Kuru Fasulye ve Pilav

1142 Kelimeler
Ayla, sade bir şekilde gülümseyerek, "Kuru fasulye ve pilav alabilirim," dedi. Bu söz, Fatih'in içinde aniden beliren bir farkındalık oluşturdu. Ayla'nın parıltılı dünyasının geride kalmaya başladığını, yeni bir başlangıç için bir adım attığını hissedebiliyordu. O an, her şeyin değişeceğini hissetmişti. Fatih, gülümseyerek, "Burada kuru fasulye ve pilav bulamayız, ama karnımızı doyuracak bir şeyler buluruz," dedi. "Sonra, evimde sana tekrar yemek yaparım." Ayla'nın gözlerinde bir merak ışığı belirdi, ama o an sadece daha fazla sormadı. Fatih, İngilizce olarak siparişini verdi ve masalarına göz alıcı yemekler geldi. Her bir tabak, zarif sunumuyla göz alıcıydı. Biraz zaman geçtikçe, ikilinin arasındaki ilişki daha da derinleşmişti. Gözlerindeki bakışlar, cümlelerin ötesinde bir şeyler anlatıyordu. Masadan kalktılar ve o gece Paris'te kalmaları gerekiyordu. Fatih, Paris'in en güzel otelini ayarladı. Otel, ihtişamıyla göz kamaştırıyordu. Ayla, sarhoş bir şekilde Fatih'in koluna girerek otel odasına yöneldi. Fatih, dikkatle Ayla'nın kalacağı odanın kapısını açtı ve onu zarifçe yatağa bıraktı. Tam arkasını dönüp kendi odasına gitmeye niyetlenmişti ki, Ayla kolundan tuttu ve kendisine çekti. Gözleri, kararlı bir şekilde parlıyordu. "Nereye gidiyorsun? Bugün yeni bir başlangıç yapacağız," dedi. Fatih, şaşkınlıkla ona bakarken, kapıyı usulca kapattı. Yavaşça, Ayla'ya döndü ve "Peki o zaman," diyerek, kravatını çıkarırken içindeki duygular hızla yükseldi. Sabahın ilk ışıkları odanın penceresinden usulca süzülüp içeri dolarken, Ayla yavaşça gözlerini araladı. Otel odasının zarif atmosferi, Paris'in o büyülü havasını yansıtır gibiydi. Yatağın yumuşak beyaz çarşafları arasında uzanırken, yanındaki Fatih'e gözleri takıldı. Adamın güçlü omuzları ve düzgün yüz hatları, yeni uyanmış bir sessizliğin içinde etkileyici bir huzur yayıyordu. Ayla, Fatih'in kaslı göğsüne bakarken istemsizce gülümsedi ve kendi kendine, "Vay be, ne akşamdı," diye mırıldandı. Sesi o kadar hafifti ki, sanki kendi düşüncelerinin yankısını duyuyordu. Bu sırada Fatih, Ayla'nın bakışlarını hissetmiş gibi gözlerini yavaşça açtı. Gözleri Ayla'nın gözleriyle buluştuğunda, içinde sıcak bir parıltı belirdi. Hafifçe gülümsedi ve yatakta doğrulmadan, derin ve yumuşak bir sesle konuştu: "Peki, şimdi ne yapacağız?" Gözlerindeki merak, sabahın tazeliğinde bile Ayla'ya olan ilgisini gizleyemiyordu. Ayla, neşeli bir kahkaha atarak Fatih'in sorusunu yanıtladı: "Senden güzel bir evlenme teklifi bekliyorum. Hazır Paris'e gelmişken, bir denesene. Kim bilir, belki seni kabul ederim," dedi, göz kırpıp alaycı bir şekilde gülümseyerek. Sesindeki oyunbazlık, sabahın sakinliğini canlandırıyordu. Fatih bu sözlere gülerek karşılık verdi, kahkahası odanın duvarlarında yankılandı. "Tamam," dedi, hafif bir ciddiyetle. "O zaman sen kahvaltını yaparken ben de sana bir tek taş yüzük bakayım. Ama kabul edersen, o yüzüğü takmayı da bilmelisin," diye ekledi, ona meydan okuyan bir gülümsemeyle. Ayla, bu sözler karşısında gözlerini devirip hafifçe güldü. Yatağın kenarına oturup saçlarını düzeltirken, Fatih’i seyretti. Adamın yüzündeki kararlılık ve gülümsemesindeki sıcaklık, ona olan güvenini daha da pekiştiriyordu. Pencerenin ardından Paris sokaklarının hareketliliği duyulurken, bu iki insan, hayatlarının belki de en anlamlı sabahlarından birini yaşıyorlardı. Ayla, pencerenin önüne geçip dışarıya baktığında güneşin Paris’i nasıl narin bir şekilde aydınlattığını fark etti. Şehir, her zamanki gibi canlı ve hareketliydi. Sokaklardan gelen hafif kahve kokusu, çan sesleriyle karışıyor, Paris sabahının büyüsünü daha da belirgin hale getiriyordu. Ayla, içten bir nefes alıp gülümsedi. Bu şehir, aşkın ve yeni başlangıçların sembolüydü ve o an tam da böyle bir sabaha uyanmıştı. Fatih yataktan kalkmış, banyoya doğru yönelmişti. Ayla, onun ardından bakarken, Fatih’in omuzlarının ne kadar geniş olduğunu fark etti. Her hareketinde kendine güven ve zarafet vardı. Fatih, banyodan çıkarken yüzüne su çarpmış, saçlarını geriye doğru taramıştı. Ayla’ya dönüp, "Kahvaltıya hazır mısın, yoksa hala hayallere mi dalıyorsun?" diye sordu, hafif alaycı bir tonla. "Ben her zaman hazırım," dedi Ayla, gülümseyerek. "Ama sen yüzük bakmaya giderken, beni burada bırakmayacağını umut ediyorum." Sözleri hem meydan okuyucu hem de şakacı bir tondaydı. Fatih, Ayla'nın bu tavrını seviyordu. Kendine özgü mizah anlayışı, neşesi ve zekası onu daha da çekici kılıyordu. "Paris’te bir kadını yalnız bırakmak, yapılacak en kötü şey olabilir," dedi Fatih, gülerek. "Ama önce biraz kahvaltı yapalım. Sana enerji lazım." Birlikte otel lobisine indiler. Paris’in klasik kahvaltı salonlarından birine benzeyen bu alan, büyük cam pencereleri ve şık dekorasyonuyla oldukça etkileyiciydi. Masalar, taze ekmekler, kruvasanlar ve çeşit çeşit peynirlerle donatılmıştı. Ayla, bir fincan kahveyi yudumlarken Fatih’in ciddi bir şekilde menüyü incelediğini fark etti. "Ne düşünüyorsun?" diye sordu, kahvesinden bir yudum daha alırken. Fatih gözlerini menüden kaldırıp Ayla’ya baktı. "Sadece kahvaltıyı değil, günün geri kalanını da planlıyorum," dedi. "Yüzük için nereye gideceğimizi biliyorum ama önce seni biraz daha şımartmam gerek." "Şımartmak mı?" dedi Ayla, kaşlarını kaldırarak. "Şu an Paris’in en güzel otelindeyiz, en iyi kahvaltıyı yapıyoruz ve sen hala daha fazlasını mı düşünüyorsun?" "Senin için her zaman daha fazlasını düşünürüm," diye yanıtladı Fatih, sesindeki samimiyet Ayla’yı bir an susturdu. O an, Fatih’in gözlerinin içine bakarken, onunla birlikte olduğu için ne kadar şanslı olduğunu hissetti. Kahvaltıdan sonra Fatih, Ayla’yı otelin lobisindeki koltuklardan birine oturttu. "Bekle," dedi, ciddiyetle. "Döndüğümde her şey farklı olacak." Ayla, bu sözlerin altında yatan anlamı çözmeye çalışırken Fatih hızla otelden ayrıldı. Ayla, büyük pencerelerden Paris sokaklarını izlerken kendini bir masalın içindeymiş gibi hissetti. Şehrin büyüsü, Fatih’in kararlılığı ve bu anın verdiği heyecan, onu tamamen sarmıştı. Fatih’in ne yapacağını merak ederken kalbi hızla atıyordu. Bugün, Ayla ve Fatih için her şeyin mümkün göründüğü büyülü bir gündü. Paris, aşkın ve tutkunun şehri, onların hayallerini süsleyen bir sahne gibi önlerinde uzanıyordu. Ancak Fatih, bu büyülü şehirde dahi içinde hissettiği bir boşluğu görmezden gelemiyordu. Zenginliğin sunduğu her türlü lüks artık sıradanlaşmış, keyif yerine bir tür monotonluk getirmişti. O an, daha sade bir yaşamın onları daha mutlu edebileceğine inanıyordu. Ayla, Fatih’in bu düşünceli halini fark etmişti. Onun bakışları dışarıdaki kalabalığa dalmış, bir şeylerin eksikliğini arıyor gibiydi. "Ne düşünüyorsun?" diye sordu Ayla, sesine tatlı bir merak katarak. Fatih, derin bir nefes aldı ve gözlerini Ayla’ya çevirdi. "Düşünüyorum da," dedi yavaşça, "bu hayat, bu lüks... bir süre sonra insanın ruhunu doyurmuyor. Her şey elimizin altında, ama gerçek mutluluk bu değilmiş gibi geliyor." Ayla kaşlarını hafifçe kaldırdı. "Gerçek mutluluk nedir sence?" diye sordu, sesinde hem merak hem de hafif bir meydan okuma vardı. "Gerçek mutluluk," dedi Fatih, bir an düşündükten sonra, "birlikte basit şeyler yapabilmekte. Mesela bir sahil kasabasında sabahları balıkçı teknelerini izlemek, akşamları sokak lambalarının altında yürüyüş yapmak, bir köy evinde kahvaltı hazırlamak... Bunlar bana daha gerçek, daha anlamlı geliyor." Ayla, onun bu sözlerini dinlerken bir an dalıp gitti. Hayatı boyunca lüks içinde yaşamış, ancak bu tür bir sade mutluluğun neye benzediğini hiç tatmamıştı. Fatih’in bu fikri, ona tamamen yabancı ama aynı zamanda büyüleyici geliyordu. Hafif bir gülümsemeyle, "Peki, böyle bir hayatı benle hayal edebilir misin?" diye sordu. Fatih, ciddi bir ifadeyle gözlerini Ayla’ya dikti. "Evet," dedi, tereddütsüz. "Sadece seninle. Ve bu hayatın ne kadar anlamlı olabileceğini göstermek istiyorum." Ayla, derin bir nefes alarak arkasına yaslandı. "O halde bu yeni başlangıca beraber adım atalım," dedi. "Ama bana söz ver. Bu sade hayatta bile beni hep böyle mutlu edeceksin." Fatih, gülümseyerek Ayla’nın elini tuttu. "Bu benim en büyük sözüm olsun. Başka hiçbir şeyin önemi yok, yeter ki sen yanımda ol." O an, ikisi de hayatlarındaki bu dönüşümün onları nereye götüreceğini bilmiyordu. Ancak her ikisi de, zenginliğin sunduğu yüzeysel mutluluklardan uzakta, gerçek anlamda bir hayata başlamaya kararlıydı. Bugün, lükslerin ötesine geçip, gerçekten anlamlı bir yaşam arayışına çıkacakları gündü.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE