Aniden gelen kaza gibiydi. Nereden geldiğini, nasıl geldiğini bilemediğin... Anında olan biten…
İşte dostluğumuzda Umay ile bir anda olmuş bir anda bitmişti. Yani beni o kız diye tanıtması ne bileyim işte. Formayı orada bıraktığım için forma almam gerekiyordu. Ama alacak param yoktu.
Bunun içinde mecbur okuldan çıkıp iş bulmam gerekiyordu. Okuldan çıkınca bir daha geri dönmekten korkuyordum. Daha yeni başlamıştı okul. Daha bunun kişi vardı baharı. Mezun olması…
Ofladım. Yatağıma uzandım. Şimdi benim önce bir iş bulmam lazımdı. Umay kapıdan görününce camdan tarafa döndüm. Yatakhanede öyle çok kişi kalmıyordu. İsteyen kalıyor istemeyen gidiyordu. Veliaht sinirle gidiyordu. Attığı her adım sanki yeri göğü inletiyor gibiydi. Arabasına doğru ilerledi. Ama aranın yanına geçti. Ben siyah araba onun zannediyordum ki. Simsiyah bir motosiklet ile çıktı. Adam karizmaydı bildiğin.
Ama beni ilgilendirmezdi. Başımı yastığa koydum. Umay bir şey demeden çıktı yatağına. Sabah ne giyecektim ki şimdi. Düşün Hayat düşün. İzin kağıdı alırsam ee iş bulsam bile nasıl olacaktı. Akşamları çalışırsam sabahları okula giderdim. Akşamları cafe felan var mıdır ki. Saçmalama Hayat mecbur barda neyin çalışacağım.
Sabah olunca herkesten önce kalkıp üzerimi giyindim. Koşa koşa müdürün odasına gittim. İzin kağıdı almama önce sinirlense de sonra verdi. Alıp okuldan çıktım dışarıya. Başladım yakın yerlerdeki cafelere iş sormaya. Bazıları 11 civarında kapattıklarını söylediler. Bazıları işe alım yapmadıklarını. Bazıları da bana sulandı. Bir barın önünden geçerken durdum. Yapmak istemiyorum. Başkalarının ağız kokusunu çekmek istemiyorum. Ne yapacağım peki. Girip karşı duvara geçip oturdum. Bizimle çalışmak ister misiniz? Garson aranıyor yazıyordu.
Bir tabelaya bir barın tabelasına baktım. Rosa Bar…
Eğer buraya girersem benim için iyi olacaktı. Formamı alabilecektim. Akşam kazandığım parayla. Kitap alırdım. Ne bileyim işte ihtiyaçlarımı karşılardım.
Ama girersem de herkesin ağız kokusunu çekecektim. Sapıklarla mücadele edecektim. Gecenin üçünde dördünde çıkacağım için arka sokak olduğu için burasıda belki… İçim sıkıldı. Ne yapacaktım ben. Allahım ne yapacaktım.
Ayağa kalktım yolun karşısından Bar’ın kapısına kadar geldim. Hayatımda hiç bara girmemiştim. Adımı attım içeriye sinirle gelen Veliaht bana çarptı. “Önüne bak” diye bana döndü dondu kaldı. “sen” dedi şaşkınca bana bakarak.
Sorar gözlerle ona baktım. “Ne yapıyorsun burada küçük”
“Bir küçük değilim 18 yaşındayım, iki senin gibi eğlenmeye gelmedim çalışmaya geldim” dedim kenardaki tabelayı göstererek.
“Burada” dedi önce bana sonra Bara bakarak. Keyfimden burada çalıştığım felan yok. “Olmaz” dediğinde şaşkınca ona baktım. “Yani burada olmasa iyi olur” ‘burslularla uğraşmak belki benimde hoşuma gidiyordur’ aklıma birden o dediği şey geldi.
“İstemez burslularla uğraşma Veliaht tahtına dön” diye dönerken sertçe kolumdan tutup beni kendine çevirdi. Burnundan soluyordu.
“burası leş yuvası küçük yerler seni” kolumu sertçe çektim.
“sizin okul sanki leş yuvası değil mi? Baş leş yiyici de sensin kendine demişsin Veliaht diye herkes etrafında pervane” omuzlarımdan tutup beni duvara ittirdi şimdi onunla duvar arasında kalmıştım.
“Bak sana iyilik yapmaya çalışıyorum” diye dişlerinin arasından konuştu. “burası berbat bir yer”
“Sizin okulda öyle” dedim sesimi kendim zor duydum. Kalbim yerinden fırlayacak. Sinirle bıraktı beni. Duvarın dibinde öylece kaldım. “Bak ne kadar ihtiyacın varsa ben vereyim”
“Ne” dedim şaşkınca, şaşkınlığımın sinire dönmesi uzun sürmedi ama “Sen ne zannediyorsun beni” diye bağırdım gelen geçen bize baktı. “Senin parana da sana da git paranla satın alınabileceğin kızlara de bunu gözüme gözükme” dememle sürüklenmem bir oldu. Çünkü herkes bize bakıyordu. “Bırak ” diye kolumu kurtarmaya çalışıyordum ama nafile. Mengene gibi tutmuştu. Arka sokağa gelince bıraktı beni. Çıkmaz sokağa. Niye geldik ki buraya şimdi.
Etrafıma baktım şöyle. Yüksek duvarla. Apartmanların arka tarafları… İki, üç tane çöp konteynırı korktum. “Korkma ben asla bir kıza el kaldırmadım küçük” bana böyle küçük diyerek seslenmesine sinir oluyordum.
“Ben-“ derken susturdu beni
“Küçüksün hayatı tam olarak bilmiyorsun o yüzden küçüksün. Burası sana uygun değil küçük”
“Mecburum” dedim ağlamaklı sesimle. Sinirle soludu. Başını salladı.
“Son defa uyarıyorum” sesi bir garip çıkmıştı. “Yapma”
“Ne yapıyım peki Veliaht”
“annenin babanın yanına sıcak yuvana dön” cız etti içimden bir şeyler. Gözlerim doldu.
“Hangi sıcak yuva, çocukları olmadan önce beni alan aile çocukları olduktan sonra kömürlüğe attılar. Kömürlük sıcak değil Veliaht. Karanlık…” sesim titredi. Gözümden yaş indi “Ben karanlıktan çok korkarım Veliaht” şaşkınca bana baktı. Ağzı açık kalmıştı.
“Ağlama” dedi şaşkınlıkla. “Bilmiyordum” diye arkasını döndü ilerlemeye başladı.
“Bilseydin uğraşır mıydın burslularla” diye seslendim arkasından. Durdu başını yukarı kaldırdı. Ben bir şey der diye bekliyordum ama demedi. Devam etti. Ne bekliyordum ki zaten. Veliaht mi bana yardım edecekti. İster miydim yardımını. Padişahın oğlu değil miydi o.
Göz yaşımı sildim. Ağır adımlarla devam ettim. Bir cesaret girdim bardan içeriye.
İş görüşmesi yapacaktım, yanımda izbandut gibi iki tane koruma vardı.
Odasına geldiğimizde bana baktı. “biz burada devamlı çalışan isteriz. Yok bir gün geleyim iki gün gelmeyeyim kabul etmeyiz” güzel ben tek gece çalışacaktım şimdi ne yapacaktım.
“Olur” dedim kendimin duyabileceği bir ses tonuyla.
….
Masaları silmeye elimde bezle gidip silmeye başladım. İşe alınmıştım. Hem bu akşam parada verecekti bana. Şimdi ise iş başına koyulmuştum. Tüm gece boyunca alkolden yıkılanlar. Kavga çıkaranlar asılanlar. Tek bayanda bendim sanırsam. Ama sonunda bu gece bitmişti. Saat 3:00 dü. Yukarıya çıkıp paramı aldım. Yaşasın formamı alabilecektim. Bir daha da çalışmaya gelmeyecektim tabi ki de. Çünkü forma parası için yapmıştım. Patrona yalan söylemiştim.
İşten çıkıp koşarak okula giden otobüse yetişmeye çalıştım ama başaramadım. En kestirme yol ara sokaktı. Oradan geçersen hemen okula giderdim. Diğer taraftan geçersem gecikirdim ve bekçi okulun kapısını kapatırdı. Düşünmeden ara sokağa girip koşmaya başladım var gücümle. Ama tıkandım yolun yarısında dalağım şişmişti adım attıkça batıyordu. “Burada kim varmış” Adım attıkça hala batıyordu ama umursamadan batan yerimi tuta tuta koşmaya başladım.
Saçımdan tutunca çığlığı bastım ara sokak benim çığlığım ile yankılandı “Bırak” dedim bağırarak. Kolumdan tutup duvara attı beni “Vovv bu ne bee” dedi elini yüzümde gezdirecekken ittim onu beni duvara sabitledi. Veliaht haklıydı.
“Bırak ne olur” ağlamaklı çıkmıştı sesim nasıl çıkmasın.
Beni öpecekken çocuk arkasından biri çekti. İki kişi daha vardı arkasında. Yere attıklarını dövüyorlardı. Veliahtydi bu yanında iki kişi vardı. Beni duvara sabitleyen çocuk ve arkadaşlarını dövüyorlardı. Arkadaşlarını fark etmemiştim ben. Korkudan çocuğun yüzüne bile bakmamıştım. Vurdukça vurdu Veliaht yerde yatan çocuğa “milletin karısına kızına bunu yaparsınız erkek zannedersiniz kendinizi” diye vurdukça vuruyordu. Hıçkırıyordum bende o vurdukça hıçkırıyordum duvarın dibinde. Bir bana baktı bir çocuğa. “Gel” diye elini uzattı. Tutmadım tutamadım
Elimi eğilip tuttu. Çekti beni. Yürüyemedim. Dizlerimin bağı çözülmüş gibiydi. Eğilip bacaklarımdan kavradı. Kucağına aldı. Bu beni ikinci kucağına alışıydı. “dinlemeliydin küçük” dedi son duyduğum buydu sanırsam…