İki adam da şarkının çaldığı yere doğru odaklanmıştı. İki adam da Hasret'e bakakaldı.
Hasret okuduğu parçada gözlerini kapatarak okuyordu. İlk defa bir şarkıyı bu kadar kalabalıkta okuyordu.
Sen ağlama..
Sen ağlama, dayanamam
Ağlama gözbebeğim sana kıyamam
Al yüreğim senin olsun
Yüreğim bende kalırsa yaşayamam
Savaş gözlerini açtı. Baştan aşağıya süzdü genç kadını. Onun bu kadar güzel olabileceğini hiç düşünmemişti.
Baran ise Hasret'in güzelliğinde kaybolmuştu. Kadının duru güzelliği ve muhteşem sesi arasında gidip geliyordu.
Herkes hayran olarak dinledi Hasret'i. Şarkının sonunda davetlilerin hepsi onu büyük bir kıyametle alkış yağmuruna tutmuştu. Baran da aynı şekilde alkışladı. Bu durum Savaş'ın gözünden de kaçmamıştı.
''Çok güzel bir kadın''
Savaş, Baran'ın bu sözleri ile sinirlenmişti. Aslı ellerini sıktı.
''Evin hizmetçisi, prenses olma yoluna mı geçti?''
Bunu duyan magazinci bir adam ise Hasret'in resimlerini çekerek Aslı'nın sözlerini de not almıştı. İçinden yarının magazin haberi hazırdı diyordu. Bunun sayesinde iyi bir prim de kazanacaktı tabi ki.
Hasret, başıyla selamladı herkesi. Mutfağa gidip hemen bu heyecanını yenmek istiyordu. Baran da onu takip etti. Hasret, bir bardak su içti. Dizleri heyecandan titriyordu.
''Bu kadar güzel bir sese sahip olmak, ancak bu kadar güzel bir kadına layık olabilirdi''
Hasret o an yudumladığı suyu bıraktı. Arkasını döndü. Esmer, uzun boylu kirli sakallı adamın çapkın bakışları üstünde gezinirken rahatsız olmuştu.
''Pardon çıkmam lazım''
Hasret, tam çıkışa doğru yönelirken, önünde durdu Baran. ''Çıkarsın tabi ki. Adını öğrenebilir miyim?''
''Adımı öğrenmenizi gerektirecek bir durum yok. Lütfen izin verin''
Baran, genç kadını baştan aşağıya süzdü. Birçok kadın tanımıştı ve bir çoğu da onunla beraber olmak için can atmıştı. Ama ilk defa bir kadını istiyordu ve Baran her zaman istediğini alırdı.
''Orasına emin olma.''
''HASRET!''
İkisi de sesin geldiği yöne doğru baktı. Hasret kocaman açtı gözlerini. Savaş ise burnunda soluyordu. Baran’ın Hasret'e yaklaştığını görmek canını sıkmıştı.
Hasret hemen kendi odasına gitti.
''Demek adı Hasret''
''Baran, seninle bir konuda anlaşalım. Eğer bizimle iş yapmak istiyorsan aklında kurduğun o yanlış fikri değiştir derim''
Baran güldü ''Sakin ol dostum. Senin olduğunu bilmiyordum''
Savaş, bu adamın bu kadar rahat kelimeler kullanmasından rahatsız olmuştu. Bir an keşke sözleşme yapmasaydım diye geçirdi. Baran izin isteyerek evden çıktı.
''Çok güzel bir kadın. Umarım mutlu ediyorsundur Savaş, mutsuz olduğu an... Elinden almam yakındır'' dedikten sonra, arabasına atlayıp oradan uzaklaşmıştı.
***
Eylül, Hasret'in yanına gelmişti. Odada iki kadın da yalnızdı.
''Çok özür dilerim Eylül Hanım. Abiniz verdi bu kıyafeti.''
Eylül güldü o an. ''İlk defa kızamıyorum ona. Bu elbise bana hiç böyle yakışmamıştı. Çok güzel olmuşsun''
''Demeyin öyle lütfen. Abiniz şarkıcı yok sen şarkı söyle deyince ben…''
''Hişt… Kızmak için değil tebrik etmek için geldim. Bu kadar güzel bir sese sahip olduğunu bilmiyordum''
''Teşekkür ederim. Ben kıyafeti hemen yıkarım size öyle teslim ederim''
''Gerek yok, ben böyle taşıyamam bu kıyafeti. Taşımayı bilen giysin''
''Ama…''
''Lütfen kırma beni. Bu elbise artık senin''
Hasret ısrarın karşısında sessiz kaldı.
***
Savaş odasına girdi. Yine ışığı açmamıştı. Hasret'i bu kadar güzel yapıp sunan kendisiydi ve o adamın ise yiyecek gibi bakması onu deli etmişti.
***
Baran ise evine geldiğinde odasına gitmişti. Duşa girdiğinde hala Hasret'in naif sesi ve muhteşem fiziği aklından çıkmıyordu. İlk defa bir kadın aklına bu kadar girmişti. Elini duvara dayadı. Sıcak suyun buharı çıkıyordu vücudundan…
''Aklımda bu kadar yer etme, sonu güzel olmaz.''
Demişti sırıtarak…
***
Bugün şirkete gitmemiş, odasında çalışmaya devam ediyordu Savaş. Kapısının çalındığını fark etti. İçeri giren ise Hasret olmuştu. Akşamki halinden eser kalmamıştı. Ama ilk defa fark etmişti, bu kadın duru bir güzelliğe sahipti.
Hasret masaya kahveyi bırakıp Savaş'ın yüzüne bile bakmadan odadan çıkmaya hazırlandı.
''Teşekkür ederim''
Yüzüne bakmadan cevap verdi ''Afiyet olsun''
''Akşam için.''
Savaş ayağa kalktı, kadının kendisine dönmesini istiyordu. Sebebini bilmese de o siyah zeytin gözlerin kendisine bakmasını istiyordu. Ama ısrarla dönmüyordu Hasret.
''Önemli değil'' Hasret tam çıkacakken
''Hasret'' dedi Savaş. Yine bakmıyordu ama. ''Anlaştığımız gibi, iki katı maaşını yatıracağım. Merak etme yani''
Hasret cevap vermeden odadan çıktı. Savaş ise yumruğunu sıktı. Bu kadının kendisine bakmamasına sinir olmaya başlamıştı.
***
Sıtkı, kahvede oturmuş yine çayından demleniyordu. Aklında binlerce soru vardı. Kızının o evle ne işi olduğunu düşünüp duruyordu. Yine o arkadaşı gelmiş önüne ise gazeteyi atmıştı.
''Kızın or.spu olmuş''
Sıtkı arkadaşının dediğinde kilitli kalsa da, gazetede Hasret'in resmini görünce gözleri kocaman açılmıştı.
''Hem hizmetçilik hem şarkıcılık. Merak ettim hangisinin kapatması oldu…''
Sıtkı, resme bakıp yanındaki magazin haberine baktı. Orta boy siyahlı kısımda. ''Erdem Holding 40. yılını evinde verdiği davet ile kutladı. Birçok firmanın davet edildiği gecede şarkıcı krizi yaşandı. Bekledikleri şarkıcı gelmeyince evin hizmetçisi şarkı söyledi. Sesiyle geceyi büyüleyen bu güzel kadın kim?''
''Ben sana ne dedim Sıtkı, mahalleye iyi örnek oldu kızın. Sen de burada otur çayınla demlen.. Ah ulan ahh benim kızım olacaktı direk boğardım. Ne adın kaldı ne sanın!''
Sıtkı, aklından geçirdi ''Demek hizmetçi. Çok güzel, hadi bakalım.''
Arkadaşına dönerek ''Lan o kadar kolay mı, evde gardiyan dolusu adam var. Halledeceğiz herhalde''
''Hallet Sıtkı, merak etme içerde bakarız sana. Mahallenin dilinden kurtulursun en azından.''
''Tamam tamam halledeceğim. Zamanı iyi kollayayım ki en azından ibreti alem olsun.''
***
Baran, elinde tuttuğu magazin dergisini sehpaya attı.
''Demek hizmetçisin, artık prenses olma zamanın gelmiş güzelim''
***
Savaş, eline aldığı telefonda karşı tarafa kükrüyordu.
''Bu haberle siz kendi kuyunuzu kazdınız!''
Selçuk odaya girdi. Savaş hırsla kapattı telefonu.
''Sakin ol artık''
''Kim sızdırdı lan bu bilgiyi... Deli olacağım ya!''
''Abi, şimdi sadece sakin olmalıyız. Akşam birçok magazinci vardı. Ama bak en azından toparlandı''
***
Hasret, Can'ın odasına girmişti. Can ve ailesi artık bu evde kalmadıkları için. Odada eksik bir durum var mı diye baktı. Girdiği an odanın güzelliğinde yine kaybolmuştu Hasret. bebek kıyafetleri hala duruyordu. Kundağı duruyordu. Can'ın özel eşyalarını hiç kaldırmamışlardı. Hep duruyordu.
Eline aldığı küçüklük yeleğini burnuna götürdü. Bebek kokusunu içine çekti genç kadın. Gözlerinin dolmasına neden oldu. Eylül kapıdan onu gördüğünde içeri girdi.
''Çok seviyorsun galiba çocukları''
Hasret gözlerinden yaşı silerek ''Öyle, çok seviyorum''
Eylül ilk defa ağladığını fark etmişti Hasret'in. ''Neden ağlıyorsun?''
''Bir şey yok, Eylül hanım. Ben gidiyim işlerim var''
Eylül kolundan tuttu Hasret'in. Hasret baktı Eylül'e. ''Lütfen anlatır mısın?''
''Ben, Eylül... Bir oğlum var varlığından bir haber olduğum…''
Eylül şaşırsa da ''Nasıl yani?''
''Bir oğlum var, ama nerede olduğunu hiç bilmiyorum. Bu yüzden oğlunuzun eşyalarını görünce aklım hep ona gidiyor.''
''Eşin mi kaçırdı?''
Hasret gözlerini kaçırdı o an. Ne diyeceğini bilemedi ''Öyle de diyebiliriz.''
''Eğer anlatmak istersen dinlerim Hasret.''
''Teşekkür ederim''
Hasret odadan çıktığında Eylül, yatağın üstünde duran oğlunun hırkasına baktı. O an yutkundu. Bir gün korktuğu o şeyin ortaya çıkmasından korksa da sakin kalacaktı…
***
İnşaatın temeli atılmış ve artık yavaş yavaş işler başlamıştı. Günler birbirini kovalıyordu. Hasret'in ise izin günü gelmişti yine. Ve izin gününde bir de maaşının yattığını öğrenmesi onu ayrı bir mutlu etmişti. Suzan ablasına belli etmeden maaşını çekip neredeyse marketin hepsini alıp eve gelmişti. Suzan kapıda Hasret'i görünce, bir de elindekileri görünce mutlu olmuştu.
''Kız bu ne marketi mi aldın!''
''Öyle gibi oldu vallahi abla.''
''Allah canını almasın, haber verseydin nasıl getirdin sen bunları?''
''Aşağıdaki büyük markete gittim abla servisi de var, sağ olsun servisteki abi de yardımcı oldu taşımama eve kadar. Ben de sana sürpriz yapayım dedim.''
''Amanın nasıl mutlu oldum kız.''
İki kadın da eşyaları mutfağa taşımış, dolu dolu olmuştu buzdolabı. Hatta çoğu da sığmadığı için evin soğuk olan yerine koymuşlardı bozulmasın diye.
''Hani o gece şarkı söylemiştim ya. Savaş bey sözünü tutup iki maaş yatırmış''
Hasret eline 200 tl alıp geri kalanını Suzan'a vermek istemişti.
''Al bunları abla, evin ihtiyacı, elektrik su falan filan onlara harcarsın''
''Olmaz kabul etmem, bu senin paran''
Hasret bozulmuş ''Aşk olsun senin paran benim param mı var. Eğer öyleyse vallahi giderim bir daha gelmem. Al ben seni abla yerine anne yerine koydum. Ben ne kazanırsam ikimizin abla, sen bana evini açtın. Ben maaşımı mı senden esirgeyeceğim…''
''Kız iyi de oğlunu bulunca, bu para hepten lazım olacak.''
''Bir bulayım o gün geldiğinde bakarız çaresine. Abla, ne olur kırma beni.-. Bana 200 tl yeter, evde istediğimi yiyorum aklım hep sende kalıyor. Ne olur sen de al bunu. Kalanı da altın alırız. Bir birikimimiz olur en azından.''
''Tamam tamam deli kız.''
Hasret mutlu olmuştu. İki kadın da yemek hazırlıyordu. Suzan: ''Kız Allah iyiliğini versin çay almamışsın ya…'' İkisi de güldü.
''Hemen alıp geliyorum.''
''Dur kuzum dur, ben alırım, zaten dışarıda yağmur da bastırdı. Akşam saati sen çıkma, ben hallederim''
Hasret, Suzan'ı kolundan tutup ''Yemekten kaçamazsın hanım hanım. Ben alırım, hemen gelirim''
Yine ikisi de aynı anda gülmüştü. Hasret, askılıkta duran şemsiyeyi de alıp çıkmıştı markete. Mahalle bakkalı kapatmıştı dükkanı erkenden, bu adam hep erken kapatıyordu. Aşağıya doğru ilerledi. Biraz ıssızdı yollar, yağmurdan ötürü tenhalaşmıştı yollar.
Hasret emin adımlarla ilerlerken, beline dayalı olan tabanca ile irkildi. Arkasını döndüğünde babası Sıtkı ile karşı karşıya gelmişti.
''Ba…baba!''
Sıtkı, Hasret'in saçından tuttuğu gibi, parkın tenha yerine çekti. Yere ittiği gibi Hasret, bileğinin üstüne düşmüştü. Çamur yüzünden üstü başı mahvolmuş, yağmur da her yerini ıslatmaya devam ediyordu. Sıtkı, silahı doğrulttu Hasret'e.
''Öldür!''
Dedi Hasret. Artık ölmek istiyordu, kendisinden bu kadar nefret eden bir adamın kızıydı. Sonunun geldiğini hissetti Hasret. Kafasına dayalı olan silahın patlayacağı dakikaları hesaplıyordu. Yağmur yüzünü yıkıyor. Konuşmasına fırsat dahi sunmuyordu. Zaten konuşsa bile Sıtkı onu hiç anlamayacaktı.
''Öldürmeyeceğim merak etme.''
Hasret kapattığı gözlerini açtı hemen. Kendisine doğrultulan silaha baktı. Sıtkı iğrenç gülüşünü sergiledi.
''Buldun mu p.çini?''
''Baba!''
''Bir soru sordum.''
''Senin de parmağın var değil mi! Bana oğlumun öldüğünü söyleyip zengin bir aileye sattınız!''
''Kes lan, su hayatına bak, çocuk en azından hayatını yaşıyor senin gibi sürünmüyor ya.''
Hasret’in düğümlendi dili… Titredi ama bu kez havanın soğukluğundan değil babasının kurduğu cümlelerde titredi. Takıldı o kelimelere…
''Biliyor musun oğlumun yerini?''
Yalandan kim ölmüş ki… Sıtkı tabi ki bilmiyordu yerini. Ama bu sayede istediğine de ulaşacaktı.
''Biliyorum tabi. Kocaman çocuk olmuş. Her gün görüyorum vallahi''
Hasret babasının ayaklarına kapandı. Silahın ona doğrultulması umurunda bile değildi. Kapandı genç kadın çamurlu ayakkabılara. Çamurun bazısı, Hasret'in ağzına gelmişti ama umurunda bile değildi.
''Baba ne olur kulun kölen olayım söyle evladımın yerini. Allah rızası için ne olur söyle. Ne istersen yaparım. Bir kez olsun koklayayım oğlumu ne olur baba ne olur!!!!''
Hasret yalvarıyor Sıtkı ise bakıyordu. Kızının bu hali onun umurunda bile değildi. Onun tek derdi paraydı.
''Merak etme, söyleyeceğim tabi bir şartla…''
''Söyle ne istersen!''
''Çalıştığın o evi soyup değerli mücevherleri bana getireceksin. Ben de bunun karşılığında oğlunun yerini sana söyleyeceğim.''
Hasret şaşırdı. Yağmur yüzünü yıkıyordu ama o inatla gözlerini kocaman açıp babasına baktı.
''Ne diyorsun baba sen! Ben…Ben nasıl yaparım!''
Gök gürültüsünün yankılandığı o kara gecede yağmurun sicim sicim yağmasına inat karanlıktaki yüzün can alıcı sözleri belirdi.
"Eğer oğlunun yerini öğrenmek istiyorsan… Şimdi gidip o evi soyacaksın… Ben paramı sen de oğlunu alacaksın."
Hasret titriyordu. O an titrek kelimelerle…
''Ben.. bee.. ben .. yapamam bunu baba''
''İyi, oğlunu unut o zaman''
Sıtkı tam giderken, Hasret önünde durdu ''Yapma kulun kölen olayım baba, ne olur yapma, ben içeride bile evladıma kavuşma hayaliyle yandım bittim. Allah aşkına ne olur yapma bunu… Biliyorsan söyle yerini ne olur baba''
Sıtkı kızının bu çaresiz haline bile acımıyordu. Aciz hali umurunda bile değildi.
''Ben son sözümü söyledim. Sen kabul et o evden değerli takıları getir ben de sana söyleyeyim oğlunun yerini. O eve öyle elini kolunu sallaya sallaya girip çıkıyorsun. Hiç olmazsa bir b.ka yara. Babanı mutlu et.''
''O evdekiler bana güveniyor, yakalanırsam… Baba yapma ne olursun. Allah'ın aşkına isteme bunu benden.''
''Eeeeeehh yettin be. Ben teklifimi sundum, ister kabul et ister etme sana kalmış.''
Sıtkı giderken, hasret yağmurun altında yıkanmıştı. Ağlaya ağlaya ''Kabul ediyorum'' gözlerinden akan yaşlar yağmurla akıp gidiyordu.
Sıtkı zafer gülüşünü sergiledi. ''Ne zaman yaparsın… O zaman alırsın oğlunun yerini''
Sıtkı arkasında yıkılan bir kadın bırakıyordu. Bu yıkılan kadın onun öz evladıydı ama umurunda bile değildi. Sefil hayatı yaşarken, bu aptal kızını kullanarak daha çok işler peşine düşecekti.
Hasret ise ağlaya ağlaya dizlerinin üstüne çöktü. Gök gürültüsüne sesi karışmıştı.
Suzan, dibinde kalan çay sayesinde çayı demlemiş sofrayı kurmuştu. Zaman o kadar geçmesine rağmen Hasret hala ortalarda yoktu.
''Nerede kaldı bu kız ya?''
Suzan üstüne bir şal alıp, diğer şemsiyeyi de almasıyla evden çıkmıştı. Kapının eşiğinde yağmurun altında ıslanan kızı fark etti. Bu Hasret'ten başkası değildi tabi ki. Koşarak yanına gitti. Ağlamaktan gözleri kızarmış, üstü başı çamur olan kıza baktı.
''Hasret ne oldu sana? Ay delirtme beni ne oldu?''
Hasret Suzan'a baktı. Sıkıca sarılarak ''Ablaaaaa'' diyerek ağlıyordu. Kadının yıkımı Suzan'ı bitirmişti…
***
Hasret, duşunu almış, Suzan'a her şeyi anlatmıştı.
''Ne olacak şimdi? Kızım anlat istersen İhsan Bey’e.''
''Olmaz abla, olmaz... Oğlumun yerini biliyor… İhsan Bey'e söylersem belki bir daha oğlumu hiç göremem''
''Hasret, yakalanırsan, bu kez çok kötü olur''
''Umurumda bile değil. Bir kere doya doya sarılayım be abla, eğer çok güzel bakıyorlarsa vallahi dokunmam oğluma. Bir kere sarılayım sonra ne olursa olsun. Evladımın kokusu burnumda kalsın, isterlerse ömür boyu hapiste kalayım''
Hasret ağlıyor Suzan da ona eşlik ediyordu. İki kadının da çaresizliği yürek parçalıyordu.
***
Savaş, saatine baktı. Anlamını bilmese de Hasret'i bugün göremediğinde canının sıkıldığını fark etti. İçinde ona karşı bir duygu vardı ama bu duygunun bir tarifi yoktu. Saat akşam 9 'a geliyordu. Bu saatlerde gelmesi beklenilen kadın hala gelmemişti. İçinden
''Acaba bir şey mi oldu?'' diye geçirdi.
Sonra dışarı kapıdan onun girişini görünce yüzünde oluşan tebessüme bile bir anlam veremedi. Hasret korumalara başıyla selam verip içeri girdi. Savaş elini cebine sokup:
''Hoş geldiniz Hasret Hanım.''
Hasret, adama bakmıyordu bile. Tam içeri girecekken Savaş yine yapacağını yapmıştı:
''Bu evin bir düzeni var. Size de uyulması için bir kural yazıldı. Giriş çıkış saatlerini bir daha aksatayım deme.''
''Özür dilerim''
Adam, Hasret'teki değişikliği fark etmişti. Hasret ise özrünü dileyip içeri odasına girdi. Savaş ise içinde onu kemiren sorularla baş başa kalmıştı…
***
Hasret'i bir türlü uyku tutmuyordu... Ne zaman yapabilirdi bu alçaklığı onu kestirmeye çalışıyordu… Yakalanırsa evladını göremeyecekti. Yakalanmazsa bile bir daha bu insanların yüzüne nasıl bakacaktı…
Bu şekilde sabah etmişti Hasret... Uyku hiç gelmemişti o gözlere. Sabahı zor etmişti derin düşüncelerle... Sabah saat 7’de telefonuna mesaj geldi. Tabi ki bu mesajı atan babasıydı.
''Bugün yapacaksın bu işi. Yoksa unut.''
diyerek tamamlanıyordu mesaj. Derin bir iç çekti. Banyo yapıp kendisini toparladı. Bugün her zaman yaptığı gibi, ev işleri ile koşuşturup duruyordu. Savaş'ın çalışma odasının tozunu alırken demir kasa dikkatini çekti. Aradığını tabi ki bulmuştu. Bu demir kasa, biraz antika tarzıydı. Şifreli değil anahtarlıydı. Eski moda.
Yutkundu genç kadın. Hemen hafızasını yokladı. Fadime ablası evi gezdirip odaları tanıtırken, Savaş Bey'in odasına asla girilmemesini emretmişti. Tabi o oda temizlenirken, Savaş daima içeride olurdu.
''Acaba onun odasında mı… Allah'ım nasıl alacağım ben o anahtarı... Nerede kim bilir…''
**
Akşam olmuştu.. Evi uzaktan gözleyen Sıtkı, Korumalardan birisi dikatini çekmişti. O koruma, hafızasını yenileyerek geçmişte, Bebeği sattığı korumaydı..
''A.. k.. bu nasıl bir kader lan.. Aradığı oğlu bu evde.. Yanı başında ya.. S...yim böyle şansı.. Bu salak kız yakalanırsa biterim ben'' Sıtkı o an gülümsedi. İkinci pilanı kafasında hazırladı yaşlı adam. Bir taşla iki kuş vuracaktı..
Sıtkı, Hasret'e mesaj attı ''bu işi gece yap. kimse fark etmez'' diye mesaj attı.
''Sen bu işi gece yap, bende polisi gece yollayayım sana. Hem senden kurtulur mahallenin kahramanı olurum. Hemde bu aileyi bulmuşken yolmaya başlamak lazım''
***
Hasret, gece yapması için babasından mesaj almıştı. Saatine baktı saat 2'ye geliyordu... Odasından sessizce çıktı etrafı kolaçan etti. Dışarıda bekleyen korumalar asla içeri giremezdi. Ev ahalisinin uyduğunun da farkındaydı ama ev ahalisinden çok Savaş'ın uyuyup uyumaması önemliydi.
Etraf karanlıktı. Yavaş adımlarla Savaş'ın odasına girdi. Genç adam karanlığın sunduğu ay ışığı eşliğinde uykunun kollarındaydı.
Hasret yavaş adımlarla dolapları kontrol ediyor bir yandan da Savaş'ın uyuyup uyumadığına bakıyordu. Yanında duran komodine ilişti gözü. Yavaşça açtı genç kadın. Üst kısmı açtığında bulamasa da, alt komodini açtığında karşısında onu bekleyen anahtar vardı. Mutlu mu olsa kötü mü olsa bilemiyordu. Savaş'a bakarak aldı anahtarı. Hemen odadan çıktı. Savaş'ın çalışma odasına doğru ilerledi.
İçeri girer girmez odanın kapısını kapattı Hasret. Kasanın başında bekledi öylece. Gözlerinden yaşlar akıyor; çaresizliği, acizliği gösteriyordu bir bakıma. ''Allah'ım affet beni ne olursun'' Hasret ağlaya ağlaya kasayı açmıştı. Ve evet, beklediği gibi kasa zümrüt eşyalar ve en önemlisi deste deste paralarla doluydu. Yavaşça doğruldu Hasret... Tam eline alacakken kolundan tutup Savaş'ın kendisine çekmesi bir olmuştu. Hasret kocaman zeytin gözlerini devirdi gecenin karanlığında duran adama… Savaş'ın gözleri maviydi ama gece onun maviliğini çalmıştı çoktan…
Yüzündeki öfke gece bile belli oluyordu... İkisi de yakın mesafede duruyordu… Savaş, Hasret'in kolunu kızın sırtına yapıştırmış kendisine sabit tutuyordu… Hasret yutkundu…
''Sen ne yapıyorsun!''
''Ben…''
Dediği an, Savaş, daha fazla tutamayarak genç kadının dudaklarına sahip olmuştu. O dudakları uzun süre hayal etmesine rağmen bu iğrenç gece sahip olmak istemişti. Artık sonu yoktu. Sonrası da yoktu. Ama o dudakların sahibi olduktan sonra gerekeni yapacaktı.
Hasret kurtulmaya çalıştıkça Savaş daha da çok bastırıyordu. Kadını duvar ile kendi arasına alıp Hasret'in gözyaşlarına aldırmadan genç kadının dudaklarının sahibi olmuştu.
O an, polis arabasının siren sesiyle ikisi de dışarı bakakaldı.
***