20. Bölüm

3014 Kelimeler
Selammm nasılsınız iyisiniz inşallah ?  Eğlence devam ederken elijah kollarında ki kıza baktı, çok narin kırılgan olan bu kıza gülümsedi Zeynebin kalp atışları hızlı hızlı kendinden bağımsız atarken, hala şaşkındı çünkü psikolojisi gerçek anlamda bozulmuştu. Erkeklerden tiksiniyor ve korkuyor du ama elijah incitmekten korkar gibi davranıyor du.  Eğlence bittiğinde tolu bey bir kız ile dans etmiş ti ve bunu Mehtap görmüş tü herkes çıkışa doğru giderken, sadece onlarin ekip kalmış ti. Ve Mehtap Ali'nin koluna girmiş yürüyerek geldi yanlarına  *Tolu hayırlı işler * dediğinde tolu anlamamış gibi baktı, gözler Mehtaba dönünce  *Eee bizim Safinaz la dans ediyor du * *O kızın ismi Safinaz mi mehtap inanmıyorum* diyen tolu şaşırmış bakıyor du  *Evet hatta ahmo, İbo, selime , sedriye, Sülo ve daha bir sürü isim * diyerek umursamazca omuz silkti. Ahmet Mehtaba gülerken tolu bey ise uzaylı görmüş gibi bakıyor du. Mehtap yalandan öksürdü  *Abi sen o kadar insana isim bul da. Öyle konuş valla isim bulmak çok zor hakime, taksile vesile, Ümmühan, bunlar da var unuttum * diyerek güldü herkes gülerken artık gitme vakit'i gelmiş ti. Çıktılar ve ışınlanarak teras kata çıktılar, birer kahve molası verip herkes yan yana otururken gerçek yıldızların ışıltısına bakiyorlar dı Esma hanım uykusunun geldiğini söyleyerek gençleri yanlız bırakarak uyumaya gitti. Bu şatonun teras katını oda gibi yapmışlar di, çünkü bu şaşaalı yerde hiç biri kalmak istemiyor du. Evlerine gitmiyorlar di, çünkü onlar yokken birşey olur diye profesör elem de koruma büyüsü yapmış tı.  *Ne güzel yıldızlar * diyen Şevval öylece kahvesinden bir yudum aldı  *Aslında bu evren öyle güzel ki, Rabbimizin bize sunduğu bir hikmet kimse bilmiyor değerini doğanın yaşamın insanoğlu sadece kendinin sanıyor doğayı bu sonsuz güzellikleri * diyen Eylül çok severdi yıldızları.  *O kadar haklısın ki anca elimizden gidince birşeyin Kiymetini biliyoruz, ama birşey ler olmadan bilinmiyor * diyen de selim di. Herkes öylece otururken elijah birşeyi merak eder gibi baktı  * Peki siz hepiniz inanclimisiniz inanç nedir ?* Diyen elijah öylece bakıyor du. Akif ilk cevap veren olmuş tu  *İnanç; bir şeye gönülden bağlı olmak anlamina geliyor. Genellikle Allah'a ve bir dine gönülden bağlı olduğunuz anlamına geliyor. Bizim ülkemizde ise inançlıyım deyince İslam dinine, Kur'ana, Hz. Muhammed' in (S:AV) son peygamber olduğuna, O'nun Allah'ın kulu ve elçisi olduğuna gönülden bağlı olduğunuz anlamına geliyor.Bütün bunlara bağlı olmak ise bizim yaşam tarzımızın ve düşünce kalıbınızın genel çerçevesini çizmiş oluyor. Peki İslam dinine gönülden bağlı olmak insanı yobaz, cahil, gerikafali, bilimden, sanattan ve teknolijiden anlamayan hatta karşı olan biri mi yapar? Ya da tam tersini düşünecek olursak; inançsız olmak insanı daha entellektüel ve zeki mi yapar? İnanç, insanın aklından önce gönlüne hitap eden bir olgudur. O nedenledir ki inançlı olmayı seçmiş olan insanlar öncelikle kalplerine göre bir seçim yapmışlardır. Bunu aşk gibi düşünebiliriz elijah. Bütün özellikleri size uyan, sizi seven, terbiyeli, edepli, hali vakti yerinde bir insanı sevmezsiniz de, gider sizehiç uygun olmayan birisine aşık olur ve onunla daha mutlu olursunuz. Niye onu sevmiyorsun da gidip aklın mantığın almadığı birisini seviyorsun? diye sorulmaz. Çünkü; kalbin aklın bilmediği binbir sebebi vardır. İnançlı olmak da böyle bir şeydir işte elijah. Önce seversin, inanırsın, hissedersin ondan sonra sebeplerini sorgularsın. İnançlı olmak sorgulamaya kapali olmak demek değildir. Eğer ben sevdiğimi sorgulamam da sorgulatmam da diyorsa, o zaman sevdiği ve inandığı şeye güveni tam değildir diye düşünülür. Allah'a ve bildirdiklerinin doğru olduğuna inanıyorsa, zaten inançsız olanların da Allah'ın izni olmadan birşey yapamayacağına inanıyor olması gerekir. Allah'tan habersiz bir yaprağın bile kıpırdamayacağına inanıyorsan, o zaman bu korku ve düşmanlık nedendi Din elden gidiyor korkusu ile inananları korkutmaya çalışmak ise olabilecek en saçma düşüncedir. Çünkü İslamın ve Kur'an in kiyamete kadar baki kalacağına dair Allah'ın taahhütü vardı İnançlı olmak, Allah'ı ve yaratmış olduğu herşeyi ve herkesi kapsar. Allah'a sonsuz güven duymayı gerektirir. Allah evreni ve insanları yaratıp bir kenara çekilmiş değil, her an ve her yerde, her yapılandan haberli diye inanırız. Şah damarından daha yakın diye inanıyorken, bütün bu din polisliğine kapılmak nedendi İnsanlar farklı özelliklere sahip olarak yaratılmış diye inaniyorsak; kalbine giden yol aklından geçen insanların da varlığına ve gerekliliğine inanmak zorundayız. Bizde bir söz vardır "Allah sevmiş yaratmış bize ne?" Allah'ın huzurunda kimin nasıl olduğunu biz bilemeyiz. Sonuçta her yolun Allah'a varacağını biliyorsak, bırakalım herkes istediği yoldan gitsin. Er ya da geç herkes aynı menzile ulaşacaktır Allah'ın takdir ettiği şekilde. İşte böyle elijah inançlı olmak veya olmamak, değil sorun olan kalbin iyi olması önemli, sen dini bütün biri olsan ve kalbin kötülük için calisa daha mı iyi * diyen Akif gülümsedi.  Nazlı sevgilisine iyice sokuldu, elijah aldığı bu uzun cevapla pek bir şey anlamamış gibiydi biri daha vardı öyle  * Akif hiç bir şey anlamadım* diyen Mehtap anlamaz gözlerle baktı saat çoktan 2 olmuş tu ve herkes uyumak için kaldıkları odaya gittiler.  Sabah ilk gözünü açan Eylül olmuştu ve uyandığı zaman asla geri uyuyamazdı. Yerinden kalkıp ayaklarını sürüyerek elini yüzünü yıkadı. Esma hanım da uyanmış tı öylece oturuyor du Eylül üzerini değiştirip Esma hanımin yanına gitti  * Günaydın Esma teyze* diyerek oturdu yanına  * Günaydın güzel kızım * diyerek tatlı bir tebessüm yolladı  * Ne yapıyorsun tek başına erken uyandın galiba*  * Evet kızım 8 gibi uyandım kimse uyanmayinca öyle güneşe bakiyordum *  *Bende çok severim güneşi izlemeyi * diyip güldü.  Yavaş yavaş millet uyanırken Esma hanım ve Eylül kahvaltı yi hazırlamışlar dı.  *Bugün ne yapacağız Asaf bey * diyen Ali artık gerçek dünyasına gitmeyi istiyordu. Asaf son lokmasını da yutup  *Bugün buranın  geri kalan yerlerini bitirelim daha sonra ise, artık çevre düzenini yaparız sizlerin de yavaş yavaş gitme zamanınız geliyor * dedi üzüntü ile  *Anladım * diyen Ali gülümsedi  *Eee hadin ozaman kalkalım artık * diyen elijah birşey daha fazla birşey demeden çıktı  *O değilde elison ve sevili nasıl bulacağız * diyen Eylül bu soruyu hep merak ediyordu çünkü onlara bir hayat borçlu idi.  *O kadın bir elime geçsin görür dünyanın kaç bucak oldugunu * diyen Şevval de hâlâ sinirli idi . Öğlene kadar gezdikleri odalar öyle pek te özel bir şey teşkil etmiyordu yiyicilerin yatak odası ve hiç bir bilgi yoktu bu odalarda kendilerine ait bilgiler hiç bir yerde yok tu.  * Ay bunların her tarafta bir ışıltı çıkıyor gerçekten çok kötü * diyen nazlı ışıktan gösterişten başı ağrı mış tı. Profesör elem bütün ışıkları kapatıp sadece güneş ışınlarının girmesini sağladı ve işine geri döndü. Son katın duvarı biraz çıkıntılı idi elijah oraya gidip duvara vurdu sanki tahta ya vurmuş gibi olunca tekrar vurdu ve evet burası diğer duvarlar dan farklı idi.  * Asaf dostum buraya bakarmisin* diyip duvarı gösterdi Asaf biraz uzakta olduğu için hemen elijahın yanına geldi  * Ne oldu *  * Bak buralar normal duvar ama burası tahta ve hafif bir çıkıntı var * diyerek gösterdi Asaf hemen o duvar kapıyı bir kaç haraketle açınca ışıklar aniden yandı herkes bu gizemli yere geldiğinde yine kendilerine koruma büyüsü yaptılar girdiler. Dar yolu olan bu geçit tuhaf bir yerdi ışıklar sensörlü olduğu için gittikleri yer kendiliğinden yanıyor du ve yolun sonuna gelmişler di. Burada sadece bir kapı vardı Asaf tek kaşını kaldırdı ve bu kapıya dikkatle baktı. Eli kapı koluna gidince kapınin kolunu çevirdi ve burası başka bir yerdi. Yemyeşil bahçe ler çocuk sesleri geliyor du, Asaf herkese bir bakış attı ve  *Girelimmi içeri ? * Dediği de kimseden ses çıkmıyor du Mehtap bı kafasını uzatti geri çekti  *Bura ney yani neresi *  diyin e kimseden ses çıkmıyor du bilmiyorlardı da ne olduğunu  *Bura * dedi elijah  *Ney bura * diyen Asaf döndü baktı elijaha  *Bura, onların ini benide burada büyüttü o Gregory aslında burada çok fazla yaratık var ama bunların kimseye zararı dokunmaz, bura da bir kapı olduğunu bile bilmezler. Belki de çünkü burada normal insalar bile var * diyice sustu elijah  *Ozaman girip bakalım *  *Girişi geri bulabiliriz demi bak yine ben kötü birşey olsun istemiyorum * diyen Eylül gitmek istemiyor gibiydi . *Ben profesörleri çağırdım onlar bize koruma kalkanı yapacaklar * diyen Asaf sözünü bitirmeden tüm profesör ler gelmiş ti bile  *Burası neresi* diyen profesörlerden biri dikkatle baktı gözlerini kapatıp ellerini kapıdan içeri doğru soktu. Gri bir ışık çıkınca bir müddet bekledi. Ve gözlerini açınca Asafa baktı  *Asaf bey burada çok fazla sayıda insan var ama onlar normal yiyiciler gibi değiller, yıllardır süren insan ve yaratıkların komşuluğu hüküm sürüyor ve size birşey daha o yiyicilerde burayı arıyormuş çünkü yıllar yıllar önce iyi bir yiyici tarafından inşa edilmiş ama sadece iyi niyetli insanlara görünsün bu koca şehir diyerek büyü yapmış * diyen profesör Aygül geri çekildi. Profesör Aygülün de geçmiş büyüleri görme yeteneği vardı geçmişte büyü ile ne yapılmış sa herseyi görüyor du  *Çok teşekkür ederiz Aygül profesör*  diyen Asaf gülümsedi  *Rica ederim Asaf bey, girdiğiniz zaman da geri çıkabilirsiniz * dedi ve diğer profesörlerin yanında durdu. Profesör elem ne olur olmaz diye yine de güçlü bir büyü kalkanı yapınca herkes teker teker girmişti bu kapıdan.  Kapıdan içeri girdiklerinde, hoş kokular, büyüleyici doğa ile derin bir nefes çekti herkes içine ve yürümeye başladılar. Rengarenk çiçekler yeni baş vermiş arpalar herşey öyle muazzam duruyor du ki.  *Burası gerçekten çok güzel* diyen Eylül yine derin bir nefes çekti içine bir çocuk koşarak geldi yanlarına ters ters baktı *Siz kimsiniz * dedi korku ile  *Biz insanız velet sen kimsin * diyen Mehtaba döndü çocuk  *Bende uzaylı * diyip Mehtaba ters bir bakış attı. Mehtap ise. Dil çıkarıp saçını düzeldi  *Biz burayı tesadüfen keşif ettik ufaklık * diyen Asaf gülümsedi çocuk heyecan içinde  * O zaman sizi Amman dedenin yanına götüreyim * diyen çocuk döndü ardını  *Aman velet Amman dedele uğraştırma bizi *  *Abi gelmiyormusunuz * diyen sarışın çocuk gidecek gibiydi . Tamam anlamı da başını sallayan Asaf, çocuğu takip etmeye başladılar. Resmen normal dünya gibi arabalar, traktör ler tarımla uğraşan kadın ve erkekler onlara su taşıyan çocuklar, herkes gülümseyerek bakıyordu . Çocuk Amman dede dediği yere getirmişti. Kapıyı hızla vurdu, ardını tekrar döndü gülümsedi  *Geliyorum evladım * diyen bir erkek sesi duyulunca  teneke kapıdan yapılmış kapı yavaşça açıldı  *Emrah bu telaş ne evladım * diyrek güldü yaşlı adam  *Amman dede sana misafir getirdim * dediğinde Amman dede gelenleri yeni fark etmiş gibi gülümsedi. Emrah dediği çocuğa birşeyler verdi gümüş para gibi ve çocuk sekerek gitti  *Buyurun çocuklar gelin hele * diyince herkes birbirine baktı. Aslında korkmuslar dı, Mehtap o dilini tutamadan gene konuş tu  *Amman dede aha burada otursak sonuçta seni tanımıyoruz* Amman dede güldü kırışıkları belli olan bu zayıf adam  *Çocuklar siz bugün buraya gelmiş iseniz emin olun kötü biri değilsinizdir çünkü burayı yapan dedelerimiz kötü kimseler bulamasin demiş, ve biz asla kötülük barındırmayan insanlarız buralar hep bizim emeklerimiz ile oldu. Gelin bir suyumu için hele bende buranın geçmişini anlatayım size * diyen Amman dede teneke kapıdan geri çekildi. Ve herkes yavaş adımlarla girdi ferah eve  tek katlı olan evin önü geniş bir alandi. Ve  kapının önünde üzüm asması altında tahta dan masa ve sandalye vardı. Kuş cıvıltıları, ileride akan şelalesi ile öyle güzel di ki  Amman dede sandalye ye ye oturdu, 3 kişi de Amman dede in yanın da ki duran sandalyelere oturdu kizlar ise az ileride duran tahta sediri getirdiler erkeler yardımı ile hepsi oturdu bir şekilde  *Çocuklar kasabamıza hoş geldiniz, Birşey ler icermisiniz?* Diye tebessüm etti . *Yok hayır * diyen Asaf hadi konuş der gibi bakıyordu. Amman dede de anlamış gibi başladı anlatmaya. *Biz buraya ilk geldiğimiz zaman hiç kimsemiz yoktu bu Gregoryin babası öyle zalim biri idi ki bizi çok zulüm çektirdiler, bizim dünyaya gelmemiz ise çılgın bilimciler her donumde olduğu için ilk dedelerimiz den birini ismini bilmediğim bir hayvanla, kadını zorla cifleştirip bizim ırkı ortaya çıkarmışlar. Kadın tabi bunu kaldiramamış intihar etmiş çocuk günden güne büyürken aynı normal insan gibiymiş yani hiç o hayvana benzememiş ama gelişimi hızlı imiş daha sonra bu çocuk büyümüş, ve normal insandan daha akıllı olduğu için oradaki herkesi kandırıp çıkmış gitmiş, ve bu geciti bulmuş burada tek başına iken normal dünyada bir kadınla evlenmiş öyle üremeye başlamışlar, daha sonra bu Gregoryun babası elijah ta dünyada Türkiye diye bir ülkede bir kadın la evlenmiş kadın da elijahtan daha zalim çıktı 4 kisiklik aileyi buraya getirip attı zavallılar ilk geldikleri zaman öyle korkuyorlardı ki .*  *4 kişilik bir aile derken * diyen Eylül içine dolan ağlama hissini bastırmaya çalıştı, adam ne olduğunu anlamadan baktı  *Ne oldu kızım * dediğinde  *Amman dede bu insanları kaç yılında getirdi * diyen Eylül heyecan la baktı  *94 yılı idi sanırım kızım o zaman lar ben çok küçüktüm zar zor hatırlıyorum * *Na nasıl yani * diyen Mehtap umutla baktı . *Pe peki o aile yaşıyor mu ?* Diye soran da nazlı idi  *Evet kızım hepsi yaşıyor * *Amman dede onlar bizim ailemiz olabilir * diyen de Şevval di. Amman dede şaşırmış tı  *Gerçek mi evlatlar*  *Evet bizim de 94 yılın da ailemiz öldü* diyen Mehtap sasinca cevap verdi  *Ee öldüyse burada ne işleri var * diyen Amman dede de şaşırmış tı. Mehtap bir kahkaha attı *Amman dede çok uzun bir hikaye inan ama sen önce geri kalanı anlat *  diye konuşmasına devam etti  * İşte çocuklar o dört aileyi getirdi attı sonra o sevilin Gregory adında bir oğlu oldu öyle zalim di ki annesi kötü yetirdikce Gregory daha kötü oldu. Ve dedem o zaman lar büyücü ile anlaştı çok kuvvetli bir büyü yaptırdı. Eğer dedi bu insanlar iyi ise kalsın lar dedi ve o elijah eşi çocuğu yok oldular, daha sonra onlar bize biz onlara alıştık. İsimlerin Harun, naz evliler. Ali ve gül evliler. Ramazan ve Zehra onlarda evliler  davut ve nur bunlarda evli hep derlerdi çocuklarımızı çaldı o kadın diye demek sizsiniz ha * diyen Amman dede nasırlı elleri ile akan iki damla yaşlarını sildi. Kızlarda farksız değildi duyduklarının şoku ile bir süre bekleyip ağlamaya başladıklarında Amman dede oturduğu eski gıcırdayan sandalye den kalktı  * Hadi çocuklar sizi ailenize götüreyim * dediğin bu sevincin tarifi yoktu. Herkes apar topar kalkıp Amman dede yi takip etmeye başladılar.  Esma teyze bu olaylara çok şaşkındı aslında ilk bu kapıdan girdiklerin de birilerinin çok sevineceğini görmüştü ama tam bilmiyordu. Eylül Selim'in koluna girmiş ti. Mehtap Ahmet'in koluna girmiş, giderken Mehtap ve Ali, nazlı ve akifte kol kola girmiş gidiyorlar di. Biraz yürüdüklerin de Amman dede eski tahta kapıyı çaldı bı müddet sonra 40 lı yaşlarında bir adam kapıyı açtı.  *Hoş geldin Amman dede buyur geç * *Hoş bulduk Harun oğlum diğerlerini de çağır hele bir şey konuşmamız lazım* *Hayırdır inşallah* diyen adam endişe ile baktı   *Hayir hayır evladım haydi çabuk * diyice adam tek katlı evin sağından dolanıp arka tarafa doğru hızla koşarak gitti biraz sonra hepsi koşarak geldiler kızlara baktılar erkeklere baktılar  *Amman dede bunlar kim * diyen kadın tanımak ister gibi baktı  *Çocuklar isminiz neydi * diyen Amman dedeya karşı cevap olarak Eylül konuştu  *Ben Eylül, arkadaşlarım Mehtap,nazlı, Şevval * dediğinde kısa bir sessizlik oldu kadınların gözleri dolu dolu oldu. Biri yere yığıldı diğer kadınlar hemen sandalye ye oturdular  *Ya ya yani bu kizlar * derken ağlayan kadın kalktı yerinden  *E e Eylül kızım sen senmisin bu ben çok korktum kızım seni kayıp ettim diye gerçeksin demi Harun kızımız yaşıyor mus bak * diyince sıkıca sardı kızına kollarını, Eylül de sıkıca sarıldı annesine  *Anne yıllardır sizi öldü biliyordum şimdi hâlâ inanamıyorum ama ruyaysa bile asla uyanmak istemiyorum * diyip ağlarken annesini öptü babası da geldi iki adımla. Kızını çekti kollarına öptü yanaklarını ama kendide ağlıyor du.  *Kızım minik kızım sen büyümüş kocaman olmuşsun babam seni çok özledim canımın içi * diyip sarıldı Harun bey Eylül ve kızına  Gül hanım kızının yanına gitti ağır adımlarla hâlâ gerçek olduğuna inanamiyor du ilk önce elini kaldırdı. Ama dokunmadı Tekrar kaldırdı elini Şevval o anda tuttu elini kalbine götürdü  *Şevval * *An anne *  *Yaşıyorsun yemin ederim ki Ali bak yaşıyor kızımız ben yine hayal görmüyorum demi ne olur hayal değil de ne olur * derken Gül hanım kızının hâlâ gerçek olduğuna inanmıyor du  Şevval hızla gidip annesine sarıldı, Gül hanım da hemen doladı ellerini kızı Şevvalle ve öptü saçlarından  *Öldü dedi bize Şevvalim yeminle hiç umudu kesmedim o kadar çok umutluydum ki geleceğinden şükür Rabbim* diyerek sarılırken Ali bey de geldi  *ben sarılayım kızıma * diyip Şevvali çekti annesinin kollarından ama Gül hanım doymamış gibi bakıyordu  *Kızım canımın nuru bitanem sen bugün burada sapasağlamsın ya Rabbime binlerce kez şükürler olsun*  Ali bey de kızına eşine sarılıp hasret gideririken.  Zehra hanım kızını hiç birşey demeden çekti kendine, Mehtap zaten birşey demeden sarılmış ti göz yaşları arasında sıkıca sardılar birbirlerini.  *Annem canımın özü yarabbim sen ne büyüksün şükür ölmeden gördüm seni. Seni bu yerde aramadigim yer kalmadı her yeri didik didik ettim ama yoktun yavrum özleminle günden güne tükendim seni çok özledim kızım *  *Anne bulamazdin zaten bu diyarlara yeni düştük * diye göz yaşları içinde konuştu. Herkes ağlarken bile gülmüş tü Zehra hanım ağlarken gülmüş tü  *Eee baba sen ozlemedin herhalde * diyince ramazan bey zaten akmaya hazır göz yaşlarını sildi kolları arasına aldı. *Özlemez olurmuyum yavrum günlük öldük öldük dirildik güzel kızım * diyip daha sıkı sarıldı Zehra hanım zaten hiç birakmak istemez gibi tekrar çekti ramazan bey bu kez ikisine de sarıldı  *Şükür * nidasi çıktı dudaklarından ... Davut bey kızına gülümsedi, annesinden önce davrandı ve çekti yavrusunu kendine saçlarını öptü yanaklarını öptü  *Nazlım ciğerimin paresi güzeller guzelim * derken nazlı da sarıldı babasına sıkıca sarıldı annesi bayıldığı için zar zor kalktı yerinden  *Yavrumm * diyerek çekti kokusunu içine  *seni çok özledim annem, sensiz ben ben değildim senin özlemin öyle büyüdü ki yüreğimde kaç evlat acısı na dayanamadım intihar ettim, yavrum öğün uyanıp seni yanımda görmediğim de öldüm öldüm dirildim kuzum * diyen kadın hem ağlıyor hem öpüyor du kızını.  Bu güzel an'a herkes göz yaşları içinde tanık olurken, hepsi göz yaşları içinde Tebessüm ediyordu hâlâ bu olayın şaşkınlığı üzerlerinde idi. Biraz sakinlesince herkes kızını çekerek oturdu bir köşeye yılların özlemi bı anda geçip gitmezdi işte . *Nasil buldunuz bizi * diyen mehtabın babası sarıldığı kızına baktı  * Valla baba biz sizi çoktan öldünüz, bizde yetiştirme yurdunda büyüdük sanıyorduk ama bı kaç gün öncesi bu yiyicilere saldırdık Allah ne verdiyse, Galip taraf biz geldik işte bunların inini gezerken kayıtları bulduk yumos yumos bir aileymişiz kaçırmış o sevil cadısı sizi, burayı da demin fark ettik Amman dede nin yanina getirdi bir velet işte anlattı dede de sağolsun öylelikle bulduk şükür * diyip bir nefeste anlattı herşeyi. * Peki siz bu dünyaya nasıl geldiniz* diye bu kez de Şevvallin annesi sordu  * Ah annem çok uzun * diyen Şevval tebessüm etti...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE