Gözlerim kapalı olsa da sanki bu hayatın akışını kalbimle duyuyor gibiydim. Ne kimseye eyvallahım vardı nede ihtiyacım… Tabi bu benim o çocuk saldırmadan önceki düşüncemdi. Biri olmalı yanında güvendiğin sana güven veren biri. Ne diye benim güvendiğim biri bu çocuk oluyordu peki. Her adım attığında sarsılıyordum. Ama güzlerimi bir türlü açamıyordum
Arabaya bindirildim. “Hayat” dedi yüzüme dokundu. “Hayat iyi misin?” cevap veremiyordum sanki kilitlenmiş gibiydim. Ama o ısrarla hala benim nasıl olduğumu soruyordum. Gözlerimi araladım. “İyi misin?” başımla onayladım. Başımı nasıl salladım o halde ben bile bilmiyorum. Kafasını yukarıya kaldırdı sabır istercesine.
Doğrulmaya kalktım. Tabi başaramadım orası ayrı mesele. Tekrar deneyeyim dedim. Yine olmadı beni tutup çekince aramızda çok az bir mesafe kala durdu. Bir parmak mesafe ya var ya yoktu. Şaşkındı çok şaşkındı. Ben ondan daha şaşkındım. Gözlerinin rengi siyah zannederken yakından koyu yeşil olduğunu gördüm. Çok güzel rengi vardı. Bana baktı yüzümün her santiminde gezindi gözleri. “bu” ne demek istiyordu. Bu dediği de neydi böyle.
Gözlerim doldu. Gözlerimi buldu gözleri. “Ağlama”
“Özür dilerim” dedim başımı başka tarafa çevirdim. Ve büyü bozuldu. Adamın gözleri sanki peri masalına giriş biletiydi. Başımı çevirince gözlerini göremedim. Peri masalı bitti. Bence bunun için seviyordu kızlar bu çocuğu. Kim masalda yaşamak istemez ki. Kim prensini bulmak istemez.
Pardon Padişahın oğlu olan Veliahtyi bulmak daha doğru olur. Hangi masaldasın Veliaht. Kim senin Sultan’ın…
Önümden kalktı. Kapıyı kapattı. Ön taraftan dolanıp aracın içine bindi. “Okula gidelim mi?” başımı salladım.
“Ben giderim” diye doğrulmaya çalıştım. Kapıyı açacakken kilit sesini duydum. Şaşkınca ona döndüm. “Önce forma alalım sana”
“Ben hallerim sağol”
“Küçük inat etme bir kere sözümü dinlemedin” dedi dişlerinin arasından. Dudağımın kenarını ısırdım. Şimdi haklıydı ama bilmiyordu bazı şeyleri. Ne diye onun parasını kabul edecek mişim ki. Birlikte gitmeye başladık. Aracın içinden ses çıkmıyordu. Ne diye konuşmuyordu peki. Başımın arka kısmı biraz ağrıyordu ama elimi o tarafa değmeye korkuyordum. Gene bir şey çıkacak da şu adama muhtaç olacağım diye.
Bir mağazının önünde durduk. Kapıların kilidini açtı. Birlikte indik onun gelmesini beklemeden ilerleyince önüme geçti hızlı adımlarla. O bir mağazaya girince bende onun peşinden girdim. “Karahan koleji forması çabuk olun”
“Hemen Seymen bey” dedi kız. Ana nereden tanıyorlar ki. Başımı ondan tarafa çevirdim. Bir şey demedi. Forma gelince kabinlerde deneyeyim dedim ama Seymen bey “bu iyi fazla dar olmasın” dedi bana bakarak.
Kasaya gittiğimizde. Zar zor kazandığım parayı çıkardım. Karşıdaki aydan aksini gördüm. Kaşlarını kaldırdı kasadaki kıza. “Hepsi 50 TL” dediğinde şaşırdım. “ama etiketin” derken Seymen önüme geçti.
“Hadi ama” dedi sinirle. Elimdeki elli lirayı çekti. Verdi kasaya birlikte çıktık mağazadan. Ama etiketten 250 TL yazıyordu. Hem de Tek eteğin parası öyleydi. Acaba indirime mi girdi ki ben anlamadım.
Tekrar arabaya geçtik. Okula gideceğimizi zannederken okulun yolundan saptı. İçimi bir korku saldı. Nefesimi hızlı alıp verdim. “Saçmalama” dedi sinirle “Adam olmayan yapar onu” ona doğru döndüm. Bana hiç bakmadan yola bakıyordu. “Okul kapandı seni içeri almazlar”
“Ama nerede kalacağım”
“Benim evin misafir odasında kalırsın” ama neden yardım ediyordu bu çocuk bana.
“Olmaz” dedim bir fren çekince cama doğru giderken tutup yerime mıhladı beni.
“Kemerini tak bundan sonra, ayrıca neye olmaz nerede kalacaksın yine aynı şey olursa bu sefer kurtarmam” burnumun direği sızladı. Ağladım ağlayacaktım. Hep karşıma çıkmasan olmaz mı çaresizliğim. Çocuk bana acımıştı işte ondan yardım ediyordu başka ne gibi bir açıklaması olsun ki.
Dişlerimi birbirine bastırdım. Başımı öne eğdim. Hani güçlüydün sen hayat neden eğdin başını. Kaldırsam neye yarar dedim kendi kendime. Bu çocuğa şimdi muhtaç oldum mu oldum.
Evine gelince apartman dairesine geldiğimizi anladım. Birlikte aşağıya indik. O önden ben arakadan devam ettik. Asansöre binince durdum. Karanlık, kapalı alan... Kapıda durdum bir bana baktı bir asansöre. “Gelecek misin yoksa on katı merdivenden mi çıkarsın” şimdi ben merdivenden çıksam kapıyı asla çalamazdım. Yani merdivenlerde otururdum. Ama buna da binemezdim. Bir daha bu çocuğa rezil olmak istemiyordum. “Merdiven” dediğimde kapının kapanması için tuşa bastı. Gerçekten de bazen kendini beğenmişlik yapıyordu.
Merdivenleri tırmanmaya başladım. İlk iki katta tıkandım. Üçüncü katın merdivenine tırmandım. Dört beş derken baya tırmandım. Sonrasında dokuzuncu basamakta oturdum kaldım. Kapıyı nasıl çalacaktım şimdi. Hadi çaldım diyelim, nasıl girecektim içeriye nerede kalacaktım. “Daha oturacak mısın?” sesi ile sıçradım yerimden. Elimi damağıma götürüp kaldırdım yukarıya. “Hadi”
Anladı galiba çıkmadığımı beni almaya gelmişti yani. Birlikte eve doğru ilerledik. İçeriye girince şaşkınlıktan küçük dilimi yutacaktım. Dairesinin içinde merdiven vardı. Sanırım orası yatak odasıydı. “İzlemen bittiyse” diye Amerikan tarzı mutafa doğru ilerledi.
“Şey” beni duymadı ee bir şey diyoruz burada insan bir dinler. Elinde, ilk yardım çantasıyla geri geldi. Ona şaşkınca bakarken beni çevirdi. “Ne yapıyorsun” dedim şaşkınca. Başıma pansuman yaptı. Saçlarımın arasından parmaklarını geçirdi. Bir tuhaf oldum.
“Bitmek üzere” dedi duygusuz bir biçimde yutkundum. Sonra çekti ellerini. Ayaküstü pansuman yapmıştı. “Bant yapıştırmadım saçlarına gelmesin diye” başımı salladım. Sonra çekildi arkamdan.
Koltuklara oturmam için işaret etti. Bende gidip oturdum. Kendisi mutfağa geçti. “acıkmışsındır” dedi mutfakta ayağa kalkıp mutfağa doğru ilerlemeye başladım. Masaya oturmam için işaret etti. “Gerek yok” dedim mutfak masasına bakıp. Omlet yapıyordu. Omletin içine de dere otundan tut da naneye kadar katmıştı. Hiç böyle karışık bir omlet görmemiştim. “Bu bitecek” dedi emir verir tonda.
“Ben zahmet vermek-“ derken oflayarak susturdu beni.
“Sus da şu yemeğini ye zaten yemekhaneden babam olacak adam kovdu” Veliaht ‘ye baktım şaşkınlıkla. Masaya otur diye çenesinin ucuyla işaret etti.
Mecbur oturdum. Ama benim bir huyum var kimsenin yanında yemek yiyemem ki ben. Yani karşımda tanıdık biri olunca sorun yok. Ama hele bir erkek varsa nasıl yiyeceğim ben ya. “Yesene” dediğinde boşluğuma geldi sıçradım. Karşımdan çekilince ufak ufak ucundan yemeye başladım. Nereye gitti acaba. Yemek bitince Bulaşık makinesine tabağı yıkayıp koydum. Gayet derli toplu bir mutfağı vardı. Arkamı döndüğümle burun buruna geldim onunla. “Sana bir teklifim var” dediğinde kaşlarımı çatıp ona baktım. “Ne bir daha yemekhaneden atılacaksın ne de kimse sana bir şey diyecek kimse uğraşmayacak seninle” dikkatimi çekmişti.
“Ne peki teklifin”
“Oyun gereği benimle çıkarsan” gözlerim fal taşı gibi açılınca başını yukarıya kaldırdı sabır dilenir gibi. “Oyun gereği rol yapacağız”
“Senin ne çıkarın olacak bundan”
“Bu sayede bende bunlardan kurtulacağım” elinde bir tomar mektupla geldi. Pembeli çiçekli böcekli gülmemek için sıktım kendimi. “Gülme” dedi sert sesiyle. Ama tutamıyordum kendimi “Küçük” dedi uyarır tonda. Adımız küçük kaldı.
“Okuyabilir miyim?” dedim gülmemek için kendimi sıkarken.
“Hayır” sert bir tonda söylemişti.
“Ya ucundan baksam merak ettim”
“Hayat, ben sana ne diyorum sen bana ne diyorsun”
Ha evet şu konu…Şimdi onunla çıkarsam Umay üzülür mü ki acaba. O benim üzüldüğümü takmadı ama. O kız deyip durdu bana. Hiç konuşmadı benimle. “Devlet meselesini çözdün mü?” bıkkınlıkla nefes aldı verdi.
“Tamam” dedim mecburen. Yani bu sayede Veliaht’nin koruması altına girmiş oldum. Bana baktı hafif gülümseyerekten. “Bana ne kadar büyük bir iyilik yaptın bir bilsen”
“Sen bana yaptın iyiliği” dedim başımı kaldırıp ona bakarken. “Şimdi o mektupları okuyabilir miyim?”
“Al Hayat” dedi bıkkınlıkla. Elime aldım gülerek. İlk mektubu açıp okumaya başladım. “Aşk Yeşil gözlerinde başladı Veliaht kusura bakma adını bilmiyorum” geri kalanını gülmekten yıkıldığım için Veliaht çekti.
“Adımı bilmiyor bana mektup göndermiş” dedi dudağımın kenarını ısırdım gülerek. Bana baktı o da gülmeye başladı. Veliaht ile salonda aynı kanepenin üzerinde oturmuş birbirimize bakıp gülüyorduk.
Kanepede uyuyakalmışım. Üzerime de battaniye örtmüş. Hafif doğruldum. Seymen neredeydi acaba. Mutfaktan kokular geliyordu. Ama Seymendan iz yoktu. Saat 7:30 civarıydı. “Kalktın mı” başımı ona çevirince dondum kaldım üstünde bir şey yoktu başımı hemen çevirdim. “Kalktım” dedim kapıya bakarak.
“Gidici misin de kapıya bakıyorsun” sesi neşeli geliyordu. Sabah sabah neye neşelendi anlamadım yani.
“Gidelim mi okula geç kalmayalım”
“Önce kahvaltı yapalım yemekhaneye yetişemeyiz, mutfağa geç üzerimi giyinip geliyorum”
“Keşke önce giyinseydin” diye söylendim. Gülerek kalktı yanımdan. Mutfağa geçtim bende. Çayları doldurmaya başladım. Böylede sanki kendi evimde evlenmişte kahvaltı hazırlıyormuşum gibi oldu. Veliaht gelip oturdu masaya. Eyvah nasıl yiyeceğim şimdi. Çaydan az al. Ondan az al. Veliaht götürüyor tabi. “Şimdi” diye bana döndü.
“Ne oldu” dedim ona bakarak.
“Şimdi benim sevgilim olacaksın ya” bir garip oldum böyle deyince. “Öncelikle güzel giyinmen lazım” iyi güzelde “Ben yardımcı olacağım” adama da çok fazla mı yük oldum ne.
“Ee sonra”
“Sonrası kol kola okulda girince gözler bize dönecek yanımdan ayrılmayacaksın”
“Neden”
“Senden ayrı kalamıyorum da ondan” dedi sinirle. Sustum anında sinirlenen bir tip. “Neyse hadi kalk” ayağa kalktım. “formanı al” zaten poşetin içindeydi. Onu da aldım elime. Birlikte asansöre geçtik. Tabi bana bastılar böyle. “alışırsın” dedi umursamadan.
Aşağıya indiğimizde attım kendimi dışarıya yanımdan umursamazca geçti. Peşinden ilerledim. Apartmandan çıkıp biraz ilerledik yürüyerek o önde ben arakada. Kuaföre girince şaşkınlıkla ona baktım. “Hadi” dedi arkasını dönüp bana baktı. Bende peşinden girdim.
Saçlarımın uçlarından alırlarken giden saçlarıma bakıyordum “Fazla kısaltmayın” diye sert sesiyle konuştu. Saç tamam, makyaj tamam. Aynada kendime baktım. İçeride formamı giyinince çok şey oldum yani böyle olmayı beklemiyordum. Seymen elinde gazete okuyordu. “Gidelim mi?”
“Haz-“ kafasını kaldırdı kelimesi dilinde kaldı. Baştan aşağıya süzdü beni. Şaşkınlıkla baktı ilk önce. Sonra da yanıma doğru ilerledi. Ellerini belime koyup beni kendine çekince şaşkınlıkla bu seferde ben ona baktım. “Ruj fazla olmuş” diye elini kaldırıp dudaklarımın üzerindeki ruju baş parmağı ile silmeye çalıştı. Kalbim buna dayanmaz benim. Geri gitmeye çalıştım ama eli belimde olduğu için öylece kalmıştım. “Gözler” dedi gözlerime bakmaya başladı. “Güzel fazla bir şey yok” eli yavaşça indi belimden. “Hadi” dedi arkasını dönüp. Ne yapmaya çalışıyordu bu adam. Kalp krizinden gidebilirdim.
Bende peşinden yürüdüm. Arabaya geçtik. “Hazır mısın?”
“bilmiyorum” dedim korkuyla “Üzerime daha fazla gelmesinler”
“Gelirlerse üzerlerine giderim bundan sonra benim himayem altındasın” dedi kendinden emin bir tavırla.
Arabayı sürdü. Yola bakıyordu. Bende yola bakıyordum bir yandan da kendi kendime düşünüyordum. Umarım Umay çok üzülmezdi. Okula gelince herkesin gözü bize döndü.
Birlikte arabadan indik. Veliaht gözlüğünü çıkarıp yanıma geldi. Güldü. O gülünce etraftakiler ayrı bir şaşırdılar. Demek ki çocuğun güldüğünü hiç görmemişler yazık elini uzattı elini tuttum. Arabadan inince bu seferde herkes bana şaşkınca bakmaya başladı. “Sakin ol” dedi el ele sınıfa doğru ilerlemeye başladık. Koridordan geçerken gene gözler üzerimizdeydi.
Sınıfa girdik önce ben geçtim sonra da o benim yanıma oturdu bana doğru döndü. Burak sıraların üzerinden uçarak geldi. “Oğlum sen” dedi şaşkınlıkla.
“Hayatla çıkıyorum” evet gerçekten bir garip oluyorum. “Duymayan kaldı mı?” diye sınıfa doğru döndü. Kimseden ses çıkmadı. “Ona söylenen söz bana söylenir” diye noktayı koydu. Bana dönüp göz kırpınca gülümsedim. Gülüşümde takılı kaldı. Umay’e kaydı gözüm. İçi acımış gibiydi. Böyle sanki elinden en değerli bebeğini almış gibiydi.
Ders başlayınca herkes yerine oturdu. Hoca dersi anlatıyordu. Veliaht dinlemiyordu ama benim saçlarımla oynuyordu. Hocada görüyordu ama birey demiyordu. Zil çalınca ayağa kalktı. “Gel” diye elini uzattı tutup kalktım bende. Ama sanki bir şey eksik gibiydi bence. Bu çıkma tam çıkma değildi sonuçta. Eksik olanı da bulmak hiç zor değildi.
“Seymen bir gel” dedi Burak koşarak geldi.
“Ne oldu”
“Gel işte” beni de peşinden çekince Seymen, Burak “Yalnız gel önemli” dediğinde bana baktı Seymen.
“Hemen geliyorum” dedi gitti. Umay ile yolda karşılaştılar. Seymen hiç takmadan onu geçti. Umay önümde durdu. “konuşalım mı?” başımı olumsuz anlamda salladım. Beni tutup mutfağa doğru sürüklemeye başladı. “Ne yapıyorsun Umay bırak” diye kolumu çekmeye çalıştım.
“Konuşacağız” diye mutfağa girince aşçılar bize döndü. “Çıkın buradan” diye bağırdı Umay herkes ona şaşkınca baktı. “ee diye buzluğun kapısını açtı beni içeriye itti kendi de girdi. Soğuk acayip soğuktu. “Özür dilecektim” dedi sesi bir garip çıkmıştı.
“Umay çıkalım buradan” dedim kapıya bakıp hala açıktı kapı.
“Hayat özür dileyecektim” dedi ağlayarak. “Hayat içim acıyor”
“Umay ben” ben ne kimseye söyleyemem kimseye güvenmememi o öğretti bana. Bu oyun diyemem ki. Kapı bir anda kapanınca ikimizde birbirimize baktık. Kapıya koştuk. “Kimse yok mu?” diye vurmaya başladım. Umay de “Açın şu kapıyı” diye bağırıyordu. Biraz önce burada olan aşçılar neredeydi acaba.
“Senin yüzünden burada kaldık” dedim ona dönüp. “Kendini ona kaptırmışsın sevmiyorsun takıntılı hale getirmişsin “diye ittim onu. “sevmek öyle mi olur” durdu bana baktı. Düşünüyordu kendi kendi kendine.
“Öyle mi sence” kendi de emin değildi. Kollarımı bağladım ovuşturarak. Çok çok üşüyordum. “Nasıl çıkacağız” dedim ona bakarak.
“Özür dilerim gene benim yüzümden” köşeye oturdum Seymen bulurdu değil mi beni. O da yanıma oturdu. “Ölürsek çok pişman olduğumu bil” dediğinde güldüm.
“Kalbini kırdıysam özür dilerim” dedim bende. Başımı duvara yaslayıp. Soğuk git gide iliklerime işliyordu. “Umay” dedi sesim gitmişti ne kadar zamandır böyle durumdaydık bilmiyorum.
“Uykum geldi Hayat”
“Uyuma” dedim kısık sesle.
Ama benimde çok uykum gelmişti. Başımı koydum soğuk iliklerime işledi. Tir tir titriyordum. Gözlerim kapandı…
Tam her şey yoluna girdi derken nereden çıktı bu şimdi. Umay yanımda cansız gibi yatıyordu. Nefesimi verdim dışarıya. Nefesimin dumanını gördüm. Hani sen varken bana kimse dokunamazdı.