İstanbul’a indiklerinde havalimanındaki insan kalabalığı ve anons sesleri arasında Ayla’nın yüzünde hala karmaşık duygular okunuyordu. Kızgındı, çünkü Fatih onu ölesiye korkutmuştu. Mutluydu, çünkü aldığı evlenme teklifi hayatının en unutulmaz anlarından biri olmuştu. Fatih ise hâlâ biraz tedirgin görünüyordu. Yaptığı şeyin biraz abartılı olup olmadığını düşünmeden edemedi. Onun için evlenme teklifi normal olamazdı, bu kesin. Ama belki de sınırları biraz fazla zorlamıştı…
Yolcuların arasından hızla ilerlerken Fatih, hâlâ derin uykuda olan çocuğu güçlü ve kaslı kollarına aldı. Çocuğun başı hafifçe Fatih’in göğsüne yaslanmış, ince vücudu neredeyse hiç ağırlık yapmadan kollarına oturmuştu. Ayla, bu sahneyi izlerken içinde tuhaf bir his belirdi. Fatih’in güçlü duruşu, kollarında taşıdığı masum çocuk ve yüzündeki hafif yorgun ama kararlı ifade… İster istemez bundan etkilenmişti. Ama kendine çabuk geldi ve başını sallayarak düşüncelerini dağıttı. Şu an buna kafa yoracak durumda değildi.
Hemen havalimanının çıkış kapısına yöneldiler. Ayla, hızlı bir hareketle eliyle bir taksi çevirdi. Sarı renkteki eski model araç yanlarında durduğunda Fatih, çocuğu dikkatlice kucağında tutarak arka koltuğa yerleşti. Ayla da hemen yanına oturdu ve taksi sessizce şehir merkezine doğru ilerlemeye başladı. İstanbul’un kalabalık caddelerinden geçerken, Fatih pencereden dışarı bakıyordu. Ayla ise hâlâ biraz sinirliydi ama açlık, sinirini bastırıyordu. Uçakta yaşadığı o adrenalin dolu anlar midesini iyice kazındırmıştı.
Sonunda eve vardılar. Fatih, çocuğu nazikçe salonun büyük koltuğuna bıraktı. Çocuk, başını hafifçe yana çevirerek mışıl mışıl uyumaya devam etti. Ayla, onu izlerken hafif bir gülümsemeyle başını iki yana salladı. "Ne kadar derin uyuyor…" diye mırıldandı. Ama karnının açlığı, onu bu duygusal anlardan hızla uzaklaştırdı. Mutfağa yönelmeden önce Fatih’e dönerek, "Ben yumurta yapacağım, sen de ister misin?" diye sordu.
Fatih hafifçe gülümsedi. "Tabii, çok iyi olur. Ben de sıcak ekmek alayım, oturup birlikte yeriz." dedi. Sonra ceketini kaptığı gibi kapıya yöneldi. Ayla, mutfağa doğru ilerlerken içinden "Umarım artık sıradan bir akşam yemeği yeriz." diye geçirdi ama Fatih’in olduğu yerde sıradanlık pek mümkün değildi…
Fatih, elinde sıcak ekmek torbasıyla kapıyı açıp içeri girdiğinde, mutfaktan gelen hareketlilik ve hafif kahkaha sesleriyle karşılaştı. İçerisi sıcacık ve huzurluydu. O anda dışarının soğuk havasından sıyrılıp evin sıcak atmosferine karışan bu manzara, içinde garip bir mutluluk hissi uyandırdı. Kapıyı sessizce kapattı ve elindeki ekmekleri masanın üzerine bıraktı.
Torbanın içinden çıkan sıcak ekmeklerin mis gibi kokusu hızla mutfağa yayıldı. Hâlâ ekmeğin üstünden ince ince buhar yükseliyordu. Fatih, bir an için duraksadı ve önündeki tabloyu izledi. Ayla, mutfak tezgâhında bir şeyler hazırlarken, Fransız çocuk—adını *Louis* koymuşlardı—Ayla’ya yardım etmek için küçük elleriyle tabakları masaya yerleştiriyordu. Louis’in hafif karmaşık sarı saçları ve uykudan yeni uyanmış mahmur gözleri, ona masum bir ifade katıyordu. Ayla, bir yandan küçük çocuğa gülümseyerek talimatlar veriyor, bir yandan da sofraya koyacağı şeyleri kontrol ediyordu.
Fatih’in yüzüne istemsizce bir gülümseme yerleşti. Bu sahne ona çok sıcak ve tanıdık gelmişti. Sanki uzun zamandır böyle bir aile tablosunun içinde yer alıyormuş gibi hissetti. İçindeki sıcaklık, yüzündeki tebessümü daha da büyüttü. Birkaç saniye boyunca onları izlemeye devam etti, sonra kendini toparlayıp ceketini çıkardı ve hızlıca banyoya gidip ellerini yıkadı.
Geri döndüğünde, masa çoktan hazırdı. Taze ekmekler, peynir, zeytin, domates, sıcak yumurta ve Ayla’nın özenle hazırladığı birkaç küçük meze tabağı masanın ortasında sıralanmıştı. Fatih sandalyeye otururken Louis ona küçük bir ekmek parçası uzattı. "Sıcak!" diye uyardı çocuk heyecanla. Fatih, Louis’in uzattığı ekmek parçasını hafifçe gülümseyerek aldı ve başını salladı.
Ayla da yerine otururken Fatih bir an gözlerini ona çevirdi. Yüzünde hâlâ hafif bir sinirin izleri vardı ama aynı zamanda mutluydu da. Kafasını eğmiş, ekmeğini bölüp tabağına koyuyordu. Fatih, bu anın tadını çıkarmak için derin bir nefes aldı ve eliyle bardağını kaldırarak, "Peki, bu güzel sofrayı hazırlayan hanımefendi ve küçük yardımcısına teşekkür etmeden yemeğe başlamamız doğru olur mu?" dedi.
Ayla gözlerini devirdi ama gülümsemekten kendini alamadı. Louis ise bu iltifattan pek bir şey anlamasa da Fatih’in samimi tonu hoşuna gitmiş olmalıydı, çünkü minik bir kahkaha attı. Hep birlikte sofraya eğilip yemeklerini yemeye başladılar. Masada artık huzur, sıcaklık ve garip bir aile hissi vardı.
Fatih, elinde ekmek parçasıyla tam bir lokma alacakken aniden duyulan kapı sesiyle irkildi. Sofrada kısa bir sessizlik oldu. Ayla, çatalını yavaşça tabağına bıraktı, Louis ise ağzındaki lokmayı yutmayı unutarak gözlerini büyüttü. Kapıdan gelen tok ve kararlı vuruşlar, evin sıcak ve huzurlu atmosferini bir anda bozmuştu.
Fatih kaşlarını çatıp sandalyeden kalktı. “Siz devam edin, ben bakarım,” diyerek mutfaktan ayrıldı. Adımlarını sessiz ama kararlı bir şekilde kapıya yönlendirdi. Kapının önüne geldiğinde kısa bir an durdu, içindeki huzursuz his ona bir şeylerin ters gittiğini söylüyordu. Gözetleme deliğine gözünü dayadığında, dışarıda duran yabancıyı gördü.
Adam uzun boyluydu, koyu renkli, kusursuz ütülenmiş bir takım elbise giymişti. Yüzü sert, bakışları derin ve ifadesizdi. Elinde orta boy, eski ama iyi muhafaza edilmiş bir çanta tutuyordu. Kesinlikle sıradan bir ziyaretçi gibi görünmüyordu. Fatih, içindeki tedirginliği bastırarak derin bir nefes aldı, sonra kapıyı hafifçe aralayarak başını dışarı uzattı.
Adam, kapının açılmasıyla hafifçe başını eğerek nazik ama mesafeli bir ses tonuyla konuştu.
“Merhaba, benim ismim Cem. Sizinle konuşmam gereken önemli bir konu var. Konuşabilir miyiz?”
Fatih, adamı baştan aşağı süzdü. Sesi ve tavrı sakin olsa da, gözlerinde belli belirsiz bir ciddiyet vardı. Ancak şu an bunun zamanı değildi. Evde, uzun zaman sonra ilk defa hissettiği gerçek bir huzur vardı. Sofrada Ayla ve Louis’le birlikte yemek yerken hissettiği o sıcaklık, bu yabancının gelişiyle gölgelenmemeliydi.
Fatih’in gözleri hafifçe kısıldı. Soğukkanlı bir tavırla, “Şu an olmaz,” dedi. “Yemekteyiz. İki saat sonra gel.”
Cem, bir an duraksadı, sonra başını hafifçe eğerek onayladı. “Peki. İki saat sonra tekrar uğrayacağım.”
Fatih, başını sallayıp kapıyı kapattığında derin bir nefes aldı. Elini kapının üzerinde bir an bekletti, sanki az önce yaşananları sindirmeye çalışıyormuş gibi. İçindeki garip his hâlâ kaybolmamıştı ama bunu düşünmek istemiyordu.
Evin içine geri döndüğünde, Ayla ona meraklı gözlerle baktı. Louis ise bir elinde çatal, diğerinde ekmek parçasıyla Fatih’in cevabını bekliyordu. Fatih, gerginliğini belli etmemeye çalışarak hafif bir gülümsemeyle yerine oturdu.
“Yanlış kapı çalmışlar,” dedi sakin bir sesle.
Ayla gözlerini kısarak ona baksa da, üzerine gitmedi. Fatih, sofraya bakarken içinde tuhaf bir huzursuzlukla birlikte başka bir duygu daha hissetti—koruma içgüdüsü. Bu evi, bu masayı, şu an yaşadığı bu sıcaklığı, kimsenin bozmasına izin vermemeye kararlıydı.
akşam yemeğin keyfini çıkardılar sonra Fatih aylaya göz işaretleriyle louisi uyumasını gerektiğini söylercesine bakıyordu Ayla gülmeye başladı bu adam beni istiyor anlaşılan diyerek lousi yukarıdaki odaya çıkardı