Akşam Yemeği

1282 Kelimeler
Fatih, Ayla’nın gelmesini beklerken, heyecanı içinde kaybolmuştu. Her şeyin mükemmel olmasını istiyordu; bu, sadece bir akşam yemeği değil, Ayla ile hayatındaki yeni bir dönemin başlangıcı olacaktı. Bahçesinde her detay, her dokunuş, onun içindeki derin duyguları yansıtıyordu. Bahçesi, yazın sonlarına yaklaşıldığı bu akşamda bile, adeta bir cennet gibiydi. Çiçekler, rengarenk açmış ve hafif bir rüzgarla zarifçe sallanıyordu. Güllerin ve lavantaların kokusu, havayı sarıyordu, incir ağaçları ise meyvelerini vermek üzereydi. Fatih, bu doğal güzellikleri göz önünde bulundurarak, her adımını dikkatlice atıyordu. Işıklar, bahçenin üst kısmındaki ağaçlara asılmıştı. Bu ışıklar, hafifçe parlıyor ve akşamın karanlığında sıcak bir atmosfer yaratıyordu. Ayla'nın gelmesini beklerken, yemek masası için en uygun yeri seçmişti; masanın etrafına, renkli taşlardan oluşan bir yol yaparak, atmosferi daha da özel hale getirmişti. Masa, büyük bir özenle hazırlanmıştı. İnce bir beyaz örtü serilmişti üzerine, özenle düzenlenmiş şamdanlar masanın her iki köşesinde parlıyordu. Üstünde beyaz porselen tabaklar, şık çatal bıçaklar, kristal bardaklar vardı. Masanın tam ortasında ise, bir vazo dolusu taze çiçekler yer alıyordu. Bahçenin doğallığı ve masanın şıklığı bir araya gelmiş, büyüleyici bir uyum oluşturmuştu. Fatih, mutfakta hızlı ama dikkatli bir şekilde hareket ediyordu. Çorba kaynamakta, pilav pişiyor, kuru fasulye ocağın üzerinde sıcak kalıyordu. Her bir yemek, Ayla'nın beğenisine hitap edecek şekilde hazırlanıyordu. Çorba, kremamsı ve pürüzsüz olmalıydı, pilav ise tane tane ve tam kıvamında pişmeliydi. Kuru fasulye, zeytinyağlı ve baharatlı, tam da Ayla’nın sevdiği gibi olmalıydı. Her adımda, Fatih’in elleri ustaca çalışıyordu; parmakları, malzemelere olan sevgisini yansıtıyor, her bir tabağı özenle hazırlıyordu. Yemeklerin hazırlanışı tamamlandığında, mutfakta son bir kontrol yaptı. Çorbaların sıcaklığı mükemmeldi, pilav ise biraz daha beklemeliydi. Bahçeye adım attığında, akşamın serinliği vücudunu hafifçe sarmıştı. Dışarıdaki ışıklar, masanın etrafındaki ağaçlara yansıyarak, bahçeyi adeta büyülü bir atmosfere büründürüyor; parlayan yıldızlar, her şeyin ne kadar uyum içinde olduğunu gösteriyordu. Fatih, son bir kez bahçeyi gözden geçirdi. Ayla'nın geleceği bu akşam, her şeyin zirveye ulaşacağı bir andı. Her ayrıntı, onun içindeki derin duyguları yansıtıyordu. Ayla, bu gece yalnızca bir akşam yemeği değil, aynı zamanda Fatih’in içsel dünyasına adım atacağı bir yolculuğa çıkacaktı. Fatih, son kez yemekleri kontrol ettikten sonra, içeri girdi. Üstünü değiştirmek için aceleyle odasına yöneldi. Kendisini hazırlarken, bu akşamın ne kadar önemli olduğunu tekrar tekrar düşündü. İçinde, Ayla’nın ilgisini ve sevgisini kazanma isteği vardı, ama aynı zamanda ona gerçekten değer verdiğini göstermek istiyordu. Fatih, son bir dokunuşla bahçeye geri döndü Ayla’nın gelmesinin ardından her şeyin mükemmel olması için her şeyin hazır olduğuna emin olduktan sonra, kapının sesi duyulmaya başlamıştı. Ayla geliyordu. Fatih, heyecanını gizlemeye çalışarak, derin bir nefes aldı. Bu akşam, her şeyin değişeceği an olacaktı. Ayla kapıyı çaldığında, Fatih'in kalbi bir an için hızla çarpmaya başladı. Kapıyı açar açmaz, Ayla'nın şıklığı karşısında büyülendi. Üzerinde uzun, zarif bir elbise vardı, göz alıcı bir şekilde ışıldayan kumaşı, vücudunun hatlarını zarifçe sarıyordu. Saçları özenle toplanmış, makyajı ise doğal bir güzellik sergiliyordu. İncitici bir soğukluk yoktu yüzünde, aksine hafif bir tebessüm, gözlerinde bir parıltı vardı. Bu tebessüm, Fatih’in içindeki karmaşayı daha da derinleştirdi; çünkü bu kadın, kesinlikle hayatında karşılaştığı en etkileyici varlıktı. Fatih, derin bir nefes alarak kendine geldi ve Ayla’yı içeri davet etti. Ayla ise evin içine adım attığında, gözlerini hafifçe kısıp etrafı inceledi. Evet, ev oldukça sadeydi. Hatta minimalizmin ötesinde, neredeyse basit bir şekilde dekore edilmişti. Duvarlarda pek az eşya vardı, mobilyalar sıradan görünüyordu. Ancak bir şekilde, bu sadelik ona farklı bir huzur veriyordu. Ayla, Fatih’in böylesine sıra dışı bir yeteneğe sahipken bu kadar mütevazı bir yaşam sürmesini garip buldu. Düşüncelerinin içinde kayboldu, ancak Fatih’in nazik sesi onu bu düşüncelerden uzaklaştırdı. “Yemeği nerede yiyeceğiz?” diye sordu Ayla, hafif bir merakla. Fatih, gülümseyerek “Buyrun, arka bahçeye geçelim,” dedi ve nazikçe kolunu uzatarak Ayla’ya yol gösterdi. İkili, evin arka kapısından geçerek bahçeye adım attılar. Ayla, adımlarını hızlandırarak gözlerini bahçeye çevirdi. O anda, bahçenin güzelliği karşısında bir an için donakaldı. Hiç beklemediği bir manzarayla karşı karşıyaydı. Bahçe, adeta bir cennet gibi görünüyordu. Çiçekler her yerde, her biri rengarenk ve canlıydı. Bazıları zarifçe rüzgarda salınıyor, bazıları ise sabahın ışıltısını yansıtıyordu. Bahçenin bir köşesinde, ince uzun ağaçlar gökyüzüne doğru uzanıyordu. Işıldayan lambalar, etrafı yumuşak bir ışıkla aydınlatıyordu, adeta bir tabloyu andırıyordu. Masanın etrafındaki sandalyeler ise basitti, fakat her biri zarif bir şekilde yerleştirilmişti. Masanın üzerinde şık bir örtü ve üzerine özenle dizilmiş yemek tabakları vardı. Her şeyin ne kadar basit ama bir o kadar da özenli olduğu bir atmosfer vardı. Ayla, bu manzara karşısında bir anlık şaşkınlık yaşadı. İçinde bulunduğu ortam, sakinliği ve huzuru ile ona farklı bir dünya sunuyordu. Sandalyeye yöneldiğinde, Fatih hemen ona yardımcı oldu, sandalyesini nazikçe çekerek oturmasını sağladı. Ayla, buna teşekkür ederken gözleri masanın üzerindeki yemeklere kaydı. Her şey o kadar basit ama bir o kadar da özenli bir şekilde yerleştirilmişti. Fatih, kısa bir süre önce mutfaktan çıkıp çorbayı getirdi ve masanın ortasında yer alan kaseye koyarak servis yaptı. Çorba, bu kadar sade bir ortamda bile bir sanat eseri gibi görünüyor, her lokma, özenle hazırlanmış gibiydi. Çorbanın bu kadar özenle hazırlanmış olması, Ayla'nın içinde Fatih’e karşı duyduğu hayranlığı artırıyordu. Fatih, tabağı nazikçe Ayla’nın önüne koyarken, “Çorbanın tadını çıkarın,” dedi. Servisi mükemmel bir şekilde yapmıştı, her şey yerli yerindeydi. Ayla, çorbanın sıcaklığını hissederek, gözlerini hafifçe kapattı ve ilk kaşığını aldı. Çorbanın tadı, Fatih’in içindeki ustalığı ve dikkatini yansıtıyordu. Ayla, yavaşça içini alırken, Fatih’in ne kadar ince düşünceli olduğunu fark etti. Bu gece, hayatındaki en özel akşamlardan biri olacaktı. Ayla, Fatih’e şaşkın bir şekilde bakarak söyledi: “Bu ucuz yaşamdan nasıl keyif alıyorsun? Her şey pahalı ve kaliteli yaşamak varken, sen neden kuru fasulye ve pilav yiyorsun? Zenginlerin yediği yemekleri tercih etmiyorsun, neden beni böyle basit bir masada ağırlıyorsun?” Sesindeki hafifçe artan öfke, Fatih'in gözlerinden kaçmadı. Gözleri, Ayla’nın söylediklerinden etkilenmişti. Bir süre sessiz kaldı, sonra hafifçe gülümsedi. “Tamam,” dedi Fatih, “Şimdi her şey senin istediğin gibi olacak.” --- Fatih'in söylediği sözler Ayla'nın kafasında yankılandı. "Şimdi her şey senin istediğin gibi olacak," demişti. Bu sözlerin hemen ardından, birkaç saniye içinde bir helikopter sesi duyuldu. Rüzgar, Fatih'in özenle hazırladığı bahçe masasını alt üst etti, tabaklar ve yemekler uçuşarak savrulmaya başladı. Ayla, şaşkınlıkla etrafına bakarken, Fatih, kolunu nazikçe tutarak onu helikoptere doğru yönlendirdi. Ayla, hala ne olduğunu tam olarak anlamadan, Fatih'in ardında yürüdü. Helikoptere binerken, içindeki korku ve heyecan karışımı giderek arttı. Fatih, onu sessizce içeri davet etti ve helikopter havalandı. Ayla, pencereye bakarak uçuş boyunca olanları sindirmeye çalıştı. Fatih, önünde sessizce otururken, sadece "İki saat sonra görürsün," dedi. Ayla, bu kadar hızlı gelişen olaylar karşısında şaşkındı, ama bir şekilde Fatih'in ona zarar vermeyeceğini hissediyordu. Helikopter, İstanbul’daki bir havalimanına iniş yaptı. Ayla, Fatih’in ne yapmak istediğini hala tam olarak anlamıyordu. Fatih, görevliye kısa bir komut verdi ve birkaç dakika sonra özel bir uçak, park alanına çekildi. Pilotlar uçağa koşarak bindi ve Fatih, Ayla’ya nazikçe bakarak, “Buyur,” dedi. Ayla, tereddüt etmeden uçağa bindi. Uçak hızla kalktı ve iki saatlik bir yolculuğun ardından Paris’e doğru ilerlemeye başladı. Uçak sonunda Paris’teki havalimanına indi. Ayla, şaşkın bakışlarla çevresine bakarken, Fatih, ona yönelerek özel bir limuzin çağırmıştı. Limuzin, son derece gösterişli ve şık bir şekilde onları karşılıyordu. “Buyur, bin,” dedi Fatih ve Ayla, tereddüt etmeden araca bindi. Limuzin, şehrin lüks sokaklarında ilerlerken, Ayla'nın gözleri dışarıdaki parlak ışıklara takıldı. Paris’in lüks atmosferi, içinde bir şeyleri uyandırmıştı. Limuzin, Paris’in en lüks restoranlarından birine vardı. Fatih, kapıyı açarak Ayla’yı içeri davet etti. Restoranın içinde her şey mükemmel bir zarafetle düzenlenmişti. Ayla, gözleriyle her köşeyi tarayarak, Fatih'in onu nasıl bir dünyaya soktuğunu anlamaya çalıştı. Fatih, Ayla’nın sandalyesini nazikçe çekerek oturmasına yardımcı oldu. Karşısına geçip oturdu ve gözlerinin içine bakarak, “Bundan mı hoşlanıyorsun?” diye sordu. Ayla, kısa bir süre sessiz kaldı. Bu abartılı gösteriş, ona bir şekilde yabancı geliyordu. O sırada garson, İngilizce olarak, “Ne alırsınız?” diye sordu. Fatih, Ayla’ya dönerek, “Ne istersin?” dedi. Bu, Ayla’nın hayalindeki dünyayı gördüğü anlardan biriydi. Ayla, kararsızlıkla siparişini verirken, duygularını bir arada tutmaya çalıştı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE