ın eline dokundu. Aralarındaki o ilk temas… Göz göze geldiler. Zaman donmuştu.
Akşam, teknede yalnız kaldıklarında konuşmaya başladılar. Başta kısa, temkinli kelimelerdi.
"Sen hep böyle sessiz misin?" diye sormuştu Aram.
"Sen hep böyle bakar mısın?" demişti Efsun.
Sonra, kelimeler azaldı. Aralarındaki boşluk küçüldü.Teknenin kabini küçüktü. Dışarıda gecenin esintisi, suyun hafif çarpmasıyla içeri sızıyor, içerideki sessizliği usulca sarıyordu. Ay ışığı camdan içeri süzülmüş, Efsun’un yüzüne gümüşten bir parıltı düşürmüştü. Aram bir adım attı ona doğru. Efsun yerinden kıpırdamadı.
"Hiç bu kadar yakın hissetmemiştim kendimi birine..." dedi Aram fısıltıyla.
Efsun başını hafifçe eğdi. “Ben de... Hiç böyle bakılmadım.”
Göz göze geldiklerinde, aralarındaki zaman eğilip büküldü sanki. Eller, bir anlık tereddütten sonra birbirini buldu. Aram’ın başparmağı, Efsun’un avucunun içini nazikçe okşadı. Efsun’un teni ürperdi.
Aram, alnını onun alnına yasladı. Birbirlerinin nefesini hissediyorlardı. Efsun’un uzun kirpikleri titredi, gözleri yarı kapalıydı. Dudakları Aram’ınkine değdiğinde, bu bir öpücükten çok daha fazlasıydı—bir kabul, bir teslimiyet, bir "biz" olma haliydi.
Aram, Efsun’un yanağını okşadı. Saçları parmaklarının arasından süzülürken, bakışları onun boynuna, sonra omuzlarına kaydı. Efsun, başını geriye yasladı, gözleri tamamen kapalıydı artık. Göğsü hızla inip kalkıyordu.
Kelimeler sustu. Nefesler, dokunuşlar ve tenin hatırladığı her şey konuşmaya başladı. Aram onun ince sırtına ellerini yerleştirdiğinde, Efsun vücudunun kıvrımlarında ona ait bir yol açıyordu sanki. Her dokunuşta biraz daha çözülüyor, biraz daha teslim oluyordu birbirlerine.
Gecenin ortasında, teknedeki dar kabin artık iki kalbin ritmine uyanmıştı. Birbirlerine sarıldıklarında, dış dünya yok olmuştu. Sadece Aram’ın sıcaklığı, Efsun’un titrek nefesi, tenin hafızasında yer edecek bir temas…
“Efsun,” dedi Aram, kulağına fısıldarken, “sadece bu gece değil… her gece, her sabah, seninle olmak istiyorum.”
Efsun onun boynuna yüzünü gömdü. “O zaman beni bir daha bırakma.”
“Söz,” dedi Aram. “Ömrüm yettiğince söz.”
Gecenin derinliklerinde, bir tekne kabininde, iki kalp birbirine karıştı. Gecenin karanlığı onları sakladı. Sabahın ilk ışıkları onların üzerine doğarken, artık aynı hikâyenin içindeydiler. Ruhları tenlerinde iz bıraktı; bir öpücükte, bir nefeste, bir sarılışta...
Efsun’un parmakları Aram’ın ellerine dokundu. Saçları rüzgârda uçuşuyordu. Aram başını eğdi, alnını onun alnına yasladı. Efsun’un gözleri kapandı.
Bir öpücük... Sonra bir diğeri...
Teknenin dar kabininde, tenleri birbirine karıştı. Efsun’un vücudu Aram’a ait gibiydi. İncecik sırtı, narin omuzları ve o geceye mahsus sıcaklığıyla sarılmıştı ona.
Aram, onun her nefes alışında, her titremesinde kendini kaybediyordu.
"Sana dokunmamı istiyor musun?" diye sormuştu fısıltıyla.
"Evet," demişti Efsun, nefes nefeseyken. "Hep istedim."
O gece, denizin üstünde bir teknede, her şey sessizdi. Sadece kalp atışları, fısıltılar ve iki genç bedenin birbirini keşfi...
Sonunda, Aram onun alnına bir öpücük kondurduğunda Efsun’un gözleri dolmuştu. "Bu geceyi asla unutma," demişti.
"Unutamam."
Ama ertesi sabah Aram gitmişti.
GERİ DÖNÜŞ - MASADA
Efsun Aram’a döndü. "O sabah neden yoktun? Beni neden bıraktın?"
Aram iç çekti. "Çünkü beni tehdit ettiler. Sana ya da Rengin’e zarar vereceklerini söylediler. Babamın işi, annemin sağlığı... Her şeyimi elimden alacaklardı."
Şiyar kıkırdadı. "Yalan."
Ama Mahsun’un gözleri büyüdü. "Kim tehdit etti seni?"
Aram gözlerini yere indirdi. "Bilmiyordum... Ta ki dün geceye kadar."
Rengin fısıldadı. "Kimdi?"
Aram başını kaldırdı. "Azat. Halit’in oğlu. Şiyar’ın kuzeni."
Şiyar yerinden fırladı. "Ne saçmalıyorsun sen?!"
Ama Efsun bir adım geri çekildi. "Azat mı?"
Aram başını salladı. "Seni seviyormuş. Bana, 'ya onu terk et ya da Rengin’in mezarını kaz' dedi. O yüzden gittim. Sadece seni korumak istedim."
Efsun, gözyaşlarını tutamadı. Şiyar ise şaşkındı, bir şey söyleyemedi.
O sırada içeri Azat girdi. "Yeter! Her şey ortaya çıktı."
Aram ona yürüdü. "Sen... Bizi tehdit ettin. Beni korkuttun. Senin yüzünden..."
Azat yumruğunu sıktı. "Efsun benim olmalıydı. Sen... sen sadece gelip onu aldın."
Aram bir yumruk savurdu, Azat sendeledi. Bir arbede başladı. Masadakiler ayağa kalktı, kadınlar çığlık attı.
Efsun araya girdi. "Durun! Yeter artık!"
Azat nefes nefeseydi. "Ben onu seviyordum!"
Efsun gözlerini ona dikti. "Ama beni hiç dinlemedin. Ben seni hiç sevmedim. Bunu anlaman bu kadar mı zordu?"
Azat geri çekildi. Yenilmişti. Aşkı, kıskançlığa dönüşmüştü. O aşk şimdi yerle bir olmuştu.
Mahsun başını önüne eğdi. "Ne aile kaldı ne töre. Biz kendi içimizde çürümüşüz."
Şiyar sessizdi. Rengin’e baktı. "Bu savaşta herkes kaybetti."