BUZ

1417 Kelimeler
Buz pisti bu kez bir sahne değil, bir uçurumdu. Işıklar yavaşça kısıldı. Tribünler silindi. Geriye sadece buzun soğuk beyazlığı ve tavandan sarkan iki uzun kumaş kaldı. Biri sağda, biri solda. Aralarında mesafe vardı. Bilinçli bir mesafe. Yaklaşmaları için önce ayrılmaları gerekiyordu. Defne pistin ortasında duruyordu. Nefesi sakindi. Nabzı düşüktü. Korku vücuduna çoktan girmeyi öğrenmişti; şimdi sıra onu yönetmekteydi. Korkmuyorum diyen yalan söylerdi. Partneri karşısındaydı. Göz göze gelmediler. Buna gerek yoktu. Bu figür, güvene değil mutlak kontrole dayanıyordu. Müzik tek bir uzun nota ile başladı. Defne hızlandı. Buz bıçakları zemini yararken çıkan ses, salonda yankılandı. Bir dönüş, bir sıçrama… Havada vücudu çizgi gibi gerildi. İndiği an yön değiştirdi ve sağdaki kumaşa sıçradı. Parmakları kumaşı yakaladığında ayakları buzdan kesildi. Aynı anda partneri sol kumaşa tutundu. İkisi de havadaydı artık. Ayrı ayrı. Yalnız. Defne kumaşta yükselirken kumaşı kendi etrafında sardı. Dizleri açıldı, belinden aşağı sarktı, sonra bir anda kendini bıraktı. Kumaş bileklerinden geçti, omzundan dolandı. Baş aşağı döndü. Salondan bir fısıltı yükseldi. Partneri de aynı anda figür yapıyordu. Ama onunki daha sertti. Güç odaklı. Havada vücudunu sabitledi, ayaklarıyla kumaşı kilitledi. Aralarındaki mesafe kapanıyordu. İki beden… İki kumaş… Tek ritim. Defne yavaşça salınım aldı. Bedenini kontrollü bir yay gibi gerdi. Her salınımda partnerine yaklaşıyordu. Bir noktada aralarında sadece boşluk kaldı. Altlarında buz. Sert. Affetmeyen. Son figüre geçtiler. Defne bir an durdu. Sonra… Kumaşı bıraktı. Salonda zaman durdu. Defne, partnerinin tam önünde, baş aşağı, hiçbir şeye tutunmadan... Ama düşmedi. Partneri tam o anda bacaklarını açtı. Defne’ nin vücudu onun ayaklarının arasından geçti. Uyluklarıyla Defne’ nin belini yakaladı. Bir çığlık salonda boğuldu. Defne baş aşağı asılıydı. Kolları serbest. Saçı boşluğa doğru sarkmıştı. Yüzü sakin. Bir santim hata… Bir kasın gevşemesi… Ve ölüm. Partneri hiçbir şey söylemeden pozisyonu sabitledi. Defne, bedenini geriye doğru bıraktı. Omurgası yay gibi kıvrıldı. Göğsü açıkta. Boğazı gergin. Nefesini tutuyordu. O an… Kimse nefes alamadı. Sonra Defne yavaşça kollarını açtı. Bir teslimiyet gibi. Ama değildi. Bu bir meydan okumaydı. “Buradayım.” diyordu. “Ve düşmüyorum.” Partneri onu yukarı çekti. Defne tekrar kumaşa tutundu. Bir dönüşle yere indi. Buzun üzerine sessizce bastı. Salonda önce sessizlik vardı. Sonra patlayan bir nefes. Sonra alkış… ama geç. Çok geç. Defne başını kaldırdı. Kumaşlar hala sallanıyordu. Az önce ölümle arasında kalan tek şey… Bir adamın bacaklarıydı. Ve Defne şunu biliyordu. Kontrol elindeyken tehlike bile güzeldi. Defne ve partneri buzun üzerinde kalmaya devam etti. Gösteri bitmemişti. Asıl zor kısım şimdi başlıyordu. Kumaşlardan ayrıldıktan sonra tekrar buzdaydılar. Geçiş neredeyse fark edilmedi. Defne, bıçaklarını buza bastığı anda ritim değişti. Daha hızlı, daha teknik figürler… Artık risk havada değil, zemindeydi. Çapraz geçişler, senkron dönüşler, ani hızlanmalar. Partneriyle aralarındaki mesafe açıldı. Sonra kapandı. Birbirlerinin etrafında daireler çizdiler. Defne bir sıçramayla havaya yükseldi, partneri onu belinden yakaladı, dönüşte bıraktı. Defne buzun üzerinde tek ayakla kayarken vücudu neredeyse yere paraleldi. Salon bir kez daha sessizleşti. Artık daha fazla izleyen vardı. Ama biri… Diğerlerinden farklı izliyordu. Tribünün orta sırasında, koyu renk bir montun içinde oturan adam gözünü Defne ’den ayırmıyordu. Alkışlamıyordu. Telefonuna bakmıyordu. Etrafındaki heyecana kapılmamıştı. Bakışları teknikti. Ölçer gibiydi. Zamanlama, denge, kontrol. Defne bunu hissetti. Buzda kayarken başını hafifçe kaldırdı. Göz göze gelmediler. Ama Defne birinin kendisini okumaya çalıştığını anladı. İçinde en ufak bir dalgalanma olmadı. Aksine, figürlerini daha da temiz yaptı. Daha profesyonel. Daha kusursuz. Son figür. Partneriyle senkron bir dönüş. Defne’ nin bıçağı buzu son kez kesti. Müzik sustu. Bir saniyelik boşluk… Sonra alkış. Defne nefesini düzenledi. Yüzünde hafif, kontrollü bir gülümseme vardı. Partneriyle kısa bir selam verdiler. Profesyonel. Soğuk. Sahne arkası yoktu bu işte. Buzdan çıkarken patenlerini yavaşlattı. Dikkatli görünüyordu ama zihni çoktan hesap yapıyordu. Adam ayağa kalkmıştı. Merdivenlerden indi. Kalabalığın arasından sıyrıldı. Yüzünde rahat bir gülümseme vardı. Yaklaştıkça Defne onu daha net gördü. Kendinden emin. Meraklı. Avcı gibi değil… ama boş da değil. “Merhaba.” dedi adam. Sesi yumuşaktı. Tanıdık gelmeyecek kadar nötr. Defne tam o sırada adımını yanlış atmış gibi yaptı. Dizleri hafifçe büküldü. Ağırlığı öne kaydı. Denge kaybı… küçük ama ikna edici. Adam refleksle kolunu uzattı. Defne ona tutundu. Bir saniyeden kısa sürdü. Elinin içindeki küçük iğne, adamın kolunun iç kısmına neredeyse görünmeden girdi. İncecikti. Eteğine gizlemişti buz pateni yaparken. O kadar inceydi ki acıtmıyordu. Defne’nin parmakları adamın montunu kavrarken başparmağı iğneyi itti. Adam hiçbir şey hissetmedi. Ufak sızıyı tutunurken oldu sandı. “İyi misiniz?” diye sordu. Defne başını kaldırdı. Gözleri kısa bir an adamın gözlerinde kaldı. Hafif şaşkın, biraz mahcup bir ifade. Kusursuz. “Evet… sanırım buzdan çıkınca denge değişiyor.” dedi gülerek. Adam da güldü. “Etkileyici bir gösteriydi.” Defne yavaşça geri çekildi. Ağırlığını tekrar kendi ayaklarına aldı. İğne çoktan yoktu. Partneri yanından geçerken almıştı. Eli boştu artık. “Teşekkür ederim.” dedi. “İyi seyirler.” " Biraz konuşabilir miyiz?" diye sordu adam. " Kader bir daha denk getirirse diyelim. Gitmem gerek. " Adam başını salladı. Hala gülümsüyordu. Kalabalığın içinde kaybolurken hiçbir şeyin değişmediğini sanıyordu. Kalbinin atışı normaldi. Adımları düzgündü. Sadece Defne biliyordu. İğne işini yapmaya başlamıştı bile. ... Buz pistinin arka kapısından çıktılar. Soğuk hava bir an yüzlerine çarptı. Defne paltosunu omzuna alırken yürüyüşü değişmedi. Ne aceleciydi ne rahat. Sanki gösteri hala devam ediyormuş gibiydi. Siyah araba kaldırımın biraz ilerisindeydi. Partneri anahtarı çıkardı, kapıyı açtı. Defne ön koltuğa oturdu. Kapı kapandığında dışarının sesi kesildi. İçeride sadece motorun düşük uğultusu vardı. Araba hareket etti. Partneri bir süre konuşmadı. Aynadan Defne ’ye baktı. Yüzünde hala o sahneye ait sakin ifade vardı. Sanki az önce ölümle bu kadar yakın dans etmemiş gibiydi. “Bir adamı öldürmek için,” dedi sonunda, sesi bastırılmıştı, “gerçekten bu kadar hayatını tehlikeye atmaya gerek var mı?” Defne camdan dışarı baktı. Uzaklaşan ışıklar görüşünden kaybolurken dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı. Gülümsedi. “Ben ona hiç gitmedim.” dedi sakince. “O bana geldi.” Partneri kaşlarını çattı ama sustu. “Üstelik,” diye devam etti Defne, “onunla hiç baş başa kalmadım. Ne bir oda, ne bir köşe, ne bir kamera dışı an.” Omuz silkti. “Ölüm şüpheli bulunsa bile ben suçlu olamam.” Partneri direksiyonu biraz daha sıktı. “Yani bu kadar risk…” Defne başını çevirip ona baktı. Gözleri sakindi. Netti. “İşini yapmak mesele değil.” dedi. “Kimi öldürdüğün, nasıl yaptığın değil.” Kısa bir duraksama verdi. “Temiz yapmak önemli.” Araba bir kavşağı döndü. Şehir akıyordu. Hayat normaldi. Defne koltuğuna yaslandı. Nefesini düzenledi. Nabzı çoktan normale dönmüştü. Buzda asılı kaldığı o anlar, artık geçmişteydi. Şimdi geriye sadece zaman kalmıştı. Ve zaman… Her zaman onun tarafındaydı. En azından şimdiye kadar. Oyunu hep Defne kurardı. Masaya oturmazdı; masayı yerinden oynatırdı. Bu adam da istisna değildi. Dosyayı ilk aldığında ayrıntılara uzun uzun bakmıştı. Kimlikten çok alışkanlıkları okumuştu. Çünkü insanlar en çok oradan yakalanırdı. Esnek kızlara ilgisi vardı. Ten rengi koyu olanlara. Dans eden kadınlara. Çapkındı. Ama rastgele değil. Seçerek. Avlanır gibi. Tuzağa gönüllü gelecek biriydi. Kendini akıllı sanan, iz bırakmadığını düşünen erkeklerden. Defne için işi kolaylaştıran da buydu. Zor olan, bu tür adamları yakalamak değil; hak ettiklerine kendilerinin inanmasını sağlamaktı. Öldürmeyi sevmezdi. Bu doğruydu. Ama bazı insanların yaşaması, Defne ’nin iç dünyasında hiçbir anlam ifade etmiyordu. Bu adam için vicdanı sızlamadı. Çünkü dosyanın arka sayfalarında yazanlar, buzun üzerindeki riskten daha soğuktu. Bir iş adamının kızıyla birlikteydi. Genç. Güzel. Hevesli. Kızla, dans okulunun öğrencilerinin katıldığı bir gecede tanışmışlardı. Mekanın sahibiydi adam. Zaten dans geceleri düzenlemesinin tek nedeni buydu. Müziğin, ışığın ve kalabalığın içinde kendine yeni yüzler bulmak. Avını. Kız bir gün sabaha karşı evinde yüksek dozdan ölü bulunmuştu. Adam polisi ararken sakindi. Sesinde panik yoktu. Sanki bir eşyası kırılmış gibi konuşmuştu. Kendisi hiçbir zaman kullanmazdı. Bunu özellikle vurgulamıştı. Haklıydı da. Kimse adamın verdiğini ispat edememişti. Kızın ölmesini beklemiyor olmalıydı. Ama evinde ölmesi bile onu suçlu yapmaya yetmemişti. Temizdi. Hep temizdi. Daha önce çalıştıkları biriydi kızın babası. Para teklif etmişti. İyi para. Defne’ nin buna ihtiyacı yoktu aslında. Bu işi bedavaya bile yapardı. Ama Sedef vardı. Sedef için para lazımdı. Bakım, ilaçlar, güvenli bir yer… Ve en önemlisi: onu bir daha kimsenin tehdit olarak kullanamayacağı bir gelecek. Defne eve gittiğinde sessizlik karşıladı onu. Kapıyı kilitledi. Ayakkabılarını çıkardı. Banyoya girdi. Aynanın karşısında durdu. Saçındaki siyah boyayı yıkadı. Sular koyu aktı, sonra açıldı. Makyajını sildi. Kat kat katmanlar gitti yüzünden. Az önceki kadına hem benziyordu… Hem de hiç benzemiyordu artık. Aynadaki yüz daha sertti. Daha çıplak. Daha Defne. Havluyla saçını kurularken Rüzgar ’ı düşündü. İstemeden. Onu takip edip bilgi toplama şansı yoktu. Bir ajan, izlendiğini anlardı. Adımlarındaki gecikmeden, sokaktaki yansımadan, nefes ritminden. Rüzgar öyle bir adamdı. Bu dosya farklıydı. Bu kez yaklaşmak gerekiyordu. Ama kontrolü kaybetmeden. Defne aynaya son bir kez baktı. Kendi kendine fısıldadı: “Bu oyunda kuralı ben koyarım.” Ama ilk kez… O kurala kendisinin de uyup uyamayacağından emin değildi. Başarıp başaramayacağından.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE