** Yiğit Uygar Palaslı’nın yüzüme çarptığı kapının ardından hava kararıp odayı karanlık doldurana denk bir boşluğa baktım. Karmakarışık kalmakla perişan olunabildiğini öğreniyordum. Haklı veya haksızdım. Umurumda değildi. Tek bir gerçek suratıma Yiğit’in yüzüme çarptığı o kapı kadar sert çarpmıştı. Onu kaybetmek istemiyordum. Haklı olmak istemiyordum, onu istiyordum. Haksız olmak istemiyordum, onu delice istiyordum. Nefes daralır gibi olduğunda abimi arayıp sesini duymuştum. Uzaktan da olsa dakikalarca benimle sohbet etmişti. Havadan sudan konular açmış, eften püsten sebeplerle dolu şikayetlerini bana anlatarak yüzümü güldürmüştü. Ailem bana her zaman ilaç gibi geliyordu. Aramamız bitince duşumu alıp ip askılı siyah draje yaka dökümlü kalçama yapışan bir elbise giymiştim.

