14 -

2224 Kelimeler
Agit açamadığı gözleriyle yattığı yatakta üşüdüğünü biliyordu, göğsünde bir yerler acıyor, yavaş yavaş bir çiçek gibi soluyor, o çiçeği elleri arasında yaşatmaya çalışan adamı hissedemiyordu. Devran ise dökemediği göz yaşlarıyla göğsündeki o taş kalbi şiddetli bir darbeyle paramparça olmuştu. Koruyamadığı masum yanı solan yüzüyle bir zamanlar onun da yattığı yatakta yaşamak için Devran'ın sıcaklığına ihtiyaç duyuyordu. Ellerini sıkı sıkı tutan adam çok uzaklardan duyması için ellerini kaldırıp sessizliğine sığınarak fısıldadı. - Uyan artık güzel oğlanım, söz senin istediğin gibi seveceğim - Kalbinin ritmi sürekli artıp azalan oğlan sanki onun parmaklarının hareketlerini görür gibi kalbinin sesiyle tepki veriyordu. - Daha bir sürü şekerlerin duruyor, hepsini ben yerim - Devran gözlerinin yandığını hissettiğinde yutkunarak acıyla gülümsedi. - Sen Devran Ahlatlı'yı ağlatacak kadar güçlüsün güzel oğlan, uyan da gör halimi - Kesik bir nefes vererek bir haftadır uyanmasını beklediği Agit'in gittikçe ondan uzaklaştığını hissederek korkuyordu. Devran Ahlatlı'yı ne düzinelerce silahlı adam, ne bir daha yürüyememek, ne de her gün onun için kurulan kumpaslar korkutabilirdi. Onu, yalnızca tek bir şey korkutabilirdi. Sevgi... Şu an ise sevgisinden korktuğu oğlan için bir hafta boyunca tek bir an bile gözünü kapatmamıştı. Eğer uyandığında onu yanında göremezse, ağladığında kucağına alamazsa diye korkudan yatağın dibinden ayrılmıyordu. Odanın önünde bekleyen onlarca adamı ondan gelecek emirleri beklerken Devran sadece Agit'in gözlerini açmasını bekliyordu. Üç ayın sonunda Devran eli elleri arasında kendi gerçeğiyle yüzleşti bir haftada. Agit'in soramadığı soruya vereceği cevaptan korkarken aslında cevabını üç aydır yaşıyordu. Kendi yazdığı ve kurallarım diyerek saçmaladığı o on cümlenin her birini teker teker Agit'in bozmasına yine kendi göz yumduğunda. Her gün ona yemekler yapan oğlanın yemeklerin çoğunu kötü yapsa da yüzünün gülmesi için her seferinde çok güzel dediğinde. Onunla konuşabilmek için işaret dilini bir ay içinde öğrenip tüm insanların önünde onu gururla taşıdığında. Onun bir kaç parmak hareketiyle bile çoktan ne demek istediğini, derdinin ne olduğunu anladığını gördüğünde. Ona yaklaşan o adamın elleri Agit'e değdi diye dişlerini sıkarak kırmak istediğinde. Onun gülüşünde annesinin masumiyetini gördüğünde. Onunla kendi rızasıyla uyumak istediğinde ve sabah uyandığında onun yüzünü izlediğinde. Her elbise giydiğinde aslında kendi güzelliğinden çekinip ruhunu sakladığını gördüğünde. Onunla birlikte kitaplar okuyup bir sürü ilginç sorular sorduğunda. Ona uzatılan her suyun aslında ona nefes verdiğini hissettiğinde. O gün kütüphanede göğsünü sıkıştıran duygunun ne olduğunu anladığında. Devran Ahlatlı, konağına bir yardımcı olarak geldiğini sandığı oğlanla, her gününde her saniyesinde aslında çoktan onu sevmeye başladığı gerçeğiyle yüzleşti. Fakat bu gerçek için artık çok kaldığı korkusu Devran'ı çocukluğunda kaybettiği o çocuk masumluğuna götürüyordu. 'Bazı kaderler çoktan yazılmıştır.' Devran kaderi değiştirmek istiyordu. Her şeyi silip baştan yaşamak, Agit'i onun istediği gibi sevmek, aslında bir hizmetçi gibi geldiği eve bir eş gibi getirmek, onunla olmak istiyordu. Ama, ya çok geç kaldıysa. Tekrar ellerini kaldırıp bir kez daha gözlerini açmayan oğlana derdini anlattı. Çünkü o anlardı Devran'ın derdi, isteği neydi. - Sana eş olmak istiyorum güzel oğlan - Agit'in bağlı olduğu makinedeki yeşil çizgiler giderek artıp yavaş yavaş azaldığında boğuk bir nefes soğuk odada yankılandı ve gözlerini açan oğlan mırıldandı. "Devran." Başını çevirip telaşla ellerine sarılan adamı gördüğünde gülümseyerek ağzındaki maskeyi çıkarıp fısıldadı. "Güzel bir rüya gördüm." Devran boğazına düğümlenen acıyla derin bir nefes vererek gülümsedi. - Ben var mıydım? - Agit "Hı hı" diyerek başını salladı. "Deniz atıydık ikimiz." Devran bir haftanın sonunda ciddi anlamda gülerek başını iki yana salladı. - Hangimiz doğuruyordu? - Agit omuz silkerek "Ben doğurayım sen taşıyamazsın" deyince Devran her zamanki bakışıyla ellerini kaldırdı ama onun yerine konuşan oğlan gözlerini kısarak adama baktı. "Biliyorum. Çok ayıp." Odada Agit'in neşeli kahkahası yükselirken odaya giren doktorla Agit korkuyla elini tutan adama döndü ama doktorun samimi sesinden duyduğu "Sonunda güzel oğlanımız uyanmış" cümlesiyle utanarak etrafına bakındı. Odaya giren Cahit'le de Devran, Agit'i emin ellere bırakıp doktorun işini yapması için odadan çıktı. Onu elleri önünde bekleyen adamlar Devran'ın Ağa'nın vereceği emirleri Cahit'ten dinlediler. - O akşam konakta olan herkesi karşımda istiyorum. Kim hangi delikteyse çıkarıp getirin önüme - Cahit hariç diğerleri başlarını eğip "Emredersiniz Ağa'm" diyerek harekete geçtiler. Devran bu kez de Cahit'e dönüp - Afşin'e haber ver, Agit'in yatağını benim odama hazırlasın - dediğinde Cahit'te başını eğip "Emriniz olur Ağa'm, şimdi arıyorum" diyerek cevap verdi. Devran odaya geri dönerken odadan çıkan doktora kaşlarını çatarak - O nasıl?- diye sordu? Yaşlı doktor Devran'ın özel doktoruydu ve Agit'in hastaneye kaldırıldığı haber verilince koşarak gelmiş, tüm müdahale esnasında yanında olmuştu. "Şu an gayet iyi. Çok şükür ki çocuk şerbetten bir yudum almış. Zehir sıvıya tam karışmadan içmiş. Midesi yıkandı, kanı temizlendi, organlarda ciddi bir zarar yok. Fakat sen de biliyorsun ki, zehrin vücuttan atılması zaman alacak. Şükür ki uyandı ama gözetim altında kalmaya devam etmeli. " Devran ciddileşen yüzüyle başını sallayıp - Daha ne kadar kalacak burda? - diye sordu. Bir an önce onu bu soğuk hastaneden çıkarıp sıcacık bir yatağa götürmek istiyordu. Çünkü biliyordu hastaneler soğuktu ve Agit üşüyordu. Doktor ellerini iki yana açıp "Şimdilik bir şey diyemem, bedeninin zehre tepki verip vermeyeceğini izlememiz lazım" dediğinde ise Devran derin bir nefes vererek başka bir soru sordu. -Aynı zehir mi? - Doktor oflayarak "Hayır, bu daha öldürücüymüş. Kana karıştığı an bütün vücuda yayılan bir zehir. Sendeki yavaş yavaş yayılması içindi ama bu çocuk için biraz daha geç kalsaydınız çoktan.." Devran'ın elini kaldırmasıyla sustu. Devran'ın o acı dolu sesiyle odaya dalan Cahit hiç kimsenin emir vermesini beklemeden Agit'i kucakladığı gibi arabaya bindirip hastaneye yetiştirmiş, bütün hastaneyi de Devran Ahlatlı'nın eşini getirdim diye ayağa kaldırmıştı. Uzayan sakallı yüzünü sıvazlayan Devran doktorun üzgün yüzüne oflayarak - Sağ ol doktor - dediğinde yaşlı adam elini Devran'ın omzuna koyup "Önemi yok Devran, bu yüzden burdayım" diyerek yanından ayrıldı. Yıllardır Devran'ın doktorluğunu yapan yaşlı adam uzun yıllar Devran'ın da zehirlendiği ilaç ve zehir türleri hakkında geniş bilgiye sahip olmuştu. Devran'ın ses tellerini yakan zehir türünü de o zamanlar çok iyi biliyordu ve onun az da olsa konuşabilmesini sağlayan operasyonda bizzat bulunmuştu. Fakat Devran için biraz geç kalınmış, doktorlar elinden geleni yapsalar da tam olarak onun sesini kaybetmesini engelleyememişlerdi. Devran'ın sesini yeniden kazanabilmesi için bir umut hâlâ vardı ama uzun süren operasyonlar gerekiyordu. O zamanlar umudu olmayan genç Devran ise sessizliği kurtuluş olarak görmüş, zaten neyi konuşacağım diye düşünüp tedavileri reddetmişti. Çünkü onun dilinden dökülen her kelime sadece acıyı anlatacaktı. Üç ay önce hayatına sızan ve ona neşeyi hatırlatan bir oğlana anlatmak isteyeceği milyonlarca kelimesi olduğunu bilmiyordu. Agit ise her şeyden habersiz yattığı yatakta huysuzca odanın içini izlemeye koyulmuş, odasına gelen doktorların ve hemşirelerin sorularına çekinerek cevaplar veriyor, gözü sürekli Devran'ı arıyordu. Tabi onun şu anda tüm konağa terör estirmek için yola çıktığını bilmiyordu. Devran arabadan indiğinde yanı başında duran Cahit ve arkasındaki onlarca adımıyla konağa girdi ve büyük salonda o akşam evde olan herkes Devran'ı gördüklerinde korkuyla oturdukları koltuktan kalktılar. Onları uzak bir köşeden izleyen hanımağa ise elindeki bastonu yere vurup torununun bildiği öfkesinin neler getireceğini bekliyordu. Devran'ın buz gibi soğuk ve duygusuz yüzü ayakta dikilenlerin üzerinde gezinirken konakta çalışanlar bir köşede, Zelal ve o akşam evde olan Zelal'in kız kardeşi, büyük kızı ve oğlu elleri önünde başlarını eğiyorlardı. Devran uzun uzun Zelal'e baktı. Yutkunarak başını yerden kaldıran kadın Devran'ın tanıdığı öldürücü gözlerini gördüğünde bir adım geri attı ve konuşmak için dudaklarını araladı. Saniyeler içinde Cahit'in belindeki silahı alan Devran silahı havaya kaldırıp ard arda tetiği ezdi. Konağın her noktasında yankılanan silah sesleri hepsini korkuyla yerlerine çaktı. Kimsenin konuşmasını beklemediği Devran bu kez silahı aşağı indirdi ve herkesin üzerinde gezdirip korkutucu sesiyle konuştu. "Hanginiz?" Metalik öfkeli ses şimdi olduğundan daha boğuk ama daha netti. Zelal titreyen bacaklarıyla kuruyan dudaklarını ıslatıp "Ben değilim, yemin ederim ben yapmadım Ağa'm, o akşam bacımla odamdaydık" diyerek kendini savundu. Zelal'in kız kardeşi hızlı hızlı başını sallayarak "Valla gerçeği deriz Devran Ağa'm, sizin sesinizi duyduğumuzda odadan çıktık, Agit oğlanı görmedik bile" dedi. Devran elindeki silahı daha da sert sıkıp kasılan çenesiyle bu kez de çalışanlara döndü. Yan yana dizilmiş kadınlar titreyerek öfkeli adımın ağzından çıkacak tek bir kelimeyi beklediler. Ama bilirlerdi Devran Ağa kadınlara karşı silah kullanmaz, konaktan uzaklaştırmakla yetinirdi. Kadınlar arasında elleri önünde gözleri dolu dolu Devran Ağa'ya bakan Afşin yutkunarak kocasına baktı. Cahit ise karısı bile olsa Devran Ağa ne hüküm verirse boynu kıldan inceydi. Devran silahın namusuyla Afşin'in aralarından çıkmasını işaret etti. Afşin korkuyla başını hızlı hızlı sallayıp kenara çekildi. Devran bu kez öfke dolu sesiyle kadınlara konuştu. "Kim yaptırdı?" Sorunun kim yaptı değil kim yaptırdı olması herkesi şaşırttı. Çünkü Devran'ın hastane odasında fark ettiği şey tüm konağın dengesini yerle bir edecekti. Eğer kim o zehri şerbete kattıysa ölmesini istediği Devran Ağa değil onun her yediğini içtiğini kontrol ettiğini bildikleri Agit'ti. Bunu bilen kimse yapan oydu. Afşin şokla kadınlara döndüğünde gözlerini sürekli kaçıran kızı fark edip elini ağzına götürdü ve bu yaptığını fark eden Devran'ın bakışlarıyla yutkundu. Silahın ucuyla yanına çağıran ağaya yaklaşıp kulağına eğildi. "Ağa'm Dilan bilir. O biliyor Agit'in kontrol ettiğini." Devran göz bebekleri bile titreyen kıza öfkeli bakışlarını çevirdiğinde Dilan korkuyla kendini yere attı "Ağa'm Şiyar Ağa yap dedi. Kandırdı beni, şerbeti Devran Ağa içer dedi. Ağit oğlanın içeceğini bilmiyordum, Allah canımı alsın ki bilmiyordum. Bağışlayın Ağa'm büyük günah işledim, o şerefsiz girdi kanıma.." Devran duyduğu isimle dişlerini sıkarken silahlı elini kaldırıp kadını susturdu. Diğer kadınlar ve Zelal şokla yerde titreye titreye ağlayan kıza bakıyorlardı. Devran silahı Cahit'e uzatıp tekerlekli sandalyesini arkasında bekleyen adamlarına döndürdü. - O piçi bulmak için iki saatiniz var. Onu koruyan, arka çıkan, saklayan kim olursa bütün aşiretleri birbirine katacağımı söyleyin - Cahit korkarak Devran'ın kurduğu cümleleri dile getirirken hanımağa bastonunu yere vurarak ayağa kalktı. "Aşirete haber salın, Şiyar Ahlatlı'nın hükmü verilmiştir." Zelal korkuyla ellerini birleştirip başını eğdi. Devran Ahlatlı ölüm kararı vermişse Şiyar iğne deliğine de girse bulup kendi elleriyle öldürürdü. Adamlar aldıkları emirle konaktan çıkıp arabalara binerken Cahit başını eğip ona vereceği emir için "Ağa'm" dediğinde Devran sakince başını iki yana salladı. - Onun yanından ayrılmayacaksın - Cahit başını sallayıp "Emredersiniz Ağa'm" dediğinde yerde ağlayan kızı gösterip - Götür burdan - diyerek üst kata çıkan asansöre yöneldi. Olanları korkuyla izleyen konak çalışanları hâlâ ağlayan kıza acıyarak bakıyorlardı. Cahit yanına gelip kolundan tutarak "Kalk ayağa, Ağa canını bağışladı, konaktan gönderdi" deyince kız hıçkıra hıçkıra "Allah razı olsun ondan, Ağa'm karnımdakinin canını bağışladı" dediğinde kadınlar şaşkın nidalarıyla ellerini ağızlarına götürdüler. Hatta buna Zelal bile katılmıştı. "Şiyar'ın bebesini mi taşırsın kadın sen?" Dilan gözünden akan sicim gibi yaşlarla başını sallayarak ayağa kalktı ve Cahit'i takip ederek başı önde konaktan çıktı. Devran ise bundan habersiz odasına girip çalışma masasına giderek çekmeceden kendi silahını çıkarıp şarjörü kontrol edip mermiyi namluya sürdü. Artık dokunmam silahı yine bir düşman için belindeki yerini almıştı. Gecenin bir yarısı tüm aşirete haber salınarak Ahlatlı soyundan kim varsa konağın ikinci katındaki divana toplandılar. Hepsinin yüzlerindeki endişeli bakışlar ve mırıltılı tartışmalar Devran Ahlatlı'nın verdiği hüküm hakkındaydı. Kolay kolay ölüm emri vermeyen adamın tekrar eline silahı aldığını gösteriyordu ve bu saatten sonra onun önüne kim çıkarsa sonu ölümdü. Şiyar planının başarısız olduğunu anladığında Mardin'den kaçmak için çıktığı yolda kaçacağını haber veren dost aşiret yüzünden Devran'ın adamlarına yakalandı. Onlarca araba önünü kesti ve ne kadar silahına sarılıp çatışsa da yaka paça alınmaktan kaçamadı. Bir saat sonra konağa gelen arabalarla Şiyar arabadan indirilip konağa sokuldu ve ikinci katta toplanan aşiretin önüne atıldı. Şiyar öfkeli bakışlarını daha yaşlı adamlara çevirip "Eteğini öptüğünüz el kadar adama mı inanıyorsunuz? Ben bir şey yapmadım, hakkımda hüküm vermek o adama düşmez, ben de Ahlatlı kanındanım" diyerek bağırdı. Aralarındaki en yaşlısı "Oğul sen ne ettiğini bilir misin? Bir Ağa'nın canına kastettin, eşini zehirledin. O canın ne suçu günahı vardı?" deyince Şiyar sesini daha da yükselterek "Erkekten bozma o it soyu için mi ölüm hükmü layık görüldü, daha koynuna almayı bile beceremeyen Devran Ağa adam olmuşta elin oğlanı için hüküm mü veriyor?" dediğinde ise odada yankılanan silah sesiyle herkes donup kaldı. Devran havaya sıktığı silahını indirip sandalyesini iten Cahit ve yanındaki iki adamıyla kalabalık adamların yanına gitti. Az önce konuşan yaşlı adam son bir çare Devran'ın yanına gidip kulağına Dilan'ın Ahlatlı soyunu taşıdığını fısıldadı. Belki bir ihtimal Devran'ın o sabiye acıyıp babasını sağ bırakacağını ummuştu. Devran kaşlarını kaldırarak bir süre ona öfkeyle bakan Şiyar'a bakıp elini kaldırdı. Yaşlı adam yerine geçerken Devran parmaklarını hareket ettirip onun adına konuşan Cahit'le kararını söyledi. - Kadına ev açılacak. Gereken el uzatılacak. Çocuk doğacak. Ahlatlı soy adını taşıyacak - Şiyar duyduğu cümlelerle ne olduğunu anlayarak yere çöktü. "Ağa'm bağışla, kurbanın olam çocuğumun başı için bağışla. Dilan'ı nikahıma alırım, gözünün önüne çıkmam bir daha, şehri terk ederim." Devran öfkeli bir nefes vererek divanda sessizce oturan hanımağaya baktı. Yaşlı kadın sesini çıkarmadan bastonunu yere vurarak başını iki yana salladı. Bu kararından dönmemesini belirtiyordu. Devran yanındaki adamlarına yerdeki Şiyar'ı gösterdiğinde adamlar iki kolundan tuttuğu adamı Devran'ın önüne sürükledi. Şiyar artık korkuyla bağırıp çağırırken aşiret duyacak silah sesini beklediler. Devran parmağını tetiği yerleştirdi ama duyduğu cümleyle dondu. "Jiyan gelini kim öldüttürdü, annenin ölümüne kim sebep oldu onu derim, bağışla canımı." Devran titreyen eliyle dişlerini sıktı. Öfkeli boğuk sesi odada yükseldi. "Konuş." Şiyar kollarını tutan adamlardan kurtulup "Kararından vazgeç önce" diyerek oturan adamları gösterdi. "Herkes duysun." Devran sinirle soluyup daha da korkutucu bir sesle "Söyle" diye bağırdı. Şiyar söylemezse pes etmeyeceğini anladığında dişlerini sıkarak cevap verdi. "Amcan Baver Ağa, babam." Devran yaşlı adamlar arasında amcasını ararken onun olmadığını fark ederek silahını havaya kaldırıp öfkeyle ard arda tetiği çekti. Adamlar korkuyla geri geri adımlarken bu kez de silahı indirip Şiyar'a çevirdi ve tetiği çekti. Şiyar alnına yediği kurşunla yana düştüğünde Devran silahı bütün adamlara çevirdi ve sıktığı yumruğuyla konuştu. "O şerefsizi de kendi ellerimle öldüreceğim, böyle biline." Hanımağa dahil herkes duyduğu sesle korkuyla başlarını salladılar. Hanımağa acı dolu bir nefes vererek ayağa kalkarak bastonunu yere vurdu. "Benim Baver diye bir oğlum yoktur bundan gayrı , gözden çıkmıştır. Devran'ımın hükmü hakkıdır."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE