Akıl Hastanesi, Birinci Gün.
Kanıt bulunamayan dava, kimliği gizlenmiş birinin tanıklığıyla açığa kavuşmuştu. Şüphelilerden biri fail çıkmıştı ve avukatın mahkemeye sevk sunduğu deliller ile beraber failin akıl hastası olduğuna karar verilerek fail hastaneye kapatılmıştı.
Dört bir yanı beyaz duvarlarla kaplı olan hastane odasını renklendiren tek şey pencerenin önündeki çiçekti. Odada daha çok beyaz ve gri ağırlıktaydı, pencerenin önündeki çiçek de bu odaya bir tezatlık oluşturuyordu.
Genç adam yatağına uzanmış, boş bakışlarla tavanı izliyordu. Zorla aldığı ilaçlar omu ağırlaştırmıştı, hastane de ilk günü olmasına rağmen taşıdığı bu ağırlık sanki yıllardır ona buradaymış gibi hissettirmişti.
Hiçbir suçu olmamasına rağmen hastaneye kapatılmasını sindiremiyordu, derin bir şokun etkisindeydi. Gözlerinin önünde oynayan tek sahne mahkemede hastaneye kapatılacağına karar verileceği andı. Sonrasında tek tük ona atılan acımayla dolu bakışlar geliyordu aklına. Onlara sadece ben deli değilim demişti, bunda acınacak ne vardı?
Kapı tıklatıldığında bile adam odağını çevirmedi.
Kapı yavaşça açıldı; üzerinde hemşire kıyafeti, yüzünde maskeyle genç bir kadın içeri girdi.
Adam, kadının çıkardığı seslerden yemeğini getirdiğini anladı. Yavaşça yerinden doğruldu.
Hemşire, yemeği yatağın yanındaki masaya bıraktı. Metal tabağın içinde biraz pilav, biraz salata, birkaç dilim ekmek ve su bulunuyordu. Kaşığın olduğu bölüme birkaç paket ilaç sıkıştırılmıştı.
“Yemeğini yedikten yarım saat sonra bu ilaçları içeceksin.” Dedi hemşire nötr bir sesle.
“Ben deli değilim.” Dedi adam kuru bir sesle. Şoktan çıktığı anda söylediği ilk şey bu olmuştu. “Ben deli değilim.” Dedi bir kez daha ama bu sefer sesi daha gür çıkmıştı. “Bana neden deli muamelesi yapıyorsunuz? Ben deli değilim.”
“Her aklını kaybetmiş insan kendini sağlıklı sanar.” Dedi hemşire, sesindeki ton biraz bile değişmemişti. Yıllardır bu hastanede çalışıyordu ve ilk günlerinde her delinin derin bir inkar içinde olduğunu da bilecek kadar tecrübeliydi. “Deli olmadığını söyleyerek işleri kendin için daha da zorlaştırma. Sadece iyileşmeye bak çocuk, sen daha çok gençsin.”
Hemşire arkasını döndü ve odadan çıkmak için ilerledi lakin arkasından yükselen sesle duraksadı ve arkasına döndü.
Genç adam masayı devirmişti, yemekler dört bir yana saçılmıştı. Adamın gözlerindeki öfke belki de hiç kimsede canlanamayacak kadar kuvvetli bir öfkenin ateşiydi.
“Ben deli değilim!” Diye bağırdı bir kere daha, sesi bu sefer çığlık atar gibi çıkmıştı. “Yalan söylediler! Ben deli değilim! Yalan söylediler!”
Krize giren adam, çağrı talebiyle odaya giren hemşirelerin müdahalesiyle etkisiz hale getirildi.
Görevli hemşirenin tek yaptığı bağıran adamı sessizce izlemekti. Yüzünü buruşturarak yere saçılan yemeklere baktı, adama bakmaya bir kere daha bakmaya tenezzül etmedi.
Sonuçta her deli kendini sağlıklı sanırdı.
______•———
“İki hafta burada olmayacağız.” Dedi annem, elindeki çatalı ve bıçağı masaya bırakarak. Abime ve bana baktı sırasıyla. “İki hafta boyunca ikiniz evde tek kalacaksınız.”
Ellerim iki yanımda dondu, gözlerim hem şaşkınlıkla hem de biraz öfkeyle annemi bulduğunda konuşmak için dudaklarımı araladım lakin abim benden önce davranmıştı. “Neden?” Diye sordu sertçe. “Sen, bizi saat başı bizi kontrol edemeden duramayan sen, nereye gidiyorsun da ben kardeşimle bu evde tek kalıyorum?”
Annem soğuk ve mesafeli bakışlarını abim Nico’ya doğrulttu. O böyleydi, çocuklarına her zaman mesafeli ve asla aşmamaları gereken binlerce çizgi çeken bir anneydi.
Soğukça “Babanızla katılmamız gereken bir toplantı var.” Dedi. “Ve senin karşında annen oturuyor, o sokakta takıldığın serseriler değil. Söylediğin sözlere de, kurduğun cümlelere de dikkat et.”
“Sana karşı saygılı olmamı istiyorsan önce saygımı kazanmalısın anne.” Dedi abim, ellerini sertçe masaya vurarak. Nico ile annem asla anlaşamazdı ve araları da oldukça açıktı. Abim on dokuz yaşındaydı fakat annem, ondan, bu kadar genç birinin gösteremeyeceği bir olgunluğu göstermesini istiyordu.
“Abi.” Dedim yumuşak bir sesle, şişen pazularına yavaşça dokundum ve gülümsedim sakince. Onu da annemi de seviyordum ve çatışmaları hiç hoşuma gitmiyordu. İkisi çatıştığı zamanlarda zaten gergin bir havaya sahip olan evimiz daha da gerginleşiyordu.
Abim yavaşça geri oturdu, öfkeyle başını eğerken hiçbir söylemedi.
“Çocuklar ve hayatım,” diye mutfağa giriş yaptı babam. Sandalyesini çekerek benim karşıma, annemin yanına oturdu.
“Hoş geldin canım.” Dedi annem bakışlarını abimden ayırmadan. “Çocuklarımıza iki hafta yurtdışına çıkacağımızı söyledim.” Diyerek bıçağıyla önündeki etini kesmeye başladı. Kestiği parçayı ağzına götürürken “Yalnız Nico için bir sorun varmış, oğlunla ilgilenmeye ne dersin?”
Abim öfkeyle anneme baktı, ben babama ya annemi susturması ya da abimi sakinleştirmesi için bakışlar gönderirken, babam sakince abime döndü.
“Sorun ne oğlum?” Diye sordu yumuşak bir tavırla. Babam annemin tersiydi, bize mesafeli davranmazdı.
“Bir sorun yok baba, sorunun annem olması dışında.” Dedi abim buz gibi bir sesle. Annem konuşmak için dudaklarını araladı lakin abim ona fırsat vermeyerek “Afiyet olsun size.” Dedi ve hızla masadan kalkarak mutfaktan çıktı.
“Onun üzerine çok gidiyorsun.” Dedim anneme, benimde iştahım kaçmıştı. Abim yiyemeyince ben de yiyemiyordum, onun morali bozulunca benimki de bozuluyordu. “Afiyet olsun size.” Dedim yavaşça ve masadan kalktım.
Mutfaktan çıkarken annem “Ivy,” dedi. “Uçuşumuz bir saat sonra.”
“İyi yolculuklar.” Dedim ikisine de dönmeden, abimin yanına gitmek için merdivenlere doğru ilerlemeye başladım.
Ertesi Gün
“ Aptal mısın abi?” Dedim gözlerimi devirerek, bir yandan da hayvanca içtiği su yüzünden ıslanan tezgahı siliyordum. “Almıyoruz suyu elinden. İnsan gibi iç şunu.”
Abim, bana gözlerini devirdi ve sesini incelterek taklidimi yaptı.
Elimdeki ıslak bezi beyaz tişörtüne fırlattım.
“ Ivy!” Diye çığlığı bastığında birazdan beni düreceğini kardeş içgüdüsüyle hissederek koşmaya başladım.
“ Ivy!” Diye bağırdı tekrardan bağırdı lakin ben çoktan evden çıkmış, bizi bekleyen arabaya ulaşmıştım bile.
Kendimi arabaya atarak telefonu ile ilgilenen Isla ve Kai’ye selam verdim. Bir yandan da sıcakladığım için uzun kahve saçlarımı toplamaya çalışıyordum.
“Selam.” Dedi Isla, ilgisini telefondan çekmeden. Muhtemelen Freya ile mesajlaşıyordu.
“Ateş ediyorsun yine.” Dedi sürücü koltuğunda oturan Kai de, üzerimdeki abimin kırmızı tişörtüne ve siyah şortuma atıfta bulunarak.
Ona sırıtarak “Abimin kıyafetlerinin reklamlığını yapıyorum.” Dediğimde gülerek başını salladı.
Siyah saçları terden dağılmıştı. Üzerinde abim giydiği gibi beyaz bir tişört vardı, kollarındaki dövmelerde terden dolayı parlıyordu.
Açılan kapıdan abim girdi, arkasına dönerek bana ters bakışlarını yollarken ona sevimlice sırıttım. Giyemediği beyaz tişörtün yerine benim gibi kırmızı bir tişört giymişti.
“Evet, hedef neresi?” Diye sordu Kai arabayı çalıştırırken. Isla başını telefonundan kaldı ve abisine doğru “Freya’nın evine gidiyoruz.” Dedi. Bir eliyle sarı saçlarını ensesinden çekerek ensesini havalandırdı. “Ronan daha gelmemiş eve, onlarda dururuz biraz.”
“Tamamdır.” Dedi Kai ve yavaşça Freya ve Ronan’ın evine doğru ilerlemeye başladık.
“Ben çok sıkıldım.” Dedim herkese doğru, sallanan koltukta bir ileri bir geri sallanırken. “Ezra ne zaman geliyor ya?”
Ronan ve Freya’nın evinin salonundaydık. Klimanın altına oturmuş, Freya’nın yaptığı limonataları içiyorduk. Grubumuzun diğer üyesi Ezra, sporunu uzatıp bize haber vermediği için yaklaşık bir saattir onun gelmesini bekliyorduk.
Ronan gülümseyerek kolunu kardeşinin omzuna attı ve ”Gelir bir on beş dakikaya.” Dedi. “Ve merak etme güzellik, gayet eğleneceğimiz bir aktivite buldum ben.”
“Ya neymiş o?” Dediğimde kapı çaldı. Isla “Ben bakarım.” Diyerek yerinden doğrulduğunda, Freya bana doğru “Arielle’nin mahallesine gidiyoruz.” Dedi hızlıca.
"Onlarla artık uğraşmasak mı?” Dedi abim, muhtemelen keyfi kaçmıştı. Arielle ve abisi Axel ile arasında büyük bir düşmanlık vardı ve onlardan hiç hazzetmiyordu.
“Selam gençlikler.” Diye salona giriş yaptı Ezra, kumral saçları dağınıktı ve üzerinde bir sporcu atleti vardı. “Kimle artık uğraşmıyoruz?” Diye sordu kendini hemen yanıma atarken.
“Arielle ve abisi ile.” Dedi Ronan, o da biraz ciddileşse de Axel’in ve Arielle’nin öfkesinden müthiş bir haz alıyordu.
“O ödleklerle mi?” Dedi Ezra alayla. Ödleklerden kastı sadece Arielle ve Axel değildi, onların diğer arkadaşları Zara, Elara, Roman, Elias, Milo ve Dominic’ti.
“Benim en son hatırladığıma göre ödleklik yapan sizdiniz.” Dedi Isla alayla erkeklere bakarken. Axel ve onun grubunun erkekleri bizimkilere bir eşek şakası yapmış ve onları kayda alarak okul sitesinde paylaşmıştı. Okulda da Axel ve diğerleri bizi görünce ‘Ödlekler Grubu’ diye dalga geçmiş, bizi okulun alay konusu yapmıştı.
“Hatırlatma kız onu.” Dedi Ezra, dalga geçse de siniri yüzünden okunuyordu. “Ödüm bir yerlerime karışmıştı o palyaçoyu görünce. Lanet olsun o güne.”
“O Dominic’i var ya,” dedi Ronan da ona katılarak. “Bir gün bir yerlerinde torpil patlatacağım. Bunun hayaliyle yaşıyorum.” Dediğinde biz kızlar güldük.
Aslında abim, Ronan ve Ezra önceden Axel ve diğer erkeklerle arkadaştı. Hepsi çocukluktan tanışıyordu. Abim, Arielle ve Axel’in abisinin davasında tanıklık yapmıştı ve onların abileri yani Cedric akıl hastanesine kapatılmıştı. Axel ve Arielle abilerinin hastaneye kapatılmasını kaldıramamış, yalancı şahitlik yaptığını söyleyerek abimi suçlamışlardı. Lakin abim ifadesini geri çekmemiş, mahkemede bir de Axel ile kavga etmişti. Yakın arkadaş olan Nico ve Axel’in arkadaşlığı o gün bitmişti. Ezra, Ronan, Kai ve abim zaten çocukluk arkadaşıydı ve araları sıkı fıkıydı. Onlar her zaman Nico’nun yanında durmuştu. Axel bu yüzden onlara da tavır almıştı.
Axel küçükken buradan ayrılmıştı, geri döndüğünde Roman ve Dominic ile tanışmıştı. Axel onlarla beraber takılmaya başladığında abim Nico ikisinden de uzaklaşmış, Axel yüzünden arkadaşlarıyla olan bağını koparmıştı. Bu sebeple bir gün kavga etmişlerdi ve o kavga da bitiş noktası olmuştu.
Arielle biz de yakın arkadaştık. Lakin Cedric’in durumu yüzünden yanında olmaya çalıştığım her an beni de suçlamıştı. Zamanla bizim de aramız açılmıştı.
Kalanlar da zaten mahallede hoşlanmadığımız diğer kızlar ve erkeklerdi.
Mahallenin bazı kısımları bizim alanımızdı, onlar sataşmak istemedikleri sürece bizim alanımıza girmezdi. Bizde onlarla uğraşmak istemediğimiz sürece onların alanına girmezdik.
“Yine de onlarla uğraşıyor olmak hiç hoşuma gitmiyor.” Dedi Isla. “Ya daha fazla ileri giderlerse?”
“İleri gidebilecek bir cesaretleri yok onların.” Dedi Freya sertçe. Kaşlarını sertçe çatarak “Aklını saçma sapan şeylerle doldurma Isla.”
Isla başını iki yana sallayarak “Demek istediğim, ya Axel daha ileri giderse? Arielle’nin ve onun abisi akıl hastanesinde Freya. Onu oraya biz kapattırdık.”
“Evet, çünkü o bir deliydi.” Dedim sertçe araya girerek. “O günlerin konusunu açmayalım Isla.”
Bana üzgünce baktı. “Aradan iki yıl geçti, evet, ama ya hâlâ Axel’in içinde bir yerlerde intikam isteği varsa? Biz onun abisini kapattırdık oraya. Ben daha da ileri gitmelerinden ve aramızdan birinin zarar görme ihtimalinden korkuyorum.”
“Bir şey olmayacak Isla. Ne yaparlarsa yapsınlar karşılığını veririz.” Dedi Kai.
“O zaman sıradaki hedefimiz Floral Cafe!” Dedi Freya sırıtarak, hepimiz birbirimize sırıttık ve yola koyulduk.
On dakikanın ardından Arielle ve abisinin favori mekanına giriş yapmıştık. Son günlerde buraya çok fazla geliyorduk, birbirimizin alanına girip bir hamlede bulunmamamız onları tetikte tutuyordu. Onlardan daha ağır bir şaka yapacağımızı sanıyorlardı bu yüzden de bizi etrafta gördükçe tehdit altında hissediyorlardı.
Kafede fazla insan yoktu. Biz de cam kenarında bir yere geçtik ve kimin girip girmeyeceğini rahatlıkla görebileceğimiz bir yere oturduk.
“Ah Tanrım, dünya varmış.” Dedi Isla, ısrarla toplamadığı sarı saçlarını tek omzuna alırken.
Ezra sırıtarak “Saçlarını topla o zaman kıvırcık.” Dedi ve uzanarak Isla’nın saçlarını karıştırdı.
Isla öfkeyle Ezra’ya dönüp onunla laf dalaşına girdiğinde Kai, Ezra’ya doğru uzanarak “Uğraşma kardeşimle.” Dedi.
Sipariş vermek için giden Freya, yanımdaki boş sandalyeye yerleşti. Kızıl saçlarını hızlıca örmeye başladı.
Birkaç dakika sonra siparişlerimiz geldi ve bir süre boyunca kendi aramızda sohbet ettik.
Freya tam bir şey söyleyecekti ki kapı açıldı.
Gözlerimiz o yöne döndü. Sesler yavaş yavaş yükseldi. O tanıdık kahkahalar, abartılı konuşmalar, kahkaha arasında söylenen küfürler… Buz gibi milkshake’im elimde, sırıtarak kapıya doğru baktım.
Ariella içeri girdi. Ardından Zara, Elara, Elias, Milo ve—tabii ki—Axel. O anda boğazım kurudu, kalbim sanki iki atımda bir sekti.
Abim de onları hemen fark etti. Ezberindeki gibi bakışını dikti Axel’e. Kai hemen gerilmişti. Ezra hafifçe kolunu geriye atmıştı, Ronan sandalyeye daha sert oturmuştu. Muhtemelen en son yaptıkları şakanın etkisindelerdi.
Isla gerilmişti, Freya tepkisiz bir şekilde telefonu ile ilgilenmeye devam etti.
Onlar da bizi gördü.
Ve hemen, üzerimize yürüdüler.
“Ne tesadüf,” dedi Axel, sesi buz gibiydi. “Kendinizi bizim mahalleye kadar yormuşsunuz.”
Isla araya girmeye çalıştı. “Biz sadece—”
Ariella onu kesti. “Sadece bizim mekânımızda sülük gibi yayılıyorsunuz. Anladık.”
Ben ayağa kalktım. Ağzım elimden önce davrandı. “Ne diyorsun sen ya?”
Axel bir adım bana doğru yaklaştı. “Anlamadın mı Ivy? Ne zaman yolumuz kesişse, biri ağzının payını alıyor.”
Nico yerinden yavaşça kalktı ve Axel’in karşısına dikildi. Beni arkasına alırken “Ne o Axel? Kuyruk acını hâlâ geçiremedin mi?” Dedi alayla.
Axel’in yüzündeki gülümseme yavaşça soldu, öfke gözlerinde yer edinirken “Sana,” diye tısladı öfkeyle. “Sana öyle bir acı çektireceğim ki Nico, benim çektiğim acının yarısı bile olamayacak.”
“Dikkat et bu söylediklerine.” Dedi Ezra, içeceğini höpürdeterek içti. “Bu söylediklerini kayıt altına alıyoruzdur falan, abin gibi sende kapatılma o hastaneye.”
Bir anlık sessizlik olduğunda Kai gülerek “Çok yanlış bir şey söyledin Ezra.” Dedi. “Karşındaki herif yastayken denir mi böyle?” Dediğinde Ronan ile ikisi bir kahkaha patlattı.
Axel yüzündeki öfkeyle Nico’ya baktı ve “Kardeşine dikkat et Nico.” Dedi tehdit eden bir ses tonuyla. “Belki hıncımı senin yerine ondan çıkarırım.” Dediğinde abim alayla güldü.
“Sen,” dedi. “Hiçbir b.k yapamazsın. Kardeşimin benim gibi bir abisi varken ona hiçbir şey olmaz.” Dedi, abi kelimesini vurgulayarak. Demek istediği onun bir abisi var senin aksine, onun abisi yanında ve elini tutuyor senin abinin aksine demek ister gibiydi.
Axel o sırada başını hafif yana yatırdı, yüzüne sinsi bir gülümseme yerleştirdi ve bana küçük bir bakış attı. “Hazır bu kadar toplanmışken… bir şey öneriyorum.”
“Hayırdır?” dedi Ronan, sesi soğuktu.
Axel sırıttı ve kafenin ortasında, herkesin duyacağı şekilde konuştu. “Yürek yemiş gibi konuşuyorsunuz madem… cesaretinizi test edelim. Şehrin dışında o terkedilmiş fabrika var ya… Orada iki gün kalalım. İki grup. Kurallar basit: dışarı çıkmak yok. Kim kalırsa, o kazanır.”
Bir anlık sessizlik oldu.
Ezra, bana dönerek fısıldadı. “Deliler lan bunlar.”
Ben gözlerimi kıstım. “Ya biz?”
Ağzımdan çıkan kelime beni bile şaşırttı. “Tamam,” dedim. “Kabul ediyoruz.”