Zincir vurulmuştu ince bileklerime…
Herkesin bir suçu olurdu…
Olurdu olmasına da…
Kimine kelepçe, kimine madalya takılırdı…
Aradan geçen günlerde… Sıtkı ayık kafa ile kahveye girmişti. Yanına Sıtkı yaşlarında bir adam oturdu:
''Sıtkı ne yapıyorsun? Kafa yerinde mi sana bir havadisim var.''
''Ne oldu?''
Adam etrafını kontrol ederek: ''Senin kız içeriden çıkmış.''
Sıtkı sinirlendi. Elinde tuttuğu çay bardağını sıkıyordu. ''He biliyorum. Or.spu çıktı''
''Eeee sen niye hala buradasın. Atıp tutuyordun öldüreceğim kaldıracağım diye. Mahallenin adını çıkarttı. Rıfat abiyi de öldürdü, sözde neymiş Rıfat abim kendi çocuğunu satmış.''
Sıtkı gözlerini kaçırdı o an. Adama bakmadı bile. ''Bana bak Sıtkı, benim de kızlarım var. Senin kızın hem bu mahallenin adını çıkarttı hem de içimizden sevdiğimiz bir abimizi öldürdü. Yattı 5 yıl sonra çıktı. Bak şimdi keyfi yerinde. Sen de burada babayım diye dolaş. Sıtkı toparla kendini git mahalleye çıkacak yüzün olsun. Millet arkandan neler neler diyor.''
''İzini kaybetti or.spu. Bir bulsam işini bitireceğim de…''
''Bizim çocuklar görmüş. Şu avukatı var ya, arada oraya geliyormuş. Ben söylerim tekrardan, nereye gidiyor ne yapıyor öğreniriz. Bana bak, git namusunu temizle. Emaneti ben hallederim. Ulan benim kızım bunu yapacak onu direkt mahalle ortasında asardım. Sen yine iyi dayandın. Bak seni bu hale sokan da senin kızın.''
''Keşke anasıyla beraber kendi de ölseydi. Ne güzel olurdu. Ben kızımın iyiliği için Rıfat'la evlensin mutlu olsun istedim. O ise aklını kaybetmiş numarası yaparak adamı öldürdü. Bir de hala benim çocuğum yaşıyor diyor.''
Adam kendinden emin bir şekilde ''Ceza almaktan yırtmak için ne olacak. Bak adamı öldürdü 5 yıl yedi çıktı. Ahh ulan Rıfat abim sen ne kadersizmişsin… Bir de şiddet görmüş numarası yapıp yırttı cezadan''
Sıtkı gözlerini kaçırıyordu. ''He öyle oldu. Sen yerini öğren ben yapacağımı biliyorum''
***
Hasret evleri temizlerken uzakta duran Can'a da bakıyordu. Bugün okulu erken bitmiş yine eline aldığı topla oynuyordu küçük çocuk. İhsan Bey'in gözüne çarptı bu sahne.
''Bizim ufaklık hem sessiz hem de seslidir''
Hasret güldü yaşlı adama ''Öyle maşallah. Çok tatlı. İhsan Bey, sabahki mevzu yani nasıl olacak?''
''Duymadın mı dediklerimi ben hallettim, sigortan da başladı''
''İyi de yani biliyorsunuz''
''Sen kafana takma, o şirketin hala sahibi benim, bazen gerekli yerlere küçük bir telefon konuşmam yetiyor.''
Hasret bu duruma memnun kalsa da Savaş'ı düşündü: ''Ama oğlunuz öğrenirse''
''Ben istemediğim sürece öğrenmeyecek Hasret''
''Savaş biliyorsunuz''
İhsan Bey, oturdu tabureye. Uzaktan da torununu izlemeye koyuldu. Hasret 'e baktı sonra Can'a. ''Kötü düşünme Hasret, Savaş kötü biri değil''
Hasret tebessüm etti. Yaşadığı kısa zamanlı geçmişi düşününce iyi olacağını düşünemiyordu. Ama tabi ki bu düşüncesini İhsan Bey'e sunamıyordu.
''Vardır onun da bir Derin Yarası''
İhsan Bey, çayından bir yudum çekti. ''Var tabi ki, hangimiz yok ki… Ama Savaş hayatının en büyük kazığını sevdadan yemiş bir adam''
Hasret tek kaşını kaldırdı. ''Nasıl yani? Savaş Bey birini mi sevdi yani? Yani kırılmayın darılmayın ama, yani pek inanasım gelmiyor.''
İhsan Bey bu durum karşısında tebessüm etti. ''Sevdi tabi ki. Dedim ya en büyük kazığı sevdadandı. Bir kızı sevdi. Canını verecek kadar.''
Şaşkınca baktı Hasret. Böyle bir adamın derin bir yarasının olduğuna inanmak çok zordu. Üstelik derin yarası sevdayla alakalıydı: ''Sonra ne oldu ki?''
''Savaş çok sevdi. Gözünü kapattı birçok şeye. Kızın durumu iyi değildi. Zeynep istemedi ama Savaş annesine bile karşı geldi. Allah var ben de sevmemiştim ama yine de oğlumun mutluluğu için sessiz kaldım.''
''Sonra ne oldu?''
''Sonra… Kıza maddi durumda çok iyilik yaptı Savaş. Ev aldı, eşyalarını yeniledi. Anlayacağın sırf o zor durumda kalmasın, kötü hissetmesin diye yapmadığını bırakmadı. Sonra bir gün Savaş, aldatıldığını öğrendi''
''Neee?'' Hasret açtı kocaman gözlerini.
''Ya… Oğlumu aldattığı yetmedi. Aldattığı adamla bir de üstüne, oğlumdan aldığı paralarla kaçtı. Meğerse çeteymiş bunlar. Savaş da gözünü kapattığı için gerçeği görememiş''
''Çok kötü bir durum.''
''Öyle işte, Savaş'ın da acısı bu oldu. Allah var, Savaş ilk defa bir kadını bu kadar çok sevdi. Çok sevdi de kalbine de iyi bir bıçak darbesi aldı. Sonrası malum... Hem aşka hem de evliliğe tövbe etti.''
''Kelimelerimi bulamıyorum… Çok ağır bir imtihan olmuş.''
''Sana kötü davranmasına bakma, o herkese öyle. Bütün kadınlara karşı... Aldığı bıçak darbesi onu güçlü yapmak yerine kadınlara karşı acımasız bir adam yaptı.''
''Hikayesi derinmiş.''
''Aramızda kalsın bu tamam mı?'' göz kırparak İhsan Bey mutfaktan çıkmıştı.
Hasret ise öylece bakakaldı. Dışarıda oynayan Can'ın tam önünde durdu. ''Demek dayına bu yüzden iyi geliyorsun. Ne ilginç. En büyük imtihanı aşkla olmuş. ''
***
Zeynep Hanım odasında takılarıyla ilgilenirken telefonu çalmıştı. Ekranda arayan kişiyi görünce mutlulukla yöneldi.
''Aslı, bu ne hoş sürpriz!''
''Çok özledim sesinizi duymak istedim.''
''Hayatım madem özlüyorsun, o zaman gel hemen eve.''
''Sormayın, başımda bin tane iş. Kafamı kaldıramıyorum gömüldüm işe''
''Şekerim sen de akşam yemeğe gel. Kalırsın bizde.''
Aslı zafer edasıyla mutlu olmuştu. ''Hala canınızı sıkıyor mu?''
''Aman, o yokmuş gibi davranıyorum. Canımı sıkacak kadar bile ilgi alanımda değil o salak kız.''
''Merak etmeyin ondan kurtulmanız için elimden geleni yapacağım.''
Zeynep Hanım gülmüştü ''Hayatım sen bu salağı attır ben başka bir şey istemiyorum.''
***
Savaş, yardımcılardan birisi olan Okan'ı odasına çağırmıştı. Okan odaya girdiği an kapının yarısı açıktı. Aslı ise sekretere belli etmeden içeride konuşulanları işitmeye çalışıyordu.
''Okan, adı Baran Karahan. Bu adamın iş hayatı hakkında her şeyi bilmek istiyorum anladın mı beni?''
''Siz hiç merak etmeyin Savaş Bey. Kısa zamanda elinize dosyayı ulaştırmış olurum''
''Ne kadar çabuk o kadar iyi. ''
''Peki''
Okan dışarı çıktığında kendi odasına yöneldi. Aslı kendinden emin bir şekilde Okan'ın odasına yöneldi. Okan, zayıf bir adamdı ve Aslı'da gözü vardı. Böyle kadınlar eğer odasına geliyorsa bu onun için bir sandık dolusu altın misaliydi.
''Nasılsın Okan''
Okan gözlerini yiyecek gibi gezdirdi Aslı'nın vücudunda. ''İyiyim Aslı Hanım siz?''
''Ben de iyiyim, demin konuşmanıza şahit oldum. Savaş Bey, birini araştırmanı mı istedi bana mı öyle geldi?''
Okan, Aslı'nın bacaklarında kendini kaybederken, bir yandan da sorusunu yanıtlıyordu: ''Ha evet, Baran diye bir adam varmış onu araştırmamı istedi.''
Aslı oturduğu koltukta cüretkar bir şekilde frikik verirken, ''Hangi Baran, çok isimleri duydum sana yardımcı olmak isterim. Sonuçta biz iş arkadaşıyız''
Okan bu sözden sonra sapıkça bir gülümseme belirdi ''Arkadaşız değil mi?''
''Tabi ki'' Aslı gülümseyerek amacına ulaşmıştı: ''Kim bu?''
''Baran Karahan diye bir adam. İş hayatını araştıracakmışım. Savaş Bey öyle istedi''
''Ha şu adam'' Aslı ayağa kalktı, Okan'ın yanına gitti. Kapı örtük olduğu için istediği şekilde tavrına devam edebiliyordu: ''Sana yardımcı olmamı ister misin? Bu adamı tanıyorum. Kısa zamanda ben dosyayı hazırlayayım. Sen de kendin hazırlamış gibi sunarsın Savaş'a.''
Okan, Aslı'nın pürüzsüz bacaklarına dokundu. Aslı bu durum karşısında sıkıntı yaşamadı. ''Niye yapıyorsun bunu?''
''Arkadaş değil miyiz.. Tabi ki yapacağım''
''Ne zaman vereceksin dosyayı?''
''Yarın gece evime gelirsin, bende teslim ederim.''
''Tamam, yarın gece gelirim.''
Aslı genç adamın dudaklarına bir buse kondurarak odasından çıkmıştı. Okan zaferini kazanmıştı. Hem dosyaya erken ulaşacaktı hem de Aslı ile olacaktı. Aslı ise odadan çıkıp hemen kendi odasına geçti.
''Bu işten de yırttın Aslı. Şimdi sıra aptal hizmetçide.''
***
Fadime, masayı kurmuş fazla geç olmadan da çıkmıştı. Hasret ile anlaşarak ona teslim etmişti. Hasret ise sofradaki bütün düzeneğin yerli yerinde olduğunu anlayınca mutfağa geçti. Herkes yemeğini yerken bir anda karşısında mutfakta Aslı'yı gördü.
''Kahve yap.''
Hasret sabır çekti içinden. Bu kadından nefret ediyordu ama sessiz kalıp sadece işine odaklanmaya karar verdi. Herkes içeride yemek yerken Aslı mutfakta, Hasret'e bakıyordu.. Hasret kahveyi hazırlarken, Aslı ise onu uzaktan süzdü. Uzun kıvırcık saçları. Gece karası gözler düzgün bir fiziği vardı. Yüzü ise masum ve çok güzel duruyordu. Bu kadın onun için en büyük tehlikeydi. Ve tehlikeler ilk başta yok olmaya mahkumdur.
İlk gördüğünde de sevmemişti Hasret'i. Ve asıl tetikleyen durum ise Savaş'ın ona suni teneffüs yaparken o gördüğü öpücüktü. Onun dudaklarına yaklaşımı, hayatı için endişesi. Onu deli etmişti. Bu kız madem ölmeyecekti… O zaman daha kolay yoldan bu evden defolup gidecekti.
Hasret elindeki kahveyi masaya bıraktı.
''Bana bak, kahveyi elime ver.''
Hasret gözlerini yumdu. Sakin kalacak sabırlı olacaktı. Masaya bıraktığı kahveyi eline verecekken Aslı tutar gibi yapıp anında bıraktı. Hasret yere eğilmiş fincan kırıklarını toplamaya koyulurken:
''Hasret ne yapıyorsun bırak!''
Hasret kadına baktı. Üstünde duran gömleğini yırtıyor saçını başını dağıtıyordu. Bu kadın görünürde kendisini bir bakıma dövüyordu. Kendisini döverken sanki ona bunu Hasret yapıyor gibi baktı.
''Lütfen bırak beni''
Hasret ayağa kalktı. ''Ne yapıyorsun sen?'' Elini dur işaretiyle kaldırdığı anda. Aslı onun elini aldığı gibi tokat attırmıştı kendisine. İçeriden sesleri duyan herkes mutfağa gelmişti. Ama o tokat kısmını ise Savaş görmüştü. Hasret şaşkın, Savaş ise sinirli. Aslı ise ağlıyordu.
''Neden yaptın bunu? Ben sana ne yaptım Hasret?''
''Ben sana ne yaptım ki?''
''Ne oluyor burada?''
İhsan Bey uzaktan durumu anlamaya çalışıyordu. Eylül ve Selçuk da bir anlam çıkartmaya çalışıyordu. Üçü de şaşkındı ama Zeynep Hanım ise o tokat kısmını gördüğünde çok sinirlenmişti. Can ise uzaktan bakıyordu masum bir edayla.
''Sen kendini ne sanıyorsun? Benim evimde benim misafirime ne yapıyorsun sen?'' Zeynep Hanım’ın sesi mutfakta yankılanıyordu.
Hasret, şuan suçlu duruma düştüğüne mi yansın... Yoksa bu kadının çirkin oyunun kurbanı olduğuna mı yansın…
''Zeynep Hanım yemin ederim ben bir şey yapmadım.''
''Nasıl bir şey yapmadın Hasret?'' Aslı ağlıyor Savaş ise gözlerini sadece Hasret'e dikmiş bakıyordu. İhsan Bey ise bu durumu çözmeye çalışıyordu.
''Aslı Hanım yapmayın lütfen, ben size bir şey yapmadım.''
''Senden bir kahve istedim. Çekilmesem üstüme dökecekti. Baksanıza yerde kahve. Çok sinirliydi üstüme saldırdı. Gömleğimin durumu belli. Bir de üstüne tokat attı. Sen şahitsin Savaş. Gördün sen de değil mi?''
Savaş gözlerini yumdu. Evet görmüştü. Zeynep Hanım öfkeden deliye dönse de kenara çekildi. Savaş Hasret'in gözlerine baktı:
''Özür dile''
Hasret gözlerini devirdi karşısında duran yeşil gözlere: ''Ben bir şey yapmadım Savaş Bey''
Gözlerini yumdu. Yüksek sesle: ''Özür dile!''
''Yapmadığım bir şey için asla özür dilemem.''
Aslı belli etmeden sinsi gülüşünü sergiledi. Savaş ise daha da yaklaştı Hasret'e. Bu kez kararlıydı. Başını dikleştirdi. Gözlerini devirdi gece karası kocaman gözlere.
''Ya özür dilersin... Ya da bu evi terk edersin.''
İhsan Bey, bu son sözlerinde bağırdı. ''Savaş!''
''Karışma baba'' Hasret'e bakarak ''Sen çok oldun artık. Şimdi özür dile yoksa…''
Hasret dolu gözlerle baktı Savaş'ın yeşil gözlerine: ''Yoksa, kovar mısınız?''
''Özür dile!''
Hasret gözlerini yumdu. Yüzünden akıp giden damla yaşları sildi. Yutkundu genç kadın. Aslı'ya baktı. O zaferi kazanmıştı, bunu neden yaptığını bilmese de Aslı kazanmıştı. Yavaş adımlarla Aslı'ya yürüdü.. Tam karşısında durdu.
''Yaptığın şey yanlıştı özür dile ve bitsin''
Hasret başını dikleştirdi. Sağ elini kaldırdığı gibi, Aslı'nın suratına bir tane çarpmıştı. Bu kez evdeki herkes şoka girmişti bu durum karşısında. Aslı, suratına aldığı darbe ile sersemlemiş Savaş hırsla Hasret'in kolundan tutmuştu:
''Sen ne yaptığını sanıyorsun!''
Hasret, Aslı'nın yüzüne baktı. ''Özür dilerim Aslı Hanım'' Savaş'ın gözlerine baktı. ''Ben yapmadığım bir şey için hiçbir zaman özür dilemedim. Ama şimdi yaptığım şey için özür diliyorum'' Kolunu hırsla çekti. ''Merak etmeyin, kurtuldunuz benden. Ben istifa ediyorum. Evinizi terk ediyorum''
Hasret arkasında Savaş'ı bırakıp kapıya doğru yöneldi. Tam çıkacakken Can dizlerine yapıştı.
''Gitme KAHRAMAN ABLA. gitme''
Herkesin gözleri kocaman açılmıştı. Ama bu duruma en çok şaşıran ise Savaş olmuştu.
Hasret dizlerine yapışan küçük Can'a baktı. Kendi evladını bulmak için canını bile vermek için hazırlanan Hasret bu çocuğa karşı hissettiklerini anlayamıyordu. Kim bilir kendi evladı olsa bu kadar bağlanır mıydı? Gözlerinden akan yaşları eliyle sildi Hasret. Yavaşça eğildi küçük çocuğa.
''Gitme ne olur Kahraman abla''
''Benim... Gitmem... Lazım…'' Konuşmakta çok zorlanıyordu Hasret. Biraz önce uğradığı iftira kalbine işlemişti, canı yansa da bunu çocuğa belli etmek istemiyordu. Küçük çocuk ufak ufak ağladı. Hasret onu gördüğünde eliyle sildi.
''Ne olur gitme. Sen benim hayatımı kurtardın. Ben de senin hayatını kurtaracağım. Gitme abla gitme.''
Çocuk ağlayarak Hasret'e sıkıca sarıldı. Hasret o an gizlemeye çalıştığı gözyaşlarını akıtmaya başladı. Bir çocuğun kokusunu içine almayı hissetti. Kalbi güm güm atıyordu. Oracıkta ölmek istedi Hasret, evlat kokusu ne demek olduğunu hiç bilmese de bu çocuğun patiğini koklarken bile içinde oluşan kalp çarpıntısı... Şimdi sarıldığında tekrar etmişti…
Savaş onları kocaman gözlerle izlerken Aslı ise aptal bir çocuğun bu haline sinirlenmişti. Sakin olacaktı. Zafer onun elindeydi. Ve zaferi de bu aptal çocuk yüzünden kaybedecek değildi. Sakin olacak ve sinsice bekleyecekti.
Eylül ve Selçuk da onlara baktı. Hasret'e onlar da bağlanmıştı. Ve gitmesinden yana değildi tabi ki. İhsan Bey duruma müdahale etmeye çalışsa da iki tarafın da kararlılığı canını sıkmıştı. O da bugünü sabır çekerek sessiz sakin bekleyecekti. Zeynep Hanım ise daha fazla bu saçmalığa devam etmek istemiyordu.
''Eylül... Can'ı al odasına götür. Sen de defol git evden.''
''Anne!''
''Kalbini kırmamı istemiyorsan, al oğlunu çık odana!''
Eylül, başka çare görmediği için Can'ı zor ayırdığı Hasret'ten alıp odaya çıkmıştı. Selçuk'un da eli bağlıydı. Ama içinden bir ses, bu kız bunu yapmış olamaz da diyordu. Aslı'yı az çok tanıyordu Selçuk.
''Hadi defol, yeterince duygu sömürüsü yaptın. Biz sana iş ve para veriyoruz. Sen ise misafirlerimizi tokatlıyorsun. Yeterince acıtasyon yaptın, defol git evimden!''
Hasret bu sözleri gözlerini kapatarak duydu. Canı yanıyor içinde boğuşan sessiz çığlıklarını susturmaya çalışıyordu. Kimseye bakmadan, odasına inip hemen eşyalarını topladı. Ve kimseye görünmeden evden ayılmıştı.
Annesi durmadan söylenirken Savaş ise ellerini yüzünde gezdirdi. İhsan Bey bu duruma sinirlense de şimdilik sessiz kalmayı denedi.
''O kadın bu evden gidecek baba.''
İhsan Bey hızla ayağa kalktı. Öfkeliydi yaşlı adam, ama Hasret'i bu duruma düşüren duruma öfkeliydi. Genç kadın ile konuşacak orta yol bulmaya çalışacaktı. Odasının önüne geldiğinde kapıyı tıklattı. Cevap gelmeyince üst üstte tıklattığı kapıyı sonunda açtı. Ve oda boştu. Yatakta gördüğü not ilişti gözüne. Yaşlı adam yatağa oturup baktı nota:
''İhsan Bey, notu siz mi bulursunuz bilmiyorum. Elinize geçer mi onu da bilmiyorum. Şayet geçer de bu notu siz okursanız… Bilin ki ben yapmadım. Siz bana iş verdiniz, ekmek, aş verdiniz, ben sizin yüzünüzü hiç kara çıkartmadım. Bana unuttuğum aile sıcaklığını gösterdiniz. Hiç bilmediğim baba şefkatinizi sundunuz. Ben sizin başınızı yere eğecek bir şey yapmadım. Ama daha fazla kalamazdım. Hakkınızı helal edin. Elinizi öpmeden sessizce gidiyorum. Siz elinizi öptüm sayın. Ben de hakkınızı helal ettiniz sayıyorum. Kendinize iyi bakın Allah'a emanet olun.''
İhsan Bey notu okuduğu an sinirlenmişti. Biliyordu Hasret'in yapmadığını ama Aslı'nın bunu neden yaptığını da kestiremiyordu. Bugünü atlatmak, unutmak istiyordu.
***
Hasret küçük valiziyle çıktı yola. Dolmuş bekledi. Bindiği dolmuşta, kafasını pencereye yaslayarak gözünden akan yaşları sildi. Elinde sıkıca tuttuğu mavi patikler vardı. Can'ın o kokusunu doya doya içine çekti. Evlat kokusunu hiç tatmamasına rağmen Can'ın kokusunda bir cennet kokusu vardı. O çocukta kendisini ona iten bir gerçeklik vardı. Bu düşüncelerle gözünden yaşları silerek yoluna devam etti.
***
Savaş öfkeyle odasına girdi. Işığı açmadı, karanlıkta, penceresinin kenarında duran tekli koltuğuna oturdu. Hasret'in gözleri aklından gitmiyordu. Bu durum canını sıkıyordu. İçinde anlam veremediği bir burukluk, bunun dışında inanmak istemediği de bir gerçeklik vardı. Sebebini bilmese de kalbi Hasret'e inanması gerektiğini düşünüyordu.
''Çık git aklımdan'' dişlerinden sızan öfkeyle söylemişti kısık sesle: ''Çık git!''
***
Suzan elinde küçük valizle arkadaşını görmüştü kapıyı açtığı an.
''Hasret!''
''Misafir kabul ediyor musun abla?''
''Geç kız ne misafiri.''
Hasret içeri geçince, Suzan yeni demlediği çaydan doldurdu. Hasret anlattı. Suzan sinirlendi.
''Öyle işte. Ben de tokat attım öyle özür diledim.''
''Ah ben orada olacaktım, o aşüftenin saçlarından yolacaktım''
''Niye yaptı anlamadım ki abla, benimle ne derdi varsa…''
''Kız bana bak, şu yakışıklıdan kıskanmış olmasın seni?''
Hasret açtı gözlerini kocaman, devirdi Suzan'a. ''Saçmalıyorsun abla ne alakası var?''
''Ne bileyim vallahi benim ilk aklıma o geldi.''
''Yok öyle bir şey. Abla yarın bir avukata gidelim mi?''
''Tabi, gidelim''
''Söylemeyelim olur mu çıktığımı işten. Bilmesinler üzülürler''
''Haklısın kız, söylemeyelim. Yazık''
***
Hasret ve Suzan avukatın evine gelmişti. Konuşmuş sohbet etmişler güzel sohbetin ardından da vedalaşıp çıkmışlardı. Tıpkı konuştukları gibi kimseye bir şey söylemeyip işle ilgili sorulara ise güzel yanıt vererek onları mutlu etmişti.
Hasret ve Suzan evden çıkıp dolmuş beklerken:
''Kız ne mutlu oldular seni görünce.''
''Çok seviyorum, muhteşem insanlar abla.''
''İyi dedin ama işle ilgili soruları iyi geçiştirdin. Nasıl mutlu oldular. Bir bilseler işte bunları yaşadığını nasıl üzülürler''
''Öyle vallahi. Aman sen de ağzını sıkı tut, yeni iş bulana kadar bir şekilde idare edelim''
''Kız bana bak, bunlar çalıştığın parayı da yatırırlar mı hesabına''
Hasret düşündü, bir yandan da dolmuşun üstünde yazan adreslere bakıyordu. ''Bilmiyorum ki abla, yatırmazlar herhalde''
''Aman neyse boş ver, sen o kıçı kırık karıya tokadı yapıştırdın ya. Biz bir şekilde idare ederiz buluruz kız işi. Ne olacak. Bizim gibi olanlar ne yapıyor…''
''Buluruz değil mi abla?'' içindeki o umutla tebessüm etti. Suzan 40lı yaşları geçmiş bir kadındı. Onun iş bulması zor olsa da, kendisi acil iş bulup Suzan ablasını da zor durumda bırakmak istemiyordu. Suzan bunu dile getirmese de Hasret'ten başka dayanağı da yoktu. Hasret onu bir anne gibi bir abla gibi seviyordu. Yitip giden yıllarında ona destek olan az insan arasındaydı. Mutluydu hem de çok mutluydu. İşi de bulacaktı. Dolmuş geldiğinde iki kadın da dolmuşa binip uzaklaştı. Onları uzaktan takip eden araba da habersizce seyir halindeydi. Erken saatler olduğu için, iki kadın da oturacak yer bulmuştu. Bir iki genç, sonrası hep yaşlılar vardı.
Hasret ve Suzan, dolmuştan inip evlerinin yolunu tuttu. Arkasınd ki arabanın içinde duran adam eline telefonu alıp:
''Adresi atıyorum abi'' demişti.
***
İhsan Bey bahçeye geçip gazetesini okumaya koyuldu. Korumalarından onun da çok sevdiği Ali yanına gelerek ceketinin önünü ilikledi:
''İhsan Bey, müsaitseniz bir şey söylemek istiyorum''
''Buyur Ali dinliyorum''
''Efendim haddim değil belki ama. Dün şahit olduğum bir durum karşısında vicdanım sessiz kalmama engel oluyor''
İhsan, Ali'nin bu şekil konuşması karşısında elindeki gazeteyi masaya bıraktı. Meraklı gözlerle onu dinliyordu.
''Ne oldu anlamadım.''
''Hasret Hanım ile ilgili…''
İhsan duyacaklarına hazır gibiydi. Derin bir nefes aldı yaşlı adam. ''Anlat''
''Hasret Hanım, Bir şey yapmadı. Aslı Hanım, beni fark etmedi ama ben onu dışarıdan gördüğümde üstünü yırttı. Şahit olduğunuz o tokat kısmı da. Hasret Hanım elini kaldırdığı an vurmuş gibi yaptırdı.''
İhsan duyduklarını sindirmeye çalıştı. ''Tamam Ali, çıkabilirsin''
''İzninizle''
***
Hasret, elindeki çamaşırları balkona asıyordu. Uzaktan ise onu Sıtkı izliyordu. İzlenildiğini bile bilmiyordu Hasret. Gün içerisinde uzun bir temizlik yapılmış ardından da yıkanılan örtüler asılıyordu.
Sıtkı, cebinden bıçağı çıkarttı. Pis pis sırıtarak:
''Bugün son günün. Doya doya yaşa Hasret.''
Tam beklerken, evin önüne gelen lüks iki araca baktı. Şaşkınca içinden inen yaşlı adama ve yanında ki koruma ordusuna bakakaldı.
''Kim lan bunlar?''
Hasret ise çarşafları asarken yanına gelen kişiden habersizdi. Tam kenara çekilirken İhsan Bey'i gördü.
''İhsan Bey''
''Ayağına kadar geldim, bir çayını içmeye.''
''Tabi ki, lütfen buyurun içeri geçelim.''
''Hiç zahmet etme, bak burası güzelmiş'' derken dışarıda duran çekyata oturdu. Hasret eve girip yeni demlediği çaydan bir bardak doldurdu. Hemen İhsan Bey'e getirdi.
***
Sıtkı, zengin arabalara takılmıştı gözü. İyi yere kapak attığını anladığında mutlu da olmuştu. Ve şimdi zafer zamanı.
''Bak sen benim kıza. İyi yere kapak atmış, özel araçlar. zengin adamlar. Yaşadın oğlum Sıtkı''
***
''Kusura bakmayın veda etmeden ayrıldım evden, inanın daha fazla kalamadım. Ben…''
''Öğrendim kızım'' dedi İhsan Bey
''Ne? Nasıl?''
''Öğrendim, bizim güvenlik üstü Ali, görmüş olanı biteni. Keşke bekleseydin de konuşsaydık. Özür nasıl dilettirilir sen de görseydin.''
''İstenmediğim o evde daha fazla kalamazdım İhsan Bey''
''İsteyenler de var ama. Savaş hep böyle alışmış olman lazım. Aslı ise aileden birisi bile değil. Ama merak etme onun da hesabı dürülecek.''
''İhsan Bey, kimseye hesap falan sormayın. Dedim ya, istenmedim. Ben de gittim. Benim yüzümden kimsenin huzuru kaçmasın artık. Biliyorsunuz işte olan biteni.''
''Bak Hasret, benim bir kızım bir de oğlum vardı. Ama şimdi sen geldin iki kızım oldu. Sen benim hayatımı kurtardın.''
''Ben bunları bir karşılık bekleyerek yapmadım. Her ne kadar oğlunuz buna inanmasa da inanın hepsi rastlantı. Ben sizin o evde olduğunuzu bile bilmiyordum. Bilsem zaten gelmezdim. Hepsi sadece dediğim gibi tesadüf.''
''Savaş işte, inadı tutunca kimseyi tanımaz. Ama ben her şeyi biliyorum. Gel demiyorum, biliyorum kalbin çok kırıldı. Ama en azından düşünmeni çok istiyorum. Seni sevenler için. Özellikle torunum Can için düşün olur mu?''
''İhsan Bey ben…''
''Tamam şöyle yapalım, sen bugün sakin kafayla düşün. Yarın gel eve bir konuşalım. Olur mu? Bu yaşlı adamı kırma lütfen.''
''Peki.''
***