BÖLÜM 5

2041 Kelimeler
Selim DEMİRHAN Çiçek'in bana bağırıp koşar adım uzaklaşmasıyla şaşkınlıkla arkasından baka kaldım.  Bu kız değil miydi gözlerimin içine bile bakmaya çekinen? Şimdi ne oldu da bir anda pençelerini çıkardı? Gözlerindeki öfke ve akmaya hazır yaşlar aklıma geldiğinde kaşlarım çatıldı. Anlaşılan bir şeyler olmuştu ve bu küçük hanımın kedilikten kaplanlığa geçmesine sebep olmuştu. Daha fazla boş boş sokağın ortasında dikilmemek için eve yöneldim. Annem güler yüzüyle kapıyı açıp; "Hoş geldin oğlum." Dediğinde pamuk yanaklarından öpüp; "Hoş buldum sultanım." Diyerek içeri girdim. Salondaki babama da selam verdikten sonra odama geçtim. Eşyalarımı ayarladıktan sonra vakit kaybetmeden kendimi duşun altına attım. Bugün hastanede oldukça yoğun bir gün geçirmiştim. Benden önce ünüm geldiği için hastalar sıraya girmişti. Hatta o kadar kalabalıklaşmıştı ki bir süre sonra hasta kabul etmeyi bırakmıştım. Baş hekim ilk kez bir doktorun bu kadar yoğun ilgi gördüğünü söylediğinde garipsedim. İnsanlar gerçekten çok garipti. İyi bir doktor olduğumdan bile emin olmadan hakkımda anlatılan abartılı şeyler yüzünden hepsi bana muayene olmak istiyordu. Üç sene boyunca Kars'da geçirdiğim sakin hayattan sonra burası bana fazla gelmişti. Şehrin kalabalığı, gürültüsü, hastanenin yoğunluğu şimdiden beni pişman etti. Kırık bir kalp ve öfkeli bir adam olarak kendi kendimi sürdüğüm Kars, ben anlamadan bana yuva olmuştu. Oradan ayrılmadan önce bu kadar benimsediğimin farkında değildim. Oysa şimdiden orayı özlemiştim. Ne var ki annemler için İstanbul'dan gelen teklifi kabul etmiştim. Beni yalnız bırakmamak için tüm düzenlerini bozup benimle birlikte Kars'a geldikleri için kendimi onlara karşı borçlu hissediyorum. Daha fazla düşünmemek için durulanıp duştan çıktım. Bedenimi kurulayıp üzerimi giyindikten sonra banyodan çıktım. "Selim yemek hazır." Annemin seslenmesiyle adımları mutfağa yönelttim. Sezen sultan yine mükellef bir sofra kurmuş çorbaları dolduruyordu. "Yardım lazım mı sultanım?" "Yok yakışıklı oğlum geç sen sofraya." Derken öpücük atmayı da ihmal etmemişti. Annemin hala bana küçük bir çocukmuşum gibi davranması gülümsememe sebep olurken yerime oturdum. Babam da gelip masanın başındaki yerini aldığında annemde oturdu. Yemeğe başladığımızda masamız sessizdi. "İş nasıldı evlat?" Babam sessizliği böldüğünde ona döndüm. Derin bir nefes alıp; "Oldukça yoğundu. Anlaşılan hastalara benden önce ünüm gelmiş." Derken omzumu silktim. Abarttıkları kadar bir şey yoktu aslında. "Sanırım Kars'daki sakinlikten sonra boğucu geldi." Babamın tespitini başımla onayladım. "Selim annecim pişman mısın geldiğimize?" Sultanımın endişeli yüzünü görünce gülümsedim. "Pişman değilim anne endişelenme. Sadece oradaki sakinlikten sonra buranın kalabalığı beni bunalttı. Orada günde toplasan on hasta bakmıyordum, bugün hastanede tam 62 hastayla ilgilendim." Açıklamam üzerine annemin gözleri kocaman oldu. "İlk etapta böyle olması normal aslanım. Sonuçta hocan Türkiye'nin en önde gelen profesörlerinden ve seni özellikle bu hastaneye tavsiye etti. Bu yüzden insanlar sana muayene olmak için sıraya giriyor." "Sanırım haklısın baba." Derken yemeğime geri döndüm. Okul zamanı derslerimize giren ve benim tüm internlik ve asistanlık zamanımı kendi yanında ayarlayan hocam okuldan beri benden çok ümitliydi. Bende onun yüzünü kara çıkarmamak için gece gündüz çalışıyordum. Sanırım şimdide tüm bunların meyvesini topluyorum. Ben Kars'da görevimi yaparken hocam beni buradaki hastaneye tavsiye etmiş ve seminer verdiği sırada benden övgüyle bahsetmiş. Bunun üzerine hastane hemen bana teklif getirdi ve kabul etmem için bir sürü avantaj sundu. "Selim alışmaya çalış lütfen. Artık uzaklara gitmek istemiyorum." "Anne benimle gelmek zorunda değilsiniz. Size o zamanda gerek olmadığını söyledim ama beni dinlemediniz!" Annemin yüzünün asıldığını görünce fazla sert konuştuğumu anladım. Masada duran elini avucuma alıp bir sürü öpücük kondurdum. "Özür dilerim sultanım. Ben sadece..." Kendimi açıklamaya çalışırken annem beni susturdu. "Selim ben oraya senin için geldim. Sen buradaki her şeyi bırakıp giderken üzgün ve öfkeliydin. Seni o halde tek bırakamazdım." Aklıma gelenlerle huzursuz olurken derin nefesler aldım. "Anne geçti gitti." "Bu dediğine sen inandığın gün bende inanacağım oğlum." Sözleri üzerine sessiz kaldım. Yemeğin geri kalanında kimseden ses çıkmamıştı. Daha fazla yiyemeyince tabağımı alıp tezgahın üzerine koydum. "Ben doydum size afiyet olsun. Ellerine sağlık meleğim." "Afiyet olsun." Mutfaktan çıktığımda odam yerine balkona yöneldim. Sandalyeye oturduktan sonra kapının önünde top oynayan çocukları izlemeye başladım. Onların yaşındaki hallerimi düşünüyorum da ne kadar şanslıydım. O zamanlar dünyanın tüm acılarından ve pisliğinden uzakta, tek derdi oyun oynamak olan bir çocuktum. Gelin görün ki zaman denen acımasız kavram o tasasız çocuktan buz gibi bir herif olmasına sebep olmuştu. Saçma düşüncelerimi bir kenara itekleyip güzel havanın keyfini çıkarmak için arkama yaslandım.  Bu konu her açıldığında kendimi geçmişe hapsedemezdim. Artık önüme bakmamın zamanı gelmişti. Güneş batıp hava kararırken çocuklar bir bir evlerine girmeye başladı. Az önce onların sesiyle inleyen mahalle sessizleşirken bakışlarım karşı eve kaydı. Aklıma Çiçek'in o hali gelince acaba nasıl diye düşünmeme engel olamadım. Her zaman sessiz ve çekingen duran kızın bir anda sergilediği tavırla hem meraklanmış hem de endişelenmiştim. Hala daha aklımı neden bu kadar kurcaladığını sorgularken yoldaki hareketlilik dikkatimi çekti. Çiçek yanında üst komşumuz olan Ebru ile geliyordu. Yolun ortasında durup konuşurlarken yüzünün aldığı şekiller gülmeme sebep oldu. Önce korku sonra şaşkın en sonda pişmanlıkla kaplanan yüzü bizim balkona döndü. Beni gördüğün an kafasını çevirince gülümsemem genişledi. Bu kız gerçekten garipti. Hem de çok. Kızlar evlerine girerken bende içeri geçtim ve babamın yanına oturdum. *** Yoğun bir günün daha sonuna gelip hastaneden çıktığımda rahat bir nefes aldım. Umarım bu yoğunluk böyle devam etmez. Benim dışımda iki genel cerrah daha olmasına rağmen hastaların çoğu bana muayene olmak istiyordu. Bu da herkesten daha fazla çalışmama aynı zamanda da bunalmama sebep oluyordu. İşimin yoğun olmasını sevsem de bu tempodayken ameliyatlara nasıl gireceğimi düşünmek canımın sıkılmasına sebep oluyordu. Arabama binip eve doğru sürerken annemi aradım. "Efendim Selim." "Bir şey lazım mı anne?" "Yok oğlum. Sen çıktın mı?" "Evet çıktım geliyorum." "Tamam evde görüşürüz." Annem telefonu kapattığında güldüm. Kesin yanında biri vardı yoksa böyle alelacele kapatmazdı. Mahalleye girdiğimde gördüğüm pastaneyle duraksadım. Annem geçen gün yediği tatlıyı öve öve bitirememişti. Arabamı boş bir yere park edip dörtlüleri yaktım ve indim. Pastaneye yürürken gözüm tabelasına takıldı. Değişik bir ismi vardı. Boş duran dükkandan içeri girdiğimde kapıyı kapattım. "Hemen geliyorum." Çiçek'in sesini duyduğumda olduğum yerde beklemeye başladım. Çok geçmeden tezgahın yanındaki kapıdan ellerini silerek Çiçek çıktı. Beni gördüğü an elindeki havlu yere düştü. Hortlak görmüş gibi korkuyla bana baktıktan sonra hızla eğilip havluyu yerden aldı. "H-hoş geldiniz." O gün atar yapan kızdan eser olmaması bende gülme isteği uyandırsada kendime engel oldum. "Annem geçen gün burada yediği profiterolü çok beğenmiş. Varsa ondan alacaktım." "Tabi hemen. Ne kadar vereyim?" Derken bir yandan da tezgahın arkasına geçti. "Bir kilo olsun." Arkasından hazır bir kutu aldıktan sonra vitrinden cam fanusu alıp top şeklindeki tatlıları kutuya dizmeye başladı. Her katın üzerine çikolata sosu ve antep fıstığı serpiştirmeyi de ihmal etmedi. Kutuyu hazırladıktan sonra güzelce bantlayıp poşete koydu. "Hazır." Derken bana uzattığı poşeti aldım. "Borcum ne kadar?" "Sezen teyzeme benim ikramım olsun." Demesiyle kaşlarım çatıldı. "Olmaz öyle. Sen söyler misin ben kafama göre mi bırakayım?" Dememle kaşlarını çatsa da miktarı söyledi. Parayı uzatıp üstünü aldığımda; "Kolay gelsin." Deyip tam çıkacakken Çiçek'in; "Selim bey." Demesiyle durdum. Ona döndüğümde küçük çocuklar gibi ellerini önünde birleştirmiş mahcup bir şekilde bana bakıyordu. İstemsizce Çiçek'i inceledim. Üzerinde basit bir kot ve tişört vardı. Yüzünde sıfır denecek kadar az bir makyaj ve gelişigüzel toplanmış saçlarıyla oldukça doğaldı. Uzun zamandır çevremde bu kadar doğal bir kadın görmemiştim. Herkes kendini yapma bebek gibi göstermeye çalışırken Çiçek hepsine inat tüm doğallığıyla olduğu gibiydi. Yalan yok çok da güzel bir kadındı. Hele o cam gibi bakan gökyüzü gözleri yok mu? "B-ben..." Çiçek konuşmaya çalışıp sustuğunda kendime geldim. Kaç dakikadır dalmış kızı izliyorum ben? Ne salak adamım! "Sorun ne Çiçek?" Derin bir nefes alıp bakışlarını kaçırdı. "B-ben dün yaptığım kabalık için ö-özür dilerim." Kıvranarak konuştuğunda sorunu anladım. "Kabul etmiyorum!" Dememle şaşkın bakışları beni buldu. "B-ben..." "Gözlerime bakmadan dileğin özürde samimi olduğunu düşünmüyorum ve kabul etmiyorum." Dememle öfkeli bakışları beni buldum. "Kaba davranışım yüzünden özür dilerim Selim bey. Oldu mu?" Kendinden emin hali dudağımın kıvrılmasına sebep oldu. "Çok daha iyi Çiçek. Ayrıca özür dilenecek kadar büyük bir mesele değil. Yanlış bir zamanda karşına çıktım sanırım." Dememle öfke yerini şaşkınlığa bıraktı. "S-siz ne kadar... Ah!" Sinirle söylenirken eğlenerek halini izledim. "Sorun ne?" "Yok bir şey!" Derken sesi yüksek çıkmıştı. "Bence ses tonuna dikkat et. Sonra yine özür dilemen gerekecek." "Tavrınızdan sonra bir daha benden özür duyamazsınız!" Demesiyle başımı hafif sağa yatırdım. "Neden bu kadar kızdın Çiçek?" Derken dikkatle gözlerine baktım. "Selim bey başka bir şey yoksa işim var!" "Şimdide beni kovuyor musun?" Kaşlarım havalanırken sorduğum soruyla afalladı. "Y-yok estağfurullah." Az önce tırnaklarını çıkaran kızdan eser kalmayınca daha fazla dayanamadım. Başımı arkaya atıp gür bir kahkaha koyverdim. Bu kız ne kadar garip böyle. Kendimi toparlayıp ona baktığımda donmuş bir şekilde beni izlediğini gördüm. Neden bu kadar şaşırdığını soracakken dükkanın kapısı gürültüyle açıldı. Kapıya döndüğümde mahallenin çocuklarının heyecanla içeri doluştuğunu gördüm. "Çiçek abla dondurma hazır mı?" Oğlan çocuklarından biri sorarken diğerleri merakla Çiçek'e bakıyordu. "Bugün yetişmez çocuklar ancak yarın yiyebilirsiniz." Diyen Çiçek'le hepsinin yüzü asıldı. "Asmayın yüzünüzü canlarım. Yarın ilk dondurmalarınız benden." Dediğinde hep bir ağızdan; "Oley." Diye bağırarak geldikleri gibi gittiler. Çocukların haline gülerken içimden Çiçek'in kocaman kalbini taktir ettim. "Neyse ben artık gideyim. Seninde işin varmış." "B-ben kovmak istemedim. Özür dilerim." Bir kez daha güldüm. Bu kız az önce özür dilemem demiyor muydu? "Sorun yok Çiçek sadece şaka yaptım." "Sen şaka yapabiliyor musun?" Ben dediğini algılamaya çalışırken o; "Hiiii." Diyerek ağzını kapattı. Eş zamanlı gözleri de kapanırken tekrar güldüm. "Ben az önce sesli düşündüm dimi?" Bir gözünü açıp sorduğu soruya başımı salladım. Hızla gözünü tekrar yumdu. "Ben daha fazla rezil olmadan lütfen gidin Selim bey." Yanakları pembeden kırmızıya dönerken onu daha fazla utandırmak istemedim. "Pekala. Sana kolay gelsin." Dükkandan çıkarken arkamı dönüp hala aynı şekilde duran Çiçek'e baktım. Haline gülerken dükkandan çıkıp arabama bindim. Tatlıyı yan koltuğa koyup evin önüne sürdüm. Her zaman park ettiğim yere girdikten sonra motoru kapatıp, eşyalarımı aldım ve indim. Arabayı kilitledikten sonra apartmana yöneldim. Eve vardığımda annemi yormamak için kapıyı anahtarımla açtım. "Selim sen misin?" "Evet sultanım benim." Konuşurken mutfağa yöneldim. Annem tezgah başında yemek hazırlıyordu. "Sana tatlı aldım kraliçem." Dememle bana döndü. Parlayan gözleriyle tezgaha bıraktığım kutuya baktığında güldüm. Bugün ne çok güldüm ben. "Ay Çiçek kızımdan mı aldın?" "Evet annem. Geçen gün anlata anlata bitiremedin." Dediğimde gülerek kutuyu açıp hemen bir tanesini yedi. "Ama çok güzel yapıyor." Derken eline aldığı diğer tatlıyı bana uzattı. Ağzımın içinde dağılan tatlı gerçekten de çok lezzetli olmuştu. "Bugün Bahar ile beraberdim." "Demek o yüzden telefonu yüzüme kapattın." "Anneyle dalga geçme eşek sıpası." "Anne neden kendine ve babama hakaret ediyorsun?" "Selim seni terliğim ile döverim." Diyen annemle kahkaha attım. Annemde gülerken sandalyeye kuruldum. Benim için oldukça yorucu bir gün olmuştu. "Çiçek'in bu kadar çok isteyeninin olmasına şaşmamalı. Kız hem güzel, hem marifetli, hem de kendi ayakları üzerinde duruyor. İnsan gelininde başka ne özellik arar ki?" Kaşlarım havalanırken; "Çiçek'i mi istiyorlarmış?" Diye sordum. Annem usulca başını salladı. "Hani güne gittim ya dün ben. Orada karşı apartmanda oturan Hayriye teyze yeğeni ile Çiçek'in görüştüğünü söyledi." Annemin dediği ile kaşlarım çatıldı. Aklıma hiç bir sevgili olacağı gelmemişti. "Evlenecek mi?" "Yok be oğlum. Bugün Bahar'la onu konuştuk. Kadın önce istemeye gelelim demiş Çiçek kabul etmemiş. O da yalandan günde görüşüyorlar demiş. Çiçek kızım duyunca baya sinirlenmiş." Annemin anlattıkları ile taşlar yerine oturdu. Demek ki dünkü halinin sebebi buydu. "Bunda ne var ki? Genç kız sonuçta elbet isteyeni olacak." "Selim kız adının bir erkekle anılmasını istemiyormuş. Sonuçta burası küçük bir yer ve hemen her şey duyuluyor." Hiç bakmadığım bir açıyı düşününce kaşlarım daha da çatıldı. Yani sonuçta haklıydı. Kim istemediği biriyle anılmak isterdi ki. "Abisi ya da babası bir şey dememiş mi?" "Söylememişler ki. İkisi de baya kıskançmış o yüzden Çiçek duymalarını istemiyor." Diyen annemle sessizleştim. Kendimi onların yerine koyunca haklı gördüm. Onların yerinde bende olsam kıskanırdım. Sonuçta Çiçek güzel ve dikkat çekici bir kadındı. Çiçek hakkında düşündüklerim bir anda balyoz gibi beynime indi. Ben ikidir bu kadını güzel buluyor o da yetmiyormuş gibi gökyüzü gözlü diyorum. Neyim var benim? Hışımla sandalyeden kalktığımda annem; "Ne oldu?" Diye sordu. "Yok bir şey anne duş alacağım." Deyip mutfaktan çıktım. "Baban gelince yemek yiyeceğiz çok oyalanma." Arkamdan bağırmasını cevapsız bıraktım. Kendimi duşun altına attığımda soğuk suyu açtım. Vücudum ani saldırıdan dolayı ürperirken suyun başımdan akmasına müsaade ettim. O dükkana gittiğimden beri olanları düşündükçe kendimi kızıyorum. Çiçek hakkında bir sürü şey düşünmüş, onunla uğraşmış, şakalaşmış ve bolca gülmüştüm. Oysaki bunların hiçbiri bana göre değildi! Üç sene önce bu yanımı ailemden başkasına göstermeyeceğime dair aldığım karar bu kız yüzünden zedeleniyordu. Onun karşımdaki çekingen ve şaşkın halleri, bugün gösterdiği hırçın ve utanmış halleri ile dengemi şaşırtıyor bana. Çevremdekilerden farklı oluşu dikkatimi çektiğinden yanında kalkanlarım etkisiz hale geliyor. İşin garibi bunu hiç anlamadan yapıyorum. En iyisi bu kız benim ayarlarımla oynamadan ondan uzak durmak. En doğrusu bu.     Hatalarım varsa affola. *Bayan ATABAŞ*  
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE