Çocuk, sonunda çekingen bir şekilde ismini söylemişti. Sesi zayıf ama netti. Fatih ve Ayla, çocuğun adını öğrenince gülümseyerek onu onayladılar. Çocuğun güveni biraz daha yerine gelmiş gibi görünüyordu. Artık aralarında bir iletişim köprüsü kurulmuştu, her ne kadar dil bariyeri devam etse de. Çocuk, bir şey istediğinde ya “Fatih” ya da “Ayla” diyerek isimlerini kullanıyor, bu küçük ilerleme, Fatih ve Ayla'nın içini ısıtıyordu.
**Gitme vakti gelmişti.** Fatih, çocuğa durumu açıklamak için bir dünya haritası aldı ve parmağıyla Paris’i işaret etti. Ardından İstanbul’a kadar düz bir çizgi çekerek, "Şu anda Paris’teyiz, buradan İstanbul’a gideceğiz," dedi. Çocuk, söylediklerini anlamasa da haritaya büyülenmiş gibi bakıyordu. Daha önce böyle bir şey görmediği belliydi. Parmakları haritanın üzerinden kayarken büyük bir merakla incelemeye başladı. Ancak Fatih, çocuğun kalem tutmayı bile bilmediğini fark ettiğinde, bir an duraksadı. "Her neyse," diye mırıldandı kendi kendine, ardından Ayla’ya dönerek, "Hadi gidelim," dedi. Ayla başıyla onayladı ve çocuğun küçük elini nazikçe tutarak kapıya yöneldi.
**Havalimanına vardıklarında**, Fatih’in özel yetenekleri devreye girdi. Normalde biletlerin ve pasaport işlemlerinin önceden yapılması gerekiyordu ama onun yetenekleri sayesinde her şey hızla halloldu. Çocuk, havalimanının kalabalığından biraz ürkmüş gibi görünüyordu, ama Ayla’nın güven verici dokunuşları onu sakinleştirdi. Özel uçağa binmeden hemen önce, çocuğun gözlerinden bir korku belirdi. Uçağa doğru baktığında, yüzünde hafif bir endişe vardı. Fatih bunu fark etti, ama bir şey demedi. Ayla, çocuğun koluna dokunarak yumuşak bir sesle, "Sakın korkma, az kaldı. Sadece iki saat uçacağız ve yeni bir hayat başlayacak," dedi. Çocuk, Ayla’nın sözlerini anlamasa da, onun ses tonu ve şefkati, içini rahatlatmış gibiydi.
**Uçağa bindiklerinde**, çocuk koltuğa sessizce oturdu. Gözleri kocaman açılmış, etrafını inceliyordu. Özel jetin içindeki lüks detaylar, onun için tamamen yabancıydı. Fatih ve Ayla karşılıklı oturdular. Ayla’nın gözleri, çocuğun hala tedirgin olup olmadığını kontrol etmek için sık sık ona kayıyordu. Ancak çocuk, eline verilen küçük bir paket soslu fıstıkla meşguldü. Paketi açmakta biraz zorlandı, ama Ayla ona yardım etti. Fıstıkları büyük bir iştahla yemeye başladığında, yüzüne bir rahatlama ifadesi yerleşti.
Fatih, Ayla’ya dönerek hafifçe gülümsedi. "Bu hayatı özlemeyeceksin, değil mi Ayla?" diye sordu. Sesi hem ciddi hem de merak doluydu. Ayla, başını hafifçe yana eğerek gülümsedi. "Söz veremem," dedi hafif bir alaycılıkla, "Her şey çok güzeldi. Belki bir gün tekrar isteyebilirim." Fatih kaşlarını kaldırdı ama gülümsedi. Ayla devam etti, "Ama abartmamak şartıyla! Kendimizi biraz şımartabiliriz, ama her şeyi kuralına göre yapmalıyız. Bundan sonra yasak eserler yok. İnsanları kontrol eden hiçbir şey istemiyorum." Bu sözleri söylerken sesi hem kararlı hem de biraz suçluluk doluydu. Fatih derin bir nefes alarak başını salladı. "Haklısın," dedi. Ayla, hafifçe gülerek, "Tabi tabi," diyerek konuyu geçiştirdi.
Çocuk, bu konuşmalardan tamamen kopuktu.Koltuğuna oturmuş, elindeki fıstık paketini büyük bir iştahla tüketiyordu. Yüzündeki memnuniyet, ilk kez rahat bir an geçirdiğini gösteriyordu. Küçük elleriyle fıstıkları ağzına atarken, mavi gözleri etrafı izlemeye devam ediyordu. Fatih ve Ayla, bir an birbirlerine baktılar. İkisi de aynı şeyi düşünüyordu: Bu çocuğun hayatını değiştirmek, birlikte yapacakları en anlamlı şey olacaktı.
Haklısınız, metni tekrar detaylı bir şekilde betimleyerek yeniden yazıyorum.
---
Uçak bir anda sert bir türbülansa girdi. Metalik gövde hafifçe sarsılırken, yolcuların arasında bir huzursuzluk dalgası yayıldı. Çocuk, bu ani hareketler karşısında paniğe kapıldı. Gözleri büyümüş, incecik bedeni koltuğuna yapışmıştı. Fransızca bağırmaya başladı, korkunun her harfi tüyler ürperten bir yoğunlukla çıkıyordu. Ayla ve Fatih sakinliklerini korumaya çalışırken, çocuğu nasıl sakinleştireceklerini düşündüler. Ancak çocuğun sakinleşmesi hiç kolay değildi.
O sırada bir hostes, nazik bir gülümsemeyle çocuğa yaklaşarak onu yatıştırmaya çalıştı. Ancak çocuk, hostesten de korkmuştu. Gözleri bir anlığına değişti ve ufak bir el hareketiyle hostesi farkında olmadan hipnotize etti. Hostes, boş bir bakışla dönüp uçağın kabinine doğru yürümeye başladı ve başını sert bir şekilde metal kabine vurdu.
Ayla hemen cebinden telefonunu çıkardı. Daha önceden yüklemiş olduğu piyano uygulamasını açtı ve birkaç yumuşak nota çalmaya başladı. Melodiler çocuğun üzerine sakinleştirici bir örtü gibi yayıldı. Panik dolu çığlıkları yavaş yavaş sustu, gözleri ağırlaşmaya başladı ve sonunda sakinleşerek uykuya daldı.
Bu sırada Fatih, yerde yatan hostese doğru ilerledi. Hostesin yanına çömelerek sağlık durumunu kontrol etmeye başladı. Ayla, Fatih’in bu hareketini izlerken içten içe kıskançlık hissetti. Kaşlarını çatarak, “Dur Fatih, ben bakarım hostese. Sen çocukla ilgilen,” dedi.
Fatih, Ayla’nın bu ani tavrını şaşkınlıkla karşıladı ama durumu çabucak anlayarak hafifçe gülümsedi. Başını salladı ve çocuğun yanına geri döndü. Ayla ise hostesin üzerine eğildi. Hostesi tatlı-sert bir şekilde silkeleyerek bilincini yerine getirmeye çalıştı. “Hadi, uyan artık,” dedi, sesi biraz sabırsız, biraz da alaycıydı. Hostes gözlerini açtığında Ayla’nın keskin bakışıyla karşılaştı.
Ayla, hafif bir gülümsemeyle, “Bir daha bu adamın kolunda bayılırsan seni uçaktan atarım,” diyerek alaycı bir şekilde durumu hafifletti. Hostes, ne olduğunu anlamaya çalışırken utangaç bir şekilde başını salladı. Ayla, zarif bir tavırla doğrularak Fatih ve çocuğun yanına döndü.
Kabinde ortam normale dönerken, uçak yoluna devam ediyordu. Ayla ve Fatih, Paris’ten İstanbul’a doğru bu zorlu yolculukta yeni bir başlangıç için adım atıyorlardı.
Bu sırada Fatih'in aklına bir şey geldi
Fatih, mükemmel anı bir şekilde değerlendirmek için sabırsızlanıyordu. Uçak, aniden burnunu aşağıya doğru yatırarak hızla alçalırken, Ayla korkuyla bağırmaya başladı. "Ölecek miyiz?" diye inledi, gözleri paniğe kapılmıştı. Uçak, sanki her an yere çakılacakmış gibi alçalmaya devam ediyordu. Ayla'nın çığlıkları, uçak kabinini doldururken, Fatih'in gözlerinde farklı bir bakış vardı. Korku değil, kararlılık ve heyecan…
Fatih, Ayla'nın korkusunu gözlerinde görse de, içindeki gerilimi kontrol etmeye çalışarak cebinden zarif bir yüzük kutusunu çıkardı. Uçak hâlâ aşağı doğru alçalırken, Fatih gözlerini Ayla'dan ayırmadan, sakin bir şekilde yüzüğü ona doğru uzattı. Ayla korkusuyla çığlık atarken, Fatih derin bir nefes aldı ve ona bakarak, "Ayla, hayatımda sana her zaman bir yerim olacak. Şimdi, hep birlikte yeni bir başlangıç yapalım, benimle evlenir misin?" dedi.
Aylar süren karışıklığın ve panik havasının içinde, Ayla'nın yüzünde karmaşık bir ifade belirdi. Bir taraftan korku, bir taraftan şaşkınlık… Ama bir yandan da mutluluk… Korku ve sevinç birbirine karışmıştı. Gözleri parlarken, ağlamaklı bir şekilde "Evet!" dedi.
Fatih, yüzüğü Ayla'nın parmağına takarken, kendisini daha önce hiç hissetmediği kadar mutlu hissetti. Gerçekten de, bu hayatı Ayla ile paylaşmak istiyordu. Arkasında, kaptanın sesini duyarak gülümsedi ve "Tamam kaptan, evlenme teklifimi kabul etti. Uçağı kaldırabilirsiniz." dedi.
Ve o anda uçak tekrar yükselmeye başladı, Ayla fatihe bakıp şu uçak bir insin ben sana ne yapacağımı bilmiyorum